4 MUDDESİR SURESİ (1-56)

1 Yâ eyyuhâl muddessir.

1.            yâ eyyuhâ: ey

2.            el muddessiru: … ile örtünmüş, … ile sarınmış, disarını giymiş olan, esvabına bürünmüş olan

“Ey bürünmüş olan!”

Açıklama: Yani “ey içine kapanarak yalnızlığına bürünmüş olan elçi! Kendi köşesine kapanıp kalan peygamber.” Kalk dendiğine ve uyarması istendiğine göre belli ki bir süre vahiy kesikti ve artık bunlar gelmeye başlamıştır.

2 Kum fe enzir.

1.            kum: kalk

2.            fe: bundan sonra, artık

3.            enzir: uyar

“Kalk, artık inzar et.”

Açıklama: Yani “artık kalk ve insanları uyarmak için harekete geç; aralarına katıl. Uyarıcı olarak yorul.”

3 Ve rabbeke fe kebbir.

1.            ve rabbe-ke: ve senin Rabbin

2.            fe: artık, öyleyse

3.            kebbir: tekbir et, yücelt

“Ve senin Rabbini tekbir et öyleyse.”

Açıklama: Yani “Rabbinin büyüklüğünü ayetlerde anlatıldığı gibi an. Yarattığı sonsuz nimetlerden, muhteşem nizamdan bahset.”

4 Ve siyâbeke fe tahhir.

1.            ve siyâbe-ke: ve elbisen, esvab

2.            fe: artık

3.            tahhir: temiz tut, temizle

“Ve esvabını artık temizle.”

Açıklama: Yani “kuşandığın kişiliğini, öz benliğini temizle! İçinde tertemiz duygular barındır ve bu duygular seni kuşatsın. Şirke meylettirecek en ufak bir pisliğin bile zihnini karıştırmasına izin verme. Tertemiz bir zihin ve kalple insanların içine çık.” Bu ayetle ilgili birçok mealci elbisenin temizlenmesinden söz eder. Fakat bunu insana demeye gerek yok. Elbise temizliğini pekâlâ kâfirler de yapıyor olabilirler. Sonraki ayette geçecek olan “hicret” sözcüğünden bellidir ki kirden değil çirkin duygulardan uzaklaşılır, hicret edilir. Böylece inandığını yaşayan biri daha inandırıcı olacaktır. Elbiseleri temizlemesi gerektiğini vahiyle öğrenmesine gerek yoktur. Elbiseleri pis miydi de uyardı? Kâfirler bile elbiselerini temizlemesini bilirler. Ama burada vahiy gibi çok özel bir konu vardır. Kişiliğini, kalbini, ruhi halini, davranış tarzını daha iyi hale getirecektir. Çünkü henüz çiçeği burnunda bir elçidir ve elbette vahiy geldikçe daha da olgunlaşacaktır. Hatta en başta o olgunlaşacaktır.

5 Ver rucze fehcur.

1.            ve er rucze: ve azap, pislikler, iğrenç

2.            fe uhcur: artık uzaklaş, uzak dur

“Ve pislikten hicret et.”

Açıklama: Yani “ve bütün pisliklerden kaçın, uzak dur; iğrenç duygular seni donatmasın. Şirkten eser kalmasın.” Özellikle ilk müfessirlerin kalbin bütün kötülüklerden arındırılması şeklinde anlamaları çok önemlidir.

6 Ve lâ temnun testeksir.

1.            ve lâ temnun: ve iyilik yapma, lütufta bulunma

2.            testeksiru: daha çoğunu istersin

“Ve iyilik yapma daha çoğunu isteyerek”.

Açıklama: Yani “iyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma. Çıkarcılık için iyilik yapma. Allah rızasından başka bir neden için iyilik yapma; Allah için iyilik yap ve karşılık bekleme. İyiliği başa kakma. İyiliği bir kazanç elde etmek yani menfaat için değil, yüreğinin temizliğinden kaynaklanan bir nedenle yapmalısın.”

7 Ve li rabbike fasbir.

1.            ve li: ve için

2.            rabbi-ke: senin Rabbin

3.            fasbir: artık sabret

“Ve Rabbin için artık sabret.”

Açıklama: Yani “ferahlamak ve menfaatçilik için bir şeyler elde etmektense haline Rabbin için sabret. Yaptığın iyiliğe karşı kimseden bir karşılık beklemeksizin karşılığı sadece Allah’tan bekle.”

8 Fe izâ nukıra fîn nâkûri.

1.            fe: artık

2.            izâ nukıra: üflendiği zaman

3.            fî: içine

4.            en nâkûri: nâkûr, sur borusu

“Artık üflendiği zaman nâkûr içine.”

Açıklama: Yani “ve insanları uyar ki yeniden diriliş için sur borusuna üflendiği zaman…” Yani “uyar ki insanlar hesap vermek üzere yeniden diriltildiklerinde…”

9 Fe zâlike yevme izin yevmun asîrun.

1.            fe: artık, işte

2.            zâlike: işte bu, işte o

3.            yevme izin: izin günü

4.            yevmun asîrun: zor gün

“Artık işte o izin günü zor gündür.”

Açıklama: Yani “müsaadeyi Allah’ın ele aldığı” yani “zamanı kullanma sırasını Allah’ın devraldığı gün bir ızdırap günü olacaktır. Allah insanlara mühlet vermişti, şimdi yargılamak için mühleti kullanma sırası Allah’ta.” Yani “yargı günü.” “İzin günü” deniyor çünkü bütün insanların kurtuluşu Onun iznine bağlıdır. “O günün zor olacağını anlat.”

10 Alâl kâfirîne gayru yesîr.

1.            alâ el kâfirîne: kâfirlere, …ile örtenlere, …gizleyenlere, …inkar edenlere

2.            gayru: değil

3.            yesîrin: kolay

“Kâfirlere kolay değildir.”

Açıklama: Yani “o gün hakikati örtenlere zor bir gündür. Ağır bedeller ödenecektir. Yapılan haksızlıkların sorgusu çok ağır olacaktır.” “Kâfir” ifadesi ilk kez geçiyor. Demek ki halk içinde kullanılan bir kelime imiş. Demek ki kök fiili “kefera” olduğu için burada “bir şeyi örten” anlamında olup daha sonra karşılaşılacağı üzere ekilen bir tohumu toprakla örtmesi ve gecenin yeryüzünü örtmesi gibi olumlu bile kullanılabilmektedir. Burada bağlama bakılınca “hakikati örtenler” kastedilmiştir.

11 Zernî ve men halaktu vahîdâ.

1.            zer-nî: bana bırak

2.            ve men: ve kimse, kişi

3.            halaktu: yarattım

4.            vahîden: tek olarak

“Bana bırak ve yarattığım kimseyi tek olarak.”

Açıklama: Yani “bana bırak tek olarak”, yani “yalnız halde yarattığım o kimsenin icabına bakmayı.” “Onun hesabını görmek bana aittir. İkiz, üçüz, beşiz de doğsalar birbirlerine faydaları olmayacak kadar Allah’a muhtaç olduklarından her halükarda yalnızdırlar.” Allah gerçekte tek yaratıcı olsa bile yaratmayı vesileli gerçekleştirdiği için “biz” demektedir. “Tek yarattığım” şeklinde yahut “sadece bana bırak” şeklinde de anlaşılabilse bile devamındaki ayetleri dikkate alarak ilk ifademizi tercih ettik. Ayrıca peygamberin başkasına bırakma gibi bir niyeti zaten yoktur. Kısacası Allah vesilelerle yarattığından “ben” demediği için tek başına yarattığını söylemiş olamaz; “sadece bana bırak” demesi nispeten daha makul olsa bile bağlamdan kopuyor. Fakat “tek başına halde yarattığım” tercih edilebilir çünkü devamında servet ve evlatlarla yalnızlıktan kurtulması söz konusu.

12 Ve cealtu lehu mâlen memdûdâ.

1.            ve cealtu: ve kıldım, yaptım

2.            lehu: ona, onu, onun için

3.            mâlen: mal, servet

4.            memdûden: uzatılmış, çoğaltılmış, çoğaltarak, müddeten

“Ve onu müddetli mal sahibi yaptım.”

Açıklama: Yani “onu devamlı çoğaltarak mal sahibi yaptım. Kendisine geniş imkânlar verdiğim o kimseyi. Tek başına muhtaç bir bebek olarak yarattığım kimseyi zengin kıldım.”

13 Ve benîne şuhûdâ.

1.            ve benîne: ve oğullar, erkek çocuklar

2.            şuhûden: göz önünde, her zaman yanında

“Ve her zaman yanında olan oğullar...”

Açıklama: Yani “her zaman yanında olan oğullar verdim. Sevginin ve cömertliğin şahitleri olarak çocuklar verdim. Tek başına muhtaç bir bebek olarak yarattığım kimseye sahiplenilsin, destek olunsun, yalnız kalmasın diye etrafını ana, baba, akraba ve dostlarla kalabalık kıldım.”

14 Ve mehhedtu lehu temhîdâ.

1.            ve mehhedtu: ve bolluk, genişlik verdim, geniş imkânlar sağladım

2.            lehu: ona

3.            temhîden: bol bol vererek

“Ve ona bolluk vererek genişlettim.”

Açıklama: Yani “ona bol ve çeşitli nimetler vererek geniş imkânlar sağladım. Hayatına geniş bir ufuk açtım. Diğer canlılar bizim kadar çeşitli nimetlere sahip değiller. Biz hem etçil, hem otçul hem de akıllıyız.”

15 Summe yatmau en ezîd.

1.            summe: sonra

2.            yatmau: tamah eder, ister

3.            en ezîde: artırmamı

“Sonra ister artırmamı.”

Açıklama: Yani “sonra daha da artırmamı ister. Buna rağmen o hala ihtirasla verdiğimden daha fazlasını ister. Hırsla daha fazlasını istemeye kalkar.”

16 Kellâ, innehu kâne li âyâtinâ anîdâ.

1.            kellâ: hayır asla

2.            inne-hu: muhakkak ki o

3.            kâne: oldu, (inatçı) oldu

4.            li: için, ...e

5.            âyâti-nâ: âyetlerimiz

6.            anîden: inatçı, …doğruluğunu bildiği halde reddeden

“Hayır, asla. Muhakkak ki o ayetlerimize inatçı oldu.”

Açıklama: Yani “hayır asla kabul edilemez; öyle yağma yok. Muhakkak ki o ayetlerimize karşı inkâr etmekte inat etti. Kendini ayetlerimize karşı bile bile inatla kendini şartlandırdı.”

17 Se urhikuhu saûdâ.

1.            se-urhiku-hu: yakında onu süreceğim

2.            saûden: ateşten dağ, sarp yokuş, yukarı çıkmak, yokuş tırmanmak

“Yakında onu süreceğim sarp bir yokuşa.”

Açıklama: Yani “ben de onu yakında zorlukla yüz yüze bırakacağım. Bu nedenle onu acı veren çetin bir yokuşa süreceğim.” Yani “ondan yardımı keseceğim” demek istiyor. “Mademki tebliğ ulaştığı halde hala inat ediyor, artık yardımsız olarak yaşantısında güçlük çekecek, bunalıma girecektir.”

18 İnnehu fekkera ve kadder.

1.            Inne-hu: muhakkak ki o

2.            fekkera: tefekkür etti, düşündü

3.            ve kaddera: ve takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

“Muhakkak ki o tefekkür eder ve karar verir.”

Açıklama: Yani “muhakkak ki o Kur’an hakkında düşündü ve karara vardı. Mesajlarımız hakikati inkâra şartlanmış olan birine aktarıldığında onları önyargıyla nasıl çürüteceğini düşünür ve çürütmek için hesaplar.” Yani “o vahiy hakkında sığ ve yanlış düşünür, yanlış ölçer biçer.”

19 Fe kutile keyfe kadder.

1.            fe: o zaman, artık

2.            kutile: katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu (kendisini mahvetti)

3.            keyfe: nasıl

4.            kaddera: takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

“Artık mahvolur, nasıl takdir eder.”

Açıklama: Yani “artık kendini mahvetti, nasıl da yanlış hesap yaptı. Kendini de mahveder böyle hesaplar yaparak.”

20 Summe kutile keyfe kadder.

1.            summe: sonra

2.            kutile: katledildi, öldürüldü, kahroldu, mahvoldu (kendisini mahvetti)

3.            keyfe: nasıl

4.            kaddera: takdir etti, ölçtü, tespit etti, karar verdi

“Sonra mahvolur, nasıl takdir eder.”

Açıklama: Yani “sonra kendini mahvetti, nasıl da yanlış hesap yaptı.” Yani “sonra da o kendini mahveder böyle yanlış hesaplarla.”

21 Summe nazar.

1.            summe: sonra

2.            nazara: nazar etti, baktı

“Sonra bakar.”

Açıklama: Yani “ve sonra yeni dayanaklar bulmak için çevresine bakınır, etrafı süzer.”

22 Summe abese ve beser.

1.            summe: sonra

2.            abese: kaşlarını çattı

3.            ve besere: ve yüzünü ekşitti

“Sonra kaşlarını çatar ve yüzünü ekşitir.”

Açıklama: Yani “sonra kaşlarını çatarak hakir bakışlarla suratını asar. Delillerinin zayıf olduğuna rağmen kalbinde bir şüphe olduğundan dik dik süzer, kötü duygulara kapılmayı çıkış yolu olarak seçer.”

23 Summe edbera vestekber.

1.            summe: sonra

2.            edbera: arkasını döndü

3.            ve istekbera: ve büyüklük tasladı, kibirlendi.

“Sonra arkasını döner ve kibirlenir.”

Açıklama: Yani “sonra da sırt çevirir ve seni küçümseyerek kendini büyük görür.” Yani “sonra mesajlarımıza sırtını döner ve küstahça böbürlenir.”

24 Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser.

1.            fe: o zaman, sonunda

2.            kâle: dedi

3.            in: eğer, olsa

4.            hâzâ: bu

5.            illâ: sadece, ancak

6.            sihrun: bir büyü, göz boyama, (bilerek) yanıltma, saptırma, bir şeyi başka hale dönüştürme

7.            yu’seru: aktarılan, nakledilen

“Sonunda dedi: Bu sadece olsa olsa bir sihirdir nakledilen.”

Açıklama: Yani “nihayet dedi: Bu eski zamanlardan intikal eden büyüleyici bir sözdür.” Yani diyor ki, “eskiden söylenmiş etkileyici bir sözü almış bize aktarıyorsunuz.”

25 İn hâzâ illâ kavlul beşer.

1.            in: eğer, olsa

2.            hâzâ: bu

3.            illâ: sadece, ancak

4.            kavlu: söz

5.            el beşeri: insan

“Bu olsa olsa ancak bir insanın sözüdür.”

Açıklama: Yani diyor ki, “etkileyici bir söz buldunuz diye bunun Allah’ın sözü olduğuna mı inanacağız? Hayır inanmıyoruz. Geçmişte insanların da çok etkileyici veciz sözleri olmuştur ve bu da onlardan biridir. Bu ölümlü beşer sözünden başka bir şey değildir.”

26 Se uslîhi sekar.

1.            se- uslî-hi: yakında onu sürükleyip yaslayacağım, atacağım

2.            sekara: sekar, alevli ateş (cehennem), cehennem ateşi

“Yakında onu yaslayacağım sekar’a.”

Açıklama: Yani “yakında onu alevli ateşe atacağım. Bu nedenle onu öteki dünyada cehennem ateşine sokacağım.” Nitekim devamında sekar’ın ne olduğunu detaylıca açıklayacak…

27 Ve mâ edrâke mâ sekar.

1.            ve mâ edrâ-ke: ve ne olduğunu sana bildiren

2.            mâ: nedir

3.            sekaru: sekar, alevli ateş (cehennem)

“Ve sekar’ın ne olduğunu sana bildiren nedir?”

Açıklama: Yani “ve alevli ateşin ne olduğunu sana bildiren nedir?” Yani “cehennem ateşinin ne olduğunu sana bildirenden haberin var mı?” Belli ki insanlar “sekar” terimini ilk kez duymaktadırlar.

28 Lâ tubkî ve lâ tezer.

1.            lâ tubkî: yakıp tüketir, bakiye bırakmaz

2.            ve lâ tezeru: ve terk etmez, bırakmaz

“Bakiye bırakmaz ve terk etmez.”

Açıklama: Yani “yakıp tüketirken etinden geriye bir şey artmaz ve sönmeden yakmaya devam eder.” Yani “o ne yaşatır, ne de öldürür. Çünkü fayda etmeyen bir pişmanlık hali, tat vermeyen bir hayat hali hatta acı veren bir diri hali söz konusudur. Hayatta olduğu acı çekmesinden bellidir ama zerre kadar bir huzur ve umudun olmaması nedeniyle de hayatta sayılmaz.”

29 Levvâhatun lil beşer.

1.            levvâhatun: etrafını (derilerini) yakıp kavurucu, …görünür kılan

2.            li el beşeri: insan için, insanın

“Etrafını yakıp kavurur beşerin.”

Açıklama: Yani “sekar insanın derilerini yakıp kavurucudur.” Yani “böylece o ölümlü insana nihai hakikati gösterir. Sonrası olmayan son gelip çatmıştır.”

30 Aleyhâ tis’ate aşar.

1.            aleyhâ: onun üzerinde vardır

2.            tis’ate aşara: on dokuz (19)

“Onun üzerinde on dokuz vardır.”

Açıklama: Yani “sekar’ın üzerinde on dokuz güç vardır; on dokuz melek(e); on dokuz görevli.” Mademki sonraki ayete göre onların sayısı kâfirler için fitne olmuştur; sayısı önemli olmasa bile bunu dahi açıklayacağını göstermek için bu ayette o çok tartıştıkları gerçek sayı verilmiş olabilir. Daha inen ilk surede cehennemde zebanilerin olduğunu öğrenmiştik.

31 Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtûl kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtûl kitâbe vel mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun vel kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ, kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ huve, ve mâ hiye illâ zikrâ lil beşer.

1.            ve mâ cealnâ: eğer çekinirseniz, kaçınırsanız

2.            ashâben en nâri: ateş ehli

3.            illâ: ...den başka

4.            melâiketen: melekler, meleki güçler

5.            ve mâ cealnâ: ve biz kılmadık, yapmadık

6.            ıddete-hum: onların sayısı

7.            illâ: ...den başka

8.            fitneten: fitne

9.            li ellezîne: onlar için, ...olanlar için

10.          keferû: kâfirler

11.          li: diye, için

12.          yesteykıne: yakîn sahibi olsunlar

13.          ellezîne : onlar, ...olanlar

14.          ûtû: verildi

15.          el kitâbe: kitap

16.          ve yezdâde: ve artırır

17.          ellezîne : onlar, ...olanlar

18.          âmenû: îmân eden, Allah’a ulaşmayı dileyen

19.          îmânen: îmân

20.          ve lâ yertâbe: ve şüphe etmesin

21.          ellezîne : onlar, ...olanlar

22.          ûtû: verildi

23.          el kitâbe: kitap

24.          ve el muminûne: ve müminler

25.          ve li: ve için

26.          yekûle: der, söyler

27.          ellezîne : onlar, ...olanlar

28.          fî kulûbi-him: kalplerinde

29.          maradun: hastalık (olan), maraz, arıza

30.          ve el kâfirûne: ve kâfirler

31.          mâzâ: ne, neyi

32.          erâde: murad etti, diledi

33.          allâhu: Allah

34.          bi hâzâ: bununla

35.          meselen: mesele, konu

36.          kezâlike: böylece, işte böyle

37.          yudıllu: saptırır, dalâlette bırakır

38.          allâhu: Allah

39.          men: kimse, kişi

40.          yeşâu: diler

41.          ve yehdî: ve hidayete erdirir

42.          men: kimse, kişi

43.          yeşâu: diler

44.          ve mâ ya’lemu: ve bilmez

45.          cunûde: ordu

46.          rabbi-ke: senin Rabbin

47.          illâ: ...den başka

48.          huve: o, (bu ayette) bütün bunlar

49.          ve mâ hiye: ve o değildir

50.          illâ: ...den başka

51.          zikrâ: bir zikir, öğüt

52.          li el beşeri: beşer için, insanlar için

“Ve biz ateş ehlini meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını kâfirler için fitneden başka bir şey kılmadık, kitap verilenler yakîn sahibi olsunlar ve âmenû olanların da îmânı artsın. Ve kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Ve de kalplerinde maraz bulunanlar ve kâfirler desinler ki “Allah, bu mesele ile ne murad etti?” İşte böyle, Allah, dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini de hidayete erdirir. Ve Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Ve o insanlar için zikirden başka bir şey değildir.”

Açıklama: Yani “biz ateş cehennem ateşinin gözcülerini” yani “meleki güçleri meleklerden kıldık. Onların sayısı önyargıyla hakikati inkâra şartlanmış olan kâfirler için bir sınama aracı kıldık.” Yani “onların niteliğini değil sayısını yani gereksiz şeyleri konuştular.” İlk kez “melek” terimi burada geçiyor. “Böylece işin özünü kaçırdılar. Gereksiz şeyler yüzünden gerekli olanları kaçırdılar. Öyleyse kitap verilerek daha önce vahye muhatab olanlar bu ilahi kelamın doğruluğuna kani olup Allah’a daha çok yaklaşsınlar ve imanlıların imanları güçlensin, artsın.” “Kitap verilerek geçmiş vahiylere muhatab olanlar” yani “Kur’an’dan önce indirdiğimiz kitaplara inananlar ve müminler” yani “bu vahye (Kur’an’a) inananlar şüphelenmesinler.” Daha önce de vahyedildiğini ve İslam’ın yeniden geldiğini ilk kez bu ayetten anlıyoruz. “Kalplerinde şüphe bulunanlar ve hakikati tamamen reddeden kâfirler anlamaya niyetli olmadıklarından önyargılı olarak ‘Allah bu misal ile ne demek istedi?’ diye sorsunlar bakalım. Doğru ile yanlış arasındaki farkı görebildikleri halde inatla görmek istemeyen, kasten davrananlar ve gerçeği örtenler desinler, sanki anlamamışlar gibi; ‘Allah niçin bu misali verdi?’ Allah böylece dileyeni yani anlamaya niyeti olmayıp da yoldan çıkmak isteyeni saptırır ve dileyeni de” yani “doğruya ulaşmak isteyeni de doğru yola ulaştırır. Rabbinin görevli güçlerinin sayısını (ve bütün özelliklerini) sadece Rabbin bilir; kendisinden başka kimse bilemez. Bütün bunlar ölümlü insan için yalnızca bir uyarıdır.”

32 Kellâ vel kameri.

1.            kellâ: hayır asla (öyle değil), (yani) evet

2.            ve: andolsun, yemin olsun

3.            el kameri: kamere, kameri, hilali, hilale, ay’ı

“Evet, ay’ı düşün.”

Açıklama: Yani “evet öyleyse yaratılan hilali düşün. Bak nasıl da şekiller alırken zaman geçiyor.” Ya da “(hayır düşünmekten kaçma) hilali düşün.”

33 Vel leyli iz edber.

1.            ve el leyli: ve geceye andolsun

2.            iz edbera: arkasına döndüğü, dönüp gittiği an

“Geceyi düşün arkasını dönüp giden.”

Açıklama: Yani “gecenin nasıl geçip gittiğini düşün. Geçen gece bir daha geri gelmiyor.”

34 Ves subhı izâ esfer.

1.            ve es subhi: ve sabaha andolsun

2.            izâ esfera: ağarmaya başladığı zaman

“Ve sabahı düşün ağarmaya başlayan.”

Açıklama: Yani “sabahın nasıl ağarmaya başladığını düşün. Hızla geçiyor zaman ve ağarıyor sabah.”

35 İnnehâ le ıhdâl kuber.

1.            inne-hâ: muhakkak ki o

2.            le: gerçekten, elbette

3.            ihdâ: biri, bir tanesi

4.            el kuberi: büyükler

“Muhakkak ki o gerçekten biridir büyüklerden.”

Açıklama: Yani “muhakkak ki cehennem gerçekten büyük musibetlerdendir;  büyük bir uyarıdır. Zaman hızla geçtikten sonra karşılaşacağınız cehennem. O küçük bir şey değildir.” “Büyük” diyerek önemsenmesini istiyor.

36 Nezîran lil beşer.

1.            nezîran: uyarı olarak

2.            li: için

3.            el beşeri: beşer, insanlar

“Uyarı olarak beşer için.”

Açıklama: Yani “hataya meyilli ve ölümlü tüm insanlar için bir uyarıdır.”

37 Li men şâe minkum en yetekaddeme ev yeteahhar.

1.            li: için

2.            men: kimse

3.            şâe: diledi

4.            min-kum: sizden, içinizden

5.            en yetekaddeme: öne geçmek

6.            ev: veya

7.            yeteahhara: tehir eder, erteler, geride kalır

“Sizden kimseler için öne geçmeyi veya geride kalmayı dileyen.”

Açıklama: Yani “sizden gayret edip öne geçmek isteyen veya tembellik yapıp geride kalmak isteyen kimseler için” yani “öne çıkmayı veya geride kalmayı seçen her biriniz için uyarıdır.” Yani “siz muhatab aldıklarımdan mesajlarıma uyup uymamayı seçecek olanlar için uyarıdır.”

38 Kullu nefsin bimâ kesebet rehînetun.

1.            kullu: bütün, hepsi

2.            nefsin: nefs

3.            bimâ: şey ile, şey sebebiyle

4.            kesebet: kesbettikleri, iktisap ettikleri, kazandıkları dereceler

5.            rehînetun: rehine, bir şey karşılığı olarak bir yerde bağlı kalma

“Bütün nefsler iktisap ettikleri şeyle rehinedirler.”

Açıklama: Yani “hesap günü bütün nefsler kazandıkları şeyle” yani “her insan yapmış olduğu bütün kötü fiillerin karşılığında rehin olarak tutulacaktır.” Yani “her insanın akıbeti kendi kazandıklarına bağlıdır. Herkes kendi kazandıkları karşılığında rehin alınmış bir tutsaktır. Bunların hesabını vermekten kurtulamaz.” Kurtulamaz; nitekim hatırlayın, bir önceki surenin on ikinci ayetinde ağır prangalardan ve oradan kaçamayacaklarından söz edilmişti.

39 İllâ ashâbel yemîn.

1.            illâ: hariç

2.            ashâbe: sahibi, halkı

3.            el yemîni: yemin

“Yemin sahipleri hariç.”

Açıklama: Yani “yalnız sağlam olmayı başaranların” yani “sağı ağır gelenlerin sonu böyle olmayacak.” Yemin sahibi demek itaat, sadakat ve cihad ehli olmak demektir. Bu deyim Kur’an’da ilk burada kullanılıyor.

40 Fî cennâtin, yetesâelûn.

1.            fî: içinde

2.            cennâtin: cennetler

3.            yetesâelûne: karşılıklı sorarlar, birbirlerine sorarlar

“Cennetler içinde karşılıklı sual ederler.”

Açıklama: Yani “onlar cennet bahçelerinde karşılıklı soracaklar.”

41 Anil mucrimîn.

1.            an(i): ...den, ...e

2.            el mucrimîne: suçlular, cürüm (suç) işleyenler

“Mücrimlere.”

Açıklama: Yani “cürüm” yani “suç işleyenlere.”

42 Mâ selekekum fî sekar.

1.            mâ: ne?

2.            seleke-kum: sizi sevk eden, sürükleyen

3.            fî sekara: sekarın içine, alevli ateşe

“Nedir sizi sevkeden sekar’ın içine?”

Açıklama: Yani “sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir? Ne yaptınız da bu cehenneme düştünüz?”

43 Kâlû lem neku minel musallîn.

1.            kâlû: dediler

2.            lem neku: biz olmadık

3.            min el musallîne: yardım edenlerden, dua edenlerden, namaz kılanlardan

“Dediler: Biz musallin olmadık”.

Açıklama: “Biz yardımsever değildik.” Musallin sözcüğü Kur’an’da üç yerde geçmekte olup “yardım” anlamı bize daha tutarlı gelmektedir. Çünkü “sala” sözcüğü “ikame” ile gelmemektedir. Hemen ardından gelen ayet yardımla alakalı olduğunu son derece belli etmektedir. Namaz o günlerde bir problem değildi; ilk surelerde yardım daha ön plandaydı. Burada suç namazın değil yardımın engellenmesidir. Yardım maddi ve manevi düşünülebilir. Zaten bu ilk zamanlar namaz henüz emredilmiş bile değildi.

44 Ve lem neku nut’ımul miskîn.

1.            ve lem neku: ve biz olmadık

2.            nut’imu: yemek yediririz, doyururuz

3.            el miskîne: miskinler, yoksullar

“Ve biz doyurmuyorduk miskinleri.”

Açıklama: Yani “biz yoksulları, muhtaçları, garibanları yedirip içirmezdik.” Bunu “namaz kılmazdık” olarak çevirenler mezhep taassubunun etkisiyle çevirirler; mezhep din değildir. Madem öyle bırakın onlar hem şişmanlasınlar hem de namaz kılsınlar, hem de yoksula bakmasınlar. Biz musallin sözcüğünü “yardım” olarak anlıyoruz. Bir elinizi vicdanınıza ve bir elinizi cebinize sokun diyoruz. İşinize gelmediyse namaz kılın; çünkü namaz masrafsızdır.

45 Ve kunnâ nehûdu meal hâidîn.

1.            ve kunnâ: ve biz olduk

2.            nahûdu: bâtıla (boş şeylere) dalıyoruz

3.            mea: beraber

4.            el hâidîne: bâtıla dalanlar

“Ve biz bâtıla dalmıştık batıla dalanlarla beraber.”

Açıklama: Yani “ve biz hakikati inkâr edenlerle beraber hakikati inkâr ediyorduk. Boş şeylere dalmıştık boş şeylere dalanlarla.”

46 Ve kunnâ nukezzibu bi yevmid dîn.

1.            ve kunnâ: ve biz olduk

2.            nukezzibu: tekzip ediyoruz

3.            bi yevmi: gününü

4.            ed dîni: dîn

“Ve biz tekzib etmiştik din gününü.”

Açıklama: Yani “biz hesap gününü yalanlamıştık. Hesap günü gelir de hesaba tutuluruz diye inanmamıştık. Yaptıklarımızın yanımıza kar kalacağını sanmıştık.”

47 Hattâ etânâl yakîn.

1.            hattâ: oluncaya kadar, kadar

2.            etâ-nâ: bize geldi

3.            el yakînu: yakîn hâsıl olması, bizzat şahit olma

“Bize gelene kadar yakin.”

Açıklama: Yani “ta ki ölüm gelip de her şey açık seçik ortaya çıkıncaya kadar. Kendimizi bu gerçekle yüz yüze bulduk. Gördük ki meğer ahret varmış. Yakından görünce anladık…”

48 Fe mâ tenfeuhum şefâatuş şâfiîn.

1.            fe: o zaman, artık

2.            mâ tenfeu-hum: onlara fayda sağlamaz

3.            şefâatu: şefaat

4.            eş şâfiîne: şefaat edenler

“Artık onlara fayda sağlamaz şefaat edenlerin şefaati.”

Açıklama: Yani “artık onlar için şefaat etmesini umduklarının hiçbirinin faydası olmaz.” Yani “kimlerden şefaat beklentileri varsa hiçbirinin şefaati söz konusu bile olmayacaktır.” Mademki burada ilk kez şefaatle ilgili böyle bir bilgi aldık, bundan sonra şefaat geçtiğinde bu bilgiyi dikkate almalıyız.

49 Fe mâ lehum anit tezkirati mu’rıdîn.

1.            fe: böylece, buna rağmen

2.            mâ: ne (oluyor)

3.            lehum: onlara

4.            an et tezkirati: zikirden, öğütten

5.            mu’rıdîne: yüz çevirenler, sırt çevirenler, ardını dönenler

“Buna rağmen ne oluyor onlara da zikirden ardını dönüyorlar?”

Açıklama: Yani “madem öyle onlara ne oluyor da hakikatin öğütlenmesinden yüz çeviriyorlar? Öyleyse ne oluyor hakikati dinlemeyi reddedenlere?”

50 Ke ennehum humurun mustenfiratun.

1.            keenne-hum: sanki onlar ...gibi

2.            humurun: yabanî merkepler (yaban eşekleri)

3.            mustenfiratun: ürkmüş olan

“Sanki onlar ürkmüş yabani merkepler gibiler.”

Açıklama: Yani “adeta korkuya kapılmış yaban eşekleri gibiler. Düşünemeyen, anıran ve faydalanılamayacak kadar ürkek olan.”

51 Ferrat min kasveratin.

1.            ferrat: kaçtı

2.            min kasveratin: arslandan

“Kaçmıştır aslandan.”

Açıklama: Yani “aslanlardan ürküp kaçan (ürkek eşek gibidirler).”

52 Bel yurîdu kullumriin minhum en yu’tâ suhufen muneşşeraten.

1.            bel: hayır

2.            yurîdu: ister

3.            kullu: hepsi

4.            imriin: adam, erkek (insan)

5.            min-hum: onlardan (onların)

6.            en yu’tâ: gelmesi

7.            suhufen: sahifeler

8.            muneşşeraten: neşredilmiş, yayınlanmış, yazılmış

“Hayır, onların hepsi kendileri için yazılmış sahifeler gelmesini ister.”

Açıklama: Yani “hayır başka şey değil”, yani “evet onların hepsi kendi çıkarları için yazılmış sahifelerin gelmesini isterler; hepsi kendilerine açılmış, açıklanmış vahiyler verilmesi gerektiğini iddiasındadırlar.” Böbürlenme ilk burada tasvir ediliyor.

53 Kellâ, bel lâ yuhâfûnel âhıraten.

1.            kellâ: hayır

2.            bel: bilâkis

3.            lâ yuhâfûne: korkmuyorlar

4.            el âhiraten: ahiret

“Hayır, bilâkis korkmuyorlar ahiretten.”

Açıklama: Yani “hayır onlar öteki dünyaya inanmazlar ve ondan korkmazlar.”

54 Kellâ innehu tezkiratun.

1.            kellâ: hayır

2.            inne-hu: gerçekten o

3.            tezkiratun: bir zikir, öğüt

“Hayır, muhakkak ki o bir zikirdir.”

Açıklama: Yani “aslında bu bir yararlanmanız için Allah’ın öğütleridir.”

55 Fe men şâe zekerehu.

1.            fe: artık

2.            men: kim

3.            şâe: diledi

4.            zekere-hu: onu zikretti

“Artık kim dilerse onu zikreder.”

Açıklama: Yani “dileyen herkes ondan ders alabilir.”

56 Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâhu, huve ehlut takvâ ve ehlul magfirati.

1.            ve mâ yezkurûne: ve zikredemez

2.            illâ: ...den başkası

3.            en yeşâe allâhu: Allah’ın dilemesi

4.            huve: o

5.            ehlu: ehil, sahip

6.            et takvâ: takva

7.            ve ehlu: ve ehil, sahip

8.            el magfirati: mağfiret

“Allah’ın dilediğinden başkası Onu zikredemez. O ehlidir takva ve mağfiret.”

Açıklama: Yani “Allah’ın dilemeyeceği kadar önyargılı ve inatçı olanlar Kur’an’dan ders almazlar. Allah kaviliğin ve mağfiretin kaynağıdır.” Yani “O kendisine karşı sorumluluk duyulmaya ve bağışlamaya en layık olandır. İnsanlar hidayet dilemedikçe Allah da dilemeyecektir. Onlar inatçı davrandıkça Allah da inatçıya hidayet dileyecek değildir. Elbette Allah da dilemeyecek ve onlar da öğüt alamayacaklardır. Allah takvayı kabul etmeye en ehil olarak takvanın sahibidir. Allah bağışlamaya en ehil olarak mağfiretin de sahibidir.”

ALINAN MESAJ: Biz de elçi gibi tek başına yaşamamalı ve toplumun içine uyarıcı olarak girmeliyiz. Allah’ın büyüklüğünü duyurmalıyız. Gönlümüzü tertemiz tutmalı ve şirkten arınmalıyız. Karşılıksız iyilik yapmalı ve bu yolda sabırlı olmalıyız. Yargı gününün zor olacağını unutmamalıyız. Bizi tek başına yaratan Allah’ın mal, mülk ve çevremizdeki herkesi bize verdiğini, bize dostlarla çevrelediğini ondan bilmeliyiz. Yetinip şükretmeliyiz. İnatla inkâr edenlerin sonu fecidir. Kur’an Allah kelamıdır. Cehennem fecidir. Kâfirler boş şeylerle avunurlar; fitne yaparlar. Müminler şüphesiz olmalıdırlar. Kalbinde hastalık olanların anlamaya niyetleri olmaz. Allah dilerse hidayete ererler; Allah’ın dilemesi ise onların inat etmemelerine bağlıdır. Rabbin ordularının sayısını tartışma; bunu sadece Allah bilir. Kur’an bir zan ya da beşer sözü değil; Allah’ın bir zikridir.

Nisan 2017


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019