SPOR HAKKINDA DÜŞÜNCELER

Belki her gün kullandığımız sözcükleri ne kadar tanıyoruz? Hepimiz insanız, ama Arapça bir kelime olan ‘insan’ sözcüğünün Türkçe anlamını ne kadar biliyoruz? İçinde yaşadığımız gezegene ‘dünya’ diyoruz ama bu sözcük de Arapçadır ama Türkçesi nedir? Sadece ‘insan’ ve ‘dünya’ sözcüklerinin anlamını bile bilmemek, bir anlamda tipik bir “dünyadan habersiz insan” olmak değil midir?.. ‘İnsan’ kelimesi ‘nisyan’ kökünden türer ve “unutkan” demektir. ‘Dünya’ kelimesi ise ‘dünüvv’ veya ‘denaet’ kelimesinden türemiş olup “en aşağı olan” veya “en yakın olan” manasına gelir ki, en yakından kasıt, “ahirete, ölüme, kıyamete en yakın” dır. Peki, yine sıkça kullandığımız ‘spor’ sözcüğünün anlamı nedir?

G.C.Merriam’a göre spor, “Oyun, oyalanma, işten uzaklaşma” anlamına gelir ve “OF.Desport, ME.Disport” sözcüklerinin kısaltmasıdır. George H.Sage’e göre, “Spor, insanın doğadaki saldırganlığa barışçı bir boşalma imkânı sağlamaktır…” Romancı Budd Schulberg’e göre, “Spor, sağlıklı bir emniyet subabı, savaşın ikamesidir.” F.J.Torniche’e göre, “Giderek, rekabetçi olan günlük yaşamın birliğinde getirdiği sürtüşme ve gerginlik gibi tehlikelere karşı en etkili panzehirdir.” Ruhbilimciler, ”Düşünsel ve bedensel eylemler arasında düzenli aralıklarla yapılacak geliş-gidişlerin ruh ve beden sağlığını dengeli biçimde geliştirdiği” görüşündedirler. Harry Edwars’a göre sporun temel ödevi, “davranış belirleyici değerleri yaymak ve güçlendirmek…”  Min S.Yec’e göre ise, ”yarışma sporu yarışmacılar arasında bir zihin satrancıdır.”

“Yaşamda karşılaşılan sorunlara benimsenebilir çözümler getirmek” olarak telakki eden görüşü ise toplumsal davranışlar için genellemek mümkündür. Ludwing John’a göre spor “yurtsever, hiyerarşik ve otoriter bir devlet eliyle ulusal birliği örgütleyen bir eğitim aracı” dır. Saldırganlık ve yayılmayı, devletler için hem doğal hem de gerekli gören, spora da bu genel bütün içinde paramiliter eğitim görevi veren bu anlayışın savunucularına örnek olarak Fransız milliyetçilerini, çağdaş olimpiyatların kurucusu kabul edilen Baron Fierre de Coubertin’i, “Sporun gerçek ödevi genç insanları savaşa hazırlamaktır” diyen Eisenhover’i, “Waterloo Savaşı aslında Etın’un spor alanlarında kazanıldı” diyen Wellington dükünü örnek alarak verebiliriz. Hoch’a göre “Spor kitlelerin afyonu, zaman içinde onun simgesi durumuna gelmiş Olimpiyat Oyunları da bir tür milliyetçiliktir.” Francisco Franco, Bernabedu Stadyumu konusunda, “Buna 150 bir kişilik bir uyku tulumu yapın” demiştir. Antonio Salazar,“Portekiz’i 40 yıl süreyle ‘3F’ ile; fiesta (şölen), fadima (örgütlü din) ve futbol ile yönettim” demiştir.

İçinde bulunulan somut sosyal şartlara kitlelerin düşünsel ve bedensel tepkileri doğaldır. Vietnam Savaşı’nın tırmanmasına bağlı olarak en sert ve militarist sporlardan biri olan Amerikan futbolunun artan kitlesel ilgiye konu olması psikolojik ise, silahsızlandırılmış Okinawa halkının XVIII. yüzyılda silahlı işgal ordularına karşı savunma ve saldırı yöntemi olarak, sözlük anlamı ‘boş el” demek olan ‘karate’yi geliştirmesi salt bedensel tepkidir. Onlar bunu Çin’den ‘tang te’ adıyla taşıyıp yorumladılar ve çeşitli karate’ler çıktı… Shotokan, goju ryu, wado ryu, shito ryu, kyokushin kai, ashihara vs.

Tunç çağı krallıklarından beri bilinen kılıcın ucu iyice kapatılması, özel bir spor aracı olarak ilk kez M.Ö. 1190’da Mısır’da görüntülenmesi savaş araçlarının sanat aracı şeklini almasına birçok misalden biridir. İskandinavya ve Finlandiya’da bulunan Taş çağı kadar eski bir düzine kayak, o zamanlar bir taşıt ve savaş aleti görevi üstlenirken, bugün bir sanat aleti şekline sokulma çabasına maruzdur. Okçuluk, 50 bin yıl evvele dayanan bir savaş aleti iken, günümüzde bir spor sanatı şeklini çoktan almıştır (kyu do). Homeros, Penelope’un yarış için taliplilerin sırada dik duran iki baltanın asma deliklerinden tek atışla ok geçirmeye çağırıldıklarını ama yalnızca Odysdeus’un bunu başardığını anlatır. Koca Yunan ordusundaki bu istisna düşündürücüdür… Bunun en iyi örnekleri Tozkoparan İskender, Bursalı Şüca, Deli Hüseyin Paşa, hatta Sultan 4. Murat gibi Osmanlıdaki çok sayıda bulunan müthiş okçularımızdır.

Sporcu sadece eğlenen ve eğlendiren değil özendiren de olmalıdır. Nitekim ustalaştıkça sporcu, izleyenlerini eğlendiren bir nevi ‘sanatçı’ dır. Bedensel, zihinsel ve psikolojik yönden faydaları olan ve ustalaşan için sanata bile dönüşen spor estetik ve armonisiyle göze de hitap edebilir.

Kısacası spor mevzuatına başkalarından önce sürülmüş miras cümlelerden ziyade ve nakliyatçı bir ‘haber insanı’ olmaktan öte, üreten özgün bir ‘yorum insanı’ olarak kendi odamızda kendi penceremizi açmalıyız. Spor konusunda hatta başka konularda kullandığımız kavramları bilinçli kullanmalı, egzersizlerle bedenimizi beslediğimiz gibi bilinçlenerek zihnimizi de beslemeliyiz. Temel atılmadan, bir ev nasıl olmazsa, temelsiz “sporcu” da başarılı olamaz. Kendini sürekli geliştirmeyen bir antrenör de temeli olsa bile çatısız eve benzer. ‘Spor hakkında’ değil, ‘sporda’ olun ve ‘sporun kıyısında’ değil, ‘içinde’ olun… Sadece izlemeyin, olun…

 

30 Mayıs 2014/BİZİM KOCAELİ/Yüksel YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Fenerbahçe'nin Yeni Teknik Direktörü Spor 04.03.2020
Sınırların takımı Beşiktaş! Spor 19.01.2020
Futbol Köyleri ve Bölgesel Milli Takım Karmaları Spor 17.01.2020
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019