VİCDAN HASTASI

Bir Japon özdeyişi, "Miçi haruka ni şite uma no çikara o şiru. Hi hisaşiku şite hito no kokoro o miru" der. Yani, "Atın gücü mesafe kat ettikçe, insanın kalbi de birlikte zaman tükettikçe anlaşılır." Eğer çeviri doğruysa aslında 'mesafe kat ettikçe' atın 'gücü' değil, 'dayanıklılığı' anlaşılır; çünkü kat edilen süreç mukavemet ister ve 'güç' başka, 'dayanıklılık' başkadır; hatta 'direnç' bambaşka ve 'kuvvet' daha başkadır. Ama maalesef bu sözcükler birbiriyle çok karıştırılırlar. Nasıl hukukun, tıbbın, ekonominin özgün bir dili varsa elbette spor ya da egzersizin de dili özgündür.

Biz de önce "güzel ahlak ve bilinçli maneviyat"ı tüm ilkelerimizin en başına alırken "önce insan" dedik. Hırslı olmadığımız için ta 2009'da o da öğrencilerimizin telkiniyle özel federasyon kurduk. Makamın neler kaybettireceğini bildiğimizden önemsemediğimizi gösterdik. Ama teşkilatlanmaya kalkınca da 'alın' deyip yanımızda olanları açıkta bırakmadık. Çünkü biz dünyayı yönetmeyi öğreten dürüst ve efsane bir liderden teşkilatçılığı öğrendik; hatta bu konuda vakıf ve derneklerde çok genç yaşlarda hatipliğe başladık. Teşkilatçılığı anlattık. Askerlik yaptığımız illerde bile hala temas halinde olduğumuz Jeet Kune Do branşında spor okulları bıraktık. Kocaeli'nin tüm ilçelerinde okullar açtık. Türkiye'nin neredeyse her ilinde imkânsızlıklara rağmen 'JKD severler' oluşturduk; hatta çok sayıda ilde okullar ve kulüpler açtık. Demek ki problem teşkilatçılık becerim değildi... Fakat çözüm de her zaman 'para' değildi. Tek yapılması gereken 'tek yumruk' olmaktı. Çünkü bize makam-mevki sahiplerince vaat edilenlere karşı diri durmalıydık ve dağınıklık bize olan güveni zedelerdi. Nitekim biz bir aradayken hiçbir merci bize ”hayır” demedi. Ta ki dağılma söz konusu oluncaya dek…  Çünkü bir dağılma daha iyi bir yönetime neden olsa bile dışarıda bıraktığı intiba olumsuzdur.

Bu ideale yapışmak istemedim; ama yapıştığımda da vaz geçmek istemedim. Çünkü teşkilatçılıkta bir ilke şudur: “Başladın mı kendi sonunu değil işin sonunu getirmelisin.” Tüm yarı özerk branşları uğraştıran bu zor yolculuk bizim için de kolay olmayacaktı. Öyleyse zaten zorlu olan bu yolculukta hiç olmazsa kendi içimizde problem yaşamamalı ve daha en başta derin bir nefes çekmeliydik. Zira bu daha fazla vakit kaybetmek demek olurdu. Ne kadar iyi niyetli ve temiz kalpli olursak olalım herkes böyle olmayacaktı. Pırlanta gibi bir ekibin içine bütünüyle art niyetliler de girebilirdi. Ama yalnız kalacağının ve silineceğinin hesabını yapamayacak kadar kötü bir matematikle... Teşkilatçılığımıza toz konduranlar kendileri toz oldular. Süleymanların Salamon, İshakların İzak, Yakupların Yakop, İbrahimlerin Abraham olduğu bir dünyada kişileri isminden ve suretinden değil, birlikte zaman tükettikçe tanıyorsunuz; yukarıdaki Japon özdeyişinin dediği gibi. Babalara babalığın ne olduğunu evlatları öğretirler; adillere zulmün ne olduğunu zalimler öğretirler; öğrenciye Jeet Kune Do'nun ne olduğunu belki Bruce Lee kadar sokaklardaki kalleşler öğretirler; teşkilatçılara teşkilatın ne olduğunu da hainler öğretirler...

Zarar bakımından bir kimsenin üç türlü hastalığı söz konusudur:

1. Beden Hastası: Dâhili ve harici rahatsızlıklar. Başkasına isteyerek zararı vermez; örneğin nezle.

2. Akıl Hastası: Zihinsel rahatsızlıklar. Başkasına İstemeyerek zarar verebilir; örneğin delilik.

3. Vicdan Hastası: İnsani rahatsızlıklar. Başkasına isteyerek zarar verir; bu her türlü zalimdir.

Beden hastası bulaşıcı ise kırık sonradan kaynar; kırıldıklarımızla merhaba devam eder; ama darıldıklarımızla işimiz olamaz. Karakteri kötü olan biriyle yollarımız daha baştan ayrıdır ve karşılaşamayız; bizi ancak bir karaktersiz yanıltabilir. Parayı her şey gören parayı tabulaştırır; bir dindar nasıl her şeyi Allah rızası için yapıyorsa tanrısı para olan da her şeyi para için yapar. Sıkça iftira atar, aşırı yalan söyler, kulis yapar, ara bozar, laf taşır, böler, kibirlenir, aldatarak geçinir, saf duyguları kullanır ve cehennemin dibine girmek için çabalar durur. Biz o dünyada bir arada olmak istemediklerimizle bu dünyada da bir arada olmak istemeyiz. Bu bir ‘fikir ayrılığı’ meselesi değildir; ‘karakter ayrılığı’ meselesidir. Fikri farklı hatta ters de olsa karakterli birini, aynı fikirde görünen bir karaktersize tercih edin. Karaktersizlik bir insanın başına gelecek en büyük felakettir. Böyleleri ‘vicdan hastası’dırlar ve ‘akıl hastası’ olmak bile felaket sıralamasında ondan sonra gelir. Vicdan hastası kızılacak, akıl hastası acınacak biridir. Biz gençlerimizin, toplumumuzun, gönlü zenginlerin yanında olmaya devam edeceğiz; vicdan hastalarına karşı artık daha tedbirli olacağız. Spor camiamız fikir ayrılığına açık olacaktır. Hukuk yumrukları susturur; ama vicdansızlar bilmelidirler ki hukukun susturamadığı yumruğu vicdan bile değil, sadece akıl susturur. Hukukun istediği adalet, vicdanın istediği merhamet, aklın istediği ise sadece fırsattır.

www.bizimkocaeli.com/yazar/yuksel-yilmaz/vicdan-hastasi/15399.html  15 May 2015


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019
Endustriyel futbol Spor 12.04.2019
Galatasaray,ın Fetret devri Spor 04.04.2019
Futbolda Bedava Tiyatro! Spor 10.02.2019