3 MUZEMMİL SURESİ (1-20)

1 Yâ eyyuhâl muzzemmil.

1.            yâ eyyuhâ: ey

2.            el muzzemmilu: örtünen, örtünüp gizlenen , …ile sarınan, …ye bürünen, dalgın, uyuklayan

“Ey örtünen!”

Açıklama: Yani “ey yalnızlığın örtüsüne bürünen, fakat insanların tanımaları da gereken!”

2 Kumil leyle illâ kalîlâ.

1.            kum: kalk

2.            el leyle: gece

3.            illâ: hariç, dışında

4.            kâlilen: az, küçük bir kısmı

“Kalk gecenin biraz dışında.”

Açıklama: Yani “gece biraz ilerlediğinde kalk.”

3 Nısfehû evinkus minhu kalîlâ.

1.            nisfe-hû: onun yarısı kadar, yarısından

2.            ev: veya

3.            inkus: (nakise) eksilt

4.            min-hu: ondan

5.            kâlilen: az, biraz

“Onun yarısı veya ondan biraz noksan.”

Açıklama: Yani “gecenin yarısı veya yarısından biraz önce.”

4 Ev zid aleyhi ve rettilil kur’âne tertîlâ.

1.            ev: veya

2.            zid: ziyade kıl, arttır

3.            aleyhi: onu

4.            ve rettili: ve güzel oku, (bazı şeyleri) görünür, en uygun düzende, acelesiz bir araya getirmek

5.            el kur’âne: Kur’ân'ı

6.            tertilen: tane tane, yavaş yavaş, güzel bir şekilde, tartarak

“Veya fazla kıl. Ve ağır ağır onu, tartarak Kur’an’ı oku.”

Açıklama: Yani “ya da gece yarısından biraz sonra kalk ve sindirerek Kur’an oku.” Burada hiç “salat” geçmediği halde bazılarının namazla alakalandırmalarını doğru bulmuyoruz. Gece namazı için kalkmıyor; Kur’an’dan şimdiye dek inenleri okuyor. Gelmiş olan ayetleri okuyor ve gelecek olanları da geldikçe başka geceler tefekkür ederek okuyacaktır. Sonraki ayetten sonra gelecek olan altıncı ayet bunu belli ediyor. Kısacası düşünce süzgecinden geçirerek, sakin ve ölçülü bir okumayla…

5 İnnâ se nulkî aleyke kavlen sekîlâ.

1.            innâ: muhakkak ki biz

2.            se-nulkî: yakında nakledeceğiz

3.            aleyke: sana

4.            kavlen: söz

5.            sekîlen: ağır

“Muhakkak ki biz yakında nakledeceğiz sana ağır bir söz.”

Açıklama: Yani “biz sana elçi olarak sorumlu olacağın ağır bir mesaj ulaştıracağız. Sen bizden mesajlar alarak görev yükleneceksin. Okuma daha etkili ve sağlam olur.”

6 İnne nâşietel leyli hiye eşeddu vat’en ve akvemu kîlâ.

1.            inne: muhakkak

2.            nâşiete: kalkan kimse, kalkış

3.            el leyli: gece

4.            hiye: o

5.            eşeddu: daha şiddetli, daha kuvvetli

6.            vat’en: çok meşakkatli, çok zor, çok dinç,

7.            ve akvemu: ve daha kavî, daha kuvvetli, daha sağlam

8.            kîlen: söyleyiş, okuyuş bakımından

“Muhakkak ki gece kalkışı daha şiddetlidir o çok zinde ve söyleyişi daha kavidir.”

Açıklama: Gerçekten gece vakti zihin daha etkili, daha canlı ve daha güçlü olur. Dördüncü ayetteki ‘tertil’in idrak ede ede okumak, anlatılanı sindirmek olduğu burada bellidir. Çünkü dikkatin dağılmadığı vakitler seçilmiştir.

7 İnne leke fîn nehâri sebhan tavîlâ.

1.            inne: muhakkak

2.            leke: senin için

3.            fî en nehâri: gündüzün içinde, gündüzleyin ...vardır

4.            sebhan: (geçim) meşguliyeti, önemli işler, akış

5.            tavîlen: uzun

“Muhakkak ki senin için gündüzde uzun meşguliyet vardır.”

Açıklama: Yani “hâlbuki gündüz vakti seni meşgul edecek çok iş vardır. Hem rızkını kazanacaksın hem vahyettiklerimizi tebliğ edeceksin.”

8 Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ.

1.            ve uzkur: ve zikret

2.            isme: isim

3.            rabbi-ke: Rabbinin

4.            ve tebettel: ve gönülden bağlan, ona yönel, ona ulaş

5.            ileyhi: ona

6.            tebtîlen: tam bir yönelişle, her şeyden kesilerek

“Ve zikret Rabbinin ismini ve tabi ol Ona bütünüyle.”

Açıklama: Yani “Rabbinin adını an ve bütün varlığınla kendini Ona ada. Onu aklından çıkarma. Aklın başka yerde olmasın. Ona yoğunlaş.”

9 Rabbul meşrıkı vel magribi lâ ilâhe illâ huve fettehızhu vekîlâ.

1.            rabbu: Rabbi

2.            el meşrıkı: doğu

3.            ve el magribi: ve batı

4.            lâ: yoktur

5.            ilâhe: ilâh

6.            illâ: den başka

7.            huve: o

8.            fe ittehiz-hu: artık, öyleyse onu ...edin

9.            vekîlen: vekil, koruyucu, destekleyici, savunucu, her şeyi gözeten

“Rabbidir doğunun ve batının ve yoktur başka ilâh. Öyleyse Onu vekil edin.”

Açıklama:  Yani “Allah doğunun ve batının terbiye edicisidir. Ondan başka ilah yoktur. Öyleyse kendini yalnızca Ona emanet et!” Doğunun ve batının demek “ne yöne dönersen” demektir. “Her tarafın terbiye edicisi. Yarattıklarının üzerinde tek hak sahibidir. Öyleyse yalnızca Onun ilah olduğunu bilerek Ona güven.” Vekil, bir başkasına ait iş veya sorunun çözümü için emanet veya havale edildiği kimsedir... Yani bir başkasının davranışından sorumlu olandır. “Allah yarattığı şeylerin kaderlerinin belirlenmesinde nüfus ve kudret sahibi olduğundan itimat edeceğimiz tek yardımcıdır.”

10 Vasbir alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlâ.

1.            ve isbir: ve sabret

2.            alâ mâ: şeye

3.            yekûlûne: diyorlar, söylüyorlar

4.            ve uhcur-hum: ve onlardan hicret et, ayrıl

5.            hecran: bir ayrılış ile

6.            cemîlen: güzel

“Ve sabret söyledikleri şeylere ve ayrıl güzel bir ayrılışla.”

Açıklama: Yani “halkın söyleyeceği batıl şeylere karşı tahammül et ve onların yanlarından kavgalı ayrılma. Onlar henüz bilmiyor olduklarından çok cahilce ve kaba konuşabilirler. Buna anlayışlı ol, sabırla karşıla. Tebliğini yaptıktan sonra aynı sabrı sonuna karda sürdür ve yanlarından ayrılırken onlarda iyi bir intiba bırak. Darıltmadan yanlarından ayrıl.” Burada sabır geçmesinin nedeni ilk ayetler olmasından dolayıdır. Çünkü iddia çok büyüktür ve bunu kabul etmeleri kolay olmayacak hatta büyük sabır isteyen zorluklar çıkacaktır.

11 Ve zernî vel mukezzibîne ulîn na’meti ve mehhilhum kalîlâ.

1.            ve zer-nî: ve bana bırak

2.            ve el mukezzibîne: ve yalanlayanlar

3.            ulî: sahip

4.            en na’meti: ni’met

5.            ve mehil-hum: ve onlara mehil ver, mühlet ver, süre tanı

6.            kalîlen: az, biraz

“Ve bana bırak ve nimet sahibiyken yalanlayanları ve onlara mühlet ver biraz.”

Açıklama: Yani “sen bana bırak, nimet içindeyken bile yalanlayanları ben ne yapacağımı bilirim. Akledebilecekleri halde bu nimeti kullanmayanları. Sen güzelce yap tebliğini sonrasını bana bırak. Tebliğini idrak edebilecekleri kadar bir zaman tanı.”

12 İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmâ.

1.            inne: muhakkak

2.            ledeynâ: bizim yanımızda ...vardır

3.            enkâlen: ağır kelepçeler, ağır zincirler, prangalar

4.            ve cahîmen: ve alevli ateş

“Muhakkak ki bizim indimizde var ağır zincirler ve alevli ateş.”

Açıklama: Yani “o gün indimizde ağır prangalar ve yakıcı alevler çıkaran bir ateş onları beklemektedir. Oradan kaçamazlar.”

13 Ve taâmen zâ gussatin ve azâben elîmâ.

1.            ve taâmen: ve yemek

2.            zâ: sahip

3.            gussatin: boğazı tıkayan

4.            ve azâben: ve azap

5.            elîmen: elîm, acı

“Ve boğazı tıkayıp orada kalan yemek ve elîm azaba sahip.”

Açıklama: Yani “ve o gün boğaza takılan yiyecek ve şiddetli bir azap var. Orada doyamazlar. Yediklerini yutamazlar; burunlarından gelir.”

14 Yevme tercuful ardu vel cibâlu ve kânetil cibâlu kesîben mehîlâ.

1.            yevme: o gün

2.            tercufu: şiddetle sallanır

3.            el ardu: arz, yeryüzü

4.            ve el cibâlu: ve dağlar

5.            ve kâneti: ve oldu, olmuştur

6.            el cibâlu: dağlar

7.            kesîben: kum yığını

8.            mehîlen: dağılmış

“O gün şiddetle sarsılır yeryüzü ve olmuştur dağlar dağılmış kum yığını.”

Açıklama:  Yani “adeta yeryüzü ve dağlar şiddetle sarsılır da dağlar kum yığını haline gelir. Perişandırlar. Dünya başlarına yıkılmıştır. Sarsıntı geçirirler.” Bunlar Kur’ani tasvirlerdir.

15 İnnâ erselnâ ileykum resûlen şâhiden aleykum kemâ erselnâ ilâ fir’avne resûlâ.

1.            innâ: muhakkak ki biz

2.            erselnâ: gönderdik

3.            ileykum: size

4.            resûlen: bir resûl

5.            sâhiden: şahit olarak

6.            aleykum: sizin üzerinize

7.            kemâ: gibi

8.            erselnâ: gönderdik

9.            ilâ fir’avne: firavuna

10.          resûlen: resûl

“Muhakkak ki biz gönderdik size bir resûl üzerinize şahit olarak, Firavuna resûl gönderdiğimiz gibi.”

Açıklama:  Yani “Firavuna tebliğ etsin diye bir elçi gönderdiğimiz gibi size de tebliğ ettiğine dair hakkınızda tanıklık yapacak bir elçi gönderdik. Haberdar oldunuz.” Geçmiş peygamberlere, dini tecrübenin devamlılığına, Kur’an’ın yeni bir itikad getirmediğine, insanın kendisi kadar eski bir dini prensibin en son ve en kapsamlı ifadesini temsil ettiğine dair ikinci kez Kur’ani bir atıfla karşılaşıyoruz.

16 Fe asâ fir’avnur resûle fe ehaznâhu ahzen vebîlâ.

1.            fe: o zaman, bunun üzerine, fakat

2.            asâ: asi oldu

3.            fir’avnu: firavun

4.            er resûle: resûl

5.            fe: o zaman, bunun üzerine, fakat

6.            ehaznâ-hu: onu ahzettik, hüzne uğrattık, (hazin)

7.            ahzen: yakalayışla

8.            vebîlen: çok ağır

“Fakat firavun resûle asi oldu. Bunun üzerine onu hüzne uğrattık çok ağır bir yakalayışla.”

Açıklama:  Yani “fakat Firavun elçiye isyan ettiği için hazin bir sona çok fena yakalandı.”

17 Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ.

1.            fe: o zaman, o takdirde, öyleyse

2.            keyfe: nasıl

3.            tettekûne: koruyacaksınız

4.            in: eğer

5.            kefertum: inkâr ederseniz

6.            yevmen: o gün

7.            yec’alu: kılar, yapar

8.            el vildâne: çocuklar

9.            şîben: ak saçlı, ihtiyar, saçları ağarmış

“O zaman nasıl koruyacaksınız inkâr ederseniz o günden, çocukları ak saçlı kılan?”

Açıklama: Yani “eğer hakikati inkâr ederseniz çocukların bile adeta saçlarını ağartacak kadar dehşetli olan o gün kendinizi nasıl koruyacaksınız?” “Saat” sözcüğü geçmedikçe ahretle ilişkilendiremiyorum. Dünyadaki kıyamet de kişinin kıyametinin perişan olarak kopmasıdır. Çok acı haber alan insanlar ve en çaresiz insanlar dünyada da felaketi yaşarlar. Kur’an dünya için bir uyarıcı, bir ihtiyaç bir rehber, bir reçete olduğundan kıyamet sahnelerinin ekseriyetinin dünyada olması gayet doğaldır. Bu ayet bize önceki surede bahçe sahiplerine verdiği felaketi hatırlatmaktadır. “Kıyamet sandığınız ayetlerin dünyayla bağını kopardıkça sizin de dünyayla bağınız kopacak ve gevşeyeceksiniz.” Bu ayetlerin dünyayla alakalı olduklarına inanmadıkça mesajın bu dünyayla alakası azalacaktır. Elbette “saat” ile dünyanın sonu da vardır. Fakat burada kişinin dünyadaki başarısız sonu söz konusu olup Kur’an sadece ahretimiz için değil dünyamız için de gelmiş bir öğüt ve rehberdir. Günümüzde birçok toplumların çocukları saçları aklanacak kadar kederlidirler; ağır bombardımanlar altında çok erken olgunlaşmak zorunda kalmışlardır. Fakat hesap günü çocuklar insanlardan çektikleri bu sıkıntıları elbette Allah’tan çekmeyeceklerdir. Çünkü onlar ahrette sorumlu değildirler. Fakat dünyada fizik kurallar işler. Toplum layık olduğu lideri belirler ve lider de içinde çocukların da bulunduğu toplumun tümünü yönetir. Bu durumda toplum da o lidere layık olmuştur. Çocukların ak saçlı ihtiyarlara dönmesi liderin zulmünün yanı sıra Müslümanların gafleti, tembelliği, bilinçsizliği, seyirciliğiyle ilgilidir.

18 Es semâu munfatırun bihî, kâne va’duhu mef’ûlâ.

1.            es semâu: gök, sema

2.            munfatirun: çatlayıp yarılmıştır

3.            bi-hî: onunla, onun sebebiyle

4.            kâne: olmuştur

5.            va’du-hu: onun vaadi

6.            mef’ûlen: tahakkuk etmiştir, yerine gelmiştir, yapılmıştır

“Gök çatlayıp yarılmıştır onunla, onun vaadi fail olmuştur.”

Açıklama:  Yani “günün dehşetinin psikolojik tesiriyle gök sanki çatlayıp yarılmış gibi gelir. Adetullah gereği öğüt almayan birey ve toplumlara Allah’ın vaat ettiği felaketler faaliyete geçmiştir. Dünyadaki ceza gerçekleşmiştir.”

19 İnne hâzihî tezkiratun, fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ.

1.            inne: muhakkak

2.            hâzihî: bu

3.            tezkiretun: bir hatırlatma, öğüt

4.            fe: o zaman, artık

5.            men: kim, kimse

6.            sâe: diledi

7.            ittehaze: ittihaz eder, edinir

8.            ilâ rabbi-hî: Rabbine

9.            sebîlen: bir yol

“Muhakkak ki bu bir zikirdir. Artık kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol ittihaz eder.”

Açıklama: Yani “şüphesiz bu bir hatırlatmadır, öğüttür, uyarıdır. Öyleyse dileyen öğüt alarak Rabbine ulaştıran bir yol edinir, hidayet yolunu tutar. Böylece dünyadaki küçük kıyametler başına gelmez; huzurlu yaşar.”

20 İnne rabbeke ya’lemu enneke tekûmu ednâ min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve tâifetun minellezîne meake, vallâhu yukaddirul leyle ven nehâre, alime en len tuhsûhu fe tâbe aleykum, fakraû mâ teyessere minel kur’ânî, alime en se yekûnu minkum mardâ ve âharûne yadribûne fîl ardı yebtegûne min fadlillâhi ve âharûne yukâtilûne fî sebîlillâhi fakraû mâ teyessere minhu ve ekîmus salâte ve âtûz zekâte ve akridullâhe kardan hasenen, ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâhi huve hayran ve a’zame ecrâ, vestagfirûllâh, innallâhe gafûrun rahîm.

1.            inne: muhakkak

2.            rabbe-ke: senin Rabbin

3.            ya’lemu: bilir

4.            enne-ke: senin olduğunu

5.            tekûmu: kalkıyorsun, ayakta duruyorsun

6.            ednâ: daha az

7.            min suluseyi: üçte ikisinden

8.            el leyli: gece

9.            ve nısfe-hu: ve onun yarısı

10.          ve suluse-hu: ve onun üçte biri

11.          ve tâifetun: ve bir topluluk

12.          min ellezîne: onlardan, olanlardan

13.          mea-ke: seninle beraber

14.          ve allâhu: ve Allah

15.          yukaddiru: takdir eder

16.          el leyle: gece

17.          ve en nehâre: ve gündüz

18.          alime: bildi

19.          en len tuhsû-hu: onu asla hesaplayamayacağınızı

20.          fe: böylece, bunun için, bu sebeple

21.          tâbe aleykum: sizin tövbenizi kabul etti

22.          fe ikraû: artık, o halde okuyun

23.          mâ: şey

24.          teyessere: kolay gelmek

25.          min el kur’ânî: Kur’an’dan

26.          alime: bildi

27.          en se-yekûnu: yakında olacak

28.          min-kum: sizden (bir kısmınız)

29.          mardâ: hasta

30.          ve âharûne: ve diğerleri

31.          yadribûne: dolaşırlar

32.          fî el ardı: yeryüzünde

33.          yebtegûne: isterler, ararlar

34.          min fadli allâhi: Allah’ın fazlından

35.          ve âharûne: ve diğerleri, diğer bir kısmı

36.          yukâtilûne: savaşırlar, savaşacaklar

37.          fî sebîli allâhi: Allah’ın yolunda

38.          fe ikraû: artık, o halde okuyun

39.          mâ: şey

40.          teyessere: kolay gelmek

41.          min-hu: ondan

42.          ve ekîmû es salâte: ve namazı ikame edin, devamlı kılın

43.          ve âtû ez zekâte: ve zekâtı verin

44.          ve akridu: ve borç verin

45.          allâhe: Allah

46.          kardan: kredi, borç

47.          hasenen: güzel

48.          ve mâ: ve şey

49.          tukaddimû: takdim edersiniz

50.          li enfusi-kum: nefisleriniz için, kendiniz için

51.          min hayrin: hayırdan, hayır olarak

52.          tecidû-hu: onu bulursunuz

53.          inde allâhi: Allah’ın indinde, katında, yanında

54.          huve: o

55.          hayren: daha hayırlı

56.          ve a’zame: ve daha büyük, en büyük

57.          ecren: ecir, ücret, mükâfat

58.          ve istagfirû allâhe: ve Allah’a istiğfar edin, tövbe edip Allah’tan mağfiret dileyin

59.          inne allâhe: muhakkak ki Allah

60.          gafûrun: gafur olan, tövbeleri kabul edip bağışlayan, mağfiret eden

61.          rahîmun: rahîm olan, Rahîm esması ile tecelli eden

“Muhakkak ki Rabbin, senin ve seninle beraber olanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisinden daha azında, onun yarısında ve onun üçte birinde kalktığını biliyor. Ve geceyi ve gündüzü Allah takdir eder, onu sizin asla hesaplayamayacağınızı bildi. Bu sebeple sizin tövbenizi kabul etti. O halde Kur’ân’dan size kolay geleni okuyun! Sizden bir kısmınızın hasta olacağını, diğerlerinin yeryüzünde, Allah’ın fazlından isteyerek dolaşacaklarını ve diğer bir kısmının da Allah’ın yolunda savaşacaklarını bildi. Artık Ondan size kolay geleni okuyun, namazı ikame edin, zekâtı verin ve Allah için güzel bir şekilde borç verin! Ve nefsiniz için hayır olarak ne takdim ederseniz, onu Allah’ın indinde daha hayırlı ve daha büyük bir ecir olarak bulursunuz. Ve Allah’a istiğfar edin! Muhakkak ki Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.”

Açıklama: Yani “hakikaten Rabbin, senin ve beraberindekilerin yani seninle birlikte olanların gecenin üçte ikisini yahut yarısını yahut üçte birini uyanık geçirdiğini bilir.” Yani “bir kısmını.” “Gecenin ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah sizin onun üstesinden gelemeyeceğinizi bildi.  Bunu ayarlayamadınız. Gecenin kısmını iyi ayarlayamadınız. Zaman zaman kalkamadınız. Bu sebeple O rahmetiyle size yaklaşır. O halde Kur’an’ın kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun. Hasta veya mücahede halinde bitkinken okumayı uzatmayabilirsiniz. Allah zaman zaman içinizde hastalar, Allah’ın lütfünü aramak için yola koyulanlar ve Allah yolunda savaşa çıkanlar olacağını dilemekle ve yaratmakla bildi. Dileyip yaratarak gördü ki bazı geceler hastalandığınız için, bazı geceler ticaret için, bazı geceler haksızlığı engellemek için kullanmak zorundasınız. Öyleyse ondan yalnızca kolayca okuyabileceğiniz kadarını yani çok uzatıp zamanı geciktirmeden okuyun, İbrahim peygamberden beri geleneksel olarak size ulaşmış olan namazınızı kılın, madden fakirlere verin ve manen tövbeyle arının ve karşılıksız harcamada bulunun ve böylece Allah’tan size karşılığını mutlaka alacağınız güzel bir borç vermiş olun. Çünkü kendi adınıza güzel ne iş yaparsanız karşılığını aynen Allah indinde daha büyük bir ödül olarak görürsünüz. Ve Allah’ın bağışlayıcılığına sığının. Kuşkusuz Allah davetine çaba gösterenleri çok affedicidir, onlara çokça merhamet edicidir.” Bu ayette geçen ‘Allah yolunda savaşma’ ifadesi bu ayetin bütünüyle bu sürenin diğer kısımlarından yıllar sonra Medine’de inmiş olduğu izlenimi vermektedir. Çünkü savaşmak Peygamberin Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra Müslümanlar mecbur kaldıktan sonra söz konusudur. Fakat şunu da unutmamalıyız ki Allah yolunda savaşmak ille kanlı olacak diye bir kaide yoktur; Allah yolunda batılın men edilmesi için her türlü bireysel, kansız ve haklı çaba olabilir.

ALINAN MESAJ: Allah’ı her zaman hatırda tutmalı ve Ona tabi olmalıyız. Allah her tarafın terbiye edicisi ve tek ilahtır. Ona güvenmeliyiz. Tebliğ sonunda karşılaşacağımız zorluklara sabredip iyi intibalar bırakmalı, darıltmadan ayrılmalıyız. Aklını iyi işletmeyenleri Allah’a havale etmeli, zaman tanımalıyız; zira akıbetleri azaptır. Adeta dünya başlarına yıkılacaktır. Elçiye asi olmanın sonu hüzündür. Başımıza geldiğinde kaçacak delik bulamayız. Dilersek öğüt alabiliriz. Allah rahmetiyle yaklaşır. Gecenin sakin saatlerinde zinde bir zihinle Kur’an’ı sindirerek okurken kendimizi uykusuzlukta çok zorlamayabiliriz. Namazımızı kılmalı, madden ve manen arınmalı, karşılıksız harcamalıyız. Allah bunları karşılıksız bırakmaz. Kendimizi ibadete vakfetmekle aşırıya kaçmamalıyız. Ondan mağfiret dilemeliyiz. O çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.

Nisan 2017


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020