FETHULLAH GÜLEN SÖZLERİNE ELEŞTİRİ

“Ruhunu inançla yükseltip, gönlünü faziletlerle donatanlara ne mutlu.” Kuran’ı Kerim’deki 'ruh' sözcüğü doğru anlaşılsaydı bu sözcüğün cümle içinde böyle geçmemesi gerekirdi. Zaten bu sözcük bizim toplumumuzda çok yanlış algılanıp yayılmıştır. Fethullah Gülen’in de bundan nasibini alması mümkündür; çünkü onun da hocası sayılan Kırkıncı Hoca “Ruh Nedir?” isimli bir kitapta ruhu Kuran’a göre değil gelenekselleşen yanlış algıya göre tanıtmıştır. Özellikle böyle hassas bir konuda öğrenci hocasından aldığını nakledecektir.

“Sebeplere riayet bir mükellefiyet ve vazife; neticenin, Allah’ın elinde olduğuna inanmak ise tevhiddir.” Neticenin Allah’ın elinde olduğuna inanmanın tevhid olarak tanımlanması kestirmeden olunca doğru değil.  Bu takdire inanmaktır; tevhid Allah’ın tek olduğuna inanmaktır. Allah’ı birlemek gerekiyor diye neticeyi sadece ona münhasır kılmak tevhid olarak tanımlanırsa noksan hatta tanımlama hatası olur. Burada tevhid ile Allah’ın takdirine teslimiyet karıştırılmıştır.

“Sabır insanın iman seviyesini gösterir.” Burada da iman seviyesinin belirlenmesinde sabrın cetvel gibi ölçüt addedilmesi noksan olur. İman, sabrın beraberinde başka nitelikleri de gerektirir.

“Gıybet ve dedi-kodu kadar bir toplumu fesada sürükleyen ikinci bir virüs gösterilemez.” Toplumu fesada sürükleyen virüsün bu ikisi olması çok sınırlı olur. İkisi de evet virüstür; ama sadece ikisi değil. Zaten Gülen’in “gıybet” ve “dedikodu” dediği birbirinden farklı şeyler oldukları için matematiksel olarak “ikinci bir virüs” değil “üçüncü bir virüs gösterilemez” demesi gerekirdi.

“Allah (azze ve celle) eşhâsa (şahıslar) değil de evsâfa (vasıflar) bakar.” Eğer ille de Allah’ın neye bakacağını konuşursak ayet kalplerden geçene bile bakacağını bildirir. Bu durumda eşhasa değil evsafa insan da bakabilir; imtiyazlı davranmayıp güzel ahlaklı olana bakabilir; bizim asla bakamayacağımız giz ve kalplere Allah elbette bakabilir.

“Etrafımızdaki en az melek sayısı kadar şeytan var. Bir boşluğumuzu görüp bizi tepe taklak getirmek için fırsat kolluyorlar.” Eğer melek ile şeytanı doğru tanımlarsak sayısal olarak şeytanların meleklerin yanında kıyaslanamayacak kadar az oldukları kesindir.

“Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) hiçbir beyanında en büyük hasımları olan Ebû Cehil’den, Utbe’den vs. şikâyet ettiğini göremezsiniz. Biz de Efendimiz’in ahlâkıyla ahlaklanmalı; bize saldıranlarla uğraşma yerine yapmamız gerekli olan işlerle meşgul olmalıyız. Zaten Kur’an da, ‘Aleyküm enfüseküm-Siz kendinize bakın’ demiyor mu?” Burada bize bir saldırı varsa bile kendi işimize bakmamız durumu kurtarmıyor. Adam eşinize ya da memleketinize saldırdı; cihad edip kurtarmayacak mısınız? Kendisi bekâr olduğu ve ecnebi memlekette bulunduğu için bu örnek pek yerini bulmamış olsa bile maksat anlaşılmış olmalıdır.

“Toplumun ıslahı için tek tek fertlerin salâha erdirilmeleri şarttır; aksi halde, eczası günahlardan mürekkep parçalardan, sıhhatli bir bünyenin meydana gelmesi mümkün değildir.” Tek tek diyorsun ama ayet “topluca” diyor. Enfal 53’e göre Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum kendi gidişini değiştirmedikçe değiştirmez. Tek tek değil toplum olarak.

“Kendisini olmazsa olmaz görenler hasta tiplerdir. Ölçü şudur: “Olsam da olur, olmasam da olur; olmasam herhalde daha iyi olur.” Bu sözün nerede ve ne zaman söyleneceği bu ifadeyi doğru ya da yanlış yapar.

“Kaderi tenkit etmemenin yolu insanın kendini sorgulamasından geçer.” Fethullah Gülen’in kaderi yanlış tanımladığını kitaplarından zaten biliyorum. Eğer kader doğru tanımlanırsa kimse tenkit edilemez; ama geleneksel olan o yanlış kader anlayışı söz konusu olduğunda tenkidin de bir yanlış olarak ortaya çıkması doğaldır.

“Gönülden “âh!” edenin her ‘âh’ına icabet edilmiştir. O’na doğru içten yükselen hiçbir ses cevapsız kalmamıştır. Elverir ki, biz sesimizi gönlümüzün sesi haline getirelim.” Burada güzel bir temenni var.

“İnsan, düşünce dünyasına göre şekillenen bir varlıktır. O, nasıl düşünüyorsa, istidadı ölçüsünde, öyle olmaya namzettir.” Elbette.

“Her türlü muvaffakiyetin ilk şartı iman ve mücadele gücüdür.” Doğrudur. Ama iman da zaten bir güç olduğu için cihad denseydi yan yana daha uygun düşerdi. Çünkü mücadele değil; Said-i Nursi’nin de hususen dediği ve aslında kendisinin de zaman zaman kullandığı gibi “mücahede” demiş olurdu.

“Her doğuş bir ölümün ve her ölüm de yeniden bir doğuşun habercisidir.” Cümlenin birinci bölümüne katılıyorum. ‘Her’ sözcüğü gibi genellemelerden mümkün mertebe kaçınmalıyız.

“Hizmet ve himmetin en küçüğü dahi mübecceldir ama büyük himmetlere ihtiyaç hissedildiği bir yerde mini gayretler gerçek hizmete ihanettir.” Katılıyorum.

“Bir mü’minin başkalarının hidayeti hususundaki ızdırabı, onun Allah’a imanı ve ötelere olan inancı ölçüsündedir. Kimin ne kadar inancı varsa o ölçüde ızdırabı vardır.” İnanç ile ızdırap arasındaki ilişki kişinin yapısının mülayim ya da celalli, korkak ya da cesur; bilgili ya da bilgisiz olmasıyla da ilişkili olarak değişebilir. Ama batında haklılık payı var.

“İmanın, insanın sinesine tastamam yerleşmesi ancak amelle mümkün olur. Salih amelle beslenmeyen imanın solması hatta sönmesi her zaman muhtemeldir.” Bana öyle geliyor ki salih amelden rutin olarak yapılan nüsuku anlıyor. Eğer doğru anlaşılırsa “iman mı salih ameli besliyor salih amel mi imanı?” sorusu doğar. Anlaşılır ki ikisi de birbirini. Kuran’da geçen ‘salih amel’ sözcüğü de toplumda en çok yanlış tanımlanan kelimelerden biridir.

“İğneyle bir dağı yerinden sökmek, bir kalbden kibri çıkarmaktan daha kolaydır, sözü hakikatin tam ortasından altın gibi bir sözdür.” Hayır, bu kadar zor olamaz. Allah hiçbir konuda iğneyle bir dağı yerinden sökmek kadar bir zorluk yüklememiştir. Böyle olsaydı taşımayacağımızı yüklemiş olurdu.

“Dünyaya zalimane hükmedenler, bulundukları mevki ve makamları, hep inananların gafletinden istifade ile elde etmişlerdir. Dinin ve gelecek nesillerin hatırına, hiç olmasa bundan sonra bu gafletten sıyrılmamız gerekmez mi!?” Çok haklı.

“İbadete tutkun kullar namazı bekletmezler, vaktin bir an önce girmesini ve yeni bir niyaz anının gelmesini beklerler.” Kulluğu günde 24 saat sürenler için ‘beklemek’ mümkün mü?

“Zayıfı ezen, galip de olsa mağlup; haklı mağlup da olsa galiptir.” Bu cümlenin bir versiyonunu ben söylemiştim. Allah indinde elbette böyle.

“Kimde olursa olsun, azıcık samimiyet bir başarı vesilesi olabilir.” Bazı şeyler ya vardır ya yoktur. Az samimi olunur mu gerçekten?

“Sağlam bir itikatla Allah’a sığınınca hallolmayacak hiçbir mesele yoktur.” Yanına bir de mücahede koyarsan sığınmaya hakkın olur.

“Allah için olamayacaksak olmanın hiçbir anlamı yoktur; öylesi anlamsız bir mevcûdiyettir.” Doğru.

“Geleceğin emniyet ve güven üzerine kurulması, geçmişin iyi bilinip tanınmasına, hissedilip ruhlarda korunmasına bağlıdır.” Cümle iyi gidiyordu ama ‘ruh’ tanımından sınıfta kaldı.

“İnsan, belli bir düşünceye göre, eşya ve hadiselere bakışı devam ettiği sürece, karakter ve ruh yapısı itibariyle, yavaş yavaş giderek o düşünce çizgisinde bir hüviyet kazanır.” Tek bir anlamı olduğu halde şu ruh sözcüğünü her yere yama yapıyorlar.

“İnsan bir şeye kendini kaptırdığı ölçüde, yavaş yavaş o şeyin tesirine girer ve onda fani olur. “ Evet dikkatli olmalı; kaptırmadan gidilmeli. Fethullah Gülen’in cemaatinde bile olsa…

“İnsan imtihanlarla saflaşır ve özüne erer. Hayat, imtihanlar sayesinde yeknesaklıktan kurtulur ve renklilik kazanır. Ruh imtihan gördüğü nisbette olgunlaşır ve büyük işleri göğüsleyebilecek hale gelir. Geçirilen imtihanın ağırlığı ve soruların terleticiliği nisbetinde, ferd, insanlık mektebinde sınıf geçmeye ve yükselmeye başlar.” Ruhun olgunlaşması Hıristiyanlıktan dinimize sızmış bir algıdır. Aksine ruhla olgunlaşılır. Diğer ifadeleri faydalı olabilir.

“Çile, yüce hedeflere varmanın ve yüksek neticeler elde etmenin tek yoludur.” Eksik ama hadi kabul edelim. Netice dünyevi mi uhrevi mi belli olsaydı daha net eleştiri imkânımız olabilirdi.

“İnsan herhangi bir ideale, inandığı ölçüde gönül verir ve alâkadar olur.” Doğrudur.

“Hak yolunda, millet yolunda çekilen sıkıntılar kadar insanı günahlardan arındıran, ulvileştiren ikinci bir şey daha yok gibidir.” Muallâk bırakmakta isabet etmiş.

“Ruhu kanatlandırıp pervâz ettirecek ve kalbi dâima canlı tutacak tek şey, Yaratıcı’nın hoşnutluğu düşüncesidir.” Yine yanlış kullanılan şu “ruh” sözcüğü…

“Çok severim başkalarıyla çok iyi geçinip, kendi nefsiyle hiç geçinmeyenleri…” Eyvallah…

“Bu dava, hasbiler davasıdır. Kazanma değil yani, insan kazanma davasıdır gönül fethetme davasıdır. İsrafilce hareket etme davasıdır, Hızırca hareket etme davasıdır, uğradığı her yeri yeşertme davasıdır. Diriltme davasıdır, soluklama davasıdır…” Gönülden dökülmüş cümleler…

“Mübarek bir gayeden ve onun yolundaki mukaddes hafakandan mahrum bir neslin önce içten içe yanarak karbonlaşması, sonra da bir alev topuna dönüşerek, etrafındaki her şeyi yakıp kül etmesi kaçınılmazdır.” Epey edebi bir ifade olmuş.

“Doğrular yalanlarla temsil edilemez. Onun için ne kadar yüce hakikatleri temsil ettiğimizin ve davranışlarımızın da ne ölçüde müstakim olduğunun farkında olmalıyız.” Biz temsilci değiliz; çünkü kusursuz bir dinin kusurlu müminleriyiz.

“Bu hükümet derhal bırakıp gitmelidir. (28 Şubat süreci başlamadan önce).” Erbakan Hocanın Müslümanlardan en çok destek beklediği kritik bir zamanda Fethullah Gülen’in kendi cemaatinin çıkarı ve bekası için verdiği cevap buydu.

“Bir kimse din adına bilmesi gerekenleri öğrenmeden cahillikten kurtulmuş sayılmaz.” Elbette öyledir. Ama bunu yapmak için kriterlerinin neler olacağı da önemlidir. Dini bilme işine bile bodoslama gidilmemeli.

“İnanmış bir gönülde stres olmaz; olsa olsa hafakan olur. Siz ona, “mukaddes hafakan” da diyebilirsiniz.” Harika. Bu düşünce psikolojik problemlere bile engel olabilir.

“Vücudumuzun bir yerinde ağrı, sızı olunca, ‘of, puf’ diyeceğimize, ‘elhamdülillah’ demeliyiz. Nasıl olsa ikisinde de ses çıkıyor. Fakat, birincisinde Rabb’in rubûbiyetine itirazın vebali, ikincisinde ise O’ndan gelene razı olmanın ecri var.” Haklısın.

“İşkolik olmak başka, işinin aşığı olmak başkadır.” ‘Aşk’ kelimesi erdemli adamın lügatinden çıkmalı.

“Gönlünü Cenâb-ı Hakk’a vermiş mü’minler duaya doyma bilmezler.” Eh, doğrudur.

“Akıl ile kalbi birbirinden ayırmamalısınız; onların izdivacına her zaman ihtiyaç vardır. Aklın muhakemesi, kalbin de semavîliği ve ledünnîliği omuz omuza olursa, işte o zaman hiç aşılamaz gibi görünen problemler bile kolayca aşılabilir.” Varmak istediği nokta dikkate alınırsa çok haklı. Bir de şu “ledün” ifadesini kullanmasaydı iyi olurdu.

“Adliyede, Mülkiyede veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir.” Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin.” Bizim mevcudiyetimiz, bizim garantimiz ne demek? Bu gibi ifadeler paralel yapılanma şüphesi oluşturur.

“Ne günahım(ız) var ki diyen kimselere bu düşünceleri günah olarak yeter.” Evet, kendimizi beğenmek beğenilmeye değmez kılar.

“Ağlamak öyle bir iksirdir ki, kavrulan ruhun ateşini ondan başka hiçbir şey söndüremez. Ruh tutuşunca vicdan kavrulmaya başlar ve işte o zaman insan ağlar. Ağlar ve ruhunun ateşini söndürür. Sıkıntı ve şiddet karşısında en geçerli iksir, rahat ve rehavet zamanında yapılan duadır.” Ruh sözcüğü her yere yama olduğu için işte yine önümüze çıktı.

“İmanlı bir insanın ümitsizliğe düşmesi söz konusu olamaz.” Kesinlikle.

“Din hiçbir karşılığa kurban edilemeyecek fakat uğrunda her şey kurban edilebilecek bir müessesedir.” Evet, ama “müessese” tanımı çok tehlikeli; din somutlaştırılmamalı; bu sözcüğü kullanmasaydı çok doğru bir söz olacaktı.

“Kayıp gidenleri gördükçe daha çok ürpermeli, hatta tir tir titremeli ve Allah’a sığınma hissimizi hep canlı tutmalıyız.” Haklısın.

“Büyük ya da küçük kendini bir şey zannedenler kaybetmeye namzettirler.” Öbür dünyada öyledir ama bu dünyada da öyle olmalı. Eğer kendini bir şey zanneden bir makam sahibine herkes yalakalık yaparsa bu dünyada kaybetmesine yalakalar engel ama şımarmasına destek olacaktır.

“Bu hizmetin içinde bulunanlar, bu hizmete göre hizmet vermek isteyenler, her birisi dünyayı idare edebilecek birer diplomat gibi hareket etmeli.” Vay…

“Siz, bir dürbünle dağları gördüğünüz, daha hassas bir dürbünle yıldızları müşahede ettiğiniz gibi, ruhlar da, cismaniyete ait şeyleri böyle çeşitli dürbünler kullanarak, cismanîlerin görme ve duyma buudları içerisinde müşahede ederler.” Yazan neden burada teleskop demiyor? Bu çok önemi değil; ama dikkat edilirse burada yamanan “ruh” sözcüğü şirke doğru kanatlanmış…

“Bişr-i Hafî’nin vefat ettiği gün, Bağdat’ın köpekleri sokaklara pislemeye başlamışlar. Bunu gören ehlullahtan biri, “Eyvah, Bişr-i Hafî vefat etti” diye irkilmiş. Zira, Bişr-i Hafî devamlı yalınayak gezermiş. Bundan dolayı köpekler de ona olan saygılarından orta yere pislemezlermiş. Bu bir menkıbe, aslına değil, faslına bakılmalı!” Uçuk ifadelerin ne aslı olur ne faslı…

“İnsanı Cenab-ı Hakk’a ulaştıran yollardan biri de “Aşk”tır.” Asla. Aşk ölçüsüzlük, aklın en asgariye inmesi, şirkin basamağı ve ifrattır.

“Her Kutup, Gavs değildir. Bir ölçüde kutbiyet, gavsiyetin hasse-i lazimesidir. Ve bunlar vefat edince Allah’ın izniyle vesayetleri devam eder. Yani tasarrufları, bir rahmet bulutu gibi üzerimizde tüllenir durur. İmam Rabbanî, A. Kadir-i Geylanî, Şeyhu’l-Harranî ve Bediüzzaman gibi zatları bunlardan sayabiliriz.” Tartışmasız şirk bu! Sahabe arasında bu saplantılar konuşulamazdı.

“Akşama çıkmadan şehit olacağını bilen Hz. Osman, hiç bir zaaf eseri göstermeden, tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde başına gelecekleri inşirah içinde karşılayıvermişti.” Geleceği bilen veli şirki; aman dikkat.

“Dünyada geleceği ve geçmişi gören bazı evliyaullahın ilk keşfi, kabir âlemine muttali olmaktır.” Aman Allah’ım; bunun İslam’la alakası yok; mayınlı arazide dolaşıyor.

“Ruh, kendi zâtında maddî kılıfı olan ceset gibidir. Mânevî kılıfı da, âdeta misâlî bedendir. Ehlullah temessül ettiği zaman, bu ikinci bedeniyle aynı anda beş on yerde görülebilir. Meselâ onları hapishanedeyken, sabah namazında camide ve aynı zamanda Kâbe’de tavafta görebiliriz.” Ruh sözcüğünü yanlış tanımlamasına katlansak bile İslam’ı yanlış tanımlamasına nasıl katlanacağız? Şirk bu; çok dikkat…

“Evliyâullah, ilmini Allah (cc)’a havale etmek suretiyle gelecekten haber vermişlerdir.” Eyvah, şirk bu. Bu ifadeler hem akla hem de İslam’a muhalefettir.

“Bir-iki dakika içinde su kabardı ve bizim arabayı yüzdürmeye başladı… Bir ara baktım büyük bir kalas bize doğru geliyor. Aklımdan, şu kalas bizim ile sütre arasında dursa hiç olmazsa araba kıyıdaki sütrelere çarpmaz diye düşündüm ve tam o esnada arkadaşlara ‘dua edin’ dedim. Kendim de ‘Ya Seyyidena Hamza! Ya Seyyidena Hamza!’ diyerek o yüce ruhu, imdadımıza göndersin diye Cenab-ı Hakk’a dua ettim. Üzerimize doğru gelmekte olan kalas, yanımızdan geçerek gözden kayboldu… Ve hayrettir selin mecrası birden değişti, hızı da azaldı… Hiçbirimizin şüphesi kalmadı ki, Cenab-ı Hakk o mukaddes ve yüce ruhu istihdam buyurdu ve yardımımıza gönderdi… ” Bu son derece yanlış inançtır; cemaat içindekilerin yani peşinde gidenlerin hiçbirisi bu sözü düşünüp de ‘ben nereye gidiyorum?’ demiyorlar mı? Koca bir kitle bunu okumuyor ve görmüyor mu? Böyle düşünceler toplum içindeki iyi niyetli kişilerde bile olsa bu hurafedir ve maalesef diğer cemaat ve tarikatlarda da çok yaygındır. Allah’ın dinini kötü tanıtmayın; aman dikkat… Devlet başkanımız Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi: “Benim dinim Sünnilik de değil, Alevilik de. Benim dinim İslam’dır.” Mezhebimiz dinimiz olunca demek gerekiyor bunları. Fethullah Gülen 'ruh' sözcüğünün anlamını hala öğrenmemiş olabilir. Bilmeyenler için bu konuda makalemiz var (*).

* http://www.yazarport.com/yazi/39254/ruhun-anlami

(NOT: Bu sözleri kaynaklarından değil paket halinde hazır olarak bularak değerlendirdiğimi itiraf etmeliyim. Bu yüzden değerlendirme yazarın orijinal yazılarından ziyade servis edilene olduğunu nazar-ı dikkate alınız.) Ayrıca bu yazı FETÖ soruşturmalarından çok önce hazırlanmış, siyasi olmayan sadece dini konularda eleştirilere yer verilmiş bir yazıdır.

 

                                                                                            YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019