“SÜNNET VE HADİSLER HAKKINDA ŞÜPHE VE KUŞKU MEYDANA GETİRME”YAZISINA CEVAP

Yazarı ile ilgilenmiyorum. Bu kısır mantaliteyle ilgileniyorum. Ben bu yazıyı eleştirirken diğer benzer yazılara da cevap vermiş olurum diye yazıyorum. Yazı Yahudi Agnas Geldizher,  Maksim Rodenson, Volteir gibi müsteşriklerin Muhammed Resul’e çatma ve taarruzlarından söz ediyor. Oysa bu isimlere girmesine ne gerek vardı ki? Çünkü bozulma ve kokuşma bu isimlerden uzun yıllar önceleri başladı. Bu isimler gibiler de kurnaz oldukları için Müslümanların birtakım eksiklerini tespit ettiyseler eksikler savunulacağına ve bu adamlara önyargıyla bakılacağına önce kendimize bakalım; sonra bulamazsak onlara dönelim. Problem Allah’ın değil, beşerin sözlerine olduğu için elbette noksanlar ve hatalar tespit edilmiş olabilir. Bunda kaçınacak ne var? Müsteşrikler siyonizmi ve misyonerliği daha kurmadan önce bizim Müslümanlar kendilerine hurafelerle zarar verdiler.

“Sünnetle savaşmanın ve onun hakkında şüphe ve kuşkunun meydana getirebilmesinin sebebi ve sırrı nedir?” diye soruyor. Yahu sen sünnetten ne anlıyorsun? Senin sünnet anlayışının Kuran’la ne alakası var? Sen beşerin tanımladığı sünnetin peşindesin. Neden senin sünnet tanımın Kuran’da yok? Hem de ikinci ölçün… Kuran’ın hiçbir yerinde peygamberimizin (tırnak içinde söylüyorum) “sünneti” geçmez. Demek ki sünnetle savaşmakla meselenin hiç alakası bile yok. Aksine senin sünnet algın müsteşriklerin işine gelir ki Kuranı terk edip hurafelere sığınasın. Peygamberi takip etmeyi bu sözcükle tanımlarken içine hurafeler de katarak bozuyorsun. Senin o saçma sapan algına göre herkes 50 yaşlarına gelince 6 yaşındaki bir kızla nikâhlansın. Bu mu sünnet? Senin o saçma sapan algına göre her erkek 10-11 kadınla evlensin. Bu mu sünnet? Senin bu sünnet algından şüphelenmeyenin aklından şüphe etmek gerekir. Hele şu ‘sır’ sormalara hiç dayanamıyorum.

“İslâm’ın Râsul’ü Muhammed (s.a.v)’in vahy olması ve kendisine vahy edilmesi hususu hakkında şüpheleri ortaya atmanın sebebi nedir?” demiş. Bu nasıl bir cümle kurgusudur; bu bile pek belli değil ama biz bu gibileri her zaman her kenarda köşede ahkâm keserken gördüğümüz için neyi sorguladığını anlayabiliyoruz. Peygamberden önce şüphe edilmesi doğal olsa bile onu dinledikten sonra ve çevresine bakıldıktan sonra bu şüphelerin giderilmesi gerekir; ancak kasıtlı olarak önyargıyla karşı çıkanlar istisna. Ama kardeşim, günümüzde peygamber adına Kuran’a ve akla ters hadislerle yola çıkıp bir de Müslümanlar kötü örnek olurlarsa bu adam nasıl Peygamberi tanıyacak? Aksine kötü tanıtır bunlar… Onu etliye sütlüye karışmayan, bir yere oturmuş ziyaretçi bekleyen, mucizeleriyle Sünnetullahla çelişen, biri çocuk bir düzine kadınla evli yaşlı bir adam olarak tanımlayan müfrit rivayetçiler yüzünden birileri şüphelenmişse kim daha suçlu?

Bu kimseye göre, “Batı ve müsteşrikler, müslümanların Kur’an’a güvenlerini sarsamadılar.” Doğru; siz yanlış rivayet ve yorumlarla sarstınız. “Eskiden; münafıklar da sarsamamışlardı. Kur’an’a bir şey sokamadılar” diyor. Sanki sahabe döneminde tüm toplumu nüfus sayımı yapar gibi gezmiş... Aklına imanı sağlam sahabeler gelmiş ve geriye kalanları da hesaba katmayınca “sarsamadılar” diyor. Zararlı olamadıysalar onlara karşı çıkmanın da sakıncası yok öyleyse; nasıl olsa etkili olamıyorlar. Bu ne zavallı bir akıldır? “Allahû Teâlâ, Aziz Kitabında dediği gibi Kur’an’ı koruyacaktır” dedikten sonra örnek için Hicr:9’u yazıyor. Ama asıl bomba sonra geliyor: “Bunun için, Batı ve askerleri saldırılarını sünnete yöneltmeye ve yoğunlaştırmaya başladılar.” Yahu, 1500 yıldır var olan bu sorgulama aniden son yüzyıllarda çıkmış gibi nasıl yansıtırsın? Bu çok eski mesele…

Raşid Halife; “sahih hadisler azdır, sayıları yüz taneyi geçmez” dedikten sonra sünneti tamamen reddetmiş, sonra 19 sayısını ayetlerin doğruluğunu ispatlamak için kullanmaya başlamış, Kaddafi ise sünnet hakkında şüphe ve kuşkuyu meydana getirmeye çalıştıktan sonra onu inkâr etmiş, Batı Muhammed (s.a.v)’in Peygamberliği ve kendisine vahy edilme olayı hakkında şüpheleri meydana getirmek için Salman Rüşdü’yü ortaya çıkarmış, 1923′te İngiliz Kilisesi şeytanların Muhammed’e vahy ettiğini batıl iddia ve iftirasını ortaya atmış, 1959′da İngiliz Müsteşriki Montgamry Watt bir kitapta bu batıl iddia ve iftirayı tekrar yayınlamış vs... Burada her cümleye bir makalelik cevap verilebilir ama biz aklını kullananlara hitap ettiğimiz için uzatmayalım. Raşid Halife’nin bu sözü yüzlerce hadisçi tarafından söylendiği için sadece ona ait değildir. Reddettiği peygamber sünneti değil, senin o yanlış sünnet algındır. Elbette o şirk dolu algını reddedecek; ne yapacak, herkes senin gibi gafil mi olacak? 19 sayısı konusunda yanılmış bile olsa bir Müslüman olduğu için hüsn-ü zan ölçüsünce iyi niyetlidir. Kaddafi’nin ‘inkâr' değil ‘reddettiği’ sünnet algısı sana göre sünnet olan algıdır. Ortaya çıkarılan Salman Rüşdü, İngiliz Kilisesi ya da Montgamry Watt hep günümüz inkârcılarıdır. Ama sünneti çarpıtmanın tarihi 15 asır kadar eskidir. Sizin gibiler iftira ve zanlarla saçmaladılar; akıllı Müslümanlar uyardılar, siz uyarılara aldırış etmediniz; bu sefer de günümüz inkârcıları sebep olduğunuz bu açığı kullandılar; sonra da kalk onlardan bil öyle mi? Senin gibilerden, senin… Şeytan nasıl olsa suçlu; suçla şeytanı, sıyrıl aradan…

Ona göre 1979′da Amerikan İstihbarat Teşkilatı (CIA)’nın Kahire sorumlusu Mısır Hükümetine, İslâmi Cemaatlerle savaşmak için bir rapor sunmuş;  paranoyak olmaya gerek yok ama hadi inanalım. Bu rapordaki tavsiyelerin üçüncü kısmının birinci bendinde; “Muhammed’in Sünnetine ve diğer İslâmi kaynaklara karşı saldırmayı ve bunlar hakkında şüphe ve kuşku çıkartma kampanyaları düzenlemeyi” önermişler. Yahu Kuran dini belirledikten sonra ve bin küsur yıldır Müslümanlar uydurma hadislere iman etmeyi terk etmedikten sonra o yanlış tanımladığın sünnet algına ve Kuran dışındaki beşeri kaynaklara saldırsalar ne olur saldırmasalar ne olur? Dini ayakta tutan bu beşeri kaynaklar mıdır yoksa Allah’ın kitabı Kuran mıdır? Beşeri kaynaklar hakkında şüphe oluşturacaklarmış… Keşke oluştursalar... Sen bu kaynakları Allah’ın kitabı gibi mi görüyorsun? Kuşku çıksa ne olur çıkmasa ne olur? Sen neyden kaçıyorsun? Beşeri kaynakları neden bu kadar koruyorsun? Bu kaynaklar kendilerini koruyamayacak kadar çelişiyor ve çürüyorsa bırak ne olursa olsun… Yok, eğer aksine kendini savunabiliyorsa zaten mesele yok… Sen hurafe doğurma bakalım neyi bulup kötüleyecek? Sen mitoloji oluşturma… Aksine senin hurafelrin yüzünden İslamın hak din olduğunu anlaymıyorlar ve bu zayıf damardan yakalayıp İslama çamur atıyorlar. Ama bu damar dinimiz olan İslamın değil, sizin hurafenizin damarıdır. Tavsiyelerde özellikle Osmanlıların Halifeliklerini hatırlatarak “İslâm Hilâfeti’nin bütün asırlar boyunca kötülüklerini bariz şekilde göstermeyi” önermiş. Yok mu bu hatalar? İlk birkaç halifelik hariç sonrası neredeyse hep kötü değil midir? Evlat katillikleri, kardeş katillikleri, çok eşli evlilikler, makam hırsları yok muydu? Var, ama eleştirirlerse sadece eleştiren kötü ama biz iyi; öyle mi? Biz bizden, onlardan ya da şunlardan değil, ‘hak’tan yana olmalıyız.

“Bunların amaçları, müslümanlar teşri etme (yasama) kaynağından mahrum olsunlar, böylece fıkıhsız, tarihsiz ve fikirsiz olsunlar” diyor. Yahu senin fıkhın direnemiyorsa zaten bırak yıkılsın. Yok, eğer direnebiliyorsa zaten zarar veremez. Fıkıh, tarih, fikir kusurlu olabilir. Kaçmaya gerek yok. Hatanı bilirsen tekrar etmezsin. “Sünneti yıktıktan sonra Kur’an’ı kolayca yıkabileceklerini zannediyorlar” diyor. Tabi yanlış sünnet algısına sahip olduğunu burada tekrar hatırlatmama bilmem gerek var mıydı? Devamla, “Çünkü Kur’an’ı tefsir eden ve açıklayan sünnet yok olacak diye düşünüyorlar.” Ne alaka? Sünnet dediklerin yani hadisler korunmasız oldukları için 'korunmuş vahiyleri' açıklayamaz. Açıklasan bile asla emin olamazsın. Kuran’ı sormak için hadislere başvuramazsın; ama tam aksine hadislerin sıhhatini sorgulamak için Kuran’a başvurabilirsin. Emin olunana emin olmadığını danışırsın. Ne kadar ters bir mantık işlettiğinin farkında mısın? “Böylece Kur’an, müphem (belirsiz) anlaşılmaz hale gelir ki herkes istediği gibi onu te’vil etsin, şartlara ve adetlere uydursunlar, sadece onun ismi kalsın” diyor. Aksine, Allah Kuran’ın apaçık oluşuyla övünüyor. Birbiriyle çelişen hadislerle Kuran’ı tefsir etmek asıl problemdir. Bir düşünsene… Son cümle tam bir gaf! “Bu olunca; Batılılar, müslümanlara dinlerinden uzaklaştırıp kolayca sömürecekler ve onlara hâkim olacaklar.” Yahu Batı sana daha ne yapsın? Sen zaten hakiki dinden uzaksın. sen bu kafayla kendine zaten yapacağını yapmışsın. Seni itiverse dahi düşersin; sen kendinde değilsin. Senin imanına hurafe karışmış; beşer fikirler ve rivayetler karışmış. İşin kötüsü sen ölçüsüzce inanmışsın. İlk halifelerden beri Müslümanlar zaten kötü durumda değil miler? Batı zaten Müslümanlara hâkim değil mi? Yoksa sen bu halinden memnun ve bahtiyar mısın? Yoksa sen yerlerde sürünmeye de alışmış durumda mısın? Hayır, sen aslında bir solucan değilsin; ama asırlardır süründüğün için kendini öyle sanmışsın. Memnun olman acı içinde olmaktan da acı… İşin garibi Müslümanların bu zavallı hali sizin İslam anlayışınız hâkim olduğu için değil mi? Acaba bizim İslam anlayışımız hâkim olsa idi ve mesela hurafelerden arınsaydınız Batı bize hakim olabilir miydi? Asla!

“…İşte tasarladıkları şey gerçekleşti. Onların kullandıkları vesile, Rasûlullah (s.a.v)’in söylemediği yalan hadisleri yaymaktır. Bu hadisler doğru görünsün diye onlara (bu yalan hadislere) İslâmi manayı kazandırdılar. Fakat müslümanlar, münafık ve zındıkların hilesini fark edip suya düşürdüler ve yaydıkları bu yalan hadisleri ortaya çıkartıp yok ettiler. Doğru hadisleri tespit edip kaydettiler” diyor. Nedir bu yok ediyorsun yahu? Sanki maddi bir şey... Tek tek çöp gibi bir poşete topluyor; kenarda köşede bir şey var mı diye bakıyor; yok… Bu kadar kolay mı? Bu hadislerin içinde hala var olan çelişkiler ne ile açıklanacak öyleyse? Bir defa bu iddiada fikir birliği yok. Hangi sahabe hadisleri kayıt altına aldı ve kitaplaştırdı? Hiçbiri. Sonra Peygamber zamanında yaşayan her Müslüman sahabe miydi? Elbette hayır. Bu hususta da Peygamberi her görenin sahabe olduğu inancı icad edildi ki rüyasında bile gören de sahabe gibi olabilsin. Buhari neden binlerce hadis topladı da tek bir tanesi bile iftihar ettiğimiz Ebu Hanife’nin değil? Hadisleri toplayan en eski kaynak neden sahabeye ait değil? Sen bu soruları cevaplayamadıktan sonra daha ne anlatabilirsin ki? Bu sorular havada durdukça ne anlatırsan anlat. Sen ancak boş kaleye gol atarsın.“…Güvenilir rivayetleri açıkladılar. Ancak, Sahabeler, ondan sonra gelen Tabiin ve ondan sonra gelen Tabettabiin’in yoluyla Rasûlullah’tan gelen hadisleri kabul ettiler. Buna büyük itina ve itham gösterdiler” diyor. Bu sorduklarımın yanıtlarını bilirse bunları soramayacak ya neyse…

Müslümanlar güvenilir rivayetleri kabul etmişler; fakat Batılılar, yazılmış tarihi kitaplara dayanıyorlarmış ve işin garibi siyasi durumlardan ve o zamanki otoritelerden etkilenilmiş. Belli ki bu şahıs hadis tarihi bile okumamış olmalı…

“Onun için Milâdi dördüncü asırda Kral Kostantin zamanında inciller yazıldı ve bu Kral’ın isteğine göre yazıldı”diyor. Bazı zenginler de kendilerine 'mehdi dedirmek' için parayı basıp yazdırdılar. Bakın Umeri’nin “Hadis Tarihi”ne…  “M.492′de Papa Glasiyos; Barnaba İncili’ni okumayı veya kütüphanede bulundurmayı yasakladı” diyor. Anlaşılan Barnabas İncili’nin uydurma olduğundan da haberi yok. “Yine de, Paul’un saçma rüyalarına inanıyorlar, hâlbuki bu rüyalar birer hurafelerdir” diyor. Senin hurafeci Müslümanlar da Nablusi’nin “Rüya Yorumları” ile büyüyorlar. “Bu güne kadar kilise hurafeleri çıkartıyor, Hıristiyanlar da ona inanıyorlar” diyor. Cami bundan çok da geri kalmıyor. Diyanetin şuurlu ilahiyatçıları bile cahil toplumdan çekinerek susuyorlar. Ancak birebir konuşunca itiraf ediyorlar. “Onun için kilise, zaman zaman şu iddiayı çıkartıyor: Hz. Meryem’i kilise üzerinde veya bahçesinde gördüklerini söylüyorlar. Hıristiyanlar da buna inanıyorlar” diyor. Bu nedir? Rivayet. Senin hadislerin de rivayet; ne farkın kaldı bunlardan? Gör işte; sen de Hıristiyan ve Yahudilerin düştükleri zan ve rivayet tuzağına düşmüşsün de haberin bile yok. Allah’ın ipine sarıl; beşerin ipine değil…

Yazı biraz daha devam ediyor ama benim tahammülüm kalmadı… Galiba uzun eleştiriler bana göre değil. Sıkılıyorum… Kısacası sünnet ve hadisler hakkında şüphe hususunda diyeceğim şu ki, sen sünneti Kuran’a göre tanımlamıyorsun; senin icadın olan bir sünnet bu; ve hadise şüphesiz bakmak ayete şüphesiz bakmaya benzeyeceğinden şirke girebilirsin. Çünkü hadis bu kadar şüphesiz ve önemli olunca senin İslam anlayışından 'sadece Buhari’yi bile' çıkarsak din yıkılır. Allah dinini tamamladığında (Maide, 3) Buhari daha doğmamıştı… Hadis peygamberin sözü değil ravinin rivayetidir… Hiç olmazsa hadisi din gibi değil, ilim gibi gör ve elbette temkinli yaklaş… 

                       26.05.2014/YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
YÜKSEL YILMAZ BİYOGRAFİSİ (Ekim 2019) Spor 14.10.2019
GERÇEĞİN TEŞHİSİ (3) (4) Felsefe 04.10.2019
GERÇEĞİN TEŞHİSİ (1) (2) Felsefe 24.09.2019
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
33 Yaşımdan Öğrendiklerim Genel 21.11.2019
Kalp Ağrısı ;      Genel 20.11.2019
NOTER TAPU DEVRİ YAPABİLİRMİ? Genel 19.11.2019
ÖMERLERİ ARAMAK … Genel 16.11.2019
ILIMLI İMAM-HATİP Mİ! BU NASIL DEVRİM? Genel 16.11.2019