BİR ASİSTANIMA CEVAP

Öncelikle verdiğimiz cevapların birer makaleye dönüşüp, silinmemek üzere kalıcı olduğunun bilinmesini isterim. Sayende camiamız ibret yüklü bir makale daha kazanıştır…

Vatana millete hayırlı bir işin var; bu nedenle işine saygı duyuyor ve Allah’ın koruması hep sizlerle olsun diyorum. Asla kötülüğünü istemem aksine iyiliğini isterim. Fakat şahsıma dil uzatmana işine duyduğum saygıyı duymamı bekleyemezsin…

Biz fitne rüzgârlarının estiği zamanlarda uzun yıllardır üzerlerinde emeğimiz olan öğrencilerimizin bizi asıl böyle zamanlarda arayıp sormalarını en tabii bir hak olarak istiyoruz. Biz bugünkü bu fitne rüzgârlarından yarın kurtulacağımızı ve Allah’ın izniyle ideallerimize kavuşacağımızı biliyoruz. Fakat şunu da biliyoruz ki iyi zamanında herkesi arayan çok olur. Bugün bizi aramayan ve hal hatır sormayan asistan ve antrenörlerimiz yarın ararlarsa “neden?” diye sormak da en tabii hakkımız olur. Bizim kavgamız varken yani fitne eserken sen neredeydin? Biz sıkıntı zamanı aranmayacak mıyız? Bu durumda camiamız dört kısımdır:

Bizimle olanlar

Bizimle olmayanlar

Arada kalanlar

Aktif olmayanlar

Bizimle olanlar halen eğitimcilik yapan, kulüp veya dernekleşenlerdir. Bunlar işin yükünü sırtlanan sürekli iletişim halinde olduklarımızdır. Bizimle olmayanlar istikametimizdeki ufukta menfaat görmeyip başka ufuklara yelken açanlardır. Arada kalanlar ne iki elle tutan ne de bırakanlardır. Aktif olmayanlar ise hayat şartlarından dolayı geçim derdinde olup zaman ayıramayanlardır.

Biz yıllar önce bu yola çıktığımızda gençlere iki şey vaat ettik: Birincisi bizim ortamımızın onları “kötü ortamlara düşmekten muhafaza edeceği”, ikincisi “sokakta yürürken artık daha emin yürüyeceği”dir. Bu ikisini gerçekleştirdik. Daha sonra bazı öğrencilerimizin geçim sıkıntısından dolayı aktif olamadıklarını görünce teşkilatlanarak birlik olup güçlenmemiz gerektiğini düşündük. Gençliğe daha iyi sahip çıkabilmek için bu gerekiyordu. Bunlardan biri federasyonlaşmak, diğeri sinema idi. Süreç ilerledikçe konjonktürel şatların da yardımıyla nihayet resmi ve özel bir federasyon olduk (AJKDF). Fakat asıl istediğimiz federasyonumuzun özerkleşmesiydi. Diğer yandan da sinema ile alakamızı bir şekilde sürdürdük. Bütün bunları yaşamak anlatılması kadar kolay değil. AJKDF bunun sıkıntısını çekerken kayıtsız olanlar neyi hak ederler? Yönetime karşı kendinde söz hakkı görenler Yönetimin neleri sırtlandığını, ne zahmetler çektiğini, ne ödünler verdiğini biliyorlar mı? Hayır. Uzaktan mangalda kül bırakmamak sıkıntının içinde ve yük altında yol almaya benzemez. Zaten yönetim işlerinde yönetenin değil yönetilenin, eğitim işlerinde ise öğretmenin değil öğrencinin minnet borcu olur.

Bu hengâmede herkesin yolunu netleştirmek, kimin ne idüğünü belirlemek için ortaya bir söz atmamız gerekti. Fakat bu söz öyle bir söz olmalıydı ki karşılaşanın içini dışa dökerek bize okutmalıydı. Her şey iyice netleşmeliydi. Kim bizimle, kim değil? Kim neden aramıyor, kim neden sormuyor? Yanımızda madden ve manen uğraş veren AJKDF yönetimi, adresin federasyonumuz olduğunu ilan etmesine rağmen, bizi aramayanları dikkate alarak herkesin adresinin neresi olduğunu bilmek istiyorduk. Hal böyleyken herkese açık olarak sıkıntılı günlerimizde “bugün bizi aramayan ve hal hatır sormayan asistan ve antrenörlerimiz” hakkında, yarın iyi günümüzü kastederek “ararlarsa yanlış anlarız” şeklindeki ifademizi öğrencilerimiz onayladılar. Fakat hem de çok sevdiğimiz asistanlarımızdan biri her nasılsa bu ifadenin genele mi özele mi dönük olduğunu bile sorup sorgulamadan, sanki bunca yıldır ona emek değil de zahmet vermişiz gibi ve sanki bir hata yapsalar da çekip gitsem der gibi kapının eşiğinde bekliyormuş. Sanki bunca yıldır bizim değil de onun emeği söz konusu olmuş gibi itham edildik. “20 yıldır Yüksel Yılmaz çığırtkanlığı yaptığını” söylüyor. Aman Allah’ım! Hiç kimseden kendi çığırtkanlığımı yapmasını asla istemedim ve genç olarak senin güvenilir bir camiada bulunmanı ve yumruk atmasını bile bilmediğin o çok genç yıllarında eğitilmeni istedim. Sana “gel çığırtkanlık yap” demedim. Seni kolundan tutup zorla okullarımıza getirmedim. Seni para vermeye bile zorlamadım. Sadece yeni kayıtlardan okulun elektrik, su ve kirası ödenirken hiçbir antrenör ve asistanımdan aidat bile almadım. Ben verirken bedel almadığım için şimdi siz de verdiklerimin bedelini ödeyemezsiniz. Fakat şu “Yüksel Yılmaz çığırtkanlığı” ifadesi çok küstahca bir ifadedir. Sen de çok iyi bilirsin ki ben uzun yıllar önce kendimi kendi yeteneğimle beğendiriyordum. Yani kendimi kendimle ifade ediyordum. Sonra sizleri yetiştirerek topluma nasıl sağlam adam yetişirmiş sizinle ispatladım. Yani sizi iyi yetiştirerek sizinle kendimi kendim ispatladım. Çığırtkanlığınla bir yere geldiğimizi sanman da ne haddine? Senin çığırtkanlığın mı bunca talebi sağladı, senin çığırtkanlığın mı bunca asistanı bu kadar sağlam hale getirdi? Senin çığırtkanlığın mı senin yeteneğini ortaya çıkardı? Bu konuyu şöyle kapatayım: Benim çığırtkanlığımı yapması için kimseyi asla çağırmadım ve çağırmıyorum; bunun için gelen varsa şimdiden çekip gitsin…

Benim ifademi üzerine bile alınmaması gerekirken üzerine alınıp, devamında “…federasyon kuruluş aşamasında yapmış olduğum ve bunca yıllık hukukumuz hiçe sayılmıştır” diyor. Yahu bunu söylemek senin ne haddine? Sen federasyon aşamasında yapmış olduklarının bize olan vefa borcunun milyarda birini bile ödeyebileceğini mi sanıyorsun? Bunca yıllık hukukumuza rağmen sen beni bir iki seminerinden istifade ettiğin herhangi biri gibi mi görüyorsun? Neden seni kastetmediğimiz bir meselede ortaya sanki kahramanlar gibi zıplıyorsun? Neden önce iyice bir anlamaya çalışmadın? Belki iyi ki de çalışmadın; yoksa senin bunları söyleyebileceğini bilemeyecektik. Zannedecektik ki “Bir yanlışımız olduysa, hal hatır sormakta ihmalkâr davrandıysak kusura bakılmasın” şeklinde arz etme edebinde bulunur. Dikkat et, “biz neden arıyorsun” diye değil, “neden aramıyorsun” diye kızıyoruz! Böyle bir serzenişe ukalaca cevap sana yakışır mıydı?

20 yıl beni tanıdığı iddiasındaki bu öğrencim, “…buradan ailevi mesele dillendirilme nezaketsizliği gösterilmiştir” derken, beni 20 gün tanıyan biri kadar bile bir nezaketle davranmayıp karalamaktadır. Benim nezaketli olup olmadığımı bu güne kadar kaç defa tartıştık? Nezaketsizliğimle hangi öğrencimi kaç defa utandırdım? Benim bu yönüm akraba, komşu ve öğrenci çevremde yeterince bilinir. Konuyu iyi anlamadan kaleme sarılıp karalama kampanyası başlatmak iyi bir öğrenciye ve iyi bir eğitimciye yakışmaz.

Ayrıca “federasyonunuzu ve sizi tanımıyorum” da ne demek? Adaba göre üst kurul alt kurulu tanımaz. Sen bize fildişi kulesinden mi bakıyorsun? Tanımama hakkı bize aittir. Sizin tanımamanız sizi yüceltmez.

Burada konuyu birdenbire “…cemaat yönetir gibi federasyon yönetilmez” diyor. Yahu senin ne haddine bana yöneticiliği öğretmek? Ben neredeyse otuz yıldır teşkilatçılığın içinde bulunuyor olacağım. Bizim hususi teşkilatçılık eğitimi aldıklarımız devlet yönetti, başbakanlık yaptı, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan sayısız milletvekili ve bürokrat yetiştirdi…  Uzun yıllar önce birlikte diz çöküp teşkilatçılık eğitimi aldığımız ağabeylerin bazısı bakanlık yaptı, bazısı bugün bakanlık yapıyor… Senin ne haddine yönetim dersi vermek? 2009 yılında 5253. maddeye göre kurduğumuz resmi federasyon herhangi ahlaki bir skandala karışmadan, pırlanta gibi gençler ve eğitimciler yetiştirmeye devam etmektedir. Bir buçuk yıl zarfında bölünmeye ve herkesin desteğini almayışımıza rağmen çok yol kat ettik. Takriben 1 trilyonluk federasyon binası sözü aldık ve projesi üzerinde çalışma yapılıyor… Dünyanın en büyük konfederasyonlarından birinin kurcu üyesi olduk ve özerkleşmemiz bakanın masasında… Yine elli küsur ülkenin bağlı olduğu dünyanın en büyük federasyonlarından birine JKD’yi branş olarak biz soktuk ve yalnız bizi tanıyorlar… Daha da sayılabilir… Fakat kesinlikle zor şartlara rağmen başarısız değiliz. Eksik ama çok iyi bir kadromuz var. Bizim bu çalışmamızda Eskişehir Grubu iftihar ettiğimiz gruplardandı. Ayrılma kararını alırken Eskişehirlilere danıştın mı? Biz Eskişehir’i seviyoruz ve sen olmasan da başkasıyla orada yolumuza devam edeceğiz. Çünkü Eskişehir olmazsa olmazlarımızdandır ve çok önemsiyoruz. Aceleyle hırsa kapılıp oradaki insanlara kıyamazsın.

Zaten size demişim ki, “Yukarıda vefasızlardan bahsediliyor ve bir isim verilmiyor. Neden üzerine alındın sen?..” Sadece burada bir durup düşünsen yetecekti… Bak bu makalede bile ismini anmamayı tercih ettim ki belki hatanı telafi edersin...

Farkında değilsin ama sen hocana olan bu usulsüz davranışınla öğrencilerine kötü örnek oluyorsun. Kendi ustasını unutan, çırağına ustasını unutmasını öğretir!

Sen kötü biri değilsin ve senin hakkında yanlış bir kanaat uyanacak. Senin bu tutumun gördüğüm tek olumsuzundur. Gönlüm isterdi ki seninle paylaştığım ifademe sen de katılasın… Feveran etmeyesin… Sana kızsa bile hocan, sabredesin ve gönlünü alasın… Tıpkı ailenden ağabeyinden vazgeçememen gibi olmalıydık… Bana tahammül sınırlarının bu kadar kısa olduğunu bilmiyordum. Eloğlu muamelesi gördük. Zaten sen özür dileseydin ben kabul etmeyecek güce sahip olamazdım.

Yorumumu nerede yaptığımın önemi ne? Onaylarsın olur biter. Asıl yabancı bir grupta yani dışımızdaki bir grupta bu yorumu yaparsam eleştiriyi hak ederim. Ama bizden birinin grubunda yaparsam değil. “Kimsenin kapısında bekleyecek kadar aciz değilim” dediğin, senin camiandı ve bu kapı sayısız gencin kötü ortamlardan kurtularak aramıza karıştığı şerefli bir ocağın kapısıdır; şahsımın kapısı değildir. Böyle bir yerde olmakla değil, olmamakla aciz olunur. Ayrıca ne demek o, kısa filmimi hatırlatarak “Kaf dağından inmek” ve “mütevazi mağaranıza”? Bunu bir öğrencinin uzun yıllardır emek verdiği hocasına bir çırpıda gerçekleşen nankörlüğü olarak sayıyor ve geriye iade ediyorum. Bu densizliğe karşı çıkmayanları da esefle kınıyorum.

Federasyon toplantımıza seninle yaptığımız yazışma kâğıdı getirildi. Aradaki konuşmalar silinmiş. Birden bire “hepinize güle güle” demişim gibi zannediliyorum. Oysaki öyle çabucak “güle güle” diyecek biri değilim. Sen ve senden önce itizal edenin kaba ifadelerine binaen “güle güle” demiştim. Yazdıklarımı kırpmadan olduğu gibi yayınlamalıydın.

“Kimse size akıl verme gafletinde bulunamaz öyle mi?” diye soruyorsun. Yahu “akıl verme” ifadesinin ukalalık ve küstahlık seviyesinde olduğunun farkında değil misin? Varsa bir fikrin paylaşırsın. Önerini arz edersin. Ne haddine akıl vermek? Hakaret ettiğinin farkında bile değilsin. Evet, bize kimse akıl verme gafletinde bulunamaz. Aklımız var Allah’a şükür. Ama adab olarak fikri paylaşmak diyebilirdin… Bana yazdıklarından sonra sana olan bu cevabımı okuyanlar “az bile yazmışsın” dediler ama neyse…

Saygıdeğer Genel Sekreterim, “Y.Yılmaz’ın senden bahsettiğini zannetmiyorum, başka taraflara giden kişilerden bahsettiği kanaatindeyim. Şunu da belirtmek isterim ki şan ve şöhret duygusuna kapılıp da dostlarınca sırt çevirenler gerçek dost olamazlar ve şan şöhretin geçici olduğunu bilmeleri lazım. Fakat Y. Yılmaz’ın o duygular ile hareket ettiğine ve edeceğine inanmıyorum” diyerek gayet olgun bir cevap vermiş. Fakat o ne derse desin, bir hışımla yola çıktığından, meselenin telafisine gideceğine, aynı kanaatte olmadığını, kişisel fikirlerini telefonda merak edenlere aktaracağını söylüyorsun. “Bu düzen bu şekilde gidemez, burası İngiltere değil, rejimde krallık değil” diyorsun. Keşke bilseydin, aslında hiçbir federasyon başkanının sadrı bu kadar geniş değildir ve hiçbiri talebeleriyle bu kadar iç içe ve bu kadar hoşgörülü değildir… Biz Federasyonumuzda kararı toplu halde alırız; tek başına aldığım kararlar yok denecek kadar azdır ve nadiren tek başına aldığım kararlar da bize hayırlı olmuştur. Fakat Federasyon başkanı ne kadar demokrat ve hoşgörülü olursa olsun, liderliğini hiç hissettiremiyorsa bu da doğru olmaz. Sizi bir dernek başkanı ya da üyesinden ziyade hep asistanım ve talebem olarak gördüm.

“…değer miydi şöhret olma sevdasıyla bunca yıllık dostluğu yıkmaya” şeklindeki bu basiretsiz ifadene gelince… Bizim böyle bir sevdamız olsaydı her türlü teklifi kabul ederdik ve bize yapılan davetlere şahsen de katılırdım. Ama hiçbirine katılmadım ve misyonumuza uygun olmayan teklifleri hep reddettim. Bu senin gafletin ve sui zannındır. Bizim böyle bir sevdamız yoktur. Şöhret sahibi olup olmayacağımız da henüz meçhuldür ve şöhret bizim için asla bir amaç olamaz; ancak araç olabilir. Sanki şöhret olacağımız kesinmiş gibi şımarmış değiliz. Çünkü daha yolun başıdır.

Özetleyelim: Yorumu paylaştığım yerin sana ait olduğunu değil, bize ait olduğunu sanıyordum. Bilseydim izin ister öyle yazardım. Sen hiddetle karşı çıkınca kafamız dank etti. Bu yabancılığı ve tepkiyi senden bekleseydik o yazıyı oraya yazmazdık. Bunu ben kendi duvarımda da başka tüm öğrencilerimin duvarında da paylaşabilirim. Ancak içten pazarlığı olanlarla paylaşamam. “Kendi sayfasında”, “benim grubum”, “kendi duvarında”, “benim sayfamda” gibi ifadeleri “bizim” olarak görüyordum. “Bizim sayfamız”, “bizim grubumuz”, “bizim duvarımız”… Meğer böyle değilmiş. Asıl sebepler bunlar olamazdı. Sebep içinde gizliydi ve daha sonra onu da ele verecektin…

Diyorsun ki: “Mademki şöhret sevdasında değildir, kendi duvarında paylaştığı ‘Dünya herkes için inişli ve çıkışlıdır. Bizimle yukarı çıkışta buluşanlar aşağı ineceğimiz zannıyla camiayı terk etmesinler ki çıkıştan sonra daha fazla çıkış söz konusu olursa onu biz aşağıya atmayalım…’ bu söz ve sonrasında paylaştığı kafe deki kavga filminin elemeleri geçmesiyle ilgili yazdıkları, açık bir ifadeyle şu intibayı vermektedir; Bugün meşhur değilken beni aramayan asistanlarım, yarın ben iyi bir konuma geldiğimde ararlarsa benden menfaatleri olacağı için aradıklarını düşünürüm” tarzında bir sözü benim grup duvarımda paylaşmıştır.”

Cevabım şudur: Bir kere bu ifade bizim şöhret sevdalısı olduğumuzu göstermez, aksine dünyayı inişli çıkışlı olarak tanımlıyoruz. Ayrıca bu ifadeden sen neden alınıyorsun? Adın mı geçiyor? Hayır. Yorumunu kafana göre zorlayıp senin istediğin gibi anlaşılması için “beni aramayan” diyorsun; ama yazıma dikkat edersen “Bizimle yukarı çıkışta buluşanlar” diyoruz. Yani “ben” yok, “biz” diyoruz. Yine diyorsun ki “yarın ben iyi bir konuma geldiğimde”. Amacımız hepimizin iyi bir konuma gelmesidir; senin dediğin değildir. Ben konumuma zaten şimdi de şükrediyorum. Yine diyorsun ki, “benden menfaatleri olacağı için”; oysaki “onu biz aşağıya atmayalım” diyerek yine yönetimce alınacak bir kararı vurguluyoruz, çünkü bizde krallık değil, demokrasi var. Zorlama yorumunda hep hakkımda “ben” sözcüğü geçiyor, ama gerçekte biz varız.

Asistanımız içini açtıkça tabi biz de bakalım daha neler sayıp dökecek diye merak ediyoruz. Çünkü karın ağrısı şimdiye kadarki zanni ifadeler olamazdı. “…Benim şahsi kanaatim o durki yüksel yılmaz alanı dışında konulara kayarak (ekonomi profesörlüğü-Din Adamlığı) kişilerle polemiklere girerek fikir ayrılıkları yaşamakta bu nedenle birçok asistan arkadaşımızın camiadan uzaklaşmasına ve küsmesine neden olmuştur” diyor. Düne kadar saygılı olan bu öğrencimizin bizi tanımına bakınız. İsmimin başına bir şey getiremiyor, hocasından değil de herhangi bir ad ve soyadan bahsediyor. Senin enaniyetinden dolayı “hocam” diyemediğine benim de “öğrencim” ya da “asistanım” dememin anlamı olmasa gerek. Ben iktisat fakültesinde okudum ve şimdi ikincisini okuyorum. Hatta Eskişehir’de olduğun için söyleyeyim, ikinci üniversitem Eskişehir Üniversitesi’nin İktisat Fakültesi’dir. Ama ekonomi profesörü olduğumu nerede söylemişim? Tabi alay etmek için böyle diyorsun. Alay etmeyi kendine yakıştırıyorsan hocanla alay edebilirsin. Benim ekonomik ifadelerim sana profesör seviyesinde gelmiyorsa bilmelisin ki, hiç böyle bir iddiam olmadı. İlle de alay edeceksen ve kendine güveniyorsan iktisadi fikirlerimi yine iktisadi cevaplarla çürüterek alay etmeyi deneyebilirsin. Din adamlığı konusunda ilk bilmen gereken din adamlığı Yahudilik ve Hıristiyanlıkta olur, İslam’da din adamı olmaz; aksine adamın dini olur. İlim âlimin değil, “müminin yitik malı” olduğu için ve maneviyata olan ihtiyacımızdan dolayı elbette din konusu en hassas olduğum konudur. Ama âlim ya da din adamı olduğumu mu söylemişim? Din konusunda da katılmadığın bir mesele varsa vereceğin ilmi ve dini cevaplarınla beni utandırmayı deneyebilirsin. Yok eğer dövüş sanatı ve spor dışına çıkmamı eleştiriyorsan, bilesin ki Bruce Lee de orijinal kitabında dövüşün ve sporun dışına çıktığı için eleştirilere kulak asmıyor ve kendisi de çıkıyor. Çünkü biz ekonomi anlatmıyoruz; ekonominin felsefesini yapıyoruz. Biz dini de anlatmıyoruz; dinin felsefesini yapıyoruz. İşimiz usullü düşünme felsefesidir. Bunu bile ayıramamışsın. Ayrıca bir prensip olarak gerçeği sunarım ve polemik olana dek ısrar ederim; polemik olacağını ve önyargıyı anlarsam uzatmam. Uzatmama konusunda makalelerim bile mevcuttur. Camiadan uzaklaşan asistanlarımızın hiçbiri bu kadar hakaret etmedi ve senin bu yaptığını yaparak uzaklaşmadı.

Bütün bunlar hep homurdanma seviyesinde eleştirilerdi. Asıl mesele bu olamazdı çünkü hiç yapıcı ve onore edici bir yanı yoktu. Neydi asıl karın ağrısı? Nihayet şu paragrafıyla bunu da belli etti: “ayrıca JKD belgesinin legalliği konusunu açıklığa kavuşturamamış…” diyor. Yahu sen Barbaros Fıral zamanında derslerimize gelmiyor muydun? Biz uzun yıllardır belgesiz mi ders verdik sanıyorsun? Kaç defa söyleyeceğim? Benim belgelerim İzmit Barbaros Spor Okulu denetlenirken çekmecelerde duruyordu. Biz bu belgeleri resmi makamlara gösterdiğimiz için uzun yıllarca arayıp sorulmadık. Bu okul defalarca taşındı ve bu taşınmalarda birçok belgem ve eski fotoğrafım kayboldu. Belki birinde ve günün birinde çıkacak… Ama bunun ne önemi var? Bruce Lee de diplomasız diye eleştirilmiş ama yeteneği ve öğrencileriyle kendisini ispatlamıştı. Bazısı onu wing chun eğitimi yarım diye onu terk etti; bazısı ise ona sadakatle bağlandı. Üstelik biz Bruce Lee’nin programında olan her şeyi ve onun dışında çok sayıda dövüş sisteminin programlarını bildiğimizi iddia ediyoruz. Bruce Lee’nin çalışma programlarının kitabını bile hazırlıyoruz. Felsefesi konusunda yazdığımız bakir kitap da sana bir şey ifade etmiyor mu?

Yine devamında, “İnternet dünyasında insanların kahkahayla güldüğü sahtekar konumuna düşmüştür, internette araştırırsanız bu tarz söylemleri bulabilirsiniz. Birçok platformda ona karşı saldırılara göğüs geren ben olmuşumdur, Bunu kendisi de çok iyi bilir” diyor. Sadece iki tane seviyesizin internette bizi karaladığını biliyorum. Bunlardan biri bizden yeni bir şey göremediği için sürekli şikâyet eden biriydi. Biz bu kimse ağzı çok bozuk diye güvenememiş ve onu tatmin etmeye çalışmamıştık. Bir diğeri ise üst üste iki defa bizim en alt seviyemiz olan beyaz şal sınavını kazanamadığı için küsüp gitmiş yeteneksiz biriydi. Bu kişileri kaybetmek daha büyük kazançtı. Bu kişilere bazı öğrencilerim güzel cevaplar verdiler. Benim cevaplarımı da taşıdılar. Onların sitelerinde polemik yaşamadım. Hatta kendi cevapları öylece durduğu halde bizim cevaplarımız en can alıcı yerlerde makaslanmıştı. Bizi vaktiyle onlara savunanlardan biri de sendin. Evet, bunu senin de dediğin gibi çok iyi biliyorum. Bu nedenle zaten üzerine niçin alınıyorsun diye soruyorum… Ama alınmakla içinde olup biten her şeyi döktüğün için sevinmeli miyim, yoksa üzülmeli miyim bilemiyorum.

Devamında, “Yüksel yılmaz daha fazla yıpranmamak için federasyondaki görevini daha ehil arkadaşlara devretmeli ve onur üyesi yada baş eğitmen sıfatıyla varlığını sürdürmelidir” derken, yine de bir payeye oturtman gayet hoş, ama yıprandığımı değil, aksini düşünüyorum.

Yaşadığımız ilginç gelişmelerden birini anlatayım: Yakın zamanda İstanbul’dan bir telefon gelmişti “Sizden JKD eğitimi nasıl alabiliriz?” Bunun Jun Fan’cıların bir işi olacağı zannıyla dedim ki: “İstanbul’da şimdilerde bir eğitimimiz yok. Ama Jun Fan JKD yaptığını iddia edenler var. Neden onlara gitmiyorsunuz?” Verilen cevabı unutamam. “Onları biliyoruz, sitedeki tartışmaları da biliyoruz, bir kez seminerine de gittim, biz onların yaptığını değil, sizin yaptığınızı tercih ediyoruz. Sizinki daha JKD, daha sokağa uygun, daha karma. Onların sizinkiler gibi antrenörleri bile yok. Ben WT de yaptım, pek bir farkını görmedim.”

Bu yazının başındaki yumuşaklığımı, moralimi ve hüsnü zannımı hakkımda yazılanları okudukça sonlarına doğru koruyamadığımın bilinmesini de isterim.

Senin de emeğinin geçen bir asistanım bana yargılayıcı bir ima ile sormuştu: “Hocam sizin hiç mi hatanız yok?”

Sanki ben ona hatalarımı ne kadar saysam dinlemekten o kadar hoşlanacak… Yahu başkasının hatasını duymak can sıkıcı olmalı değil midir? Bu arada kalmanın tabii bir sonucu olsa gerek. Eğer sen haklıysan işte benim hatam budur. Nasıl oldu da seni hocana karşı daha saygılı yetiştiremedim? Fakat bu sefer de aklıma şu geliyor: Her gün ve yirmi dört saat yanımda değilsin ki. Ayrıca beşer olarak birkaç fire vermemiz de tabii karşılanmalı. Neticede çoğunluk bizimledir. Kısacası eğer sen haklıysan seni yetiştiren biri olarak benim başarımdır. Haksızsan benim başarısızlığım…

Uzun yılların emeği ile seni yetiştirmek elbette kolay değil; hiçbir asistanım bir diğerinin yerini dolduramaz. Fakat yine de bu değeri ben değil, siz belirlersiniz. Vefakâr olanlar ile olmayanlar kesinlikle denk değildirler. Dişinin kovuğunu bile dolduramayacak küçük bir meseleyi yanlış anlama düşüncesiyle büyütmemek varken, memleket meselesi gibi büyütüp yaygara yoluyla ilan ederken itham ve hakaretlerde bulunmayı sen yaptın; ama bunu her asistanım yapar mı sanıyorsun?

Hadi sen bir hışımla kaleme sarılarak nefsine göre bizi karaladın ve yaraladın diyelim, o güzel çevrende hiç mi yoktu, “yahu hocam dur, ne kastedildiğini anlayalım, hemen karşı çıkmayın” diyecek biri?

İstersen şu sana son dersim olsun: Bilgeler önce düşünür sonra karar verirler; cahiller ise önce karar verirler sonra düşünürler.

                                                                                                              26.07.2011/YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019
Endustriyel futbol Spor 12.04.2019
Galatasaray,ın Fetret devri Spor 04.04.2019
Futbolda Bedava Tiyatro! Spor 10.02.2019