13 ADİYAT SURESİ (1-11)

1 Vel âdiyâti dabhâ.

1.            ve: andolsun

2.            el âdiyâti: koşanlar, savaş atları, binek atları

3.            dabhan: nefes nefese

“Düşün, koşanları nefes nefese…”

Açıklama: Yani “düşün bir” diyor “ganimet kapmak için saldırganlık yapanların hırstan dolayı atları nasıl yıpratırcasına sürdüklerini…” ‘Ve’ yemin edatı olsa bile ‘düşün’ olarak çevirisini tercih ettik. Çünkü denilmek istenene düşünmek hizmet ediyor. ‘Adiyat’ savaş atlarıdır; ama ortada karşılıklı bir savaş değil gasp söz konusudur. Bunları mücahidlerin atları sanan mealciler bile var.

2 Fel mûriyâti kadhâ.

1.            fe: sonra, böylece

2.            el mûriyâti: kıvılcım saçanlar

3.            kadhan: hızla çarparak

“Böylece hızla çarpıp kıvılcım sıçratanları…”

Açıklama: Yani “o kadar hiddetlidirler ki gözleri dönmüş olarak vurdukları yerden kıvılcım çıkaracak kadar da şiddetlidirler; ateş saçan kıvılcımlar çıkarıyorlar… Onlardaki bu hiddet ve şiddeti düşün…”

3 Fel mugîrâti subhâ.

1.            fe: sonra, böylece

2.            el mugîrâti: ansızın akın edenler

3.            subhan: sabah vakti

“Böylece akın edenleri sabah vakti…”

Açıklama: Yani “sabah vakti toplu halde hücum ederek başkalarının mallarına göz dikenleri düşün… Sabahtan insanlar hazırlıksız iken sonrayı bile bekleyemeyecek kadar hırs sahibi olan saldırganları düşün…”

4 Fe eserne bihî nak’â.

1.            fe: sonra, böylece

2.            eserne: tozu dumana kattılar

3.            bi-hî: onunla

4.            nak'an: toz

“Böylece onunla tozu dumana kattılar…”

Açıklama: Yani “böylece toz bulutları yükselttiler, asayişi bozdular, emeklere yazık ettiler, ailelere korku verdiler, göz gözü görmez oldu…” Bütün bunları düşünmesi isteniyor çünkü yüklendiği bu iş ve Müslümanlık öyle lafta olacak kadar kolay değil.

5 Fe vesatne bihî cem’â.

1.            fe: sonra, böylece

2.            vesatne: ortasına daldılar

3.            bi-hî: onunla

4.            cem’an: topluluk

“Böylece onunla topluluğun ortasına daldılar.”

Açıklama: Yani “kör gibi topluluğun içine daldılar.” Buraya kadar bir savaş esnası adeta insanın gözlerinin önüne sahneleniyor. Bu topluluğu “ordu” olarak çevirenler var ama orijinal metin öyle demiyor; topluluk kendi halinde yaşayan köy-kasaba sakinleri de olabilir; zira saldırıya uğruyorlar. Belli ki açgözlülerin ya da sömürgecilerin saldırısı, gaspı, işgali söz konusudur. Yoksa ortasına dalınacak başka ne tür bir topluluk söz konusu olabilir? Yani diyor ki “böylece o hiddetle halk sakinlerinin içine saldırıyla girdiler.”

6 İnnel insâne li rabbihî le kenûd.

1.            inne: muhakkak ki

2.            el insâne: insan

3.            li rabbi-hî: Rabbine

4.            le: gerçekten

5.            kenûdun: hamd etmeyen, şükürsüz, kıymet bilmez

“Mutlaka ki insan Rabbine gerçekten şükürsüzdür.”

Açıklama: Yani “insan Rabbinin verdiği nimetlere teşekkür etmemektedir.” Bu ayetten bellidir ki buradaki hücumun cihadla alakası yoktur. Buna rağmen bazı meal-tefsircilerin “cihad” demiş olmaları şaşırtıcıdır. Bunun mümkün olmadığı bu ayetteki kınamadan bellidir. Hatta kınama 11. ayete kadar devam etmektedir. Zaten zaman tebliğ ve davet zamanıdır ve cihad ayetleri için henüz çok erkendir. Sergilenen manzaraya göre insanoğlunun ne kadar yetinmez ve kontrolsüz olduğu ürkütücü boyuttadır. İhtiraslar çılgınlık seviyesindedir. Akıl devreden çıkmıştır. Şaşkın toz bulutları gibidirler. Böyle oldukları için de “kenudun” deniliyor. “Ellerindeki nimetlerin kıymetini bilmeyen hatta şükretmeyi aklına bile getirmeyecek kadar gözü dönmüş haldeler. Tıpkı bindikleri atları çıldırttıkları gibidirler. Allah’ı ve sorumluluklarını iyice unutmuş haldeler.”

7 Ve innehu alâ zâlike le şehîd.

1.            ve inne-hu: ve muhakkak ki o

2.            alâ: üzerine, ...e

3.            zâlike: bu

4.            le: elbette

5.            şehîdun: şahittir

“Ve o mutlaka buna elbette şahittir.”

Açıklama: Yani “ve o kanaatsiz ve şükürsüz saldırganların kendileri de buna şahittirler”; yani “şahit tutulacaklardır; hesap vereceklerdir.” Burada ‘o’ denileni ‘Allah’ olarak anlayıp çevirenler de var; Allah şahiddir anlamında. Fakat bu durumda anlatımda akış bozuluyor. Çünkü şükür etmeyenlerle başlayan anlatım bundan hemen önceki ve hemen sonraki ayetle devam etmektedir.

8 Ve innehu li hubbil hayri le şedîd.

1.            ve inne-hu: ve muhakkak ki o

2.            li hubbi: ...a sevgisi

3.            el hayri: hayr, mal (malı hayır sandığı için)

4.            le: gerçekten

5.            şedîdun: şiddetli, kuvvetli

“Ve mutlaka ki onun hayr sevgisi gerçekten şediddir.”

Açıklama: Yani “o şükürsüz saldırganların kendilerine hayrı dokunan servet hırsları çok şiddetlidir; çok kötüdür.”

9 E fe lâ ya’lemu izâ bu’sira mâ fîl kubûr.

1.            e: mi?

2.            fe: artık

3.            lâ ya’lemu: bilmiyorlar

4.            izâ: olduğu zaman

5.            bu’sira: çıkarıldı

6.            mâ: şeyler, olanlar

7.            fî el kubûri: kabirlerde

“Artık bilmiyorlar mı çıkarıldığında kabirlerde olanlar?..”

Açıklama: Yani “yok olmak yok…” Diyor ki: “Bilmez miler ki ahiret günü herkes mezarından dışarı çıktığında…”

10 Ve hussıle mâ fîs sudûri.

1.            ve hussıle: ve hâsıl olanlar toplandı, toplanıp izhar edildi

2.            mâ: şeyler, olanlar

3.            fî es sudûri: göğüslerde

“Hasıl olanlar toplandığında sadrlarda?..”

Açıklama: Yani “kabirlerinden kalkan insanların kalplerinde bile olmuş olan gizli ya da açık her şey ortaya döküldüğünde… Kalbinden geçirdiklerinden bile sorumlu tutulduklarında…”

11 İnne rabbehum bi him yevme izin le habîr.

1.            inne: muhakkak ki

2.            rabbe-hum: onların Rabbi

3.            bi-him: onlardan, kendilerinden

4.            yevme izin: o gün, izin günü

5.            le: mutlaka, elbette

6.            habîrun: haberdar olan

“Muhakkak ki onların Rabbi onlardan izin günü elbette haberdar olandır.”

Açıklama: Yani “kesindir ki kurtuluş için iznine muhtaç olunacağı o gün Rab olan Allah onların her halinden haberdar olduğunu gösterecektir. Onların kalplerinden geçirdiklerini bile ortaya dökecektir… Böylece hesap soracaktır…”

ALINAN MESAJ: Hiçbir türlü tatmin olmayacak kadar çok hırslı olanlar gibi olup da Allah’ın bize verdiği nimetleri unutmamalıyız. Kan ve gözyaşı döktürerek mal elde etmeye kalkmamalı, korku vermemeli, Allah’ın verdiği nimetler için Ona çok şükretmeliyiz. Hırsın şükretmeyi unutturmasından Allah’a sığınmalıyız. Mal çoğaltma hırsı dünyalık olup bir gün mutlaka öleceğiz ve kalbimizden geçirdiklerimiz bile ortaya çıkarılacaktır. Kalbimizden geçenin de hesabını vereceğiz; çünkü Allah daima haberdar olmuştur.

Mayıs 2017

Not: Cafer es Sadık mushafının nüzul sırasına göre ikinci on şöyle sıralanıyor: 11. Şerh, 12. Asr, 13. Adiyat, 14. Kevser, 15. Tekasur, 16. Maun, 17. Kafirun, 18. Fil, 19. Felak, 20. Nas.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020