OKÜLTİK SIRLAR VE İSA

Gizli kavramı (secret) gelenek içinde 'okült' anlamındadır. Katolik Kilisesinin vahşi saldırılarına maruz kalan alşimist, hermetist, okültist ve ezoteristler ‘gizli’ anlamındaki gelen ‘secret’ sözcüğünü kullanmışlardır. ‘Gelenek’ derken toplumda bilinen ve anlaşılan anlamıyla 'gelenek' değil, ‘Kabala’ kastediliyordu. Kabalanın sözcük anlamı gelenek’tir. ‘Gizli Gelenek’ denince insanlığın ilk dönemlerinden beri uğraştığı 'okült' uygulamaları ile özelikle 11. ve 12. yüzyıllardan beri gelişen ve içinde Yahudi Kabalismi'nin yer aldığı tüm yasaklı ilim ve bilgi kümeleri kast edilir. En geniş anlamıyla 'gelenek' (tradition) okült örgütlerin anladığı ve kullandığı 'bilim' idi. İçinde Helen, Yahudi, Roma, Antik Mısır, Sümer, Babil, Hint ve Çin 'geleneklerinden' taşınmış öğeler vardı. En güçlü etki ise Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasından gelmişti. Ünlü Baküs, Ceres, Cybele ve Eleusis, Samothrace kültürlerindeki okültik, hermetik, ezoterik, alşimist uygulamalar bir sentez halinde belirli bir tarikat ya da örgüt tarafından günümüze kadar intikal ettirilmişti. Bu gizli tarikat 'Cabiriler' adıyla tanınmıştı. Başta Heredot ve Çiçero olmak üzere birçok yazar Cabiri Kültürü hakkında uzun tanıtımlar yazdılar. İlk kez 1888’de bu kültürün tapınağıyla ve tanrılarıyla ilgili bir şeylere ulaştılar. Thebes'de yapılan kazılarda Cabiri kültürünün tanrılarından biri olan ve Heredot tarafından 'En Güçlü Büyücü' diye tanımlanan Caberios'un heykeli bulundu. Gizli Geleneğin, Yahudi Kabalizmi dâhil her yönüyle uğraşan ve sadece soyluların, zenginlerin ve bilim adamlarının üye olabildiği ilk 'Açık' Gnostik-Hıristiyan tarikat ve locaları 1767'den itibaren peş peşe açıldı. II. Frederick gibi krallar, Thurm - Taxis gibi prensler, soylular ve zenginler tamamen Cabiri geleneğine uygun, en eski kültür ve kült uygulamalarının taşıyıcıları olan bu özel örgütlere üye oldular (*).

Bu tarikat ve localar, tüm Avrupa'da sadece manen değil, ‘Kilise-Karşıtı’ faaliyetlerde büyük rol aldılar ve Gnostik Hıristiyanlığın yerleştirilmesine ant içtiler. Ünlü Mesmer, İsveç'teki en etkili Kilise'yi kuran Swedenborg, Fransız şifacı St. Martin, ünlü Pasqually, Willermoz ve geçmişteki Lavatar ve Eckartshausen gibi mistikler de dâhil, adları 17, 18, 19. yüzyıllarda ünlenen birçok entelektüel bugünkü Avrupa Birliği'nin, 'Kültür Mirasına' bu tip gizli örgütler aracılığıyla yön verdiler. Bunlardan bazıları bu gizli örgütlere, 6 yaşındayken 'inisiye' edilerek çok gizli bilgilerle donatıldılar.

20. yüzyılda Gül ve Haç Örgütü'ne üye olmuş ya da bağlantı kurmuş en az bir papa mutlaka bulunur. Gül ve Haç sembolizminin Hıristiyan gizli öğretisindeki (ezoterizm/batınilik) yeri önemlidir. İsa çarmıha gerildiği zaman hemen ölmemiş. Büyük ıstıraplar çektiğini gören bir asker dayanamayıp mızrağıyla İsa'nın böğrüne bir darbe vurmuş. Askerin amacı İsa'nın daha fazla acı çekmeden bir an önce ölmesini sağlamakmış. İsa'nın böğründen akan kan ayaklarından ve ellerinden çivilenmiş olduğu haçın dibine damlayınca birdenbire güller yeşermeye başlamış. İşte bu gül ve kan İsa'nın tensel canıymış. İsa bir çiçek olmuş ve açmış. Bu olayda haç olmasaydı İsa'nın karnının Gül'e dönüştüğü de bilinemeyecekti. Bu anlatım gül ve haç konusundaki sayısız söylenceden sadece biri olup bu aktardığımız galiba en çok kabul görmüş olanıdır.

Ünlü ezoterist Arthur Edward Waite'e göre Gül, İsa'nın kanını ve Haç'ın esrarengiz mesajını iletmek için kullandığı ışıktır. Gül, Grekçe ‘çiğ damlası’ demektir ve İsa'nın Hıristiyan gnostisizmindeki (rafızîlik) sembolüdür. Gül, Ortaçağ'daki yazılışıyla ‘ras’ (rose) ‘kelam’ demektir ve sayısal değer olarak R= 200; O= 75, S= 90 ve rose= 365'i verir. Bu nedenle günümüzde kullanılan takvim sistemini kuran Papa Gregory tarafından 1 yıl'ın 365 gün olması uygun görülmüştür. Böylelikle İsa'nın yılın her gününe damgasını vurması sağlanmıştır. Bu sistematikte İsa yine çiçek olarak değerlendirilmiştir. Çünkü Nazareth kentinden geldiği için kendisine Nazarenli İsa denilen Tanrının oğlu, Nazareth, ‘çiçek’ anlamına geldiği için böyle anılır. Gül ve Haç Örgütü, gül'ün ve haç'ın bu türden olağanüstü ve mucizevî yönlerinin bulunduğuna inanmış şövalyeler tarafından II. yüzyılda Kudüs'te kurulmuştur.

Hıristiyanlığın gizli örgütleri ta İsa'nın çarmıha gerilişiyle birlikte vardırlar. Spekülatif Masonlar, İsa'nın ilk mason olduğunu bile düşünürler. Bunun geçmişi Templar Örgütü'ne dayanır. Temelinde Essene isimli küçük bir Yahudi cemaati vardır. İddialara göre ne idüğü tam olarak bilinmeyen bu cemaat İsa'yı yetiştirmiş ve Yahudi Krallığı'na sahip olmak istemiştir. Haçlı Seferleri sırasında Templar Şövalyeleri tarafından korunan bu küçük ve gizli Suriyeli cemaat Avrupa'ya kaçırılmıştır. Gözlerden uzak olsunlar diye İskoçya'ya yerleştirildikten sonra Avrupa'ya giderek Templar'ın yardımıyla 'Masonik Misyonerliği' başlatmışlardır. Meryem'e dayandırılan 'Dul Kadının Oğulları' Örgütü ve Sufi Masonluğu akımları böylece doğmuştur.

Günümüzdeki en gizli ve güçlü Katolik örgüt, Papa I. John Paul'u tahta oturtan OPUS DEI aşırı sağcı hareketidir. İsviçreli parlamenter ve toplumbilimci Jean Ziegler'in dediğine göre OPUS DEI ile komünizm kadar mücadele edilmesi gerekir. Polonyalı Kardinal, şair ve aktör Karol Wojytla'yı, Papa II. John Paul olarak Vatikan'daki tahta oturtan bu örgüttür. Karol, Papa seçilince Cizvitlerin başı Peter Pedro Arrupe hemen muhalefete başlamış. OPUS DEI tarafından seçtirilen Papa'yı tanımamakla tehdit etmiş. 1983’e kadar Cizvitler II. John Paul'a karşı muhalefet ederlerken Papa'ya suikastlar düzenlenmiş. Hatta Portekiz'de oturan Arrupe'nin taraftarı bir papaz, Papa'yı tahtında otururken bıçakla saldırarak öldürmek bile istemişti. Papa OPUS DEI Vatikan'da tüm dizginleri eline alıncaya kadar bekledi. 1983’te Cizvitlere karşı taarruza başladı ve kişisel yetkisiyle Cizvitlere 54 yaşındaki Hollandalı Cizvit Hans Kolvenbach’in yeni bir önder olarak seçilmesini sağladı. Bu seçimde Papa'nın adamı diye bilinen Kolvenbach'ın seçilmesi Cizvitleri yeniden ateşleyince doğrudan OPUS DEI'yi, aynen, Katolik Kilisesi'ndeki mason locaları olarak tanımladılar. Papa da onları Latin Amerika'da Marksistlerle dayanışma halinde olmakla suçladı. Papa bir risale yayınlayarak Marksizm'i kınayınca Cizvitler de buna karşı Papa'nın Latin Amerika'daki kapitalist sömürüyü, adaletsizlikleri ve işkenceleri görmezden geldiğini ve yoksulları insan yerine koymadığını deklare ettiler. Cizvitler ısrarla insan haklarını savununca nihayet konu insan hakları tartışmalarına vardı. Papa köşeye sıkışınca Vatikan'ın daima insan haklarından yana olduğuna dair bir risale yayınladı. Tartışmalar çok büyüdü. Papa, tarihte ilk kez olarak doğrudan OPUS DEI üyesi olduğu açıklanan 48 yaşındaki ABC gazetesinin Roma muhabiri İspanyol asıllı Jaquin Navorro-Valls isimli bir gazeteciyi Vatikan'ın basın sözcüsü yaptı. Sadece kardinallere ayrılan böylesine önemli bir göreve tarihte ilk kez din adamı olmayan bir laik atanmış oldu. Papa, 1984’e kadar Cizvitler tarafından yönetilen Radyo Vatikan'ın başına da laik bir şahsı atamıştı.

Yeraltı okült örgütlerinde sır 'mystery' anlamında kullanılır ve sadece saklanması gereken örgütle ilgili bir bilgi değildir. Bu örgütlerde 'mystery' kişilerle ilgili değil, 'uhrevi' bir güce atfen 'sır' olarak saklanır. Büyü, Gözgörü, Sihir vb. gibi okültik uygulamaların son kaynağı Tanrı ya da onun yerine kaim edilmiş bir 'Süper Güçtür'. Gizlilik ise bu anlamda anlaşılan 'mystery'nin (sırrın) kimseye fark ettirmeden, 'gizlilik' (clandestine) içinde toplumlara enjekte edilmesi faaliyetidir. Komünizm döneminde SSCB'de 'okült' ilimlerle ilgili 'sırlar' bilimsel araştırma 'konuları' başlığı altında 'üst tasarım' sahiplerince hayata geçiriliyordu. İrlandalı ünlü yazar George Russel ve dünyaca ünlü şair William Butler Yeats gizli bir örgüt üyesiydiler. Yeats 1886'da Gül ve Haç'ın sürgünlerinden Theosophical Society'ye Russel gibi üye idi. Yeats daha sonra 1890'da 'Hermetic Society of the Golden Dawn' adlı okültik-hermatik örgüte üye oldu. Araştırmacı-yazar Michael Edwardes'ın yazdığına göre bu iki yazar, 1916'daki Paskalya Ayaklanmasına yazdıkları ve söyledikleri okültik bilgilerle milli bir ruh katmışlar. Edwardes'e göre bu ikili İrlandalılık Ruhu yaratarak 1922'de İrlanda Devleti'nin kısmen de olsa doğmasına yol açmışlar. Önce 'spekülatif' sonra 'operatif' yani silahlı mücadele yaşanmış. Yer altı okülit örgütlerinde 'sır' belirli bir 'üst tasarım' oluşturan ve spekülatif olan bir 'mystery'dir. Operatif olan ise verili 'üst tasarım'ın öngördüğü tarzda bu 'mystery'yı 'gizlilik' içinde topluma aşılamaktı.

Vatikan kısa adıyla tanınan dini ve seküler kurum son 2000 yıldır sayısız entrika ve oyunlar sergiledi. Gelip geçmiş olan 260 küsur papadan en az otuz kadarı öldürülmüştür. Bu Kilise sadece Tyanalı Apollonius'u değil, kendi katı dogmalarına karşı çıkan herkesi harcamıştır. Bununla birlikte 22. John gibi kendi içinde her türlü büyü ve sihirle uğraşmış papalar da vardır. Katolik kilisesi tarafından lanetlenmiş olan mason örgütlerine ve benzeri kuruluşlara üye olmuş sayısız kardinal hatta papa da vardır. Mesela Türk Papa diye yutturulan 23. John hem de Türkiye'de görevli bulunduğu sırada Gül ve Haç Örgütü'nün üyesi yapılmıştı. Vatikan’la ilgili en ilginç kehanet Nostradamus'tan değil, doğrudan Kilise'nin içinden gelmiştir. Nitekim Papa John Paul I. ileride Vatikan'ın yer değiştirip yeniden eski ikametgâhı olan Lateran'a döneceğini ve kendi içinde doktrinler açısından büyük bir temizlik yapacağını öngörmüştü. Nostradamus ise Yahudi asıllı 'kâhin' idi ve tüm bilgisini İbn-i Arabî gibi Arap ve Yahudi kaynaklarından almıştı. Bunların arasında Tyanalı Apollonius'un Nuctemeron diye bilinen 'şifreli' deyişleri de vardı. Nuctemeron'da yer alan 12 Kehanet ile Nostradamus'unkiler karşılaştırılırsa aralarındaki farklar ve benzerlikler şaşırtıcıdır. Nostradamus'u 1941'de dünya kamuoyuna tanıtan Karl Haushoffer’dir. Alman Gizli Servisi'nde görevli bu akademisyen Hitler ve Nazilerin 'manevi' lideri sayılıyorken 1945'te intihar etti. Söylemeye çalıştığımız gibi Vatikan bir gayya kuyusudur. Bu kuruma karşı olan Hıristiyanlar günümüzde daha etkilidirler. Tüm bu gruplar arşivlerinde Tyanalı Apollonius'un yazılarını ve eserlerini saklamakta ve üyelerinden bunları okumalarını istemektedirler.

'Da Vinci Şifresi'ndeki olaylar tamamen bir kurgudur. Niğde ilimizin bugün Kemerhisar dediğimiz ama geçmişte Tiana diye bilinen ve Hititlerin başkenti olan Tuvana şehrinde Apollonius diye bilinen bir ermiş de İsa gibi babasız doğmuş kabul edilir. Apollo'nun oğlu diye biliniyor ve doğduğunda 'Tanrı'nın oğlu' deniyor. Tarsus'ta, Aziz Paul'un şehrinde eğitim görmüş. Pisagorcu gizli bir teşkilata üye yapılmış. Mucizeleri varmış. İsa’dan farklı olarak Apollonius'un mucizeleri Roma imparatorluk kayıtlarında geçer. Sıfırla 90 yılı arasında yaşamış olup Araplar arasında Balyanus Usta adıyla bilinir.

Hakkında yazılan kitaplarda 'insan suretindeki Tanrı’ olduğundan söz edilir. Bunu da İmparatoriçe Julia Domna yazdırmış. Roma İmparatorluğu 'İsa diye birisinin kaydı yok' diyor. Ama Apollonius'un kaydının var olduğunu söylüyor. İsa'nın adam diriltmesi olayını Apollonius Efes'te yapmış yani genç bir kızı diriltmiş. Ama Mucize ile değil. Adam: “Ben şifacıyım, tabiatta böyle olaylar var, hasta kızı bitkilerle canlandırdım. İkinci kez dirilt derseniz yapamam” demiş ve yani Tanrılık iddiasında bulunmamış. Daha sonra kilise babaları, Hıristiyanlığı Konstantin'e kabul ettirmek için böyle bir olay yaratmışlar. İşte bu hikâyeyi yani Apollonius'un hayatını alıp İncil'de İsa'ya atfetmişler. Bu intihal sonucunda tartışma büyüyünce Tapınak Şövalyeleri'ne, Gül ve Haç Kardeşliği teşkilatına, Masonlara kadar gelmiş.

İsa diye birisinin varlığını reddediyorlar. Apollonius'un hayatı 1501'de yayımlanmış. Kilise bunu hemen yasaklatmış. Hollanda'da 100 yıl sonra Gül ve Haç Kardeşliği teşkilatı kitap çıkarınca o da engellenmiş. Onlar Vatikan'ı, 'Apollonius'un hayatını alıp İsa Mesih diye bir Tanrı yaratmakla' suçlamışlar. İşte bu gizli örgüt böylesine keskin ve aykırıdır.

Bu çatışmalardan Müslümanlar bile zarar görmüşlerdir. Kuran’da geçtiği şekliyle İsa resulün ölü diriltmesi ise bedenen değil Allah’tan gelen hidayeti taşımasıdır. Böyle bir diriltmeyi diğer peygamberler de Allah hidayet verdiği takdirde yapmaktadırlar. Fakat mesiyyat yoluyla yukarıda anlatılan bedenen diriltme hurafesi önce hadislere ve sonra Kuran’ın tefsirlerine Peygamberimizin vefatından 250 yıl kadar sonra yavaş yavaş zanni rivayetler yoluyla sokuşturulmuştur. Bugün özellikle ülkemizde çok sayıda müslümanın bedenen diriltmekten söz etmesinin tarihi arka planı budur. Gayr-i müslimunun sırları bizim gerçeğimizi bile kefereleyip saklamıştır. Böylece insanüstü bir İsa hem Hıristiyanlar için hem Müslümanlar için var olmuştur. Kuran’ın mecazlarının yüzeyinde kalınmıştır.

*(4 örgüt şunlardır: 1767'de Avusturya'da Habsburg Hanedan'ının himayesinde kurulan, 'The Academy of the Ancients and of the Mysteries'; 1780'de kurulan 'The Knights of the True Light': aynı yıl Almanya'da Rosicrucian'nın üyeleri tarafından kurulan 'The Order of Jerusalem' ve 1783'de Paris'te açılmış olan, 'The Society of the Universal Auora’.)


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020