CEMİL MERİÇ SÖZLERİNE ELEŞTİRİ

“Birbirini bütün tedaileriyle karşılayan iki kelimeye ne aynı dilde rastlarsınız ne iki ayrı dilde.” İlginç bir tespit.

“Kronoloji: aptalların tarihi.” Akıllıların kronolojisi de pekâlâ olabilir.

“Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.” Aklı nasıl tanımlayacağımıza bağlı. İşletilen bir akıl ise nakli özgünlüğü ile dikkate alacak ve önyargılı olmayacaktır. İşletilmeyen bir akıl ise aksine. Bu durumda mücadele edene salt akıl tanımı yapmak doğru değil.

“İngiliz hodgamdır.Bir millet değil de bir yığın. Yığın düşünmez, mâruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir.” Evet, yüz kızartıcı ve sömürgeci bir tarihe sahipler ama yine de genellemeden yana değilim.

“Şiir ne bir teşrih masasıdır, ne bir teşhir çarmıhı.” Edebiyatımızda şiir için söylenmiş en isabetli sözlerden biri de bu olmalı.

“Düşünceye câzip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.” Zaten kendisi de böyle bir yazar.

“Tefekkür vuzuhla başlar, kurtuluş şuurla.” Doğrudur ama vuzuh da tefekkürle başlayabilir ve şuuruna rağmen amel ve ihlâs olmazsa kurtuluş olmayabilir.

“Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.” Harika bir ifade. Hakikaten dahiler anlaşılamadıkları için yıldızlar gibi yalnızlık çekerler. Sahiplenilmedikleri için adeta anasız doğar ve ölürler. Onun şarkılarını ancak onun gibiler dinlerler ve anlarlar.

“Ve insanlar Homeros’un cennetindekiler gibi kucakladın mı kayboluyorlar. Hepsi birer gölge. Teneke bile değiller. Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı. Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar. Sonsuz karşısında cücenin korkusu..” Ve’s selam…

“Polemik zekâların savaşıymış. Zekâlar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, gizli çıkarların savası polemik. Hiç kimseyi ikna etmeyen bir lâkırdı tufanı.” Kinciler, çıkarcılar bu savaşı zekâyı çıkar için kullanarak yaparlar. Böyle olunca da ortada ikna değil menfaat tatmini vardır.

“Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.” Bu isabetin ne olduğu da bakış açısına ve fraksiyonlara göre değişecektir.

“Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” Harika. Bu tanım gericiliği aydınlık, ilericiliği karanlık yapar. O zaman gelin tanımı değiştirelim.

“Deha tabiatın en tehlikeli armağanı.” Tabiatın mı? Yok canım.

“Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, “felsefe taşı”nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.” Mmmm.

“Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek. Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine açılan geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin asaletine sığınarak elini kolunu bağlamak, düşünceye ihanettir.” Harika.

“Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şeyi bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar.. “ Meriç de kıytırık ilahiyatçıların yanılması sonucu Arapçadaki ruh sözcüğünü yanlış kullanmış. Ben olsam akla arabacı demezdim. Akıl araba ve onu kullanan irade arabacıdır. Akıl edilgendir kullanan değil, kullanılandır. Bu söylediklerim dikkate alınmayacaksa çok enteresan bir benzetme yapmış.

“Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.” Sahi herkes için geçerli mi bu?

“Tarihi yaratan, fertle yığın arasındaki anlaşmazlık.” Bunu da sevdim.

“Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.” Ah şu ilahiyatçılar yine yanlış bir kader tanımı. Tanımını bilseydi hata sözcüğünün ne kadar alakasız ve saçma durduğunu görebilirdi.

“Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor memleketten. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi.” Onlara aydın müsvettesi demeye getiriyor işi. Bu hale siz getiriyor ve şimdi siz beğenmiyorsunuz diyor. Doğrudur.

“Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan: ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.” Ah şu ilahiyatçılar… İnsan sözcüğü toplumun tamamına yakınının yanlış tanımladığı bir kelime. Doğru tanımlanınca bu cümleye gitmiyor. Ama bu dar alanda bunun tanımına giremem. Demek istediğim dikkate alınmazsa demek istediğine katılmamak mümkün değil.

“Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.” Doğrudur.

“Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.” Katılmıyorum. Mevzu din ise özlem sonsuz dediğine değil, özlem Allah’adır. Ahrette vay halime diyeceksem sonsuzu gene özlemem; ama Allah’ı gene özlerim. Aklı bir kenara bırakmayınca aşk olmaz; bırakınca ise aşk şirktir. Biz ne yaptığını bilmeyen âşıklar ve meczuplar gibi değiliz; aşktan Allah’a sığınıyor ve aklımızı Allah için işletiyoruz.

“Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kur’an: Senin kitabın hangisi?” ‘Benim kitabım’ demeyeyim de, benim rehberim Allah’ın kitabı.

“Kendimizi tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale.” Kendimizi tanımanın ölçüsü konulmadıkça en yüksek merhaleden söz edilemez. Bir teist, bir deist veya ateist için kendini tanımanın ölçüsü değişecektir; bu değişince de en yüksek merhale değişecektir.

“Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.” Eğer aldatma sözcüğü genellenirse doğru, özelleşirse yanlış.

“Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.” Bu duruma üzülmekten başka ne yapılabilir?

“Dergi hür tefekkürün kalesi.” Her dergi değil herhalde…

“Kaderimizi çizen cemiyet; fakat ona ırzımızı teslim ettiğimiz anda erimişizdir, denizdeki herhangi bir dalgayız.” Evet, yanlış kader tanımı ama neyse. Diyor ki ırzının bekçiliğini herkes kendi yapsın; cemiyete güvenmesin. Çünkü cemiyet bütünüyle güvenilir ve temiz olamaz.

“İrfan asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür.” İrfan asla asaletini kaybetmez asiller için. Ama Meriç birilerinin indinde olanı eleştiriyor. ‘Ne kadar irfanlı’ olmanın yerini ‘ne kadar kültürlü’ olmak alınca iş çığırından çıkıyor. İrfan olmayınca kültür çakıl taşı gibidir.

“Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.” Hangi kitap?

“Kelimeleri tarif etmeden girişilecek her tartışma kısır kalmağa mahkûm.” Aynen öyle.

“Mağaranın içi mağaranın dışı… İnsanlık aynı sefil putlara tapan şaşkınlar kafilesi. Hakikatte mağaranın içi de dışı da bir. Yüz elli yıldır gölgeler âleminde yaşıyoruz…” İnsanlığı mağara içinde ya da dışında ilkellikte yani şirkte pek farklı görmüyor.

“İnsanından kopan bin intelijansiyanın kaderi suya nakışlar çizmek.” Harika.

“Kanun, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı Avrupalı için.” Ama kanunlar büyükler için işletilmiyor.” Çünkü onlar yazıp onlar onaylıyor. Kendi onayladığına yakalanır mı insan?

“Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?” Bu da harikaydı.

“Önce sükût vardı kelâm değil. “tanrı sükûttur” diyor bir Hint bilgesi. Söz iki sonsuz arasında bir çırpınış.” Hadi öyle olsun.

“Öyle bir ifade yaratmak istiyorum ki, Türk insanının uyuşan şuuruna bir alev mızrak gibi saplansın.” Belki önyargısızlar için bu söz bile öyledir.

“Bir kucak odun küçük bir ateşi söndürür, büyük bir ateşi daha da canlandırır.” Sahibi belli olmasaydı bu söz atasözü olarak yayılırdı.

“Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için bin bir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey. İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni fark edecekler, ne beni. “Ben kimseye benzemeyenim. Sen kimseye benzemeyensin.” Aşkı bu kadar marjinal tanımlayana rastlamamıştım.

“Avrupa hastadır. Maddeci medeniyet önce Tanrı’yı öldürdü, sonra insanı.” Onlar tahayyül ettikleri tanrıyı öldürdüler; insanlar kendi yarattıkları tanrıya hakkıyla iman etmediler; gerçek müminler ise yaratıcıya gerçekten kul oldukları için kula kul olmadılar. Tanrı insanı yarattığı için, Tanrısızlık insaniyetsizliği doğurdu…

“Herkes tarafından anlaşılmak isteyen, hiç kimse tarafından anlaşılmaz.” Tarafsızlar için söz konusu olabilir ama apaçık sözler için söz konusu olamaz.

“Slogan, ilkelin ideolojisi.” Doğrudur.

“Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.” ‘Okuyan’ın meçhulüne mi yoksa ‘okunan’ın meçhulüne mi?

“Tabular tabular.. Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, “efendim bizde filozof yetişmiyor” diye ah-u vahlar.” Vallahi bravo.

“İdeolojiler, izm’ler üzerimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” Doğrudur.

“Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.” Ben bunu farklı tanımlıyorum; kahramanlığı böyle tanımlayana da rastlamamıştım.

“Olmak veya olmamak, hayat ve ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak kucağa ki. Ve insanı deli eden, olabileceğin, olması gerekenin parmaklarımızdan kayıvermesi. Trajedi bu. Kırmızıya oynayayım derken siyaha oynamak. Bir kere kırmızıya oynadınız mı geriye dönemiyorsunuz artık.” Popüler bir tespitin Meriç’e özgün ifadesi.

“Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.” Ülkeleri aydınlatan bir güneş var ama milletleri aydınlatan söz bir değil; öyleyse söze bağlı.

“Avrupa’nın kılı kırka yaran tahlilci zekâsı bilgiyi dünyevi ve dini diye ikiye böler. O’na göre dini kültürle ladini kültür farklı mefhumlardır. Dünyevi kültür ne demek? Kültürü toprağa zincirleyen bu anlayış da bir ideoloji, yani bir aldatmaca değil mi?” Meriç’i anlıyorum ama din ile kültürü ayırsa da dini kültürün aslında dünyevi kültür olduğunu söylese ve böylece Allah’tan olanı ayrı kuldan olanı da ayrı potada toplasa daha makul olmaz mı?

“Batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur.” Bu da nesiydi böyle? Harika bir benzetme.

“Ormanı görmedin, ağacı görmedin, rüzgârın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekâsının bütünü sanıyorsun.” Mmmm.

“Benim düşüncelerim heterodokstur, sosyalist değilim, İslâmcı değilim, öyleyse ben neyim? Ben kendimim!” stilist gibi sosyalist, simitçi gibi İslâmcı olmaktan evla. Zaten kendin olmadan İslam da olamazsın.

“Hıristiyanlaşmadık ama içimizde bir ortaçağ keşişi yaşıyor..” Öyle deme be güzel adam, mesiyyat yoluyla gelenlerle Hıristiyanlığın son mezhebine dönüştüler de haberleri bile yok.

“Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.” İşte bir aydın sözü. Fırtınaya rağmen büyüyor ve ayakta durabiliyorsa güçsüz olamaz.

“Bayağı, hissetmeyendir.” Mesela vicdansızlar.

“Yığın düşünmez, maruz kalır.” Aynen öyle.

“Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı.” Haklısın.

“Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.” İyiydi.

“Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.” Belli ki Meriç için bu kendini tanıma irfanı son derece önemsenmiş.

“Sol ve sağ… Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit…” Tam zamanında kullanılmış ilaç bir söz.

“Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?” Allah senin gibi düşünenlerin sayısını artırsın da milletim tefrikaya uğramasın. Zamanında herkes senin gibi düşünseydi ne kan akardı ne gözyaşı.

“Her kavganın ezelî mazereti: Son kavga olmak.” Vallahi bu da çok iyiydi.

“Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü.” Meriç bölünmeden yana değil; ama fikir çatışmasının bile olmayacağı kadar miskin bir toplumdan da yana değil.

“Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.” Galiba.

“Bilgi, sonu gelmeyecek olan bir fetihtir.” Yanlışsa bile mi?

“Havarilerini yaratamayan İsa’nın yeri tımarhanedir, tarih değil.” Müthiş.

“Umrandan habersizdik, medeniyete de ısınamadık. İnsanlığın tekâmül vetiresini ifade için kendimize lâyık bir kelime bulduk: uygarlık. Mâzisiz, musîkisiz bir hilkat garibesi.” Düşündürücü.

“Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.” Zehirleyen bir kitap olsa bile mi?

“Düşüncenin gemlerini biraz bırakınca cinnete ve hikmete beraber gidiyor insan.” Vallahi ben anladım. Ama yanlış anlaşılabilir bir söz. Hakikaten düşünen cinnete gitmez; düşünen hidayete erdikten sonraki hislerini artık düşünceyle bile elde edemez.

“Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı yani İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!” Avrupalının gözünde olan değil Allah’ın indinde olan önemlidir. Eğer Allah’ın indinde İslam değilsen Avrupa İslam dese ne yazar hatta Osmanlı İslam dese ne yazar…

“Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat müstagrip. Edebiyatımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebî nevi itibardadır: taklit tercüme.” Aynen de öyle.

“Ruh yazının icadından beri ölümsüz. Kaya homurdanır konuşan yalnız kitap.” Ruh sözcüğünden dolayı birinci cümleyi geçtim. Ama ikinci cümle gayet veciz.

“İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek bu.” Bu da farklı bira bakış açısı ve yakalama.

“Bir çağı bütünüyle kötülemek bütünüyle yüceltmek kadar yanlış.” Genellemecilikten uzak olmuş; seviyorum bu usulü.

“İrfan düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. İrfan kemâle açılan kapı, amelle taçlanan ilim. İrfan bir mevhibedir. Cehtle gelişen bir mevhibe.” Kaliteli bir tefekkürden doğan ifadeler de işte böyle olur.

“Sakson köleleri boyunlarında bir tasma taşırlarmış: efendilerinin adı yazılırmış bu tasmaya. Aydınlarımız da onlara benziyor; her biri bir şeyhin müridi.” Vallahi işte burada koptum…

“Gerici, ilerici… Düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar.” Evet doğru, ilk adım bu olmalı.

“Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kâğıda geçirmek istiyorsun; kâğıda bilmiyorsun ki ebediyet sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı.” Mmmm.

“Büyük adam, kucağında yasadığı toplumun üvey evlâdı. Dünkü, ötelerdeki bir toplumun çocuğu. Büyük adam kalabalığı tekme ile uyandıran kılavuz.” Şu serzenişteki kaliteye bakınız. Piramidal olarak yükselen üç sözcüğün sonuncusu tavan yapmış.

“İdealist insan, ukala olmalıdır. Ukala olmazsa ayakta kalamaz …” Tartışılır.

“Düşünenin görevi: insanından kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak, kızmadan, usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz, birleştirir.” Aydınlara epey sıkılmış. Bu sözlere şuur sahipleri katılır.

“Genç Batının her nazına, her cilvesine katlanan, ihtiyar birer âşık olduk.” Meriç için benzetmelerde de üstat denebilir.

“Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: düşünce birliği. O da rüzgârın her an tehdit ettiği bir kandil. Düşünce birliği, düşünen insanlar arasında olur.” İşte bu şuur seni üstat yapar.

“Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?” Doğrudur üstat.

“Kulun bütün haysiyeti: mümin oluşunda. Kul, mümin olunca hukukî bir hüviyet kazanır, dilenciyi halifeye eşit kılan bir hüviyet.” Harikasın.

“İmansız ve idealsiz nesiller türettik. Pusuda bekleyen yabancı ideolojiler setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye.” Burada da harikasın.

“Büyük adam tehtidkâr. Yığın kadındır. Irzını teslim edecek bir zorba arar. Çobansız rahat edemeyen kaz sürüsü…” Bir felaket bu kadar muhteşem dillendirilir.

“Kamusu olmayanın namusu olmaz.” Edebiyatımızın tavan arasındaki inci bir söz.

“Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır.” Bu da öyle.

“Politika ile en az âlimler uğraşır… “ Vav… Bu da neydi?..

“Ya Batılı olacağız yahut Batı kültürünün âzâd kabul etmez sömürgesi.” Yani Batılı olursak sömürülmeyecek miyiz?”

“Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.” Aynen öyle; bir de utanmadan şikâyet ederler…

“Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp tek insan hâline getiren İslâmiyet olmuş.” Doğru.

“Kaynaklarından kopan bir intelijansiyanın kaderi, bir mefhum hercümerci içinde boğulmak.” Ya… Ne yaparsın?...

“Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır slogan.” Bizim sloganımız “ne sağcıyız ne solcu hak yolcuyuz hak yolcu” idi…

“Düşünceye sınır çizilemez. Şüpheden bile şüphe.” Düşüncenin sınırı ya ön yargı yahut kanaattir; şüphe düşüncenin sınırı olursa doğruya kanaat bile kiracı olur.

“Buda haklı: Var olmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin.” Hindistan’dan bize intikal eden bu panteist anlayış vahdet-i vücudu doğurdu. Bu söz Buda’nın değil ileri gelen Budistlerin olmalı.

“Karakter ne kadar kuvvetli ise, vefasızlığa o kadar az kabiliyetlidir.” Şahane.

“Batı; muhteşem bir baş altında, sefil bir kuyruk.” İşte burada da koptum…

“İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.” Muazzam.

“Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.” Kayda değer.

“Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir.” Karamsarlığın ve umudun yin yang’ı.

“İnsanlık daima kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk.” Bu da erdemsizliğin kötü bir sonucu.

“Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.” Vay canına.

“Belki de medeniyet uyuyor ve zaman zaman rüya görüyor.” Şu yaklaşıma da bakınız. Büyüksün be Meriç.

“Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.” Bu bir cümle ama bin şey anlatıyor.

 

(NOT: Bu sözleri kaynaklarından değil paket halinde hazır olarak bularak değerlendirdiğimi itiraf etmeliyim. Bu yüzden değerlendirme yazarın orijinal yazılarından ziyade servis edilene olduğunu nazar-ı dikkate alınız.)

                                                                                                      YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019