7 HAZİRAN SEÇİMLERİ; AKPARTİ, DİYARBAKIR VE KÜRTLER

Çok beklenen, merak edilen 7 Haziran seçimleri bitti ve sonuçlar açıklandı.
Diyarbakır’da bir önceki YEREL seçimde yüzde 35 alan Akparti bu seçimde ise yüzde 14.85 alarak tarihi bir HEZİMET yaşadı.
Peki; bu nasıl oldu. Diyarbakır’da 1 yıl gibi kısa bir zaman içinde Akparti’nin oylarının yarıdan daha fazla düşmesinin sebepleri nelerdir, Akparti nerde ne gibi hatalar yaptı? Kopuş nerden başladı, nasıl devam etti, bir göz atmakta fayda var.

1.) ERDOĞAN’ın Söylemleri.
a.) Kobani eylemlerinde ERDOĞAN’ın ifadesi ve devletin olaylardaki tavrı; Eylül sonu Ekim 2014 başında Kobani’ye İŞİD saldırıları başladığında Türkiye Kobani’de Kürtlerin yanında yer alacağına İŞİD barbarlığına karşın “Kobani düştü, düşecek” türü açıklamalarla Kürtleri küstürdü. Barzani’nin Péşmergelerinin Kobani’ye ulaşmalarının gecikmesini de yine halk Türkiye’nin işi ağırdan almasına bağladı.
Kobani bahaneli 6-7 Ekim olaylarında PKK’nin Diyarbakır’da sergilediği Vandalizm Kürtlerin büyük kısmından tepki alınca Selahaddin DEMİRTAŞ geri adım attı. Özellikle İŞİD ile adeta hasım olan Hüdapar üyelerinin bile İŞİD’ci olarak görülüp, her sakallıya linç muamelesi yapılmasına DTK’li Hatip DİCLE bile büyük tepki gösterdi. 
Peki, Bu olaylardan ve vahşetten dolayı normalde PKK zarar görecekken nasıl oldu da Devlet ve dolayısı ile Hükümet olan Akparti zarar gördü?
Olaylar sırasında insanların evleri ve arabaları yakılırken DEVLET ORTADA YOKTU! Devlet; Devlet olma vasfını yitirmiş, insanları kaderleriyle baş başa bırakmıştı. Bu tavır, adeta, “Bırakın, Kürtler yesinler birbirlerini” gibi bir tavır içine girdiklerini düşündürdü. Yani PKK ve HİZBULLAH (HÜDAPAR) birbirlerini öldürecek devlet’te sadece seyredecekti gibi bir algı oluştu. Devletin ortada olmamasının sebebi böyle algılandı.
Ortada ciddi bir KRİZ durumu vardı ve halk bu kriz durumunu ele al(a)mayan devlete (Akparti’ye) kızgınlığını onu terk ederek aldı!
b.) 29 Nisan Kuveyt ziyareti dönüşünde uçakta Gazetecilere yaptığı “Kürt Sorunu ifadesini kullanmanın ayrımcılık olduğu” ve “İllede Kürt Sorunu diye bu işte direnenler kendilerini gündemde tutmak ve oy potansiyellerini sağlayabilmek için bu adımı atıyorlar. Bunu Kürt Sorunu diye ifade etmek, ayrımcılıktır ve ülkemizi bölmeye yönelik bir adımdır” şeklindeki açıklaması Kürtlerde derin hayal kırıklığına yol açtı.
Bunu Balıkesir ve bir Kürt şehri olan Kars’taki açılışlarda da dillendirmeye devam etti. 
Halk bu durumu, “Demek ki Erdoğan Kürt Sorununu artık çözmek istemiyor” şeklinde algıladı.
c. ) Diyarbakırspor ile Denizli Belediyespor arasında seçimden yirmi gün önce oynanan ve Diyarbakırspor’un hakkının son 5 saniyede rakibe kasti olarak verilen penaltı ile resmen ve alenen gaspedilmesi olayı. 
Bu olayda Diyarbakır Akparti milletvekillerinin TEK BİR TANE AÇIKLAMA yapmamaları, Erdoğan’ın ise yaptığı açıklamada AÇIK ve AĞIR TAHRİK boyutuna es geçerek sadece Diyarbakırspor’lu taraftarların sahaya inmiş olmasını eleştirmesi Denizli’de kendisine artı puan getirmiş olabilir, Ancak Diyarbakır halkı yaşanan bu ağır haksızlık karşısında bir de Cumhurbaşkanı tarafından (adeta bir Denizlispor taraftarı tarafından azarlanırcasına) yapılan açıklamayı unutmadı. 
2.) 7 Haziran seçimleri için 7 Nisan günü açıklanan listeler aşırı kötü idi. Listelere gelen itirazlar kabul edilmiyor, gelen her itiraz "Genel Merkez kararıdır ve sizde uymak ZORUNDASINIZ" denilerek Susturuluyordu. Akparti’ye oy verenlerin itirazları genel olarak birkaç başlık altında toplamak gerekirse;
a.) Liste başına Bingöl’den bir aday gösterilmesi. Cevdet YILMAZ, Diyarbakır’da YAŞAMAMIŞ ve Diyarbakır’ı BİLMEYEN bir adaydı. Bingöl’den aday gösterilmesi daha uygun olacaktı.
b.) Salim ENSARİOĞLU’nun aday gösterilmesi. Yeğeni Galip ENSARİOĞLU zaten Diyarbakır Milletvekili idi ve gayet iyi bir performansı vardı. Tv’lerde konuşuyor, tartışıyor, partisini ve özellikle Barış Süreci ile ilgili görüşlerini paylaşıyordu. Oysa Salim Bey 2011 seçimlerinde Akparti’ye karşı Bağımsız aday olmuş ve yirmi iki bin oy almıştı. Yani, Galip Beye ve Akparti’ye verilmesi gereken oyları bölmüş ve bu durum Akparti’nin 2011 seçimlerinde az oy almasına yol açmıştı.
Yine 27 Şubat 2015 tarihinde de başta Milliyet Gazetesi olmak üzere birçok yerde yayınlanan basın açıklamasında 7 Nisan’da tekrar Bağımsız aday olacağını duyurmuştu. 
Salim Bey’in 2. Sırada aday gösterilmiş olması hak nazarında “Akparti Şantaja boyun eğdi” algısına yol açtı.
C.) Oya ERONAT’ın tekrar aday gösterilmesi. Oya ERONAT Hanımın 2011 seçimlerinde Hatip DİCLE’nin yerine vekil olmasını hazmedemeyen halk aynı kişinin tekrar ve üstelik adeta ödüllendirilircesine 4. Sıradan aday gösterilmesine aşırı reaksiyon gösterdi. Kişisel bir beceri ve hitabeti olmayan, herhangi bir vekil adayından çok daha düşük profilli birinin tekrar aday gösterilmesi hoş karşılanmadı. Oğlunun bombalı saldırıda hayatını kaybetmiş olması sebebiyle YSK tarafından Hatip DİCLE’nin hakkı gasp edilerek vekil yaptırılan birinin tekrardan aday gösterilmesi başlı başına yanlış ve hatalı idi.
d.) Abdurrahman KURT’un listede 6.sırada aday gösterilmesi ve istifası. Abdurrahman Kurt, Kürt sorunu konusunda bilgili, birikimli ve elini taşın altına koyan Akpartili en önemli birkaç siyasetçiden biri idi. Ancak listeler açıklandığında birinci sırada olmayı hak eden bir Abdurrahman KURT’un Bingöl’den gelen Cevdet Bey’İn, Partiye sonradan eklemlenen Salim Bey’in, Daha önce partide hiç yer almamış Haşim Bey’in, Diyarbakır ile ilgili bir tek projesi ve Kürt Sorunu konusunda PKK’ye küfretmekten başka hiçbir fikri ve zikri olmayan Oya Hanımın ve Elazığ’lı asıllı olup Diyarbakır’da Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olmak dışında fazla bir çalışması olmayan Fazıl Hüsnü’nün gerisine bırakılması CİDDİ bir hayal kırıklığı idi. Daha önceki tüm zamanlarda partisinin en kötü günlerinde dahi Akparti için çalışan, fikir üreten, Parti için ev ev gezen, STK’larda faaliyetler yürüten Abdurrahman KURT bu duruma çok üzülmüş ve her haysiyetli ve erdemli kişinin yapması gereken tavrı göstererek İSTİFA mekanizmasını işletmişti.
Partisinin Vekil adaylığından istifa eden Abdurrahman KURT’un ardından kendisine sorulan tüm sorulara rağmen partiden ayrılmadığını ve isteyen herkesin istediği yere, vicdani kanaatlerine göre oy vermesi gerektiğini belirtmesine RAĞMEN binlerce seveni (gönül kırıklığının bir yansıması olarak) partiden uzaklaşmışlardı.
e.) Dürdane YALAR hanımefendinin aday gösterilmesi. Abdurrahman KURT’un yerine kocasının Bağlar Akparti İlçe başkanı olması dışında hiçbir vasfı olmayan birinin aday gösterilmesi halk nezdinde “bunlar bizimle dalga geçiyor” şeklinde algılandı. İkiyüz kişiden fazla ve birçok kaliteli aday adayı arasından en düşük profilli adaylardan biri olan bu hanımefendinin Abdurrahman KURT gibi birinin yerine aday gösterilmesi ciddi bir tepkiye neden oldu. 
f.) Bingöl’lü aday sayısının çok olması. 11 kişilik Diyarbakır listesinde Bingöl’lü 3 kişinin yer alması tepki topladı. Göç alan her ilde göç alınan ilden birilerinin aday gösterilmesi normaldir, ancak bu temsiliyet hak ettikleri gücün çok ötesinde olunca bu tepkiye yol açtı. Kanaatimce Bingöl’den 1 kişi ve onunda Diyarbakır’da ikamet eden biri olması yeterli olacaktı. Şahsi kanaatim Alaaddin PARLAK, Ahmet AY ve Vahdettin BAHADIR isimlerinden sadece bir tanesi seçilebilir sıralardan tercih edilmeliydi.
Özellikle Cevdet Bey’in Bingöl’den transfer edilmiş olması ciddi bir hata idi. Bunun yerine Diyarbakır’da ikamet eden ve Diyarbakır STK’larının yakından tanıdığı Alaaddin PARLAK, Ahmet AY ve/veya Vahdettin BAHADIR gibi bilinen isimler olması halinde bu tepki daha AZ olabilirdi. Ancak Ahmet AY ve Vahdettin BAHADIR gibi birikimli ve donanımlı isimler yerine Cevdet Bey ve Dürdane hanımlara ön sıralarda yer verilmiş olması bu tepkiyi arttıran unsurlardandı. 
Yine, Bingöl’lü olan ve yaklaşık yirmi beş yıla yakındır Diyarbakır’da ikamet eden ve Diyarbakır STK’larının yakından tanıdığı bir siyasetçi olan Alaaddin PARLAK’ın da listede ön sıralarda yer alması yerine seçilemeyecek bir sıra olan 10. Sırada yer bulabilmiş olması ayrı bir sıkıntı kaynağı olmuştur. (Ancak Alaaddin PARLAK’ın 10. Sırada olmasına rağmen 1. Sıra ve diğer birçok sıradaki adaydan daha fazla çaba ve gayret göstermesi her türlü takdirin üzerindedir.)
3.) MHP Liderinin Denizli konuşması. Denizli'de MHP lideri BAHÇELİ, ERDOĞAN’ın miting meydanlarında elinde salladığı Diyanet tarafından basılan Kürtçe Meal için; "HAAAŞA, Kürtçe Meal'mi olur, Hâşâ Kürtçe Kuran'mı olur" diyerek Kuranı İNKAR edip, DİNDEN ÇIKTIĞINDA, Ne ERDOĞAN ve ne de AKPARTİ’Lİ herhangi bir yetkili bunu eleştirmedi bile… Oysa aynı cümleden çok daha hafifini Selahaddin DEMİRTAŞ “Taksim-Kabe” olayında kullandı diye AKPARTİ’li medya kıyametler kopartmış, Selahaddin DEMİRTAŞ resmen dinden çıkartılıp, aforoz edilmişti… 
Mesela aynı cümleyi diyelim ki bir Kürt, yada Selahaddin DEMİRTAŞ deseydi; "Haaaaşa TÜRKÇE KURAN'mı olur, TÜRKÇE MEALMİ olur" dese ne Akparti ve İslami STK’lar yine aynı derecede SUSKUN KALIRLARMIYDI?
Elbetteki cevabı hepimiz biliyoruz, Suskun kalmak bir yana dünya yıkılırdı!...... Değilmi?
Halk, Bunu da NOT etti…
4.) HDP’ye saldırılar. HDP’ye Adana ve Mersin’de bombalı saldırılar başta olmak üzere yaklaşık 130 ayrı saldırı yapıldı. Karlıova’da araç sürücüsü infaz edildi. Erzurum’da araç sürücüsü arabasına tekrar bindirilmek suretiyle yakılmak istendi.
5 Haziran Cuma günü Diyarbakır'da HDP’nin mitinginde BOMBALAR PATLADI, 3 ölü dörtyüz civarı yaralı vardı. Cumartesi günü çıkan Gazetelerden Star, Yeni Şafak, AKİT, Vahdet, MİLAT, Akşam, Sabah, Takvim vs. HANGİSİNDE OLAY YER ALDI biliyormusunuz? Bilmiyorsanız cevaplayayım; HİÇ BİRİNDE!
Peki; AYNI bombalama Mesela Konya veya Kayseri'de AKPARTİ mitinginde OLSA İDİ YİNE AYNI ŞEKİLDE SUSKUN KALINACAKMIYDI? Elbette ki HAYIR…
Halk bunları da not etti…

5.) ANADİL SORUNUNUN ÇÖZÜLMEMESİ. Çanakkale’de BERABER denize döktüğümüz İşgalci İngilizlerin dili olan İngilizce bu ülkede ZORUNLU olarak öğretilirken Kürtler HALA çocuklarına (vergisini verdiğimiz, askerliğini yaptığımız) devletin okullarında Kürtçe ders verdiremiyorlar. Bu aslında “KARDEŞ” edebiyatı yapanların içini acıtmalıyken, on üç yıllık iktidara rağmen bu sorunu çöz(e)meyen hükümete kızan halk bunu da not etti…
Kaç yıldır Erciş’li Kürt bir ailenin oğlu olan MİT Başkanı Hakan FİDAN üzerinden APO ile görüşen ve bu görüşmeleri belli bir noktaya da getiren, oldukça iyi mesafeler alan hükümetin son günlerde “Ortada masa falan yok” beyanları da işin tuzu biberi olmuştu.
Hele Melih GÖKÇEK’in MHP’li kitleleri kazanmak uğruna sarf ettiği cümleler (MHP ile Akparti birleşsin türündeki) Kürtlerin Akparti’den daha süratli ayrılmalarına sebep oluyor ama bu ağzının ayarı bozuk adamı Akparti adına kimseler frenleyemiyordu! 
Bütün bu gelişmeleri ard arda getirince Halk kendi kendine (ve kendine yakın bulduklarına) soruyordu; Hani Müslüman Müslümanın KARDEŞİ DEĞİLMİYDİ?
180 bin kişilik (üstelik Türkiye’yi “İŞGALCİ” gibi gören ve biz Kürtler gibi MÜSLÜMAN DİNDAR olmayan) Kıbrıs Türklerine layık görülen DEVLET olma hakkımı istenmişti ki bu haklar esirgeniyordu bizden?
Yoksa; Akpartiden Bulgaristan ve Yunanistan ya da Güney Kürdistan'daki Türkmenlerden DAHA FAZLA haklar mı talep edilmişti?
Diyarbakır halkı Diyanet İşleri Başkanı Sevgili Mehmet GÖRMEZ’in geçen yıllarda Adana kutlu doğum programındaki o muhteşem tespitinin uygulanmasını istiyor sadece;
“Kürt Sorunu Kardeşlik EDEBİYATIYLA değil, Kardeşlik HUKUKUYLA çözülür”
Oysa teoride olması gereken bu durum pratikte “EDEBİYAT” boyutundan bir türlü ”HUKUK” boyutuna geçirilemedi…
Oysa yapılması gereken çok basitti; kardeşliğin edebiyatını değil, HUKUKUNU UYGULAMAK...
Türk kardeşlerimizin bilmesi gereken şey çok basit; Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Güney Kürdistan'da veya Avrupa’da yaşayan “TÜRKLER” hangi haklara sahip olsun istiyorsanız bunu Kürtlere de VERMEDİĞİNİZ SÜRECE SİZ KARDEŞ FALAN OLAMAZSINIZ...

NASIL BİR KOALİSYON MÜMKÜN?

Peki, Bu şartlar altında AKPARTİ ve diğer partiler arasında veya diğer partilerin kendi aralarında koalisyon nasıl kurulacak ve kurulması muhtemel koalisyonlarda Türkiye’nin en temel sorunu olan “BARIŞ SÜRECİ” nasıl gelişecek?
Öncelikle Barış Sürecinin ASLA ve ASLA kesintiye uğramaması gerekiyor. 
Burda iş iki partiye kalıyor; AKPARTİ ve HDP…
Akparti mecburen bir koalisyona girmek zorunda, Ancak HDP hem seçim öncesi ve hem de seçim sonrasında yaptığı açıklamalarla içeriden veya dışarıdan destekli bir AKPARTİ koalisyonuna asla sıcak bakmadığını defalarca tekrar etti.
MHP ilk gece yaptığı açıklamada HDP’yi AKPARTİ’nin büyüttüğünü dolayısı ile koalisyonunda AKPARTİ ile HDP arasında olması gerektiğini belirterek Akparti ile bir koalisyona asla girmeyeceklerini belirtti.
Akparti-CHP koalisyonuna da CHP sıcak bakmadığını deklare etti.
Bu durumda, tüm partiler tarafından daha en başından beri dışlanan Akpartinin tek seçeneği dirayetli davranması ve CHP-MHP ve HDP koalisyonu için diğer partileri teşvik etmesi!
Yıllardır Akpartiyi eleştiren bu partiler de birleşerek yeni koalisyon Hükümeti olarak Türkiye’nin sorunlarına bir el atsınlar!
Zaten HDP eş başkanı Selahaddin DEMİRTAŞ Akparti ile asla, ama CHP ile bir koalisyona ise sıcak baktıklarını ifade etmiyor muydu?
Bence, yapılması gereken şey, Akpartinin kendisine tevdi edilen MUHALEFET görevine dönmesi ve iktidarı bir CHP-MHP-HDP koalisyonuna bırakmasıdır…
İmkansız mı dediniz? Bunlar (HDP-MHP) yan yana gelemez mi dediniz?
Neden imkansız olsun, memleketi hırsızlardan, katillerden, vatan hainlerinden kurtarırken azıcık bir fedakarlık ta yapsınlar artık!…
Olmazsa biri (MHP veya HDP) dışarıdan destek verir artık…
Hem ne demiştiler; Siyasette ASLA ASLA deme…

NOT : Bu yazı 08 Haziran 2015 tarihinde www.dvizyonhaber.com'da yayınlanmıştır.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
SAYIN VALİM Yaşam 17.06.2020
RAMAZAN PİŞKİN MESELESİNE DAİR Sosyal 05.06.2020
GENÇLER NEDEN EVLEN(E)MİYOR? Sosyal 22.05.2020
CORONA GÜNLERİNDE TOPLU ULAŞIM Sosyal 28.04.2020
SOSYAL YARDIMLAŞMADA TEKELLEŞME SORUNU Sosyal 23.04.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
YCHP'Lİ NİHAT YEŞİL'E KIDEMLİ SORULAR !! Politika 20.06.2020
Batı Emperyalizmi ve Türkiye Politika 17.06.2020
"KRİPTO FETÖ VİRÜSÜ" ve FETÖ'YE GEBE KALAN VESAYETCİLER !! Politika 12.06.2020
İhanet Projeleri -3 Politika 05.06.2020
KILIÇDAROĞLU'NUN, HDP 'ye UYUMLU YENİ PARTİ PROGRAMI !! Politika 03.06.2020