7 TEKVİR SURESİ (1-29)

1 İzâş şemsu kuvvirat.

1.            izâ: olduğu zaman

2.            eş şemsu: güneş

3.            kuvviret (tekvîr): bürülüp dürüldü (tortop olmak, sarık gibi sarılmak)

“Güneş bürülüp dürüldüğü zaman…”

Açıklama: Yani “güneş karanlığa gömüldüğünde.” Yani “gece olduğunda. Dünyadakiler güneş ışığından mahrum kaldıklarında.”

2 Ve izân nucûmunkederat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            en nucûmu: yıldızlar

3.            inkederet: bulanıklaştı, soldu, enerjilerini tüketti, dağıldı

“Ve yıldızlar kederlendiği zaman...”

Açıklama: Yani “ve yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde, solduğunda. İçinde bulundukları psikolojik durumdan dolayı gece daha da karardığı zaman… Havanın alacağı şartlar insanları yıldızların ışığından bile mahrum kıldığında.”

3 Ve izâl cibâlu suyyirat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el cibâlu: dağlar

3.            suyyiret: yürütüldü

“Ve dağlar yürütüldüğü zaman…”

Açıklama: Yani “bakınanlar baş döndürücü şekilde dağların hareket ettiğini gördüklerinde…”

4 Ve izâl ışâru uttılet.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el ışâru: yüklü develer, kıymetli mallar, servetler, evler, saraylar

3.            uttılet: salındı, başıboş bırakıldı, terk edildi

“Ve yüklü develer salındığı zaman...”

Açıklama: Yani “ve doğurmak üzere olan dişi develer bile başıboş bırakılıp umursanmadığında, kıymetli dünya malları terk edildiğinde…”

5 Ve izâl vuhûşu huşirat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el vuhûşu: vahşi hayvanlar

3.            huşiret: haşrolundu, toplandı

“Ve vahşi hayvanlar haşrolduğu zaman...”

Açıklama: Yani “her doğal afette olduğu gibi hayvanlarda şaşkınlık olup bu defa bütün hayvanlar bir araya toplandığında.”

6 Ve izâl bihâru succirat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el bihâru: denizler

3.            succiret: tutuşturuldu, ateşlendi

“Ve denizler tutuşturulduğu zaman...”

Açıklama: Yani “ve denizler kaynadığında…” Tutuşan bir şeyi söndüren suyun kendisinin tutuşması olağanüstü bir durumun ifadesidir. Bize lavların yaktığı denizleri hatırlatmaktadır. Bu ifade aşırı yükselen dalgaları da anlatabilir.

7 Ve izân nufûsu zuvvicet.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            en nufûsu: nefsler

3.            zuvvicet: (zevcelendirildi) eşleştirme yapıldı, bir araya getirildi

“Ve nefsler eşleştirildiği zaman...”

Açıklama: Yani “bütün insanlar yaptıklarıyla eşleştirildiğinde… Yaptığı her şey bir bir sorgulanıp tam olarak neyi hak ettiği sonuçlandırıldığında… Geçmişte yaptıklarının hesabı sorulduğunda… Dünyada yaptıklarının sorumluluğundan ahrette kurtulamadığında…”

8 Ve izâl mev’ûdetu suilet.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el mev’ûdetu: diri olarak toprağa gömülen kız çocuğu

3.            suilet: soruldu

“Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğu sorulduğu zaman...”

Açıklama: Yani “ve diri diri gömülen kız çocuğu Hesap günü sorulduğunda…”

9 Bi eyyi zenbin kutilet.

1.            bi: ile

2.            eyyi: hangi

3.            zenbin: günah

4.            kutilet: öldürüldü

“Hangi kabahat sebebi ile öldürüldü?”

Açıklama: Yani “bu kız çocuğu hangi kabahatten dolayı öldürüldü? Ne suç işledi? Kime ne yaptı? Kız doğması mı onun hatasıydı? Diri diri gömülerek cezalandırılacak kadar ne yaptı?” Kızların çocuk bile olsalar hiçbir değerlerinin olmadığı bir zaman ve yerde Kur’an’ın bu tehdidi son derece manidardır. Sebebin devletin bekası bile olsa hesap verceksin.

10 Ve izâs suhufu nuşirat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            es suhufu: sahifeler, amel defteri, sevap-günah kayıt defteri

3.            nuşiret: neşredildi, yayınlandı, açıldı

“Ve sayfalar açıldığı zaman...”

Açıklama: Yani “insanların yapıp ettiklerinin, amellerinin yazıldığı, iyi ve kötü yaptığı her şeyin kayıt altına alındığı, kendi elimizle yapıp ettiğimiz ve bu deftere yazdığımız her şey önümüze açılıp sergilendiği zaman…”

11 Ve izâs semâu kuşitat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            es semâu: sema, gök

3.            kuşitat: sıyrılıp soyuldu (derinin, koyundan sıyrılarak çıkarılması)

“Ve sema sıyrılıp kaldırıldığı zaman...”

Açıklama: Yani “ve semadaki perdelerin sıyrılıp kaldırıldığı, perdelerin açıldığı zaman ve gökyüzü açılıp ortaya serildiğinde.” Yani “her şey gün ışığı gibi ayan beyan olduğu zaman. Bulutların kalkıp güneşin ortaya çıkarak her yeri aydınlatması gibi.”

12 Ve izâl cahîmu su’ırat.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el cahîmu: alevli ateş, cehennem ateşi

3.            su’ıret: çılgınca kızıştırıldı, şiddetle alevlendirildi

“Ve cehennem kızıştırıldığı zaman...”

Açıklama: Yani “cehennemin şiddetle alevlendirildiği, yakıcı ateşi parladığı zaman.” Yani “cehennemin tam olarak tutuşturulduğu zaman...”

13 Ve izâl cennetu uzlifet.

1.            ve izâ: ve olduğu zaman

2.            el cennetu: cennet

3.            uzlifet: yakınlaştırıldı

“Ve cennet yaklaştırıldığı zaman.”

Açıklama: Yani “ve cennet gözler önüne getirildiğinde”, yani “cennetin de hazır olduğu zaman…”

14 Alimet nefsun mâ ahdarat.

1.            alimet: bilip öğrendi

2.            nefsun: nefs

3.            mâ: ne

4.            ahdaret: hazırladı

“Bilir nefisler ne hazırladığını.”

Açıklama: Yani “her insan ne hazırlamış olduğunu bilecek. Her insan kendisi için ne hazırlamış olduğunu görecek. Dünyada yapıp ettiği bütün iyilik ve kötülükler sergilenir. Cennete ya da cehenneme hazırlanmış olur.”

15 Fe lâ uksimu bil hunnes.

1.            fe: olduğu zaman, bundan sonra

2.            lâ: hayır

3.            uksimu: kasem ederim, yemin ederim, şahit olsun

4.            bi el hunnesi: hünnese, merkezî çekim kuvvetine

“Bundan sonra hayır, hunnesi tanıklığa çağırırım.”

Açıklama: Yani “dönüp duran yıldızları tanıklığa çağırırım, şahit olsunlar.”

16 El cevâril kunnes.

1.            el cevâri: cevalan eden, akıp giden, dönen yörünge, cari olan

2.            el kunnesi: yörünge üzerinde dönen

“Yörüngesinde dönerek akanlara.”

Açıklama: Yani “yörüngelerinde akan ve kaybolan gezegenler şahit olsunlar…”

17 Vel leyli izâ as’as.

1.            ve el leyli: ve gece

2.            izâ: olduğu zaman

3.            as ase: giriş veya çıkış anı, geceye geçiş anı kararmaya başladığı an

“Ve geceye kararmaya başladığı zaman.”

Açıklama: Yani “ve kararmakta olan gece şahit olsun…”

18 Ves subhı izâ teneffes.

1.            ve es subhı: ve sabah

2.            izâ: olduğu zaman

3.            teneffese: nefes almaya başladı, güneşin ilk ışınları gelmeye başladı, gün ağarmaya başladı

“Ve sabaha ağarmaya başladığı zaman...”

Açıklama: Yani “ve başlayan sabah şahit olsun…”

19 İnnehu le kavlu resûlin kerimin.

1.            inne-hu: muhakkak ki o

2.            le kavlu: sözüdür

3.            resûlin: bir resûl

4.            kerîmin: kerim, ikramlı, kerametli

“Muhakkak ki o sözüdür kerim bir Resul’ün.”

Açıklama: Yani “buraya kadar size tabiat olaylarını şahit tutarak anlattıklarımız tabiat kanunları olup Allah’ın yarattığı unsurlardır. Elçiye indirilen kelam Allah’ın yaratmasındaki olgular kadar doğaldır. Elçiye indirilen gerçekten ikramlı bir elçiye vahyedilmiş Allah kelamdır. Kerametli Resulün Allah’tan naklettiği sözüdür. Sözlerimiz bereketlendirilmiş bir elçinin dilinden söz olarak çıkmaktadır.”

20 Zî kuvvetin inde zîl arşi mekîn.

1.            zî: sahibi

2.            kuvvetin: kuvvet

3.            inde: indinde, yanında, katında, nezdinde

4.            zî: sahibi

5.            el arşi: arş

6.            mekînin: kuvvetli, şerefli, yüce, imkân, mekân

“Arş mekânı sahibinin indinde kuvvet sahibidir.”

Açıklama: Yani “arşın sahibi olan Allah’ın indinde kuvvetten nasiplenmiştir. Allah ona kuvvet ikram etmiş ve yardımcı olmaktadır.” Burada “arş” terimi nüzul sırasına göre ilk kez kullanılmış oluyor. Bu terimle Allah kudret ve hâkimiyetini anlatmaktadır.

21 Mutâın semme emîn.

1.            mutâın: kendisine itaat edilen

2.            semme: orada

3.            emînin: emin, güvenilir

“Kendisine itaat edilen orada emindir.”

Açıklama: Yani “kendisine itaat edeceğiniz elçi güvenilirdir.”

22 Ve mâ sâhıbukum bi mecnûn.

1.            ve: ve

2.            mâ: değil

3.            sâhıbu-kum: sizin sahibiniz, arkadaşınız

4.            bi mecnûnin: bir deli

“Ve değildir sizin arkadaşınız bir mecnun.”

Açıklama: Yani “arkadaşınız bir cinlenmiş değildir; bir deli ya da bir çılgın değildir.” Burada elçi için “arkadaşınız” demekle onun ilahlaştırılmasının önüne geçiyor. Hiçbir Hıristiyan İsa peygamberi havarilerinin arkadaşı görmemektedir. Musa peygamber de Yahudiler için insanüstüdür. Hatta hiçbir tarikat şeyhi bile herhangi bir müridinin arkadaşı değildir. Fakat Muhammed peygamber sahabesi için bir “arkadaş elçi”dir.

23 Ve lekad raâhu bil ufukıl mubîn.

1.            ve lekad: ve gerçekten, doğrusu

2.            reâ-hu: onu gördü

3.            bi el ufuki: ufukta

4.            el mubîni: apaçık

“Ve gerçekten onu gördü ufukta apaçık.”

Açıklama: Yani “vahiy meleğini apaçık gördü bir ufukta.” Çünkü henüz ilk vahiylerin alınması söz konusudur ve vahyin ilk beş ayeti geldikten sonra bunun yanlış bir his olabileceği endişesini taşımasına neden olacak kadar bir süre vahiy kesilmiştir. İstisna olarak gerçekleşen bu olay elçinin bir yanılsama içinde olmadığını gösterdi. Anlaşıldı ki bu gerçekten de sıradan bir olay olmayıp gelen vahiy imiş.

24 Ve mâ huve alâl gaybi bi danîn.

1.            ve mâ: ve değil

2.            huve: o

3.            alâ el gaybi: gayba karşı, o gaybta vahyolunan

4.            bi danînin: cimri, saklayan, saklayıcı

“Ve değildir o gaybtan saklayıcı.”

Açıklama: Yani “o gaybtan vahyolunanı saklayıcı değildir. Vahyedilen bir bilgiyi söylemekten çekinecek biri değildir; insan kavrayışının ötesindeki şeylerin bilgisinden dolayı onları inanmazlar diye saklayacak biri değildir. Ne vahyedilirse onu söylüyor. Bu yüzden de vahyi size tebliğ ediyor.”

25 Ve mâ huve bi kavli şeytânin racîm.

1.            ve mâ: ve değildir

2.            huve: o

3.            bi kavli: sözü

4.            şeytânin: şeytan

5.            racîmin: recmedilmiş, taşlanmış

“Ve değildir o taşlanmış şeytanın sözü.”

Açıklama: Yani “bu mesaj lanetlenmiş bir şeytani gücün sözü de değildir. “Şeytane” sözcüğü “uzaklaştı” veya “yabancılaştı” fiilinden türemiş olup hak olan her şeye uzak ve yabancı olan etkidir. Önyargıyla hakkı inkâr edenlerin içlerindeki kötü dürtüler yani insanın şeytan tarafı, hırçın ve terbiyesiz tarafı anlaşılır. Böylece (şeytan tarafını terbiye ve teslim eden) elçi de bunu uyduruyor değildir.

26 Fe eyne tezhebûn.

1.            fe: şu halde, öyleyse

2.            eyne: nereye

3.            tezhebûne: siz gidiyorsunuz

“Öyleyse siz nereye gidiyorsunuz?”

Açıklama: Yani “öyleyse ayrılıp nereye gidiyorsunuz?”

27 İn huve illâ zikrun lil âlemîn.

1.            in ...(illâ): ancak, sadece

2.            huve: o

3.            (in) ...illâ: ancak, sadece

4.            zikrun: bir zikir

5.            li: için

6.            el âlemîne: âlemler

“Sadece o sadece bir zikirdir âlemler için.”

Açıklama: Yani “o beşer kaynaklı şeytan sözü olmadığına göre sadece insanları uyaran ilahi bir kelamdır.”

28 Li men şâe minkum en yestekîm.

1.            li: için

2.            men: kimse

3.            şâe: diledi

4.            min-kum: sizden

5.            en yestekîme: istikamet üzere olmak

“Sizden istikamet üzere olmayı dileyen kimse içindir.”

Açıklama: Yani “o Zikir doğru yolda yürümek isteyen için uyarıdır.” Yani “içinizden doğru yolda yürümeyi dileyen öğüt alır.”

29 Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâhu rabbul âlemîn.

1.            ve mâ teşâûne: ve siz dileyemezsiniz

2.            illâ: olmadıkça

3.            en yeşâe allâhu: Allah’ın dilemesi

4.            rabbu: Rabbi

“Ve siz dileyemezsiniz Rab Allah’ın dilemesi olmadıkça.”

Açıklama: Siz elbette hak olanı dileyici olmazsınız Allah’ın dilemesine layık olmadıkça. Allah elçi göndermeseydi ve hidayet vermeseydi hakkı dileyemeyecektiniz. Size verdiği akıl, duygu ve elçi yoluyla doğru yolu buldunuz. Aksi takdirde bulamayacaktınız. Akıl nimetiyle iyiyi de kötüyü de ayırabildiniz; böylece sadece seçmesi size kaldı. Bütün bu nimetlere sahip olmanız Allah’ın dilemesiyle gerçekleşti. Her ne kadar iyiyi seçmekle hidayeti hak etseniz de siz daha seçmeden önce iyiyi seçme basiretini size veren Odur. Demek ki sizin iyiyi dilemeniz bile edindiğiniz ilahi terbiye nedeniyledir. O ilahi terbiye Allah’ın dilemesidir. Bu da bizi Ona karşı şükran borçlu kılar.

ALINAN MESAJ: Dünyanın sonu geldiği zaman ne yapıp ettiysek her şey hesabı verilmek üzere önümüze çıkacaktır. Sorgulanmamızın sonu ya cennet yahut cehennem olacaktır. Resul ne yaptığını bilen biridir. Emin olunsun diye vahiy meleğini görmüştür. Vahiy haktır. Âlemler için öğüttür. Kim düzelmek isterse onlar öğüt alabilirler. Siz hak etmedikçe Allah dilemez ve siz dilemedikçe hak etmezsiniz; Allah hak edene dileyeceğine göre de o dilemedikçe sizin de dileyeceğiniz yok.

Mayıs 2017


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019