KURAN’DAKİ ERDEM

Her canlı sonradan olgunlaşır. Nebatat ve hayvanatın olgunlaşması fiziksel olup sürece bağlıdır. Fakat insanoğlu zihinsel olarak da olgunlaşır. Eğer deneyimden yararlanırsa olgunlaşma çabuklaşır. Bu çabukluk olgun insanlarla erken oturup kalkmaya bağlıdır. Bilgelerin niteliği ve niceliği nispetinde erken olgunlaşır. Bilgeler bazen yaşlı ama bilgili üstatlardır; bazen yaşanan olaylardır; eğer ders çıkarılırsa erdem hayattaki çeşitli vesilelerden dersler alarak bu derslere uygun yaşamaktır. Erdem zihinsel olarak derslerle pişerek kıvama gelmektir.

Günümüzde kişisel gelişim ve iletişim alanında uzmanlar yetişmektedir. Bu alanda konu olan “adam gibi adam”dır. Erdemli adam ölçülüdür; mutedildir. Kuran’ın “vasat ümmet” (1) dediği toplumdaki birer “vasat insan”dır. Hayattaki dersler üzerinde en az hata ile ilerlerken pişmanlığını tekerrür etmeyen “bilge”dir. O bir yandan alınan derslere riayet ederken diğer yandan da dersler çıkararak dersler verir. Erdemli adam özür dileyerek, pişman olarak, sözünü geri alarak, bilmediği zaman itiraf ederek yahut susarak, aynı hatayı üst üste işlemeyerek, öğrendikçe kendi hiçliğine doğru yol alırken her geçen gün tevazu ile pişer. Başkaları gibi sadece bedenen olgunlaşmaz. O “kendini adayan” insandır ve başkaları için yaşar. Hatta zenginlerin, makam ve mevki sahiplerinin saçının bir teli için her yeri kan ve gözyaşına boğmaya amade yalakaların tam karşısında, sadece haksızlığa uğrayanlar ve garibanlar için maddi manevi teçhizatıyla korkusuzca savaşır. O doğaldır; kendine bile yenilmez.

Erdemli adam karanlıkta daha iyi belli olur. Çünkü o ışık gibi gezer; gittiği yeri aydınlatır. Onun ışığı sadece gözlerini kapayanlara ulaşmaz. Onu en çok üzen kesim cahil, önyargılı, şımarık, dinlemesini dahi bilmeyen, aceleci, umutsuz, korkak, kanaatsiz, önce konuşup sonra düşünen, adabsız, dürüst olmayan fertlerdir. Erdemli adam başkalarından çok bilirken bildiğini gereğince yaşar; ama az bildiğini keşfeder.

Kuran’da geçmeyen ve tam olarak karşılığı olmayan “erdem” sözcüğüne yaklaşan sözcüklerden biri olan “birr”, dağların üstlenemediği sorumluluğu üstlenerek erdemli adamın vaadini tutma özelliğidir. Birr, yüzünüzü başka taraflara değil doğru istikamete çevirmeniz yani inançta ve yaşantıda doğru olmanızdır. Birr Allah'a, ahret gününe, meleklere, vahye ve nebilere inanmanız, servetiniz sizin için çok kıymetli olsa bile yakınlarınıza, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, yardım isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayanlara vermenizdir. Birr salât’ınızda devamlı olmanız, söz (ahd) verdiğinizde sözünüzü tutmanız ve darlık, felaket, zorluk, musibet anlarında sabretmenizdir. Birr sadakat ve sorumluluğun bilincinde olma (takva )halidir (2).

Allah başka bir ayette de “birr” ve takva üzerinde yardımlaşmayı, kötülük (ism) ve düşmanlık yolunda yardımlaşmamayı, Allah'tan sakınmayı (ittika) emreder (3). Ayette "birr" kelimesi "ism”in (kötülüğün) günah kavramının zıddı olarak “iyilik” anlamında kullanılarak “takva” ile birlikte zikredilmiştir. Berra' sözcüğü, “iyilik etti, iyi davrandı, hayırda bol ve geniş oldu” demek olup Kur'an'da değişik şekillerde kullanılmıştır. Din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik (en teberrû-hum) ve adaletle davranmaktan (4) bahsettiği ayette, 'adele' fiili ism-i fâilinin "adl" ve "âdil" şeklinde geldiği gibi "berra" fiilinin ism-i faili hem "berr", hem de "bârr" olarak gelir. “Adl” âdilden, “berr” de bârr'dan daha beliğ ve daha geniş bir anlam ifade eder. Berr daha ziyade Allah hakkında kullanılır (5). Allah'ın “berr” olması kulun ibadetine karşılık çok fazla sevap vermesidir. “Berr” melekler hakkında da kullanılırken çoğulu “berara”dır. “Berr” bazı ayetlerde nebilerdir (kiramen berara) (6). Ayetlere bakılırsa "birr"in imanı ve neredeyse tüm amelleri içine aldığı çok açıktır. Kur'an duruma göre ihtiyaçtan arta kalanın infakını emreder (7) iken, sevdiğinizden infak etmedikçe birr'e erişemeyeceğinizi (8) söyler. Evlere arkalarından gelmeniz insanları hazırlıksız yakalayacağınızdan ve bu edebe uymayacağından dolayı “birr” değildir; “birr” sakınmaktır (9); yani edebtir. İnsanlara “birr”i emrederken kendimizi unutmamamız gerekiyor (10). “Birr” güzel davranış anlamına geldiği için ayette cahiliyet devrinde olduğu gibi evlere arkalarından girmemek öğütlendikten sonra “birr”in takva olduğunu da anlıyoruz (11). İman edenler “birr” ve takva konusunda görüşmeliler (12).

Bütün bu misallerden yola çıkarsak “erdem” sözcüğü günümüzde dindar olsun olmasın olgun davranışlı herkes için kullanılırken “birr” sözcüğü iman etmeyi şart koşan dini bir kavram olduğundan “erdem”in karşılığı değildir.

Kuran’da “kemal” sözcüğünün “erdem”le ilişkisini incelediğimizde de benzer durumu görüyoruz. “Kemal” sözcüğü dinin yani vahyedilenlerin “tamamlandığı” nimet olarak kullanılmaktadır. Kemale ermek olgunlaşmak veya tamamlamak demektir. “Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim (ekmeltu lekum) ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım (etmemtu)” (13) ayetinde bu sözcük geçmektedir. "Kamil” sözcüğü bir ayette (14) “kamileten” yani “tam” veya “tamamı” anlamında, başka bir ayette (15) “kamiletun” yani yine “tamamı” anlamında ve yine başka bir ayette ise (16) “kamileyni” yani “tam olarak” veya “tamamen” anlamında kullanıldığından “erdem”le alakalı değildir. “Kemal”, “fazl”, “fazıl” şeklinde Kuran’da geçmeyen türev kelimeler meallerde çokça geçmektedir. Meallerde erdem anlamında kullanılan “hasif” gibi daha birçok sözcük Kur’an’ın orijinal metninde hiç geçmemektedir.

Fadl” sözcüğü de halk içinde “erdem” anlamında kullanılmaktadır. Bakara 64’te geçen “fadluAllahi” sözcüğü “Allah’ın fazlı” anlamında geçtiği için kullarla ve kulun erdemiyle alakalı değildir. Birçok ayet de aynı kapıya çıkmaktadır (17). İnsanlar arasındaki faziletten (el fadla) bahseden ayetler de olsa bile (18), insanlar üzerine fazlın (fadlin) sahibi (19) olan Allah, Davut resule fazilet (fadlâ) verdiğini söylüyor (20) ve fazlından (fadli) zenginleştiriyor (21); hatta Muhammed resul ve beraberindekiler Allah’tan fazilet (fadlen) istiyorlar (22). Bu fazilet zenginliği (fadlı) maddi (23) ve manevi (24) olabiliyor; fazilet sahiplerine faziletinden (fadlin fadlehu) veriyor (25). Bazı ayetlerde fazilet (fadlin) “üstünlük” anlamında kullanılmıştır (26). Allah’tan fazilet (fadlen) istenmesi öğütleniyor (27). Her şeyden nimetlenmemiz de bir fazilettir (fadlul) (28). Hayırda yarışmak büyük fazilettir (fadlul kebîr) (29); iman eden ve salih amel işleyenlere de büyük fazilet vardır (fadlul kebîr) (30); hatta onlara fazlından (fadlihî) artırır (31).

Allah’ın fazlının olması “erdem”in “fazilet” anlamına gelmeyeceğine delildir; çünkü “erdem” sonradan elde edilen bir olgunluk olup nihayeti tevazudur. Allah ise vahid ve subhan olduğundan övünür (mutekebbir) (32) iken sahip olduğu vasıflarıyla sonsuz yücedir.

“Erdem” sözcüğü ile alakalı olan hangi sözcüğe bakarsak bakalım bu sözcüğün Kuran’da tam karşılığı olan herhangi bir kelimeyi bulamıyoruz. Kuran’da tavsiye edilen “birr” ve takva olmak ya da “faziletli” olmak gibi özellikler hep kulluğa dönük dini ifadelerdir. Günümüzde “erdem” sözcüğü halk içinde dindar olan ya da olmayan her donanımlı iyi insan için kullanılsa bile, “iyilik” veya “hayırlı olmak” gibi özellikler hep geçmişteki tüm nebilerin tavsiyesi olan güzel ahlaktan birer mirastırlar. Bugün iyi bir davranışa ateist birinde bile rastlanılsa o iyiliğin kaynağı mutlaka geçmiş tarihlerdeki nebiler olup günümüze kadar fasılalı fasılasız Allah’ın takdiriyle seçilerek sirayet etmişlerdir. İşte “erdem” sözcüğü de böyle bir sirayetin dünyanın farklı coğrafyalarındaki insanlarda az ya da çok görülen nebevi yansımasıdır.


Yüksel YILMAZ


KAYNAKLAR:

1. Bknz. Bakara 143
2. Bknz. Bakara Suresi, 177
3. Bknz. Mâide Suresi, 2
4. Bknz. Mümtehine, 8
5. Bknz. Tûr, 28
6. Bknz. Abese, 13-16; Meryem, 14-15, 31-32; Âli İmrân, 193; İnfitar, 13
7. Bknz. Bakara, 219
8. Bknz. Âli İmrân, 92
9. Bknz. Bakara, 189
10. Bknz. Bakara, 44
11. Bknz. Bakara 189
12. Bknz. Mücadele 9
13. Maide 3
14. Bknz. Nahl 25
15. Bknz. Bakara 196
16. Bknz. Bakara 233
17. Bknz. Bakara 90, 105, 251, 268; Al-i İmran 73, 74, 152, 170, 180; Nisa 32, 37, 54, 83, 113, 173, 175; Maide 2, 54; Tevbe 28, 59, 75, 76; Yunus 58, 60, 107; Yusuf 38; Nahl 14, Nur 10, 14, 20, 21; Kasas 73; Rum 23, 45, 46; Ahzab 47; Fatır 12, 35; Mümin 61; Duhan 57; Cariye 12; Hucurat 8; Hadid 21, 29; Cuma 4, 10; Müzemmil 20; İsra 87; Neml 40.
18. Bknz. Bakara 237
19. Bknz. Bakara 243; Nisa 70, 73; Ali- İmran 171, 174; Neml 73
20. Bknz. Sebe 10
21. Bknz. Tevbe 74; Nur 32, 33, 38; Fatır 30
22. Bknz. Fetih 29; Haşr 8
23. Bknz. Tevbe 2
24. Bknz. Tevbe 74
25. Bknz. Hud 3
26. Bknz. Araf 39; Hud 27
27. Bknz. İsra 12, 66
28. Bknz. Neml 16
29. Bknz. Fatır 32
30. Bknz. Şura 22
31. Bknz. Şura 26
32. Bknz. Haşr 23


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019