SİZ HEPİNİZ, BİZ TEK!

                                                                                “Kiminin kafasında saç yok, kiminin saçında kafa.”

                                                                                                                                  -Hüseyin HAKAN

 

Bir yazı yazdım, bilenler hatırlar. Bu yazı üzerine  “Doğru diyorsun, yanındayız.” Diyenler de oldu, “Söyledikleri doğrudur belki, bilemeyiz.” Diyenler de oldu. “Can alıcı noktaları yakalamışsın.” Diyenler de oldu, “Birkaç noktaya hiç değinmeseydin keşke.” Diyenler de...

Bütün yorumlara eyvallah. Kişilerin düşünce ve yorumlarından ötürü yargılanmasına karşıyım ve eleştiriye de son derece açığım.

Fakat;

Eleştiri başlığı altında hakareti,
Özgür düşünce bahanesiyle iftirayı,
İfade özgürlüğü gölgesinde hadsizliği asla kabul etmem. Burası Muz Cumhuriyeti değil bilader, öyle ipini koparan hırlayamaz. Bugüne kadar böyle gelmiş olabilir ama bundan sonra böyle gitmeyecek.

Değerli bir arkadaşımın “Taha Çoban yine basına yazı vermiş. Sanırım senin yazına ithafen birkaç cümle kurmuş, incelemende fayda var.” Demesiyle Taha Çoban’ın basına verdiği ikinci demeçten geç de olsa haberdar oldum. Hemen ilgili demeci bulup okudum. Doğrusunu isterseniz kendisine yönelttiğim sorular karşısında bir açıklama bekliyordum ama bu kadar seviyesiz olacağını tahmin etmemiştim. Kendi ihanetini aklamaya çalışırken yine boğazına kadar batmışsın Taha Bey.

Neymiş efendim;

“FETÖ ve PKK’nın yayın organlarına sipariş üzerine yazı yazdırılmış.”                                      
“Üç beş kuruş vererek bu gazeteci-yazarları dilediğiniz gibi kullabiliyorsunuz.”
“Kan emici vampir değilseniz neden günışığından korkuyorsunuz?” gibi sizden bizden olmayan tuhaf cümlecikler sarfedilmiş.

 El insaf Taha Bey, el insaf!

Kimsenin gün ışığından da yanmaktan da korktuğu yok. Her şeyden önce şunu bir kez daha belirtmek istiyorum: Bizim amacımız rahatsız olanları rahata erdirmek, rahatı yerinde olanların rahatını bozmaktır. Siz çıkarlarınız doğrultusunda tepişeceksiniz diye çimlerin ezilmesine daha ne kadar seyirci kalacağız? Taha Bey, eleştirdiğiniz durumların bir ürünü olarak o makama geldiğinizi hatırlatmak isterim.  Zira liyakata dayalı görevlendirmeyi unutmuş olmasaydık ne siz o makama geçerdiniz ne de Ak Parti bu utanç verici durumu yaşardı.

Yoğurdu üfleyerek yemek için sütten ağzımızın yanmasını beklemek de ayrı bir embesilliktir.

Asılsız iftiralarının da ardı arkası kesilmiyor Taha Bey. Dolaylı yoldan FETÖ’cü ve PKK’lı dediğin bu fakirin verdiği mücadeleyi, ödediği bedelleri, fedakârlıkları bilmeden heybeden atmakta ancak ve ancak size yakışır. At izinin it izine karıştığı bu puslu dönemde karambolden faydalanıp "Bir iftira da ben atayım!" demen, doğrusu düşmana ne kadar benzediğini apaçık ortaya koymuştur. "Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir." Efendi. Sen bu savaşı çoktan kaybettin.

Şimdi, şuracıkta şahsına yönelttiğim 5 soruya ilaveten bir ek daha yapıyorum ve diyorum ki:

Herhangi bir terör örgütüyle bağımın olduğunu ve itham ettiğin “Sipariş yazı” suçlamasının ne bedele karşılık olduğunu ispat etmezsen inancım gereği sana hakkım helal değildir bilesin.

Gayem töhmet altına aldıklarını savunmak değil, partime ve kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın davasına verdiğin zararı hatırlatmaktı. Gayem çıkar savaşlarınızdan prim kapmak değil, çıkardığınız tozdan boğulmamamız için az ötede oynamanızı sağlamaktı. Bu uğurda gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ferdi, gerek Ak Parti’nin bir üyesi gerekse bu milletin öz be öz evladı olarak bana düşen de şeytanın avukatlığını yapmaktı.

Dava bildiğim bu yola çıkarken “Makam sizin, vazife benim olsun.” Düşüncemden bir an olsun ayrılmadım ve ayrılmayacağım.

Bu vazife doğrultusunda;

Dönem milletvekilliğini tamamladıktan sonra partisini satan Bülent Arınç’lara,
Köprüyü geçip haksız kazanç elde ettikten sonra liderine küfreden M. Ali Şahin’lere,
Selim Temurçi’lere, Hayati Yazıcı’lara, Kadir Topbaş’lara ve görev süresi dolana kadar üç maymunu oynayıp işi bittikten sonra darbe yapan Taha Çoban’lara karşı dikleşmeden dik duracağımı da belirtmekten şeref duyarım.

Uzun lafın kısası şairin de dediği gibi Taha Bey;

 “Gelirken herkes güzel. Giderken belli olur karakter.”

Vesselâm.

 

 

NOT: Söz konusu yazım şuracıktadır.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Bülbülü Öldüremeyeceksiniz Politika 23.02.2017
ŞAŞKINLARA KLAVUZ Politika 01.01.2017
Utanın! Politika 04.12.2016
Pardon Ama Yanlışlıkla Özledim Sosyal 23.10.2016
Bize Böyle Adamlar Lazım Politika 19.09.2016
Başlık Kategori Yayın Tarihi
AKP'NİN DUYARSIZLIKLARI VE GELİŞMELER Politika 22.07.2017
15 TEMMUZ'U SULANDIRMAK... Politika 21.07.2017
SÖZÜM KENDİME PAY ALACAK BUYURSUN Politika 20.07.2017
Bir Temmuz Masalı Politika 18.07.2017
Darbe ve ''MİLAT'' Politika 16.07.2017

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Memet 21.02.2017

Kalemine sağlık kardeşim. Başarılarının devamını diliyorum..

Katip 06.02.2017

Makale üzerinden konuşulacak çok fazla konu var. Sorular merak konusu uyandıracak detaylar içeriyor. Ben de muhalif düşünceye sahip bir birey olarak yanlış tutumunu beğendim ama biraz daha yumuşak dil kullanmanı tavsiye ederim Hasan bey. Yazıların devamını bekliyorum sağlıcakla kalın.

Sibel çeri 04.02.2017

Tebrik ederim hasan çok güzel bir yazı olmuş.Başarılarının devamını diliyorum.Allah kolaylıklar versin sana

özlem 04.02.2017

Tebrik ederim hasan hakan güzel bir makale olmuş bu strateji de daha güzel ve vizyon sahibi yerlere gelmen dileğiyle başarılarının devamını dilerim.

Kadir 04.02.2017

Kardeşim elini koluna emeğine sağlık yine muazzam bir yazı başarılarının devamını dilerim

Zehra Arabacı 04.02.2017

Kalemine, yüreğine sağlık. Bir Hasan Hakan'ın kolay yetişmediğini, ne zorluklardan geçip ne fedakarlıklarla buraya geldiğini gösterdin bizlere. Biz senin yanındayız. Halkımız senin yanında. Yolun ve bahtın açık olsun genç adam. Başarılarının devamını dört gözle bekliyoruz.

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.