MUVAZENE

Bilgiç imamın fabrikasyon hutbesiyle yetişen mekruh fikirli cemaat duymak istediklerini dinlemeye ayarlıdır. Birazdan camiden çıkacak ve avluda çekiştirecektir. Envai sorunları görmeyecek fultaym melal yaşamamak için komşuların, akrabaların, ahbabın özellerini konuşacaktır. Adı çıkmış her maznun sanık sandalyesindedir…

Malumatfuruş bilgiçler çay üstüne çay içerler… Söylenecek çok şey varsa – hele yeni bir haber varsa alicenap geçinerek çay üstüne çay söyler. Fasarya ifadeler iktisadiden de önemlidir orada. Evleviyetle dedikodu önemlidir. Bu tiplerin kızları Fransızın echerpe’ını takarak en önemli meseleyi halletmiştir. Gerisi teferruattır. Etik açı epey açılmıştır dışa…

Ulusal entegrasyon önemli değildir onlar için, önemli olan masada üç beş kişilik mahalli entegrasyondur. Hacı sözüm ona öyle yobaz değildir; üstünde echouffement vardır. Habenneka müridler  her ne kadar kendilerini bir şey biliyor sanaraktan yemeğe manca olsalar da gerçeği en iyi şu tavır sergiler: Tam masadan kalkacakken masaya vurun! Ve deyin ki: “Durun! Saatlerdir oturdunuz, şimdi ne elde edip ayrılıyorsunuz?”

Bir masa ki içlerinde kırk ambar yok, karizma yok, mefkure yok, mesned yok… Müfsid bir çekiştirmede mel’un bir ittihat…

Ey kudretli eyyam, ey! Fasit evsaf cehaletle teslimiyetle gönle ekilir. Hem söverler, hem beddua ederler, hem gıybet ve hem de estağfirullah çekerler. Allah’ın ismini anarak başlarlar İblis’in işine… Dillerine doladıkları Mushaf mı çarpmıştır dersiniz?..

Muvafık bir dille desen ki, “Uyduruk hadisler ve menakıb ile irrasyonel tasavvufun da tesiriyle imgesel kahramanlar halk edilmiş, sen de lalettayin bir şekilde dolduruşa gelmişsin. Kıstasın yok, kıyamın yok, maarifin yok… Kiminiz individüalist Amerikano kapitalisti, kiminiz Almanya’da kisvesini yitirmiş Türko Germanofil Alamancı…” Yahu artık şunu bil: Maşrıktan utangaç birinin hali üstadın olsun. Utanmaz oldukça, utanmayı giymedikçe anadan uryansın. Ey saf Anadolulu, istemem senin gibi biri şarlatanı andırsın, üçkâğıtçı olmaktansa saf ol herkes seni kandırsın…

Doğunun bahar kokusu essin de Batının parfüm kokusunu süpürsün… Teveccüh göster saflığa, berraklığa, dürüstlüğe… Mananın önemi olsaydı bilakis hicret Doğuya olurdu. Ey maşrık, sen ne kadar müsekkin, sen ne kadar hicaplı, sen ne kadar safsın… Ey garb, sen ise mum yakmışsın gündüz vakti ve güneş kadar büyük bir gafsın.

Sen büyüksen allame tanındıkça küçülür; sen küçüksen allame tanındıkça büyür, tanınmadıkça daha da büyür. Mesele sende. Çöker de kıyama kalkmazsan şöyle, sırtına semer vururlar böyle. Ayaklarının altına almazsan damı, kuburdan gönderirler adamı… 

İnsanın kim olduğu kim olmadığından anlaşılır. Aydınlan dostum, uyan. Hemen emin olmasın bir şey duyan. Agah olan, ölçüye de sahip olmalı. Katre katre birikirse gölcükler halinde ilgi, göller oluşturur bilgi. Lakin oturma artık öyle her masaya... Dön artık yüzünü doğala ve ilahi yasaya…

                                                                                16 Aralık 2009/ YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019