DİKENLERİ SULAMAK

Erdem gerçek spor adamlarının ve antrenörlerin ulaştığı, gerçek sporcuların ise hedeflediği en büyük şampiyonluk, en büyük madalya ve en büyük birinciliktir. Ödüllerden şımararak çevreye caka satanların sadece ‘erdem’e sahip olmaması bile onu sahip olduğu tüm değerleriyle beraber değersiz kılar. Erdem sahiplerinin sadece sözleri değil izleri de nasihattir.

Lao Tzu (Lao Ts’e) “En büyük kap en yavaş dolar” derken erdem sahibini tanımlamaktadır. O sabırlıdır; sindire sindire bilgilenir; bilgisini yaşar; önce düşünür sonra konuşur; bir şeye inanmakta ya da inanmamakta acele etmez. Bu yüzden erdemli adam hemen parlamaz; fevri davranmaz; bodoslama sonuca gitmez. Erdem spor camiasında olduğu gibi her alanda hedeflenilmesi gereken bir irfandır. Yine Üstat Lao Tzu’ya göre, “Başkasını bilen zeki, kendini bilen aydınlanmıştır; başkasını alt eden kudretli, kendini alt eden erdemlidir.”  Sporcular başkalarıyla yarışmadan öce kendilerini geçmek zorundadırlar. Asıl yarış içte yaşanır. Ego alt edileceği yerde “üst edildi” mi o ego başkalarını alt ettiğinde şımarır. Bir şımarıktan daha değersiz kaç sınıf insan sayılabilir ki?.. Kafanı eğerek sevin; kafanı kaldırarak üzül. Bunun tersini şımarıklar yapar. Ama bunu yaparken de tevazuunun altında saklı bir kibir olmasın…

Ne kadar çiğnersen çiğne, yere nispeten çok küçüksün…

Sen dünyanın sorumluluğunu yüklenip yerin seni çiğnediği nispette büyüksün…

Bu dünya büyüsün diye dikenleri sulayan zalimlerin şımarmak yerine utanmaları gereken bir dünyadır. Yalakaların o şımarıklara rükû etmeleri onların kendilerini sorgulamalarını engellemekte ve zalimler aslında onların eliyle dikenleri sulamaktadır. Ağaçları, çiçekleri, meraları sulayan o merhamet yüklü erdem sahiplerini yamaçlarda ve zirvelerde aramayın; onlar burnu havada dağların eteğinde ikamet ettikleri için göz önünde değillerdir. Dağın zirvesinden arşa bakan riyakârlar, yıldızların ne kadar altında olduklarını görüp tevazu etmek yerine, dağın eteğinin ne kadar üstünde olmakla övünmekle aslında ne kadar da gafildirler. Ancak bir hikmetli göz şu apaçık işareti sır olmaktan kurtarabilir: Gök yere baktığı için yukarıda ve yer göğe baktığı için aşağıdadır. Yani mecazen göğün gözü yere baktığı için kendisi yukarıda ve yerin gözü de göğe baktığı için kendisi aşağıdadır. Tabiat apaçık bir kitaptır ve doğru okunmalıdır. Unutma. Çevrendeki menfaatçilerden kurtulmanın en iyi yolu ümit vermemektir. Beni menfaatçilerden kurtaran, dostlarımla baş başa bırakır. Sonradan gerçek bir düşman olan, önceden gerçek bir dost değildir. Eğri adamın yeminine inanan doğru adamın sözüne kıyar. Bir camiayı otuz yıl ayakta tutanı değil, yeni yetmeleri tercih eden kaybolur.

Mademki dünya seni taşıyor sen sorumluluk taşı; hırs, kibir, riya değil…

Mademki kibirlenen şaşıyor ne kadar yükseleceksen o kadar eğil…

Nitekim insanlar öyledirler zaten. Bir makama gelirler. O makam onun kişiliğinden ne kadar yüksek ise o nispette kibir; o makam onun kişiliğinden ne kadar alçak ise de o nispette tevazu açığa çıkacaktır. Bu çıkarma işlemli bir matematiktir. Dolayısıyla erdemsiz ve kibirli biri, spor ya da başka bir alanda hangi makam ya da mevkide olursa olsun eğer kibirleniyorsa o makam onun kişiliğine sergilediği kibri nispetinde fazla gelmiştir.

Hiçlik en küçük mekâna sıvışır. Ama kibir öyle bir ruhsal hastalıktır ki kendini kabul ettirebilecekse tanrılığını sesli ilan eder. Bunu kabul ettirmeyeceğini bilen riyakârın kibri bu ıssızlığından ötürü daima doyumsuzdur; daima bu ilanın fırsat kollayıcısıdır. Allah’a ortak koşan bu tanrıcıkların rezil edilmelerinin engeli onlara rükû eden yalaka kullarıdır. Şu dersi çıkardım: Acınacak insana kızma; kızılacak insana acıma. Tanrıcıklar kızılacak, yalakalar acınacak mahlûklardır. Çiçeklerin üstüne basa basa dikenleri sulayanın hortumunu tıkayacak bir düzine çiçek kurban olmadıkça bunun bedelini toplum olarak ödeyeceğiz. Hukuka ve adaba uygun hiçbir haykırış bağırma değildir.

Yakın zaman önce ben bunlardan birini aşağıladım. Sporcu kişiliğimi daima saygıyla öven, siyasetle ilgilediğim uzun yıllar evvel birlikte çalıştığım bu eski dava arkadaşıma uzun zaman sonra “mütahit”(*), “mücahit” ve “müşahit” birisidir diye gittim. Son derece zor durumda olan arkadaşım Y.A.’in, 4 yaşındaki west sendromlu epilepsi hastası oğluna nasıl yardımcı olabileceğini sorduğumda duadan başka bir şey yapamayacağını söyleyince çok zoruma gitti. Meğer kapital dünyada parayı bulan bu arkadaş artık her şeye “müsait” olmuş da haberimiz yokmuş. Kendi mekânında bana ısmarladığı o bir bardak çayın parasını uzattığımda buna izin vermek istemeyince ben de inatla parayı geri almadım. Yaşadığım o anın duygusu ve içimde beliren ilhamla o parayı işaret ederek ona dedim ki: Biz senin gibilerin tanrısını sadaka diye veriyoruz.

Not: Yazılışının “müteahhit” şeklinde olduğunu biliyorum; burada kafiye olsun diye özellikle halk dilini kullandım.

www.bizimkocaeli.com/yazar/yuksel-yilmaz/dikenleri-sulamak/14775.html   15 Oca 2015

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Fenerbahçe'nin Yeni Teknik Direktörü Spor 04.03.2020
Sınırların takımı Beşiktaş! Spor 19.01.2020
Futbol Köyleri ve Bölgesel Milli Takım Karmaları Spor 17.01.2020
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019