YUVASINDAN KOPAN BİR HAREKET ADAMI

Ali Şeriati daha erken yaşlarda İslami hareketin içine girmiştir. Erken yaşlarda devletin her an gırtlağını sıkmak üzere olduğu Ulusal Direniş Cephesine katılır. Bu harekete karşı devletin  temkinli olmasının nedeni alışılmış anlayışa aykırılığı ve hareket adamları tarafından teşekkül etmesidir. Derken Ali Şeriati ve babasının da bulunduğu birçok kişiyi tutukladılar ve Şeriati sekiz ay hapiste yattı. Bu onun haddini bildirmek içindi. Artık cayarsın değil mi Şeraiti? Sen de başkaları gibi kendi işine bakarsın değil mi? Sana ne başkalarının cehaletinden, çektiği sıkıntılardan, gençlerden, çocuklardan ve ailelerden? Sana ne başkalarının yanlış inanmasından?

Edebiyat fakültesindeyken Sorbon Üniversitesi’nden burs elde edince, Fransa’ya gidip dinler tarihi ve sosyoloji üzerine ders aldı. Fransa’dayken de boş durmadı ve Cezayir Kurtuluş Hareketi’nde aktif görev aldı. Tabi bu hareketlerinden dolayı Fransa’da saldırıya uğrayıp birkaç ay hastanede yattı. Şeriati dinler tarihi ve sosyoloji alanındaki doktorasını tamamladıktan sonra İran’a dönerken Türkiye sınırında yakalandı. Hapis yattıktan sonra da kabına sığmayan bu enerjik adam serbest bırakıldı. Fakat bu hapis ve muamele onu şok etmişti. M. İkbal gibi çok sevdiği Türkiye'de hayal kırıklığına uğramış, kardeşçe bir muamele görmemiş, aksine horlanmıştı. Kafasındaki Türkiye başka türlü çıkmıştı.

Şeriati’nin Türkiye ve İran’da gördüğü bu uygulamalar onu çok üzmüştü; çünkü  ona göre Türkiye ve İran İslam'ın yüzyıldaki merkezleridir. Ali Şeriati İran’a döner dönmez çalışmalarına başladı. Özellikle aydınlara ve genç tabakaya bilinçlenme konusunda hitap etti. Hüseyn-i İrşad’a katıldıktan sonra bu söylemleri daha da arttı.

Artık onunla birlikte bir İslami düşünce çığırı başladı. Mehmet Akif’ler Türkiye’de nasıl gelenekçi Sünnilere ehl-i sünnet müessesesi itikadı yerine İslam itikadını tebliğ ettiyse, Şeraiti de İran’da gelenekçi Şiilere ehl-i beyt itikadı müessesesi yerine İslam itikadını tebliğ etti. Söylemleri aydın kesim ve gençler arasında büyük yankılar uyandırdı. Hüseyn-i İrşad bir süre sonra kapatıldı ve Savak, Şeriati için tutuklama emri çıkardı. Şeriati‘yi bulamayan Savak babasını tutuklayınca, babasının tutuklandığını bir ay sonra öğrenince gelip teslim oldu. 1976 yılına kadar küçük bir hücrede tek başına kaldı. Bu yılda Cezayir eski Dış İşleri Bakanı Abdülaziz Buteflig’in girişimleri sonucu serbest bırakıldı.

Ali Şeraiti düşünce olarak bir çığır açmıştı. O klasik İslami düşünürler gibi davranmamış öz’e dönüş çağrısında bulunmuştur ama bu öz geleneksel dini öz değildir. İçinde Muhammedi diriliş ve ruhun, Ali ve Eb-u Zer‘in devrimci ruhunun bulunduğu yenilikçi bir öz’e dönüştür. Bu görüşlerinden dolayı Türkiye’de şii, İran’da sünni olarak eleştirilere maruz kalmıştır. Ancak Şeriati’nin devrimci ruhu ve samimiyeti ona yapılan eleştirilerin önüne geçti ve düşüncelerini çığ gibi büyüttü. Özellikle İran devriminin en önemli unsuru olan gençler onun söylemleriyle devrime yürüdüler.

Ali Şeriati mollayı gizlendiği izbe mekândan, entelektüel kesimi  ise fildişi kulelerden indirmek için çok uğraşmıştı. Ona bakan halkıyla iç içe, din ile pozitif ilimleri birleştiren dindar bir aydını görüyordu. İşte Ali Şeriati’yi bu kadar saygın yapan ve görüşlerini halka bu kadar benimseten bu devrimci ruhu ve takvasıydı. O bir dinler tarihi uzmanı, bir sosyolog, belki son yüz yılın gördüğü en büyük felsefecilerden biriydi. Fakat onu Ali Şeriati yapan daha ziyade bu cihad ruhuydu. Zira nice pasif tarihçi, sosyolog ya da felsefeci silinip giderken onun ölümü dahi halkta büyük bir yankı bulmuş ve devrimin habercisi olmuştur…

Ali Şeriati İran’da hapisten çıktıktan sonra çalışmalarına devam etti. Ancak Savak militanlarının takipleri nedeniyle sık sık ev değiştirip, akşamdan sabahın erken saatlerine kadar konuşmalar yaptı. Zaten birkaçı istisna olmak üzere Şeriati’nin kitapları bu konuşmalarının yazıya geçirilmiş halidir.

Bu gizlilik Ali Şeriati’nin sinesine dokunmuştu. Çünkü o hareketli bir yapıya sahipti ve bu takip onu bu özelliklerinden  uzaklaşmaya zorladı. 1977’de Ali Mezinani adına düzenlenmiş bir pasaportla İran’dan ayrılmıştı. İlk önce Belçika’ya, oradan Fransa’ya, oradan da İngiltere’ye gitti. Ancak münafık Savak militanları kâfir İngiliz Gizli Servisi'yle anlaşarak kaldığı otel odasında Dr. Ali Şeriati’yi şehid ettiler. Onun tertemiz kanı bir milletin kıyamıyla tekrar hayat bulmak üzere 27 Haziran 1977’de Şam’daki Hz. Zeynep türbesinin yanında toprağa verildi. Oysaki çok uzun zamandır göremediği ailesiyle mektubunda yakında görüşmek üzere vedalaşmıştı. Evlat özlemi, eş ve yuvasının özlemi kavuşmayı çok yakınlaştırmışken münafık İranlılarla anlaşan İngiliz gâvuru onu yuvasından ahirete kadar ayırdılar… Evladının gözlerine ancak hayallerinde bakarken yanaklarına öpücük konduramayışın ızdırabı ümmetin derdiyle dertlenişinde teselli buluyordu…

Ey gidi Dr. Ali, neden bir mutasavvıf gibi bir postekeye mıhlanıp kendi işinin yürümesine bakıp bir evliya olmadın? Sen tasavvufçu değildin ama takvaydın. Ey gidi hareket adamı, lüks bir eve davet edilince bile şikâyetçi oluyordun. Şöyle diyordun: “Ben hapisteyken hücrem çok küçüktü, başımı bile zor kaldırıyordum; şimdi burada kalamam. Çünkü halkım hala o hücrelerde kalıyor… Halkım hücrelerde doğru dürüst yemek yiyemezken ben burada nasıl yemek yiyebilirim? Onlar gibi hissetmediğim sürece onlara nasıl faydalı olabilirim? Hem ben hapisteyken hücreme ancak bir parmak aralığında güneş giriyordu; şimdi bu güneş bana fazla olur...”

09.10.2009/YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019