AYIP TRİLYON DAVASI

Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi 5 yıla yakın devam eden davayı 6 Mart 2002 günü sonuçlandırmıştı. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a isnat edilen "özel evrakta sahtecilik" suçunu sabit görerek 2 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Bunun anlamı eğer Yargıtay kararı onaylarsa, hapis yatmanın dışında, “ömür boyu siyasi yasak”tı. Ertesi günü gazeteler haberi, "Sahtekârlıkları Sabit,  Sahtekârlıktan Mahkûm Oldu, Artık Erbakan Yok ..." şeklinde yüz kızartıcı başlıklarla verdiler. Ömrünü millete hizmetle geçiren, bu ülkede üç kez Başbakan Yardımcılığı ve 54. Hükümet’te Başbakanlık yapan Erbakan Hoca haksızca lekeleniyordu…

Seçim yoluyla baş edemeyenler siyasi kararlar alarak mahkemeler yoluyla Hoca’yı devre dışı bırakmaya çalışıyorlardı. İnsafsızca belden aşağı vuruyorlardı. Ellerinde sonradan Yargıtay tarafından da onanacak bir mahkeme kararı vardı. Hukuk nosyonu ve vicdan sahibi hukukçular, davanın açılışından kesinleşmesine kadar yanlışlıklarla dolu olan bu karara “hukuk cinayeti” ya da “siyasi infaz” diyeceklerdi... 

28 Şubat’ın fırtınalı günlerinde bakanlar ve hükümet hakkında defalarca gensoru ve soruşturma önergeleri verilmiştir ama bunların bir tanesinin bile konusu yolsuzluk olamamıştır. Türlü iftiralar ve çamur atmaların yapıldığı o günlerde bile hiç kimse Erbakan Hoca hakkında yolsuzluk isnadında bulunamamıştır. Bir de diğer hükümetlere bakınız; kaç yolsuzluk önergesi verildi ya da kaç yolsuzluk soruşturması açıldı? Yolsuzluk gensoruları ile düşürülen bakanları ve hükümetleri hala hafızalarda… Halen Meclis gündeminde başbakanlar ve bakanlar hakkında yolsuzluk gerekçeleri ile verilen soruşturma önergeleri, dokunulmazlık dosyaları var…

Erbakan kısa süren Hükümet döneminde havuz sistemi kurarak milletin kanını emen rantiyenin hortumlarını kesti, yıllarca dönen haram tekerleklerine çomak soktu; onun için Erbakan’a kin kusuyorlar. Erbakan rantiyeden kestiğini cebine değil memura, işçiye, çiftçiye, emekliye, dula, yetime verdi. “Bu ülkede aç ve açıkta insan kalmayacak” dedi. Onların çıkarlarına hizmet etmediği için Erbakan’dan nefret ettiler ve kin kustular. Bu millete tüm çıkar çevrelerinin baskıları ve engellemelerine rağmen bu ülke insanının bu ülkeyi yönetebileceğini gösterdiği için Erbakan’a kızdılar. Erbakan bu millete alternatifleri, denk bütçeyi, enflasyonu düşürmeyi, borçlanmamayı ve faizleri düşürmeyi gösterdiği için tahammül edemediler. Erbakan borçlanmanın, faizin, rant ekonomisinin sonunun olmadığını söylediği, tüm engellemelere rağmen üretim ekonomisini ayağa kaldırdığı, döneminde namuslu sanayiciler, tüccarlar, esnaflar, çiftçiler altın yıllarını yaşadıkları için onu yok etmek istediler. Erbakan ecnebilere “hayır” denilebileceğini ve onurlu durulabileceğini gösterdiği için siyasetin dışına itildi. Erbakan millete tarihini hatırlattı, gücünü, imkânlarını, coğrafyasının önemini, tarihi mirasını gösterdiği için çok korktular. Erbakan “faiz bizi ve bizim gibi sömürülen ülkeleri batırıyor” dediği, sömürgeciliğin yeni adı olan neo-liberalizm ve küreselleşmenin ipliğini pazara çıkardığı, emperyalizme ve dünya Siyonizm’ine savaş açtığı, dünya Müslümanlarını hatta mazlumlarını bir araya getirme amacıyla D 8’i kurduğu, tüm geri kalmış ülkelere, İslam coğrafyasına, diktatörlüklere karşı millet seçeneğini gösterdiği, bu ülkelerin baskı altında inleyen, sömürülen, aç bırakılmış insanlarına umut olduğu için dünya patronlarını, Siyonistleri, sömürgecileri, diktatörleri tedirgin etti.

Kimileri milletin milyarlarca dolarını çaldı, kimileri bankaları hortumladı, kimleri devletin kasasını, milletin cebini boşalttı? Sözde iş adamları, medya patronları sahte evrak düzenleyerek devlet ihalelerine girdiler… Bunların suç ortağı olan siyasetçiler şimdi gazetelerde Erbakan hoca için atılan iftiraları ve hakaretleri yan gelip yatmış okuyorlardı… Gece yarısı konutlarda banka pazarlıkları yapanlar keyif çatıyorlardı. Köşe yazarları patronunun iş takipçisi, ricacısı, tehditçisi, şantajcısı oldular… Kimileri de hortumcuların devlete olan milyonlarca dolarlık borçlarını ertelediler? Elbette bunlar tarihin zabtına geçecekti…

Her şey bu kadar açıkken Milli Görüş davasının iyi niyetini, hakikatini, amaçlarını ve hedefine çok yaklaştığını, Hoca’nın dehasını, stratejik manevra ve manipülasyonlarını tam ve doğru olarak kavrayamayanlar içinde iyi niyetli tek bir kişi olabilir miydi? Buna rağmen “Erbakan Hoca’ya, artık aktif siyaseti bırakıp çekilmesi gerektiğini, manevi lider olarak devam etmesini” söylemek de neyin nesiydi? Ahmet Akgül’lerin iddia ettiği gibi gerçekten Oğuzhan Asiltürk bile 12 Eylül’den sonra “Hocam, arkadaşlarınız, sizin artık resmi ve fiili değil, manevi bir lider olarak hizmetinizi sürdürmenizi istiyor” demiş miydi? Yok eğer dememişse bir de bunlarla mı uğraşılacaktı? Erbakan Hoca dikenlerden nefes alamayan bir gül gibiydi.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, CHP tarafından Siyasi Partiler Yasasına (SPY) aykırı kullanıldığı saptanan 980 bin 527 YTLlik meblağın Hazineye geri ödenmesine hükmetti. 2004 yılında bir televizyon kanalına sözleşmeye uygun olmamak suretiyle ödenen 50 bin YTL'nin de Hazineye devrine karar verildi. Hatırlanırsa Refah Partisi’nce usulsüz harcandığı iddia edilen miktar da CHP’ninkine eşitti…

Parti görevlilerinin yurt dışı seyahatleri sırasında yaptıkları bahşiş ödemelerinin gider yazıldığının görüldüğü ifade edilen kararda "bu ödemeler belgesizdir" denilerek gider makbuzlarıyla yapılmış ve gider makbuzlarını da ödeme yapılan kişilerin değil seyahati yapan Parti görevlilerinin imzaladığına dikkat çekilmişti. Almanya, Hollanda, İtalya ve Belçika seyahatlerinde verilen 35 milyon 349 bin 800 lira tutarındaki bahşiş Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 1998 yılına ait kesin hesap incelemesinde, posta işletmesi alındıları üzerinde yapılan tahrifat yoluyla gider gösterilen 35 milyar 386 milyon 533 bin 328 lira tutarındaki parti mal varlığının Hazineye gelir kaydedilmesine ve sorumlular hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Resmi belge niteliğindeki Posta İşletmesi alındıları üzerinde tahrifat yaparak Partiyi zarara uğratan sorumlulardı bunlar… Anayasa Mahkemesinin, CHP’nin 1998, 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ait mali denetim kararları Resmi Gazetede yayımlanıp sonuçları gösterildi.

2820 sayılı Yasanın 70. maddesinde; “Bir siyasi partinin bütün giderleri, o siyasi parti tüzel kişiliği adına yapılır” hükmünün yer aldığı anımsatılan kararda, 21 Aralık 1998 tarih ve 527 numaralı yevmiye ile Erdem Elektronik Ltd. Şirketi’ne bir açıklama yapılmaksızın ve gerekçe gösterilmeksizin fatura aslı yerine, ilgili firma tarafından onaylanmamış fotokopisine dayanılarak 1 milyar 648 milyon 985 bin lira ödeme yapıldığının görüldüğü kaydedildi. 2820 sayılı Yasanın 70. maddesinde 5 bin liraya kadar olan harcamaların makbuz veya fatura gibi bir belge ile tevsik edilmesi zorunlu olmadığı belirtildiğinden bu miktarı aşan harcamaların makbuz veya fatura gibi geçerli bir kanıtlayıcı belgeye dayanması gerektiği anımsatılan kararda, bu nedenle, bir gerekçe olmaksızın fatura fotokopisine dayanılarak kaydedilen giderin, Kanunun öngördüğü anlamda belgeye dayandırılmış olduğunun kabul edilmediği bildirildi. Kararda, seyahat harcamalarından parti adına yapıldığını gösteren bilgi ve belge bulunmayan 147 milyon 100 bin liralık kısmının, parti amaçlarına uygun ve parti tüzel kişiliği adına yapılmış bir harcama olarak kabul edilmediği belirtildi.

Telgraf alındıları üzerinde tahrifat yapılıyordu. Parti hesabına gider kaydedilen telgraf ücretlerine ait telgraf alındıları üzerinde tahrifat yapılarak, çekilen telgraflar karşılığı ödenmesi gereken tutardan daha fazla gider kaydedildiğinin görüldüğü belirtilen kararda, Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden alınan belgelere göre, tahrifat yoluyla arttırılmış tutarların gider yazıldığı ve bunun sonucunda toplam 33 milyar 456 milyon 120 bin liranın alınan hizmet karşılığı olmaksızın gerçek dışı gider kaydedildiğinin anlaşıldığına işaret edildi.

Mademki yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve adalet vardı CHP’nin de aynı şekilde ve aynı mahkemelerce yargılanıp kapatılması ve Deniz Baykal’ın hapsi boylaması gerekmez miydi? Yahut Erbakan Hoca’nın da CHP’ye uygulanacak prosedüre tabi tutularak bu haksız ve dayanaksız mahkûmiyetten kurtulup aklanması gerekmez miydi? CHP’yi Atatürk kurduğu halde şayet kapatılmayı hak ederse bu Atatürkçülüğe gölge düşürmez miydi? Haksızlık en kolay yoldu…

İlhan Selçuk ve diğer sabataist veya masonların ya da Fatih Altaylı’nın ve yazdığı gazetenin patronunun bahanesi olabilir… Ama hukukçuların olamazdı…

ABD’den yazan Zülkarneyn Vardar bile diyordu ki: “Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu yazıyı Sayın Erbakan’ı korumak veya savunmak için kaleme almıyorum. Zaten Sayın Erbakan’ın da buna ihtiyacı yoktur. Ama ben yapılan haksızlık ve adaletsizliklere -kime yapılırsa yapılsın- ses çıkarmaya ve elimden geldiğince gündeme taşımaya kendimi zorunlu hissediyorum. Bunun için zulüm ve haksızlığa nereden gelirse gelsin karşı çıkmayı, mağdurlara -imkânlarımız dâhilinde- yardımcı olmayı boynumuzun borcu biliyorum!

“Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Sayın Erbakan’ın haksız yere çekmekte olduğu ev hapsi cezasına son vererek, Sayın Erbakan’ın maruz kaldığı büyük adaletsizliğin küçük bir kısmına ‘dur’ demiştir! Tabi-i ki Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ediyoruz, ama bu yapılan, yapılması gerekenler için bir ilk adım kabul edilmelidir! Çünkü: Sayın Erbakan af edilmemiştir, çünkü o böyle bir suç işlememiştir; sadece kendisine yapılan haksızlığın bir kısmı şimdilik önlenip giderilmiştir. Bazı gazetelere yansıdığı biçimde Sayın Erbakan’ın cezası af edilmemiştir! Erbakan böyle bir suç işlememiştir ki, cezası af yoluna gidilsin. Ama maalesef pek çok gazete olayı Cumhurbaşkanının affı olarak lanse etmişlerdir! Bunları yazıp çizmek, söylemek zımnen Sayın Erbakan’ı suçlu gösterme gayretidir. Yani ‘hasta ve ihtiyar olmasa cezasını çeksin!’ anlamında yazılıp çizilmektedir. Yahu ne cezası? Ne suçu? Onun için Sayın Cumhurbaşkanının yapmış olduğu hareket bir af olarak görülmemelidir. Sadece, Sayın Erbakan’a yapılan haksızlığın küçük bir bölümüne ‘dur’ denmiştir. ‘Yapılan büyük haksızlığın küçük bir bölümü’ diyorum; çünkü yapılması gereken daha çok şey vardır ve adalet tecelli edecektir. Sayın Cumhurbaşkanının bu yaptığı bir vefa da değildir! Ve hele AKP’lilerin sözlüğünden vefa kelimesi zaten silinmiştir. Bazıları Sayın Gül’ün bu davranışını ‘Erbakan Hoca’ya karşı bir vefa borcu ödemesi’ şeklinde takdim etmektedir.

“Oysa: a) Yapılan bir haksızlığa dur demek vefa değil, mecburi bir insanlık görevidir. b) Eğer bunu bir af olarak değerlendirecekseniz: eski Cumhurbaşkanı Sayın Sezer de Erbakan’ın cezasını af edebileceğini söylediği halde, Hoca bunu kabul etmemiştir. Daha önceki Cumhurbaşkanının yapmak istediği bir işi, şimdiki Cumhurbaşkanı yapınca nasıl ‘vefa’ya dönüşmektedir? Kaldı ki, bir vefa söz konusuysa, o vefanın şerefi Erbakan Hoca’ya aittir. Çünkü Sayın Sezer’in teklifini kabul etmeyip, Sayın Gül’ün teklifini kabul etmekle kendisine iltifat etmiştir! Hem de bu iltifat, İlahi intikamı çabuklaştıracak cinstendir. c) Şimdi Erbakan Hoca için yapılması gereken en önemli vicdani görev: Sürülen bu kara lekeyi, onu sürenlerin bir an önce temizlemeleridir! Bu bir iade-i itibar olacaktır! Yanlış anlaşılmasın, bu iade-i itibar Erbakan Hoca için değil, o lekeleri ona sürenler için lazımdır. Çünkü Erbakan’ın itibarı hiç sarsılmamıştır! Ama ona o iftirayı atanlar o çamuru fırlatanlar yanlış yapmıştır. İşte o hatalardan dönmekle kendi itibarlarını kazanacaklardır! Yoksa Sayın Erbakan’ın şerefli itibarı ortadadır ve o iftiralarla, yalan yaftalarla bozulmayacak kadar sağlamdır. Tıpkı altın gibi. Altını çamura da atsanız, ona çamur da fırlatsanız altın, yine altındır. Ama altını çamura atanlar, altına çamur fırlatanlar, onlar altının değerini bilmediklerine pişman olacaktır. Ve onlar, -ellerindeki nimetin kıymetini bilmeyenler- hakkın ve halkın gözünde değerleri sorgulananlardır! Onlar için tek kurtuluş; altına gereken değeri verip, çamurunu silip yıkamaktır. O zaman kendileri de değer bilen kadirşinas insanların sınıfına katılacaktır. Yoksa Erbakan Hoca vicdanen de, ruhen de oldukça rahattır. Çünkü o, hayat boyu Hakkın hâkimiyeti ve halkın saadeti için çırpınmış tek başına tüm şer odaklarına inançla ve inatla savaş açmış ve umuyoruz, büyük zafer sabahına da oldukça yaklaşmıştır!”

Konjonktürel açıdan Vardar’ın bu tespitleri de yankı yapmıştı…

Bu "kayıp" değil, "ayıp" olarak tarihe kaydolacaktır…

http://www.bizimyaka.com/yazar-68220-AYIP-TRILYON-DAVASI--1     31 Aralık 2016

http://www.bizimyaka.com/yazar-68422-AYIP-TRILYON-DAVASI--2-    06 Ocak 2017


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
YCHP'Lİ NİHAT YEŞİL'E KIDEMLİ SORULAR !! Politika 20.06.2020
Batı Emperyalizmi ve Türkiye Politika 17.06.2020
"KRİPTO FETÖ VİRÜSÜ" ve FETÖ'YE GEBE KALAN VESAYETCİLER !! Politika 12.06.2020
İhanet Projeleri -3 Politika 05.06.2020
KILIÇDAROĞLU'NUN, HDP 'ye UYUMLU YENİ PARTİ PROGRAMI !! Politika 03.06.2020