YUSUF KAPLAN’A CEVAP

“Geliyorum diyen felâket: “Kur’ân İslâm’ı” söylemi” ne CEVAP

Allah rızası için kendimi Yusuf Kaplan’a cevap vermek iççin sorumlu hissettim. Bu yazısı geçen yıl (06 Temmuz 2015) yayımlanmış Yeni Şafak’ta. Her nedense bir daha yayınlama ihtiyacı duymuş. Gerekçeye de bakın, “Son aylarda II. FG Vakası yaşanmasına yol açacak, adına “Kur'ân İslâm'ı” denen, sünneti, hadisleri, mezhepleri inkâr eden, tıpkı Martin Luther'in yaptığı gibi yeni bir din icat edilmesiyle sonuçlanacak bir tehlikenin, “Müslüman Luther'lerin” ülkenin yönetimine sızmaya çalıştığını, bizzat en tepedeki yetkililerden öğrendim. O yüzden meselenin önemine ve hayatiyetine binaen bu yazımı gözden geçirerek yeniden yayımlama ve gelen tehlike konusunda halisane bir niyetle ikaz etme ihtiyacı hissettim.”

Sayın Yusuf Kaplan, bilmem bilir misin ama Fethullah Gülen bile Youtube’da gezen popüler bir videokasetinde “Kur’ân İslâm’ı” ifadesine ateş püskürüyor. “Bir de kuran müslümanlığı denen bir sapıklık çıktı” diyor. Tıplı senin yaptığın gibi. Demediğini bırakmıyor. Tıpkı senin gibi. Kur’an Müslümanlarını anlamıyor. Senin gibi. Hatta Fethullah Gülen de senin gibi bir itikada sahip. Gülen, kitaplarında hatta Wikipedia’da kendisini şöyle tanımlıyor: Sünni (Maturidi-Hanefi). Belki sen de öylesindir… Bu yüzden itikad olarak mezhepdaş olduğunuz Fethullah Gülen’in adını “Kur’an İslam’ı” ile değil kendinizle bir arada anın. IŞID de Kur’an müslümanı değildir ve aksine sizin mezhepdaşınızdır… Kaplan burada “En tepedeki yetkililerden öğrendim” diyor ama adı esamesi yok diye adını biz koyalım: Sarı çizmeli Memed Ağa… “İnkâr eden” diyor... Hayır, “inkâr” ayete olur; red’dir bu. “Ülkenin yönetimine sızmaya çalıştığını” düşündüğünüz Kur’an Müslümanlarının ne cemaati var ne de tarikatı. Para topladıkları bir havuzları da yok; parayla işleri de. İstikameti saptırma da devletimiz asıl cemaat ve tarikatlara dikkat etsin. Her alanda ve her makamda onlar var…

“Batılıların iki asır önce teorik temellerini attıkları oryantalist söylemin İslâm dünyası için geliştirdiği iki tehlikeli proje var” derken bir gazeteci olarak hemen dipnotla delillendir ki inanalım. Var demenle bir şey var olmuyor. Neymiş, “Birincisi, İslâm'ın protestanlaştırılması, sekülerleştirilmesi, böylelikle hayattan uzaklaştırılması projesi.” Kur’an’a yönelmek, Kur’an müslümanı olmak, Kur’an İslam’ı mı seni Protestan ve seküler ederek hayattan uzaklaştıracak. Kur’an’a yönelenlerin okuyacakları Bakara 201 mi hayattan uzaklaştıracak? Al-i İmran 148 mi hayattan uzaklaştıracak? Kur’an’la insan o dengeyi kurar sen merak etme.

Delil yok ama bakalım ikincisi neymiş? “İslâm dünyasının diriliğini, dinamizmini, canlılığını koruyan, her şeye rağmen İslâm'la irtibatını sürdürmesini sağlayan 500 yıllık mücahede ve mücadeleyle Selçukluların kurdukları, yine 500 yıllık mücadeleyle Osmanlıların korudukları, Ehl-İ Sünnet omurganın çökertilmesi projesi.” Siz Kur’an Müslümanlığını tehlikeli gördükçe Ehl-i Sünnet bir mezhep gibi değil bir “din” gibi durur. Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Aleviliği ve Sünniliği din gibi algılayıp mezheplikten çıkaranlar yüzünden “Benim dinim Alevilik değil, Sünnilik değil, İslam’dır” demiştir. Ona bunu demeyi mecbur eden vaziyet mezheplerin dinleşerek kendilerinden olmayanları dışlamalarıdır. Eğer Ehl-i Sünnet müessesesi sünnete uygun değilse, onun omurgası İslam’a hizmet etmek yerine iftiralarla, hurafelerle, Kur’an’ı hariç bırakmakla, uydurma hadis ve politik içtihadlarla doluysa sizin için hala mı kutsaldır? Osmanlının Ehl-i Sünnet’i koruduğunu iddia ediyorsun; Osmanlı Ehl-i Sünnet’i korumuş mudur bilmem ama Allah Kur’an’ı kesin olarak korumuştur. Görmek istersen Hicr 9’a bak.

Neymiş bu iki projenin hedefi? “Bu iki projenin hedefi, Müslümanları birbirine düşürerek, bir daha ayağa kalkamayacakları kadar büyük bir darbe vurmak.” Vay canına, Sayın Yusuf Kaplan’a göre bu güne kadar Müslümanlar birbirine düşmemiş mi yoksa? Müslümanlar mezhepleştikten sonra paramparça olmamışlar mı? Dünyada İslam Birliği var da biz mi fark edememişiz? Filistin, Keşmir, Moro, Myanmar, Arakan, Doğu Türkistan, Bosna, Hersek, Pakistan, Mısır, Çeçenistan, Suriye, Afganistan, Irak, Ürdün toprakları hep Müslüman kanıyla sulanmadı mı? Sizin din anlayışınız ve bölücülüğünüzle bu günlere gelmedik mi? Siz projenin parçası olmuşsunuz da haberiniz bile yok.

Devamında bakalım ne diyor Yusuf ağabey… “Bu iki projenin somut olarak hayat geçirilebilmesi için belirlenen hedef, hadislere ve Hz. Peygambere (sav) saldırmak. Bu saldırının, uzun vadede, en kalıcı ve yıkıcı sonuç verecek saldırı biçimi olduğunu düşünüyor Batılılar.” Aman Allah’ım! Bir Kur’an müslümanı olarak sadece “Peygambere saldırmak” ifadesi bile tüylerimi diken diken ediyor. Yahu hadislere saldırmak demek Peygambere saldırmak demek değil ki? Yoksa sen peygamberden Buhari’yi mi kastediyorsun? Yo, bunu kastediyor olamazsın. Yoksa sen ‘hadis’i “peygamber sözü” olarak mı tanımlıyorsun? Hayır hayır, hadis demek “peygamber sözü” demek değildir; Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Nesai içindeki binlerce çelişkiden bu bellidir. Her hadisin başlangıcındaki uzun rivayet zincirinin varlığına bakılarak şöyle tanımlanabilir: Hadis peygamberin söylediği rivayet edilen rivayettir.

Sayın Kaplan “Batılılar, neden Hz. Peygambere ve hadislere saldırıyorlar peki?” sorusunu kendi sorup kendi cevaplamaya çalışıyor: “Sıra Kur'ân'a gelecek! Bazı âyetler öne çıkarılacak ve sonuçta, “bu kitap saçma -hâşâ- bir kitap” diyecekler! Müslümanlar da bu durumu tevil edip duracaklar.” Yani demeye geliyor ki Kur’an’ı Allah Kur’an’ın kendi içindeki tutarlılığıyla değil, 250-350 yıl sonra ortaya çıkan muhaddislerle koruyor. Yani bu muhaddisler olmasaydı ne Kur’an’ın ne de Peygamberin önemi olmayacaktı. Çünkü hadisleri bu adamlar topladılar ve biz bu adamların topladıklarıyla dini ayakta tutuyoruz. Ya bu adamlar olmasaydılar ne olacaktı? Din yıkılacaktı. Hz. Peygamber 7. yüzyılda dünyada varmış, Kur’an Allah tarafından korunup bozulmamış bunların hiç önemi yok. Hadis âlimleri varsa din var, yoksa ondan önce kim olursa olsun önemi yok. O zaman bu âlimler onlar kadar önemliler… İlk Kur’an Müslümanı sevgili Peygamberimizdir. Onun anlattığı İslam da Kur’an İslam’ıdır.

Bu anlatılanlar işte bu kapıya çıkıyor! Asıl Protestanlık budur! Protestanlık, Allah’ın korunmuş dinini yani Hak dini korunmasız “rivayet dini” haline sokmaktır.

Sıra Kur’an’a gelecekmiş. Merak etme gelmez. Çünkü Kur’an hadislerin yaşadığı çelişkileri yaşamıyor. Çünkü Kur’an hadisler gibi korunmasız değil. Çünkü Kur’an okunduğunda Allah hidayet veriyor. Hayatının en büyük keyfi Kur’an’la meşguliyet olanların “bu kitap saçma” demeleri mümkün değildir. Aksine hayatından Kur’an’ı çıkaranlar bunu diyebilirler.

“Bu bir kitaptır ki, Hâkim ve her şeyden haberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici kılmış ve sonra detaylandınp açıklamıştır.”(Hud Suresi, 1). “Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?” (Enam Suresi, 114). “Andolsun size hatırlatıcı bir kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya Suresi, 10). “Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.” (İsra Suresi, 89). “Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttular.” (Furkan Suresi, 30). Daha çok sayıda ayet misal verebiliriz ama önyargılılara (mühürlülere) ha bir, ha bin; fayda vermez. Cin suresinin ilk ayetine göre, “De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur’ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur’ân işittik” dedikleri bana vahyedildi.” Bu ayette olduğu gibi Kur’an kendisini dinleyeni etkilemek için hadislere ihtiyaç duymamıştır. Kur’an açıklanan değildir, bizatihi açıklamadır; edilgen değil, etkendir.

Keşke etmeseydi ama Yusuf Kaplan devam ediyor: “Muharref Hıristiyanlığı Aziz Pavlus kurdu. Peygamber olsa, insanlar din icat edemezdi oysa.” Biz de diyoruz ki dinimizi peygamber adına Buhari’ler kuramaz; Allah’ın kitabı olan Kur’an belirler. Mezheplerin de kurucuları var. Sen, “Luther “İncil Hıristiyanlığı” çağrısı yaptı. İncil'i çağın zihin kalıbına göre okudu. Her şeyi yıktı. Sahte bir din icat etti” diyorsun ama işin içine kişileri katanlar sizlersiniz. Luther kişidir ve katmıştır. Bize intikal eden rey ve rivayetler de kişilere aittirler. Fakat Kur’an Allah’a aittir ve Peygamberin asıl kişiliği Kur’an’da kaydolduğu gibidir.

“İslâm”ı bekleyen tehlike de bu” diyorsun ama hayır bu değil, çünkü ayet var: “Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın!..” (Al-i İmran, 103). Burada Allah’ın ipi elbette Kur’an’dır. Gerek siyak’tan (Al-i İmran, 101) ve gerekse sibak’tan (Al-i İmran, 105) bu bellidir.

Devamında asıl darbeyi vuruyor Yusuf Kaplan: ““Kur'ân İslâmı” söylemi, geliyorum diyen en büyük felâketlerden biridir.” Aman Allah’ım! Bu Kur’an’ın söylemidir; resulünün söylemidir. Oysaki sen bu söylemi Kur’a’da bulabilirdin (3:19; 3:85; 5:3; 6:125; 39:22, 47:7; 61:7; 61:9)… Şirke girmek için neden çabalıyorsun? Maide 3’te Allah dinini tamamladığını buyurmuyor mu? Din bu ayetle daha peygamberimizin sağlığında tamamlandığına göre Kur’an İslam’ı varken “Kur’andışı İslam” veya “Rivayet İslam’ı” gibi kayıt dışı ve paralel bir dine yönelmek akıl işi midir? Yusuf Kaplan her ne kadar “İslâm'ı protestanlaştırma projesidir çünkü bu söylem” dese de Kur’an İslam’ı demek sadece “İslam” demektir; İslam’ın ta kendisidir. İslam’ın Kur’an İslam’ı olduğu Maide 3’ten de bellidir.

Buraya kadar Yusuf Kaplan’ın söyledikleri kuru bir iddiadan öteye gitmiyor. Biz bunca ayet zikrederken kendisi ne bir delil ne de bir kaynak verebiliyor. Böylece,“Bizzat en tepedeki yetkililerden öğrendim” demesi de muhayyel oluyor.

Ya sonra? Diyor ki: “Din, kuru bilgi kaynağı değildir. Hayat kaynağıdır. “Yaşayan Kur'ân” olarak tavsif edilen Hz.Peygamber olmazsa din kalmaz. Peygamberi devre dışı bırakan bir din kısa devre yapar. Elbette ki, Kur'ân, Temel'dir. Sünnet, o Temel üzerinde yükselen ve Temel'i ayakta tutan Sütun. Sütun çökerse, gökkubbe de, Temel de çöker.” Biz de diyoruz ki: Kuru bilgi kaynağından söz eden kim? Biz Allah’ın sözlerinden söz ediyoruz. Bizim söz ettiğimiz ayetler korunmuş Kur’an ayetleridirler. Sizin söz ettiğiniz hadisler korunmasız rivayettirler. Kuru bilgi kaynağını zan ve rivayetlerde aramalısınız; kaynağı Kur’an olanlarda değil; Kur’an İslamı’nda değil. Yaşayan Kur’an olan Hz. Peygamberimiz korunmuş kaynakta mı yaşıyor, yoksa korunmamış kaynakta mı? Biz korunmuş kaynakta yaşadığına inanıyoruz; siz de korunmamış kaynakta yaşadığına inanıyorsunuz. Bu sizin probleminiz. Peygamberi devre dışı bırakanlar korunmuş kaynağa yönelenler midir yoksa korunmamış kaynağa yönelenler midir? “Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttular.” (Furkan Suresi, 30) ayetini bir kez daha hatırlatıyorum. Peygamber bu ifadeyi ahrette kullanacak. Neden mi? Çünkü bir önceki ayette, “Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir” (Furkan, 29) buyruluyor. İşte Kur’an geldikten sonra Kur’an’ı terk edenlerin kötü durumu.

Ayrıca Kur’an’a bakıldığında görülecektir ki Kur’an daima Resul ile beraberdir. Kur’an’a sarılan ona da sarılır. “…Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen sadece açık-seçik duyurmaktır” (Cuma, 2) diyen ayette duyurulan Kur’an’dır; hadisler değildir. “…ümmîlere içlerinden kendilerine âyetlerini okuyan onları temizleyen onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur…” (Al-i İmrân, 31-32) diyen ayette Peygamber vahyedileni öğretiyor. “Korkutucu olarak Furkanı (Kur’an’ı) kuluna indiren ne yücedir” (Furkan, 1) buyuran Allah’ın söz konusu ettiği kul Muhammed Peygamberdir. Hatta Kur’an peygamberimizi de uyarmakta ve terbiye etmektedir: “Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayetliyorsun (ulaştırıyorsun)”(Şura, 52). “Ey nebî! Zevcelerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi sen niçin kendine haram ediyorsun?..” (Tahrim, 1). İşte böyle Yusuf ağabey. Eskiden yazılarını çok okurdum. Uzun zaman oldu okumayalı. Anlaşılan o ki hala eskiden okuduğum zamanlardasın. Bir gün böyle bir yazı yazacağını beklemezdim.

Yine diyor ki, “Usûl olmadan tefsir de, hadis de, fıkıh da olmaz; işlemez.” Lafa gelince “usul” diyorsun, muamelata gelince “fusûl” diyorsun. Usullü olan Kur’an İslam’ına karşı çıkar mı? Korunmasız hadislere iman eder mi? Taşların içinde pirinç ayıklayan usul mü olur?

“Kur'ân asıldır” dediğin halde fotokopilere (zan ve rivayetler) iman ediyorsun. “Sünnet-i Seniyye” diyorsun ama bu tanım senin zihninde “asıl” dediğin Kur’an’a ne kadar uygundur?

“Kur'ân Kaynaktır. Sünnet, Irmak. Aslolan hakikate varmak. Irmak, gürül gürül akacak ki; Kaynak, hayat fışkıracak” diyor Yusuf Kaplan. Bir ırmak düşünün ki içinde 50 küsur yaşındaki peygamberin 9 yaşındaki sübyan Aişe ile gerdeğe girmesi var; Allah’ın bacağını açıp baldırını göstermesi var; recm var; üç talakta boşama var; şeytan taşlama var; Musa peygamberin bir tokatta Azrail’in gözünü kör etmesi var; peygamberimizin esirlerin gözünü oyması var; Kur’an sayfalarının eksik kalması var… Buhari, Müslim vs. Bu ırmak gürül gürül akacak ki; kaynak, hayat fışkıracak… Yahu ne ırmağı? Irmak kokuyor. Sadece kaynak korunmuş…

“İslâm'ı hurafelerle doldurdular, diyorlar. Luther de öyle demişti. Ama asıl hurafeyi o üretti: Sahte Din” diyor Kaplan. Bundan şunu mu anlayacağız? İslam’ı hurafelerle doldurdular ama Kur’an’a başvurup bu hurafelerden uzaklaşırsak asıl hurafe bu olur. Yoksa şöyle mi anlayacağız? İslam’ı hurafelerle doldurmadılar; bu rivayet ve içtihadlar da dindir; Allah tek başına dinin sahibi değildir. Yahu bu nasıl bir ifadedir? Aksine İsa Peygamberin getirdiği dini Luther’lerin, Pavlos’ların, Matta, Markos, Luka, Yuhanna’ların kattığı zan ve rivayetlerle bozuldu. Onlar ‘İncil İslamı’na çağırmadılar. İslam’a İsa peygamber çağırmıştır. Hepsi İncil’e bağlı olsaydılar ne İncil bozulurdu ne de bu kadar çok sayıda mezheplere ayrılırlardı. Hıristiyanlığın her ne kadar önemli kabul edilen üç mezhebi (Roma Katolik Kilisesi, Protestan Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi) olsa bile detayda binlerce mezhebi vardır. Allah’ın Kur’an’ı koruma vaadi olmasaydı paramparça olan müslümanları çağıracağımız bir kaynağımız bile olamayacaktı.

“Dine Karşı Din icat edecekler! O yüzden “Uyuma!” diyorum” diyor Yusuf Kaplan. Biz de diyoruz ki: Ey Yusuf Kaplan, mütefekkir senden Ali Şeriati 40 küsur yıl önce (1972 yılında) “Dine Karşı Din” adında bir kitap yazarak senin gibi düşünenleri uyarmıştı. Mezhepler dinleşerek zamanla “dine karşı din” oldular ama haberiniz bile olmadı. Rüyanda “uyuma” desen bile Kur’an uyuyanları uyandırır; hatta ölüleri bile diriltir.

Yusuf Kaplan hurafe düşmanlarına öylesine kızmış ki, “Kimseden çekmedi bu din, hurafe temizliyoruz, diyerek zihninin çağdaş hurafelerle iğdiş edildiğini göremeyen çapsızlardan çektiği kadar” diyor. Vay be, hurafe karşıtı olmanın bedelini Müslüman olduğunu söyleyenlerin bile ithamıyla ödüyoruz. Bizim “dine katmayın” dememizi bile dine katılmış bir uyarı olarak görebiliyorlar. Katkılı dinleri ne kadar da kutsallaşmış. Neymiş çağdaş hurafemiz? Adı yok. Diyemiyor şudur. Biz Kur’an’a davet ediyoruz, bu mu hurafe?

Şunu soruyor: “Hurafeleri temizleyeceğiz, diyorlar. Böyle diyenlere şu soruyu sormak zorundayız: İyi de, kimsin “sen”?” Söyleyeyim: Allah’a hamd olsun ki sadece ve sadece “müslümanım.” Yetmedi değil mi? Allayıp pullamalıyım, öyle mi? Ne demeliydim? Fırka-i Naciyye mi? Tarikatı-ı Aliyye mi? Şerefle söylüyorum: İslam!

Devam ediyor: “Varış Noktası belli, Kur'ân ve Sünnet. İyi de Kalkış Noktası neresi? Çağ'ın ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları. Yani bizim çağrı'mızın kurmadığı, zihnimizi ve idrak biçimlerimizi allak bullak eden, bizi İslâmî duyuş ve düşünüş, varoluş ve yaşayış biçimlerinden uzaklaştıran ve devâsâ bir ağ'a dönüşen seküler çağ! Kalkış Noktası burası. Bu ağ!” Allah’ın verdiği aklı işleteceksin. Zira Kur’an bunu istiyor. Aklını işletmeyenlerle ilgili çok sayıda ayeti delil olarak burada yazmama gerek bile yok ama senin gibi delilsiz olmamak için hiç olmazsa sadece birini yazarak yetineyim: “…Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine pislik (rics) verir.” (Yunus, 100). İşte bunu kullanarak en doğrusunu araştıracaksın Şimdi araştırma imkânları daha çok genişledi. Önyargısızca çabalayacaksın. Anlasanıza, kalkış noktamız da varış noktamız da Kur’an. Ne zaman fark edeceksiniz? Seküler çağ’dan beklentimiz yok. İlle “Kur’an, Kur’an, Kur’an” diyoruz; ağ’ı bağ’ı karıştırıp saptırma. Biz Kur’an’a bağlı oldukça ne seküler çağ bozabilir; ne devasa ağ…

“O yüzden, bura'yı zihnen ve idrak açısından terketmeden, çağ'ın ağlarını ve bağlarını, kavramlarını ve bağlamlarını aşma çabası göstermeden yani Ümmîleşmeden Kur'ân'a gidemeyiz: Çağdaş hurafeleri Kur'ân'a giydirir, her şeyi tarumar ederiz! O yüzden önce Zihinsel Hicret şart, diyorum” diyor. “Çağdaş hurafe” diyor ama şahsen ben yazının başlığındaki Kur’an İslamı’nın (elhamdulillah) müntesibi olduğum halde neymiş çağdaş hurafem göremiyorum. Eğer hurafe olarak “Kur’an İslamı” ifadesine takılıyorsa Yusuf Kaplan için Allah’tan bağışlanma dilerim. Çağdaş hurafe asıl sizin dine kattıklarınızdır.

Diyor ki: “Özetle 200 yıllık oryantalist proje şunu hedefliyor: Hadisler tartışılsın! Ardından Peygamber'in konumu tartışılsın ve devredışı kalsın!” Biz de diyoruz ki, kardeşim nerden uyduruyorsunuz proje mrojeyi? Kim nerde oluşturmuş bunu? “Kur’an’a sarılın” diyen oryantalist proje mi olurmuş? Oryantalist proje aksine Kur’an’a yönelmeyi engelleme üzerine olabilir. Kur’an sevdalıları da asla Kur’an’ı eleştirme gibi bir sapkınlığa gitmezler. Aksine ayette buyrulduğu gibidir:“…Ve onlara Allah’ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır…” (Enfal, 2). Sen yeter ki Kur’an’la meşgul ol.

“Sonuçta, Her kafa Kur'ân'ı yorumlasın, neredeyse kelle sayısı Kur'ân çıksın. Nifak çıksın ve insanlar dinden uzaklaşsın, kaçsın!” Kur’an’a bizim kadar saygı duyan ve sıkça okuyanlara değil, onu hariç (mechur) bırakanlara bunu demelisin. İnsanları dinden uzaklaştıranlar Kur’an Müslümanları değil, sizin tenakuz ve hurafelerinizdir.

“Sözün özü: Hadisleri, Hz. Peygamberi tartışmalı hâle getirip Kur'ân'ı kıt akıllarına göre yorumlayan Müslüman Lutherler icat edecekler!” Hadisler ta Peygamber zamanından beri tartışılmıştır. Allah’ın koruması hadisler üzerinde değildir. Neden tartışmayacakmışım? Buhari peygamber mi? Biz peygambere yakıştıramadığımız uydurmaları kabul etmiyoruz. Asıl Müslüman Luther’ler sanki ayetmiş gibi tartışılmaz hadislerle dine sıvışmıştır. Asıl icad budur. Tatışmadığın hadise bak: “Keçinin yemesi sonucu Kuran`dan çıkan taşlama ayetini Ömer Kuran`a tekrar sokmak istedi; ancak halkın dedikodusundan korktuğu için cesaret edemedi” (Buhari 53/5; 54/9; 83/3; 93/21; Muslim, Hudud 8/1431; Ebu Davut 41/1; Itkan 2/34). Daha binlerce var…

“Oysa, diğer dinler paçavraya çevrildi. Niçin? Peygamberi olmadığı için. Tevhid, peygamber varsa, korunur. Yoksa, önüne gelen “tanrılığa” soyunur.” Diğer dinler Tevrat ve İncil zarar gördüğü için bozuldu. Tevrat neden zarar gördü? İncil neden zarar gördü? Beşer bulaştı. Beşer nasıl bulaştı? “Peygamber sözüdür” diyerek bulaştı. Bulaşan sözlere göre Tevrat ve İncil yorumlanınca hakka batıl karıştı. Zaten Allah’ın kitabına bulaşabilmesi ve yön verebilmesi için bir sözün “hadis” adı altında saygınlığı olmalıydı. Oldu da. Nihayet metninden ziyade yorumlarla bozuldu. Bu meseleyi “tanrılığa soyunur” gibi çok sert bir sonuca bağlayan Yusuf Kaplan bilmelidir ki, biz şirkten Allah’a sığınıyoruz. Bizim Allah’tan başka “efendimiz” yok. Efendi-kul ilişkisinde biz kuluz ve sadece Allah’ı “Efendi” kabul ediyoruz; ona “âlemlerin efendisi” diyoruz. Sen Allah’tan başkalarını efendi edinenlere, kul-köle olanlara, boyun eğenlere, gayb okuyanlara, zengin ve dertsiz evliyaya de bunları. Çünkü onlar da senin ve Fethullah Gülen’in dediğini diyorlar: “Nerden çıktı bu Kur’an İslam’ı?!”

“Son söz: Hadisler, Kur'ân'ın önüne geçiyor, diyenler, kendilerini hadislerin de, Kur'ân'ın da önüne geçirdiklerini görebiliyorlar mı acaba?” Çok şükür ki cevaplamaya artık tahammülüm kalmadığında sözü bitiriyor sayın Kaplan. Kur’an’ın önünde hiçbir otorite, hiçbir rehber kabul etmiyoruz. Evet, asıl siz “Kur’an’ı anlamak için” adı altında beşeri zan ve rivayetleri Kur’an’ın önüne geçiriyorsunuz. Biz ise bundan Allah’a sığınırız. Düştükleri şu acınacak hale ve tenakuza bakınız ki Kur'an Allah'ın daima koruyacağı bir kitabı olduğu halde yaşayacağınız İslam'ın "Kur'an İslam'ı" olmasına bile hem karşı olabiliyorlar, hem de müslüman olabiliyorlar...

Ben dayanamayıp bu makaleyi yazdıktan sonra fark ettim ki birçok kardeşim cevap için çoktan kollarını sıvamışlar bile. Mustafa Bozacıoğlu “Kur’an İslamı Tehlikesi” Söyleminin Tehlikesi” başlığı altında harika bir cevap yazmış (1). Önceden fark etseydim bu yazıdan sonra yazmaya gerek duymazdım. Başka eleştirilere de rastladım (2). Açıkçası Yusuf Kaplan’dan böyle bir yazı ummazdım. Artık onun indimdeki yeri eski yeri değil. “Geliyorum” diyen kurtuluş söylemi: “Kur’ân İslâm’ı” dır. Aksini iddia edenlere Allah hidayet versin…

 

NOT: Aslında Yusuf Kaplan’ın Yeni Şafak gazetesindeki 10.11.2014/”Geliyorum Diyen Felaket: ‘Kur’an İslamı’ Söylemi” yazısının yanı sıra 9.11.2014/”Kur’an İslam’ı Tehlikesi” başlıklı diğer yazısı da eleştirilmelidir ama bu uzun eleştiri yazımdan sonra buna kalkışamayacak kadar bıkmış durumdayım.

http://www.iktibasdergisi.com/kuran-islami-tehlikesi-soyleminin-tehlikesi/

http://www.kuranincelemesi.org/cevaplar/yusuf-kaplanin-geliyorum-diyen-felaket-kuran-islami-soylemi-yazisina-bir-cevap/
 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020