EZAN TARTIŞMASI

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Kitap Fuarı’na katılan gazeteci yazar Enver Aysever bu tartışmaya “Ezan tartışması” dendiği için katılmış gibi görünüyor. İnançlı insanların mağduriyeti söz konusu olsaydı esamesi okunmayacaktı.

Kendisinin “Aydın kimse onun fikrini sormadığı halde mücadele eden, itiraz eden kişidir” şeklindeki militarist ifadesi gözden geçirilmeli ama gönülden geçirilmemelidir. Aydın kimse “cedel” kökünden gelen mücadele adamı değildir. Aydın karanlık kavramına karşı değerlendirilmelidir. Işık yanarsa karanlık ortadan kalkarken ışığın mücadelesi yoktur; karanlık ona teslim olur. Bir âlim bir cahille mücadele etmemelidir. Cehalete karşı hoşgörülü, yardımsever, özendirici, bilgilendirici, kucaklayıcı, sabırlı vasıflarıyla cedelleşmeden (mücadele etmeden) cehd yani mücahede etmelidir. Aysever aydın ifadesini “…onun fikrini sormadığı halde…” diyerek kısıtlıyor. Çünkü bir aydına fikrinin sorulması onu aydın olmanın dışına itmez. Daha sonra da tanımı sanatın tiyatral koluyla sınırlayarak, “Aydın, şehir tiyatroları kapatılırken, Mücap Ofluoğlu’nun gözyaşlarını görendir” diyor. Tiyatro eseri gerçeğe, bilime, genel geçer kabullere aykırı ise ne onu yazan ne de onu sahneleyenler aydın olamazlar. Aydın tiyatro adamının cehaleti hedefleyerek kitlelere bilgi ve bilinç vermesi gerekir.

Fransız yazar Jean Paul Sartre ona göre aydın kavramını en iyi açıklayan yazar olabilir. Bu onu ve onun gibi düşünenleri bağlar. Aysever, “Aydın kimse ona fikrini sormadığı halde mücadele eden, itiraz eden kişidir. Yani üzerine vazife olmayana burnunu sokan, ezber bozan, rahatsızlık verendir. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Her şey iyi bir gitse bu defa da kendiyle uğraşandır aydın” demesine de katılmıyorum. Burada aydın sürekli itiraz halindeki bir ukala gibi tanımlanmıştır. Size fikrinizi sormuyorlarsa nezaket kurallarını aşmadan “mücahede” etmek güzel ahlak ve erdemdir. Aydın üzerine vazife olmayana burnunu sokmaktan hicap duyandır. Ezber bozmuş olmak için ezber bozan değil, gerektiğinde yeni ve alternatif fikirlerle kendi doğal seyriyle hırslanmadan ezber bozandır. Aysever “rahatsızlık verendir” diyor ama cahil yobazlar ve önyargılı bağnazlar da rahatsızlık verirler. Aydın sadece bu iki sınıf insana hırslanmadan ve hatta istemeyerek rahatsızlık verendir. Yani rahatsızlık verme sevdalısı olmayandır.

Aysever’in, “Sanatçılar bir ülkede en patavatsız şeyleri de söyleyebilirler. Bu toplumun zenginliğini oluşturur” derken de haksızdır. Patavatsızlık güzel ahlak ilkelerine aykırı olduğundan saygınlığı olan hiçbir sınıf insana yakışmaz. Ukalalık ve patavatsızlıkla zenginlik ve demokrasi olmaz. Erdemden başka aydınlığa çıkış yolu yoktur. Nezaket, ölçülü konuşmak, delillendirebilmek, yeri gelince susup yeri gelince konuşmak, bağırmak yerine gerekirse haykırmak, söz hakkı istemek, sabır, önyargısızlık, şefkat vs. gibi tutum ve davranışlar ancak gerçek bir aydına yakışır. 

Aysever yazarların milliyeti, mezhebi olmadığını belirterek, “Yazarın bir vatanı olur, bir de yazdığı dil. Ben Türkçeyi annemin ak sütü kadar severim ama Kürtçe ninniye de saygı duyarım. Dillerden korkmak bize yakışmaz.  Marksizme inanan biri olarak diyalektiğin bizi aydınlığa çıkaracağına inanıyorum. Bu aşamada canımız çok acıyacak ama insanlığın en güzel sonuçlarını göreceğiz” diyor. Bu ifadesi yazarın milliyetinin olmadığını mı gösteriyor? Hayır. Yazarın milliyetinin olması evrensel fikirlere sahip olmasını engellemez ki. Diyebilirsin ki: Milliyetim var ve Türküm. Bütün milletlerin fikirlerini önyargısızca dinlemeye açığım. Konu ‘insaniyet’ ise evrensel bir insanım. Konu ‘Türkiye’ ise evrensel bir Türküm. Konu spor ise evrensel bir sporcuyum. Ne var bunda? “Milliyeti yoktur” diyerek kestirip atacağımıza konu ve kriteri belirlemeliyiz. Marksizme inanan biri olduğunu söylüyor. İşte “ezan tartışması”nı seçmesinin ardındaki rahatsızlığın nedeni bu inancıdır. Tarih şahittir ki Marksistler inanan insanlara karşı çok katı, çok saygısız ve vahşice davranmışlardır.

Aysever, “Türk filmlerinde neden ezan sesi yok” şeklindeki çıkışıyla gündemde yer eden oyuncu Yılmaz Erdoğan’a gönderme yaparken onu buna bu inancı zorluyor. “Türk filmlerinde ezan okunmadığını söylemek de neyin nesi. Bunu diyen Yılmaz Güney’e özenirken iktidar yanlısı olandır. Türk Filmlerinde ezanı duymadıysan bir daha bak. Türkiye’de milyonların beğenisini kazanan birinin böyle hoyratça davranmasını anlamıyorum” diyor. Ne olmuş bunu demişse? Türk filmlerinde küfürleşmelerin varlığına ses çıkarılmıyor da ezan sesinin yokluğuna neden çıkarılıyor? Unutmayınız ki patavatsızlık ve ukalalık ancak manevi değerleri hedef alır. Ayrıca Şener Şen ve Sezen Aksu’ya hem de susuyorlar diye eleştirilerde bulunmakla aydın olunamaz. 

Diyor ki, “Bu ülkede bu kadar tutuklu gazeteci varken, şehir tiyatroları kapatılmaya çalışılırken,  Türkiye iyiye gidiyor derseniz ben de pes derim.” Gazetecilik yapanlar değil gazeteyi hukuka aykırı malzeme yapanlar tutuklanıyorlar. Ergenekon yalan olsa birkaç günde bir hortlayan faili meçhul cinayetler ortadan kalkar mıydı? Şehir tiyatrolarıyla alakalı sınırlamadan bahsediyor hükümet. Diyor ki: “Hadi her fırsatta solun borazanı gibi işinize gelen tiyatro metinleriyle propagandalarınızı yapıyorsunuz. Ama kardeşim sen özel tiyatrolardan da dünyanın parasını götürüyorsun. Dizi filmlerden aldığınız paranın haddi hesabı yok. Reklâmlardan gelen para da az değil. Sinemalardan da çok geliyor. Film ve reklâm seslendirmelerinden de geliyor. Hepinizin yaşam şartları çok iyi. En zengin semtlerde villalarda en iyi arabalarla magazinlere servis oluyorsunuz. Buna bir sınırlama getirmeli.” Bu tartışmaya girmeyeceğim. Size bırakıyorum.

Aysever, “Mücap Ofluoğlu’nun gözyaşlarını görmeye çağırıyorum herkesi. Şener Şen’ler Mükremin ağabeyler, Sezen Aksu bu kadar da mı korktunuz. Aydın demek itiraz etmek, dik durmak, tiyatrosuna, edebiyatına sahip çıkmaktır. Aydınsanız, Orhan Pamuk olarak Rıfat Ilgaz’lara bakın. Aydın olmak zordur ama onlara ihtiyacımız var” diyor. Biz de diyoruz ki kardeşim sen kendine göre aydınsın. Onlar senin aydınların. Ben onları okuduğumda istifade edemiyorum. Beni sıkıyor. Bir sürü de yanlış buluyorum. Ayrıca garibanın gözyaşları beni daha çok etkiliyor. “…korktunuz…” diyerek tahrik etmenle meydana Robin Hood gibi fırlayacak değiller. Onlar solun değil, hatta sağın da değil; “halkın” sanatçıları. Bırak onlar kendi akıllarını seninle kullanmasınlar. Aydın demek ille de itiraz etmek değil, ölçülü olmaktır. Aydın demek dik durayım derken dik başlılık yapmak değil, başı dik yaşamaktır. Aydın demek sadece tiyatrosuna değil; hakka, haklıya, edebli(!) edebiyata, ezan sesine ve manevi değerlere sahip çıkmaktır. Aydınsanız İskender Pala olarak Mehmet Akif’lere bakın. Aydın olmak zor değildir; yeter ki gündüz vakti gözlerimizi kapamayalım. İşte Sayın Aysever getirdiğin sonuca bak: Senin aydınların başka benim aydınlarım başka. Güneşli havada muma ne hacet? Aydın tanımı sizin tekelinizde değildir.

                                                                             18.05.2012 / YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HOCAM AHMET BAYDAR’DAN TUTTUĞUM NOTLAR (1) Genel 23.02.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (3) Şiir 13.02.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (2) Şiir 11.02.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (1) Şiir 05.02.2020
NEREDE O ESKİ MEYDANLAR VE MEYDAN OKUYANLAR? Spor 31.01.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SURİYE’DE BARIŞ MÜMKÜN MÜ? Genel 22.02.2020
ATAKAN KAYALAR Genel 21.02.2020
15 Şubat Ve Sevgililer Günü Genel 13.02.2020
Felaketler Ülkesi Olmak İstemiyoruz!!! Genel 07.02.2020
BEKÇİLİK SİSTEMİ YENİDEN, NEDEN! Genel 05.02.2020