ZAMANIN TARİHİ-8

Bitkiler ve Hayvanlar…

570-440 milyon yıl önce (Kambriyen ve Ordovisiyen) koloni halinde yaşayan fosil stomokordalılar sınıfından graptolitlerin ve eklembacaklılar bölümünün fosil sınıfında olan trilobitlerin yükselişi ve tüm dünyada denizlerde yaşayan canlı türlerinin çeşitliliği soz konusu oldu. İlk balık işte bu sıralarda ortaya çıktı.

Günümüzden 530 milyon yıl önce günümüz canlı türlerinin ilk ataları sayılabilecek çok hücreli ve sert kabuklu canlılar sığ deniz tabanlarında ortaya çıktı. Bilinmeyense, bu sayı ve çeşit patlamasına neyin yol açtığıydı. Büyük bir tektonik olay Kambriyen Patlamasını tetiklemiş olabilir. Kuzey ve Güney Amerika, Afrika, Avustralya ve Antarktika kıtalarındaki jeoloik kanıtlara göre deniz seviyelerinin yükselmesi önemli bir faktör. Bu olaylar deniz tabanının, özellikle de Iapetus Okyanusunun genişlemesine yayılışının sonucu idi. Deniz seviyelerinin yükselmesine yol açan günümüz Kuzey Amerika’sının atası olan Lavrensiya kıtasının, büyük kısmı Güney Yarıküre’de toplanmış olan Gondwana süper kıtasından kopmasıyla kendini gösteren büyük tektonik hareket sonucu, Büyük Okyanus ve günümüz Atlas Okyanusu’nun öncülü olan Iapetus Okyanusu’nu birleştiren derin bir yarığın oluşmasıdır. Kambriyen Dönem’in başlarında Kuzey Amerika, Afrika ve Avrupa’ya değil, Antarktika ve Güney Amerika’nın bir bölümüne bağlı idi. Yerkabuğu hareketiyle kabaran okyanus suları günümüz kıtalarının kıyılarını istila etmesiyle oluşan, yaşamın gelişmesine uygun sığ denizlerle beraber, jeoloik ve coğrafi değişimler atmosferde oksijen birikmesine ve okyanus kimyasının değişmesine neden olarak canlıların çoğalıp çeşitlenmesine yol açtın (1).

440-400 milyon yıl önce (silüriyen) boyunca buzul tabakaların erimesi deniz seviyesinde önemli bir yükselişe neden oldu. Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın büyük bir kısmını işgal eden sığ denizler, türlerin göç etmesinin önünde ciddi bir engel olmayıp bu dönem denizlerin taşmasının maksimum düzeyde olduğu bir dönemdi. Güney kıtalar, ön-Gondwanaland’ı (Afrika, Güney Amerika, Antarktika, Avustralya ve Hindistan) oluşturacak şekilde gevşekçe kenetlendi; fakat Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya ayrı idi. Avrupa ile Kuzey Amerika arasında küçük bir ön-Atlantik Okyanusu (Iapetus) vardı ve Güney Kutbu ise Kuzeybatı Afrika dolaylarında idiı. Daha sonra kıtalar sürüklenerek Pangaea adlı tek bir süper kıta oluşturdular.

380 milyon yıl önce Iapetus Okyanusunun yok oluşuyla başlayan bu süreç, Kaledonya-Apalaş dağlarını oluşturdu. Çünkü Baltık, Kanada ile çarpıştı ve Avrupa’yla Kuzey Amerika birleşti. Bu sürekli yakınlaşma bütün kıtaların birleştiği yarı-sürekli kara parçasını oluşturdu. Bu kadar büyük bir kara alanın oluşmasıyla ilk kez bir yaşam formu kıyılarda denizden karaya çıkmaya çalışınca ilk amfibiler ve kara bitkileri ortaya çıktı. Hayvan ve bitki yaşamı adeta patladı. Değişen çevre koşulları bazı türleri kıyı bölgelerinden karaya doğru bir harekete sürükledi ve/veya yok etti. Bir kısmı bunu başardı. Sığ deniz kayalıklarında yaşamaya uyarlanan deniz organizmalarının büyük bir çoğunluğunun nesli yok oldu. Nihayet amfibilerden sürüngenler ortaya çıktı. İlk kara bitkileri 30 metre yüksekliğe ulaşan ağaçlardan oluşan dev ormanlar yaratarak patlamalı bir büyüme gösterdi. Günümüzde kullanılan kömür madenlerinin çoğunun menşei bu uzak geçmiş dönemine ait olup ormanların zemininde çürüyerek milyonlarca yılda biriken bir döküntünün ürünüdürler.

Fizyolojiye göre ölüm, öyle aniden olan bir şey değildir, tersine, çok uzun süren bir olaydır. Öyle ki, ölüm anını tespit etmek neredeyse imkânsızdır (2). Bu yüzden bu canlıların ölümleri hakkında kesin çizgiler belirlemek kolay değil. Organik ve inorganik madde arasındaki sınır çizgisindeki virüsler gibi çok ilkel organizmaları sınıflandırmak da oldukça zor. Aynı zorluk hayvanlarla bitkiler arasında ayrım yaparken de söz konusudur. Bitkiler üç ana bölüme ayrılırlar. İlki (tallofitler) çok gevşek örgütlenmiş hücre grupları olan en ilkel biçimli tek hücreli organizmalardır. Bunlar klorofil içerdiklerinden belki bitkidirler; nitekim bitkiler gibi yaşarlar. Eğer bu size normal gelmiyorsa et yiyen bitkileri (karnivor) nasıl açıklayabilirsiniz? Sinekkapan, etçil bir bitki olup dikenli yapraklarını kapatarak, yaprağın üzerinde bulunan avını sıkıştırarak özel sindirici sıvı salgılar ve avını öldürür; 5 ila 20 gün içinde sindirir. Neyse, demek ki hayvanlarla bitkiler arasında kullanışlı ve kesin bir ayrım çizgisi aramak doğru değil; çünkü arasında belirsiz iç içe geçişler söz konusudur. Protozoaların birçoğu kesin hayvandırlar; protozoalar hayvanlar gibi hareket ederler, büyürler, besin özümser ve atıklarını dışkılarlar. Gölcüklerdeki minik tek hücreli organizmalar olan öglena kamçısının hareketleriyle su içinde hareket eden oval vücuduyla kıvrılarak kurtçuğunkine benzer hareketler yapabilir. Yani hayvanlar gibi hareket edebildikleri halde bitkisel bir özellik olan klorofil taşırlar ve besinini fotosentezle sağlarlar! Çağımızda evrime ancak bu tip kanıtlar bulunabilmektedir. Gelecek asırlar daha neler bulunur Allah bilir… Ama evrim karşıtlarının “hadi bulsanıza” dedikleri türden yarı hayvan yarı insan vücutlar bulmak mümkün değil. Bilim adamlarının tatmin olacakları ama kahvehane köşesindekilerin ön yargıyla tatmin olmayacakları uzun bir zaman daha geçecektir…

Öglena canlı bir çelişkidir. Bu çelişkinin nedeni hayvan mı bitki mi olması konusunda kararsızlıktan dolayı değildir; hem hayvan hem bitki olmasından dolayıdır. Bununla çok sıkı ilişkili başka yaşam formlarının klorofili yoktur ve hayvan gibi davranırlar; ipliksi uzun kamçılarını kullanarak yüzerler, besinleri yutar ve sindirirler vs. “Bitkiler” ve “hayvanlar” diye biz kategorize ediyoruz. Ama bu soyut bir kategoridir. Şöyle de olabilir:

1. Cansız

2. Cansız-canlı arası

3. Canlı (bitkileşme)

4. Bitki

5. Bitki-hayvan arası

6. Hayvan

7. Hayvan-insan arası (insansı)

8. İnsan

Belki de öglena, hem hayvanların hem de bitkilerin ataları olan küçük deniz organizmalarının oluşturduğu eski ve ilkel bir grubun canlı kalıntısı olabilir. Klorofile bakıp bitki demekle de iş tam olarak çözülmüyor. Çünkü diğer bakımlardan bitkilere çok benzeyen tallofitlerin bazıları (mantar) klorofile sahip değildirler. Aslında bu mantarlar sorunlu bir familyayı temsil ederler ama bu familyanın üyelerine bitki gözüyle bakılır (3).

Çok hücreli yaşamın çeşitliliği yaşamın evriminde bir başka nitel sıçramadır. Yumuşak vücutlu organizmalardan mineralleşmiş sert kısımlara sahip organizmalara geçiş… Daha üst organizmaların gelişimi… Tuz ve kalsiyum gibi belli maddeler, bu maddeleri saklamaya gereksinim duyan deniz yaratıklarının hücre yapılarına ve dokularına girer. Hücre içinde metabolizmayla veya enerji üretme işiyle uğraşan organel (mitokondri), kalsiyum ve fosfatı özümseyerek kalsiyum fosfat olarak dışarı atar. Bu mineral hücre içinde depolanabilir veya bir iç ya da dış iskeletin yapımında kullanılabilir. İskeletin genellikle, kolajen olarak adlandırılan lifli proteinlerin üzerine mineral kristallerinin yerleşmesiyle gerçekleşir. Omurgalıların tüm proteinlerinin üçte birini oluşturan kolajen ancak serbest oksijenle oluşabilir. Omurgalıların oluşumuna giden ilk adım, balık benzeri bir hayvan olan pikaia gibi gözükür. Deniz fıskiyeleri, deniz tabanında hareketsiz yaşayan ve gıdasını sudan süzdüğü besinlerden alan hayvanlar ile serbestçe yüzen balıklar arasındaki evrimsel bağlantı olarak ortaya çıkar. Bu balıklar (ostracoderma) kabuk benzeri pullarla kaplı idiler; dişleri ya da çeneleri yoktu. Silüriyen dönemindeki bu devrimci sıçramayla ilk omurgalılar yaratıldı.

410 milyon yıl önce deniz tabanındaki besinleri emerek almak yerine diğer hayvanları avlamayı mümkün kılan çeneler, ön solungaçlardan evrimleşti. İlk balıkların çeneleri yoktu. Bu kemikler atalarında elbette mevcuttu ama gördüğü iş başkaydı; tam ağzın arkasındaki solungaç kemerini destekliyordu. Solunum görevi açısından mükemmeldi. Problem yaşanmıyordu. Bu iş için yaratılmıştı ve gelecekteki işlevleri hakkındaki bilgi sadece Allah’ta idi. Sonra öğrenecektik. Kemikler çene haline gelirken muhteşem bir önuyum geçirdiler. Bu çapraşık aygıtın parçaları bir araya gelmiş, fakat henüz beslenmek için değil solunum için kullanılıyordu. Yani yeninin unsurları eskinin içindeydi. İlk çeneli balık, acanthodianlar veya dikenli köpek balığı, kemikli birçok balık çeşidinin başlangıcı olunca bu balıklardan ilk kara omurgalıları olan amfibiler evrimleşti.

Balıkların çoğunda yüzgeçler, bir hayvanın karadaki ağırlığını taşıyamayacak kadar narin paralel ışınlardan oluşur. Tatlı su dip balıklarının özel bir grubu sağlam bir merkezi eksene ve yalnızca birkaç dış uzantıya sahip bir yüzgeç evrimleştirmesi karada yaşayan bir canlının bacağı haline gelmek için hayranlık verici bir önuyum demekti. Fakat yalnızca kendisinin sudaki amacına uygun olarak deniz dibinde hızla yol alırken engellere karşı merkezi ekseninin ani dönüşler yapabilmek için evrimleşti. Unutmayınız ki “önuyum ilkesi” bir yapının kendi biçimini pek değiştirmeksizin yerine getirdiği işlevi kökten değiştirebileceğini ileri sürer. Yeni işlevler gelişirken eskilerinin korunduğunu savunarak ara aşamalarla ilgili belirsizlik durumunu zihninizde halledebilirsiniz (4).

Eusthenopteron’un kaslı yüzgeçleri, solungaçları ve akciğeri mevcuttu. Bu balıklar kuraklık dönemlerinde akciğerleri aracılığıyla hava solumak için su birikintilerinden çıkabildiler. Karbonifer amfibilerinin çoğu, zamanlarının büyük bir kısmını karada geçirebildikleri halde yumurtalarını bırakmak için suya döndüler. Böylece sürüngenlere doğru evrimsel bir sıçrama mümkün oldu; sürüngenler bütün zamanlarını karada geçirdiler ve kalsiyum karbonat kabukla kaplı şimdiye nispeten daha az sayıda yumurta bıraktılar.

Evrim teorisini kabul etmekle organik yaşamla ilgili bütün kavramlarımız gerçeğe yaklaşır. Aksi takdirde değişim diye bir şey olmazdı. Organik dünyadaki kavramlar ve gerçeklik tümüyle çakıştığında gelişim biter. Balık sudaki yaşamı ve solungaçlar aracılığıyla solumayı içerir. Engels’in dediği gibi, “Balık kavramını yerle bir etmeden balıktan amfibilere nasıl geçeceğiz?” Böylece bu kavram yerle bir edilmiştir. Çünkü hava keseciklerini çok daha geliştirerek akciğere dönüştüren ve hava soluyabilen bir dizi balık bildik. Engels’e göre, “Şu ya da bu kavramı gerçeklikle çelişki içine sokmaksızın yumurtlayan sürüngenden canlı yavrular doğuran memelilere nasıl geçeceksiniz?” Ve yine diyor ki: “Aslında monotrematalarda yumurtlayan memeliler alt-sınıfını görürüz; 1843’te Manchester’da ördek gagalının yumurtalarını görmüştüm ve küstahça bir dar kafalılıkla böyle bir aptallığı alaya almıştım –sanki bir memeli yumurtlayabilirmiş gibi– ve şimdi bu kanıtlandı!” (5).

Kaynakça:

1. “Massive geographic change may have triggered the explosion of animal life”, University of Texas at Austin, 31 Ekim 2014.

2. Engels, “Anti-Dühring”, s.26-7; 72-73.

3. F. H. T. Rhodes, “The Evolution of Life”, s.138-9.

4. S. J. Gould, “Ever Since Darwin”, s.107-8; “Darwin ve Sonrası”, s.106-7.

5. Engels (MESC), “Engels’ten Schmidt’e”, 12 Mart 1895; “Seçme Yazışmalar”, cilt 2, s.319.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Yalıtım (İnşaat) Bilim / Teknik 09.09.2019
TEORİ Ve İNANÇ FARKI - 8 Bilim / Teknik 14.07.2019
FARKI BİLMEK ve FARKI FARKETMEK FARKI -7 Bilim / Teknik 16.05.2019
ALGI ve VERGİ FARKI - 6(Bir tanım, bir soru, bir tez ya da teori) Bilim / Teknik 10.05.2019
Ölümü yenebilir miyiz? Bilim / Teknik 03.05.2019