ALLAH VAADEDİNCE KADER Mİ OLUR?

Rum suresi “kader” konusunda tartışanlar tarafından sıkça zikredilen bir suredir ve kaderciler tarafından suiistimale uğratılmaktadır. Meseleyi iyi idrak etmek için ayetleri tek tek değerlendirelim:

30/RÛM-2: “Rumlar’a gâlip gelindi.”

Bu ayetler Bizanslılardan bahsediyor ve geçmiş zaman kipi kullanıyor;“Ğulibetir Rum.” Yani Bizanslılar yenilgiye uğradılar. Demek ki o anda bir olay olmuş ve zaten bu da geçmiş zaman kipiyle haber verilmiştir. Peygamberliğin başında Bizans ve Pers imparatorlukları çok güçlüydüler ve yenişemiyorlardı. Bizans; Herakliyus yönetiminde, Pers imparatorluğu ise 1. Hüsrev Perviz yönetiminde idi. Ebrehe Bizans kralını temsilen Kâbe’ye saldırmıştı. Persler Bizans’ın iç kargaşalığından istifadeyle saldırıya geçtiler. 100 yıllık çekişme nihayet Persler lehine tamamen Bizans’ın ağır yenilgisiyle son buldu. Anadolu’nun tamamı Perslerin eline geçti. Persler İstanbul’u kuşatarak Bizans’ın merkezine kadar geldiler. Bizans’ın iflas haberi Mekke’ye geldi. Müşrikler bu habere çok sevindiler çünkü vahye dayalı bir inanç sistemine karşı, putperest olan Pers imparatorluğunu tutuyorlardı. Pers sarayı ekonomik olarak ne istemişse Bizans hiç birine hayır diyememişti. Fakat Pers İmparatoru ateşperest Zerdüşt dinine inanan Hüsrev “İmparatorunuz bizim taptığımız ateşin önünde yere kapanarak kendi haçını kırsın” diyordu. Daha sonra Bizans bu Zerdüştün doğduğu kente girip orayı yerle bir ederek yenilginin öcünü aldığında ateşe tapanların taptığı en büyük mabedi yıkınca şöyle diyecektir: “Beni kendi dinine davet ediyordu şimdi ibadet edecek bir ateş de bulamayacak.”

Neyse, Pers İmparatoru Kudüs’e girdiğinde Kudüs’ü yerle bir etmiş ve kutsal Haçı alıp götürmüştü. Mekke’de müşrikler Purperest Pers sarayından yanaydılar. Müminler ise henüz o güne kadar kendilerine bir davet ulaştırmadıkları ve inkârına şahit olmadıkları Hıristiyanlardan yana idiler. Habeşistan Muhacirleri bir Hıristiyan olan Habeş ülkesi kralı tarafından misafir ve himaye edilmişlerdi ve Habeşistan’dan gelen birkaç Hıristiyan din adamı Mekke’de Kur’an’ı dinleyince mesajı gözyaşlarıyla kabul edip geri dönmüşlerdi. Böylece bu atmosferde müminlerin Bizans’ın yanında Pers sarayına karşı tavır almaları manidardır.

Müslümanlar Habeşistan’daki yedek gücün dağıtılmasından endişeliydiler. Rüşvetlere rağmen müminleri Habeşistan’dan kovduramadılar. Resulallah da üzülüyordu. Resulallah, Hayber’in fethine kadar Habeşistan’daki bu muhacir grubunun Medine’ye gelmelerine izin vermemişti. Medine İslam devleti artık kendisine yönelecek hiçbir ciddi güç kalmayıncaya kadar Habeş muhacirleri gücünü orada bir alternatif olarak tuttu. Putperestler sevinip müminler üzülürken üzüntüyü teskin eden bir haber geldi.

30/RÛM-3: “Ve onlar, yakın bir yerde, yenilmelerinden sonra gâlip gelecekler.”

“Fiy ednel ard” üstelik en yakın yerde demektir. Bizanslılar yenilgiye uğradılar. Yakın yerin neresi olduğunun peşine düşersek bir önceki ayetle ilgili açıklamamızda olduğu gibi uzun uzun rivayetler eklemek gerekecek. Burada bizim için önemli olan bir çelişki olmadığını göstermek ve bize asıl verilmek istenene ulaşmaktır. Magazine girmeye gerek yoktur. “En yakın yer” birkaç anlama gelebilir ve hiçbir asıl mesajı bağlamaz. Bu ayetlerin indiği bölgeye en yakın olan yer de olabilir; Bizans’ın merkezine en yakın yer de olabilir. Bizantolog Gibbon, Bizans’ın kısa zamandaki bu dehşet yenilgisine hayret ederek demiş ki, “Hayret, kimsenin hayal bile edemeyeceği bir şeyi Muhammed nasıl bildi?” Çünkü Bizans kalbinde yenilmişti.

Gelelim konumuz açısından bizi asıl ilgilendiren boyutuna… “Ama onlar bu yenilginin ardından yeniden galib gelecekler.” Kimler? Bizanslılar. Çünkü yenilen onlardı “seyağlibun”.

Allah neden vaat etti? Bir defa Rum suresinin Mekki olduğunu hatırlayacak olursak hala İslam’ı duymamış temiz kalpli ve imanlı Hıristiyanlar var. Eğer bu insanlar bir yandan çalışmaya ve bir yandan da Allah’a yakarmaya kalkmasalardı Allah böyle bir neticeyi vaat etmezdi. Allah fizik kurallarını işletir; herkese çabasının karşılığı vardır. Ordusunu daha güçlü ve daha stratejik yapan galip olur. Bu durum denk olduğunda Allah elbette yardımını inananlara yapar. Ama şu kesindir ki tembelliğin bedeli ağır olur. Allah’ın burada onlara neden yardım ettiğini Allah’ın iki kitabından da şöyle anlayabiliriz:

1. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet inansın ya da inanmasın başarının öncelikli şartı olarak çalışmayı getirmektedir.

2. Levh-i Mahfuz’da fizik kanunları herkes için adil işler. Dikkatsiz birinin başına düşen 5 kilogramlık saksı inanan birinin başına daha hafif düşmez.

Öyleyse bunu unutmaz ve bu konudaki ayetleri de hatırda tutarsak anlarız ki Allah Rumların hazırlık yaptıklarını gördü ve Peygamber vasıtasıyla Rumlara yardım edeceğini müjdeledi. Rumlar çok çalıştığı için de Allah vaat etti. O zaten vaat edince akıbeti kimse değiştiremez. Eğer Rumlar rehavete kapılarak tedbirden ve takdirden umudunu kesselerdi Allah vaat ve yardım etmeyecekti. İşte bu kadar basit. Burada geleceği görme değil, çabayı tekdir etme vardır. Allah çabayı yardım vaadiyle takdir etmiş; yardımın şartları “şimdiki zaman” zarfında oluşturulmuş ve yardım yine “şimdiki zaman”da gelmiştir. Dolayısıyla yaratılan hep şimdiki zaman içindeki şeylerdir. Allah her an yaratmakta olandır; her an yaratılmakta olan sebepler ve sonuçlardır.

Burada Rumlar hezimetten ders alıp sonradan çok çalıştığı için Allah’ın onlara yardım ettiğini bağlamdan ya da sure bütününden anlayamayanlar Kur’an bütününden anlayabilirler. Çünkü Allah’ın sadece bu durumda yardım edeceğini başka ayetlerden biliyoruz. Ör. “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm, 53/39).

“Ama onlar, bu yenilgilerinin ardından ilerde galip geleceklerdir” cümlesinde “Sin” harfi gelecek zaman için kullanılır. Dolayısıyla bizler bu bilgi ile gelecekte olacak bir bilginin haber verildiğini anlıyoruz. Allah “öyle olacağı veya öyle gerçekleşeceği” için değil, bizzat, Rumların çalışanlar ve çabalayanlar için vaat ettiğinde irade buyurduğu gibi bizzat böyle istediği için önceden Rumların galip geleceğini söylüyor. Bu bir alınyazısı değil çabaya karşı lütuf.

Kaderci anlayışta Allah’ın iradesini itibarsızlaştıran bir algı var. Bu nedenle kaderci anlayış tipik bir “zamana kulluk” tur. Bu algı sahipleri hadislere de iman ettikleri için zamana kolaylıkla kul olabiliyorlar. Şu hadis meşhurudur: “Ademoğlu, ’yazıklar olsun zamana (dehr) demesin. Çünkü ben, evet ben zamanım. Geceyi ve gündüzü ben gönderiyorum. Dilediğim zaman onların ikisini de tutarım." (Buhari Tefsir: 45/1, Tevhid: 35, Edep: 101, Müslim Elfaz: 1-2, 5-6, Ebu Davud Edep: 169, Ahmed: 5/299, 311).

Eğer tedbir alınmasaydı Allah zaten vaat etmezdi. Şu iki ayette levh-i mahfuz çok açık okunuyor:

Müminler azimli iken Enfal 65- “Ey Peygamber! Mü’m inleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir” buyurduğu halde, kısa bir zaman sonra inen 66. ayette “Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir” buyruldu. Çünkü o kararlı iyi durumlarını korumadılar. Allah da en son hallerini ve neyi hak ettiklerini onlara bildirdi. Demek ki bunun değişmesi müminlerin ellerindedir. Tıpkı Enfal 53’de buyrulduğu üzere: “Bu, Allah’ın bir kavme ni’met olarak verdiğini, onlar kendilerindeki şeyi değiştirinceye kadar değiştirici olmadığından dolayıdır…“ Yani bir topluluk nefslerindekini değiştirmedikçe Allah onlara olan nimetini değiştirmez.Anlaşılan o ki kulların tutumu sonucu değiştirebilir. Takdir büyük plan ve tedbir küçük plandır; plan kullar aracılığıyla işler.

30/RÛM-4: “Birkaç sene içinde. Bundan önce de sonra da emir, Allah’ındır. O gün mü’minler, ferahlayacaklar.”

Bu ayet bir hazırlık çabası sürecinin söz konusu olduğunu daha iyi belli ediyor. “Fiy bıd’ı siniyn”diyerek zaman veriyor. “Bıd’; Arap dilinde 3 ile 9 arasındaki süreye tekabül eder (3’ten çok, 10’dan az). “Birkaç yıl içerisinde” dendiğine göre bu elbette bir ordunun hazırlığıdır. Üzgün mü’minler bu ayet inince sevinmişler. Bu ayetler Bizans’ın mağlup olduğu Mekke döneminin (nübüvvetin) 6. ya da 7. yılı (613 – 615 arası) indiler. Bu yılda bu müjde gelince Mü’minler sevindiler. Hadise göre Ebu Bekr bu savaşı kesin kazanacaklarını söyleyince bunu imkânsız gören Ubey Bin Halef onunla bahse girmiş. Peygamberimiz 10 deve bahse giren Ebu Bekr’den bahsi artırmasını istemiş. Daha sonra da savaş kazanılınca bahis de kazanılmış ve Peygamberimiz bu develeri sadaka etmesini istemiş. 10 develik bahis çıkmış 100 deveye. Bu hadis müminlerin ayetlere ne kadar teslim olduklarını göstermesi açısından örnek veriliyor ama levh-i mahfuz’a uymuyor. M. İslamoğlu gibi değerli bir mütefekkir bile “Yıllar öncesinden hiçbir ihtimalin olmadığı bir haberi veriyor” diyor. Allah tedbir almayanlar için iyi sonuçlar takdir etmeyeceğini bize daha hayata iken müşahede ettirmiyor mu? Elbette “Lillâhil’ Emru min kablü ve min ba’d” yani mutlak karar eninde sonunda Allah’a aittir. Aslında M. İslamoğlu “Allah, yasasının mahkumu değil, hakimidir” diyerek harika bir ölçü getiriyor. Ama levh-i mahfuz hakkıyla idrak edilemediği için kaderci bir anlayışla sıkıntı yaşanıyor. Biz diyoruz ki Allah her iki tarafı da gören olarak bir tarafın rahata ve sefahate düştüğünü diğer tarafın ise tedbir ve çabayla doğrulmaya çalıştığını gördü. Bu gidişata bakarak da müjdeledi; çünkü onlarda azim ve kararlılık gördü.

Tarih tam olarak belli olmasa da kulların gayreti ölçüsünde birkaç sene içinde Allah’ın lütfu, takdiri ve vaadi olarak kesinlikle Rumlar galip geldiler.

Allah’ın “insanların çoğu bilmezler” dediği şey; zaten rivayetler yoluyla Müslümanların kafalarını da karıştıran alınyazısı gibi hurafelerden dolayı apaçık olduğu halde levh-i mahfuz’u doğru okuma problemidir. Kıyamet suresinden de anlaşıldığı üzere, insanlar kendi elleriyle yaptıklarından hesaba çekileceklerdir.

30/RÛM-5: “Allah’ın yardımı ile (Allah), dilediğine yardım eder. Ve O; Azîz’dir, Rahîm’dir”.

Allah dilediğine zafer verir. Ama çalışana ve tedbir alana diler. O kimi dilerse muzaffer kılar evet ama tembeli muzaffer kılmaz; çalışkanı kılar. Çalışkanlık başarıyı getirir. Bu durumda başaranın o gün sevineceğini bilmek ise mucize değil; Allah’ın adetidir; yani meçhul değil malumdur. Bedir zaferi müminleri sevindirirken, Azerbaycan zaferi Bizans’ı sevindirdi.

30/RÛM-6: “(Bu), Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler.”

“Va’dAllâh”; bu “Allah’ın vaadidir” ve onun vaadi mutlaktır. ‘Mutlak’ çünkü yalın kat mutlak mef’ul yani tümleç olarak gelmiş ve yüklemini atlamış. Bunu “Allah’ın mutlak vaadidir” diye anlamalıyız. “lâ yuhlifullahu va’deh” yani “Allah vaadinden dönmez.” Sen yeter ki gerekli tedbirini kuşan. Bazen tedbirin de işe yaramadığına tanık olduğumuz halde vaat varsa kesindir; zafer senindir. Yeter ki başka ayetlerden de anlaşıldığı üzere çalışmaya devam et…

“Ve en leyse lil insani illâ ma se’a.” (Necm/39) “İnsan için çalıştığının karşılığı mutlaka vardır.” Rum 47’de Allah’ın vaadini görüyoruz “ve kâne hakkan aleyna nasrul mu’miniyn” diyor 47. ayet; yani“mü’minlere yardım, bizim üzerimize hak oldu.” Ben burada “boynumuza borç oldu” şeklindeki çevirilere de karşıyım; motomot çevirisi kâfi geliyor; “üzerimize hak oldu.”

“ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun” yani “ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler” buyruluyor. Neymiş bilmedikleri? Bu vaadin nasıl gerçekleşeceği ve bu gerçekleşmesinin hangi şartlara mebni olduğu. Madem Allah’ın vaadi var, yan gel yat şeklinde anlayanlar bilmeyen çoğunlukturlar. Allah’ın vaadinin, Allah’ın yasaları çerçevesinde gerçekleştiğini bilenler ise maalesef azınlıktırlar. İşte yasa:“Ve en leyse lil insani illâ ma se’a” (Necm/39). “İnsan için yalnızca çalıştığının karşılığı vardır.”  

30/RÛM-7: “Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır.”

Gerek Kuran’daki gerekse doğadaki yasalar bilinmelidir. Böylece her iki dünyadan da gafil olmayız. Çelişmeyen Kuran ve çelişmeyen doğa yasalarına rağmen hala duyuları çalışmayanlar “summun bukmun umyun fehüm la yerci’ûn” (Bakara/18). “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler dönemezler.”

Kader inancını “Allah insanların ne yapacağını bilir” bilgisi üzerine inşa edenler kadercidirler. “Kadercilik başka ama kadere iman başka” diyenler büyük bir çelişkiyle bu ikisinin farkını önyargıyla ortaya koymaya çalışıyorlar. Ama aslında onlar da tatmin değiller. “Kadercilik” avamın, “materyalistlik” havasın en büyük problemlerindendir. Kader konusunu üzerinde kendisi sıkışıp da cevap veremeyince güya peygamber hadisiyle de yasaklayıp kader hakkında konuşanları günahkâr ilan etmişler


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020