ÜSTAD MEHMET AKİF VE MERHUM NECİP FAZIL

Uzun yıllar önce merhum Necip Fazıl benim için diğerinden önde geliyordu. Artık daha çok birikimim var olduğundan olsa gerek; şimdi tam tersi…

Üstad Mehmet Akif Ersoy yaşadı ve öldü. Ondan sonra yaşayan merhum Necip Fazıl Kısakürek onun şairliğini eleştirerek gündem oluşturdu. Fakat o da yaşadı ve öldü. Geriye eserleri ve bu eleştiri konusu kaldı. Halen bu eleştiri konuşulur durur. Kimi hak verir, kimi vermez.

Merhum şair Necip Fazıl, Üstad Mehmet Akif’in,

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan almalı ilhamı

Asrın idrakine söyletmeli İslamı…” şeklindeki o veciz ifadesini eleştirir. Allah dinini tamamladığı halde başka kaynaklardan da ilham almaktan yanadır da ondan. Asrın idrakini de dikkate alma değil de sanki zaman hala kılıç kuşanma zamanıdır…

Henüz gerçekleşen bir sohbette bunu hatırlatan biri,  “Necip Fazıl’a göre Mehmet Akif’in şairliği yoktur” demişti. Ona bu sözü söyleten ve eleştiriyi bu günlere taşıyan müsebbib elbette şair Necip Fazıl’dır. Madem o bunu eleştirmiştir, biz de onu eleştirmeye hak sahibiyiz.

Bana göre gelmiş geçmiş en büyük şairlerimiz bu ikisidir ama, iş sadece edebiyatla bitmiyor. İslami ölçülere uygunluk bakımından Mehmed Akif’in söyledikleri daha isabetlidir. Onun ilmi edebiyatını aşmıştır... Fakat diğerinin edebiyatı ilmini aşmıştır. Mehmet Akif’in dilini eleştirenler onun bir muhacir (Arnavut) olduğunu dikkate alırlarsa en azından üslupla alakalı tarafı hallolmuş olacaktır.

Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü’nde,

“Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader,

Aldırma bu dünya böyle gelmiş böyle gider…” demesinden yıllar önce Mehmed Akif sanki ona cevap vermiştir:

“Adam aldırma da, geç git diyemem, aldırırım;

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım…”

Necip Fazıl Kısakürek, İslamiyete sonradan bid’at ve hurafeyle birlikte iyi şeyler de katan karışık İslam anlayışına sahip saltanatçı hanedancıların Emevi, Abbasi, Selçuklu, Farisi, Osmanlı, Hindi türlü kültür ve geleneklerin orijinal İslam anlayışıyla harmanlanarak çorbalaştığı anlayışı içmiştir. Mehmed Akif Ersoy ise gerek Ebu Hanife’nin ve gerek onu şehid edenlerin anlayışını bir araya karıştırmamış, saf olana bağlı kalmıştır. Bunun için demiştir, “Doğrudan doğruya Kur’an’dan almalı ilhamı” diye. Zira başka yerlerden alınana çok şey katılmakta ve o İslam’dan başka bir şey olmaktadır. Zaten Kur’an’da da tartışmaya düşülen meselelerde Kur’an’ın hakem yapılması emredilmektedir.

Necip Fazıl yanlıları, “Asrın idrakine söyletmeli İslam’ı” ifadesini de kastedilen manada anlamamaktadırlar. 1500 yıl öncesine gitmek yerine, 1500 öncesini bu zamana taşımalıyız. O zamandaki şartları değil, kriterleri bu zamana taşımalıyız. Mesela kılıçla savaşmayı bu zamana taşıyamayız ama savaşın ölçülerini taşıyabiliriz. Yani içinde bulunduğunuz asrı dikkate alarak hareket etmeliyiz. Bu asrın idrakini dikkate almaz isek kriterleri yabancılaştırırız. Şu halde günümüz insanı günümüz şartlarını dikkate almalıdır. Şöyle denebilir, “Bu ayetten günümüzde şöyle bir ders alabiliriz...” ya da “O halde biz de şöyle yapmalıyız...” Bu anladığı dilden anlatma metodudur. Başka bir şey anlatılmıyor ama başka kişilere anlatılıyor. Anlatılan değişmiyor ama anlatılan imkânlar ve zaman değişiyor.

1500 yıl önce tuvalet yoktu. Bugün olması asrın böyle bir şeyi idrak etmesidir. Fakat 1500 önce tuvalette uygulanabilecek temizlik ilkeleri vardı. Bugün mevcut olan tuvaletlerde ister alaturka olsun ister alafranga 1500 yıl önceki temizlik ölçüleri uygulanabilir. Mesela su kullanmak gibi, titizlikle temizlenmek gibi…  Tuvalet icat olmuş, alaturkadan alafrangaya geçilmiştir ama ölçüler aynıdır. İşte bu ölçüleri asrın idrakine göre getirirsin. Yani ölçüler değişmeden değişikliklerin içine girerler. Mesela umumi yerlerde sıvı sabunu tercih edersin. Zira kalıp sabun üzerinde evvelki kullanıcıların kiri kalmaktadır. Asrın idrakine göre kriter belirlenecektir. Temizlik ilkesini geçmişten, temizliği kolaylaştıran bilimsel gelişimi de yaşadığın zamandan alırsın…

Şu halde Mehmed Akif’in duruşu ve kriterleri orijinal ve katıksızdır. O Kur’an endekslidir. İtikada zarar vermeyecek ilimde şiirler sunar. Buna rağmen onun kusursuz olduğunu da söylüyor değiliz. Şuur açısından ifade ediyoruz. Diğeri ise geleneklerin her yerde görebildiğimiz bir ürünüdür. O çorbadan çok içmiş birisidir. Üstad Mehmed Akif’in halis ve engin bilgisiyle merhum Necip Fazıl’ın muhteşem şairliği bir araya gelseydi ikisinden de büyük bir edebiyatçı ortaya çıkardı. Ama gelin görün ki kusursuz olunmuyor. Mozaik uygulamalarımızın bir eseri olarak oluşuyor. Pek çok insan söz konusu karışımdan rahatsız olmuyor. Çünkü zaten o karışım içinde büyümüştür. Gerçeklerin yalanlarla ve gereksizlerle karıştığı bu çorba ile beslenenlerin, ilhamın doğrudan doğruya hakikatten alınmasını isteyenlere antipati duymaları normaldir.

Gelenek bid’at ve hurafeden ayıklanırsa elbette ki öyle bir geleneğin mahsuru olmaz. Yoksa biz tüm geleneğe kayıtsız ve şartsız olarak karşı değiliz. Ama bize itikatta tek ve amelde ilk ölçüyü doğrudan doğruya ilham kaynağımız olan Kur’an-ı Kerim verebilir.

Bu şu anlama gelmesin: Üstadın hatası yok… Elbette var. Herkes gibi. Mesela İstiklal Marşı’nda “Hakkıdır Hakka tapan milletimin…” derken ‘tapmak’ ifadesi bize uygun düşmez. Tapmalar ve tapınaklar bize yabancıdır. Biz ‘kulluk etmek’ deriz. Ama bu yanılgı onun istikametinden bağımsızdır. Herkeste olabilecek türden beşeridir.

Sonuç olarak birileri her ne kadar Üstad Mehmed Akif’e “merhum”, merhum Necip Fazıl’a “üstad” deseler de bunun nedeni, çorba içip içmemekte ve şiirlerin içeriğine olan vukufiyette yatar. Her ikisi de bizimdir, bizim değerimizdir ve böyle edebiyatçılar kolay yetişmezler. Allah teala onlara rahmet eylesin… Kendinizi şirkten koruyun ki Allah da sizi geriye kalan her şeyden korusun… Zira hiç kimsenin tek sorunu şirk olamaz. Şirk asla tek başına bulunmaz da ondan. Beraberinden türlü pislikleri (rics) de getirir. Şirk varsa en büyük edebiyatı da parçalasanız sizi hiç kimse kurtaramaz… Edebiyat parçalamaya kalktığınızda Allah şunu der size:

“Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir (kendini suçunu bilir). Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile. Aceleye kapılıp (telaşla) dilini hareket ettirip-durma. Şüphesiz, onu sende toplamak ve halini sana okutmak bize aittir.” (Kıyame:14-17)                                                                               

                                                                         Ekim 2007/YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ADAM OLMAK (MASAL) Edebiyat 06.07.2020
ÇAĞIN GARİP DRAMI Edebiyat 25.05.2020
Ev Edebiyat 19.05.2020
KOCAMAN ADAM Edebiyat 17.05.2020
SİLAHSIZ Edebiyat 28.01.2020