ULUSALCILIĞIN SONU

Ulusalcılık denince ilk olarak ülke menfaatlerini her şeyin önünde tutan anlayış akla gelir. Fakat globalleşen dünyada bu kavramın tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Yoksa dünya ilerlerken ulusalcı Osmanlının kendi yağıyla kavrulup dışarıya gözünü açmaması gibi pahalıya neden olacaktır. Dünyanın her yerinde dostlarınızın ve arkadaşlarınızın olması hatta hısım ve akrabalık bağlarının kuvvetlendirilmesi gerekirken mahalli bir kafayla ulusalcı olmaya çalışanlar evrensel aydınlığın ışığını kaçırırlar. Ne demek bu? İlerleyen dünya ülkelerine ayak uyduramayarak marjinal kalırlar.

Şu halde ulusalcılı kavramının daha çağdaş bir tanıma ihtiyacı vardır. Yoksa günümüz ulusalcılarının düştüğü o gülünç durumdan kurtulmak mümkün olmaz. Nedir o gülünç durum? Ulusalcı, Atatürkçü, solcu ve aydın olma tenakuzudur. Hem Atatürkçü hem solcu olmak ya da hem ulusalcı hem aydın olmak çelişkidir. Hor görülen Türk ırkı için Atatürk’ün“Ne mutlu Türküm” demesi konjonktür dikkate alınırsa anlaşılabilir. Fakat sadece “yurtta sulh” dememesi ve cihanda da sulhu istemesi onu ulus çapını aşmış bir devlet adamı yapmaz mı? Ulusalcılar bunu gözden kaçırmıyorlar mı?

Başka bir gülünç durum ulusalcıların (ADD) İngiliz The Times gibi bir dergiye yani kapitalistlere para vererek Türkiye Hükümetine karşı ilanda bulunmasıdır. İşine geldiği zaman Amerikan yayın organlarını parayla besleyen bir zihniyetin ulusalcılığı tartışılır.

Başka bir gülünç durum ülkemizde sanatçı olarak ünlenen sol görüşlülerin banka reklamlarında boy göstermeleridir. Banka denince Amerika akla gelir ama her nedense işin ucunda para oldu muydu o kadar da solcu değildirler.

Başka bir gülünç durum CNN’in Türkiye Hükümeti başbakanının topladığı o muhteşem kalabalığı ona karşı toplanan Gezi Parkı eylemcileri olarak yalan duyurmasıdır. Yani dürüst olmaması…

Başka bir gülünç durum ise patron Koç ile kapitalizm karşıtı iddiasındaki solcular aynı saftalar…

Hele solun en büyük partisinin liderinin yurt dışındaki ülkelerde TC Hükümeti Başbakanını şikâyet etmesi…

Tam bağımsızlık olmalı, ulusal sanayi gelişmeli, dışa bağımlılıktan kurtulmalı, devletin temel kuruluş ilkeleri ölçü alınmalı, ulusal çıkarları korunmalı, uluslararası platformda diplomasideki kırmızıçizgilerden tavizler verilmemeli… Ama sen Ergenekoncu olup da Erbakan gibi bir vatan evladının ağır sanayi hamlelerinin önüne geçerek kalkınmayı engellersen ulusal sanayi gelişemez ve bu durumda sen de ‘çakma ulusalcı’ olursun. Sana günah olarak sadece Ergenekonculuk da yeter. Çünkü ulusal çıkarların cuntacı ve darbeci kafayla korunması asla sağlıklı olamaz. Türk milletinin tercihlerini önemsemeden darbe hırslısı olan bir kafa sağcı da olsa solcu da olsa faşisttir.

Atilla İlhan, Atatürk’ün yabancı devletler karşısındaki dik duruşunu örnek gösterir. Tarihçi değilim; emperyalist Batı son Osmanlıyı mı ilk Türkiye Cumhuriyeti’ni mi tercih ederdi bilmiyorum. Hangisi Batının işine gelirdi? Bunu tarihçiler tartışsın. Ama şunu biliyorum; rejimin adı ne olursa olsun Batı çıkarı varsa ilişki kurar ve çıkarlarına göre hareket eder.  İlhan’ın 1938 yılından sonra milli menfaatler yerine küresel emperyalizmin isteklerine boyun eğildiği düşüncesi doğrudur. Fakat bunu yapanlar her defasında Atatürkçü olduklarını söylüyorlardı. İslamcı kesimin bunda payı yoktu; çünkü onlar ezilip baskı görüyorlardı ve partileri her defasında kapatılıyordu. Hatta ekonomik çaptaki başarılarına rağmen Refahyol Hükümeti dört koldan engellendi. Yerli ve yabancı, solcu ve Amerikancı, Türk- İslam sentezci ve ülkücü, asker ve sendikacı, PKK ve aşırı sol tüm mihraklar devredeydi. Sendika başkanı Bayram Meral bile gerine gerine“Refah Partisini biz kapattık” diye bağırıyordu. Her parti lideri PKK hakkında en sert ifadeleri kullandığı halde PKK lideri “Bu işin çözümü İslam kardeşliğidir” diyen Erbakan’ın partisini hedef aldı: “Hedefimiz Refah Partisi.” Bütün bu fraksiyonlardan dar manada bile olsa ulusalcı olur mu?

Attila İlhan'ın tabandan tavana vuran "dip dalgası" önemsenmelidir. Ancak bu takdirde “yurdum insanı” hep yönetilen değil, yöneten de olabilir ve hep zenginlerimiz yönetmediğinde nihayet halk kendi kendini yönetmiş olur. Halka zengin isimleri dayatıp sandıkta ille bu isimleri seçmeye zorlamak halkın kendini yönetmesi değil, ötekileşen halkı berikileşen zenginlerin yönetmesi demek olur.

Ulusalcılar ülkeyi etnik unsurlara ayrıştırmanın ve ülkenin mozaik olduğunu söylemenin Atatürk'ün belirlediği ülkenin kuruluş ilkelerine ters olduğunu söylerlerken neden aynaya bakmıyorlar? İnanan kesimi dışlayarak uzun yıllardır baskı altında tutup ötekileştiren sen etnik unsurlara ayırırken hiç aynaya baktın mı? Eğer bu emperyalizmin ülkeyi bölmek için uyguladığı bir oyun ise sen de aktör değil misin? Anayasanın 3. Maddesine göre laik ve sosyal bir hukuk devletini savunurken tıpkı devlet gibi sen insanların da laik olmalarını istemedin mi? Bu durumda sen devlete ait bu özelliği bireylere yapıştırmadın mı? Anayasa “laik devlet” derken sen zorla tipik bir “laik insan(!)” türetmedin mi? İşine geldiğinde “birey Müslüman olur devlet Müslüman olmaz” diyen sen hem devletin hem bireyin laik olmasını istemedin mi?

Devletin laik yapısının bozulmasını önlemek için cebren kişiyi laik yapan zihniyetlerinden kurtulmalıdırlar.  Devlette din ve devlet işleri ayrılır. Birey devlet organlarını içeren bir kurum değildir. Devlette organ denildiğinde yasama, yürütme ve yargı akla gelir; sindirim, solunum, dolaşım, boşaltım gibi organları taşıyan bir yapıyla karıştırmamak gerekir; gördüğünüz her yapı laik olmaz.

Ulusalcıların tam bağımsızlıktan yana olmaları ne kadar inandırıcıdır? Tek devlet, tek bayrak ve tek dil konusunda milletimizin büyük çoğunluğu zaten hemfikirdir. Yugoslavya bir ulus devlet iken etnik kimliklere bölünüp ayrışarak ortadan kalkmıştır. Yugoslavlar şimdi daha güçlü müdürler? Hayır. Bir ülkenin nüfus çokluğu bile o ülkeye dünya çapında bir kariyer katar. Elbette öncelik değildir ve nasıl yönetildiği daha önemlidir ama olsun;  nüfus çokluğu yine de bir ağırlıktır.

 Anayasadaki “Atatürk milliyetçiliğine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk'tür” fikri anayasamıza girmiş olabilir; dünyada her ülkedeki Anayasaların değişebilir maddeleri gözden geçirilmeli ve ‘bir ferdin devleti’ durumundaki maddeler ‘milletin devleti’ haline dönüştürülmelidir. Buna rağmen ‘milletin menfaatlerine uygunluk’ kriter olduktan sonra çok da önemli değildir. Türklük bir ırk olduğu halde “Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk” tanımı yeni bir şeydir ve bu tanım ancak herkes sindirirse yer edinebilir. Amerikalı olmak bir ırk değil, ama Türk bir ırk. Irkçılık çok önemliyse “Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk” tanımı işlemeyecektir. Ama ırkçılık zaten iğrenç bir şey olduğuna göre bu tanım bizi bir arada tutabilir. Fakat yine de Türkî devletlerinden biri size şunu diyebilir: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür diyorsunuz ama ben vatandaşınız olmadan Türküm.”

Ekonomide liberalizme karşı olup Atatürk'ün halkçı, devletçi görüşlerine ve devletçiliğin milli çıkarlara daha uygun düştüğüne inanan ulusalcılar sosyal alanda olduğu gibi bireysel alanda da özgürlüğe saygılı olmalıdırlar. Yoksa zıddı olalım derken liberallerle aynı tuzağa düşerler. Nitekim hep düşülmüştür. Ulusal akım devletin kuruluş ilkelerinin gözden geçirilmesine açık olmalıdır. Kazanılmış uluslararası haklarından taviz verilmesine ve stratejik değerli olan ya da kârlı devlet kuruluşlarının özelleştirilmesine karşı olmakta ise tartışılmaz olarak haklıdırlar. Başka bir haklı taraflarından daha söz edecek olursak Ulusalcılar Ermeni Kırımı'nın yalan olduğunu savunma konusunda Lozan ve Berlin gibi Avrupa şehirlerinde gösteri ve yürüyüşler de yaparak önemli hizmetler de yapmışlardır. Hatta Doğu Perinçek, İsviçre'nin Lozan kentinde Ermeni Soykırımının yalan olduğunu söylediği için tutuklanmıştı. Bir görüş belirtmekten dolayı tutuklayan bir Avrupa ne kadar aydın geçinebilir?

Ulusalcılarda her ne kadar belirli bir siyasi partinin ağırlının olmadığı söylense bile bir ‘sol kanat’ oldukları aşikârdır. Ülkücülerle karıştırılmamak ve Türkçe bir sözcükle kendilerini ifade etmek için ‘milliyetçi’ yerine ‘ulusalcı’ sıfatı kullanıyorlar.

2007’de Ankara, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere birçok kentte düzenlenen "Cumhuriyet Mitingleri" Ulusalcıların en önemli politik eylemleri ama en büyük gaflarıydı. Ergenekon davasının bir parçası olan bu mitingler millet mozaiğini toplayamamış sadece seçilemeyen sol çevrelerin bir isyanı gibi sergilenmişti. Bu çevreler "Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye" diyorlardı. Evet, bağımsız olunsun; ama dünya ülkeleriyle irtibatsız tipik bir Berlin duvarı örmenin de yoktur? Mesela “hem ABD, hem AB, hem Rusya, hem Çin, hem İran, hem de işimize gelen her ülke; ama ille bağımsız olmak kaydıyla” denebilir. Atatürk günümüzde olsaydı Türklük sanki tehdit ediliyormuş gibi Kürtlerin damarına basa basa inadına "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" demezdi. Atatürk bu sözü söylediğinde Fransız sözlüklerinde Türk sözcüğünün anlamı “barbar” olarak geçiyordu.

Atilla İlhan halkın uyutulduğunu ve diplomaside Türkiye'ye köpek muamelesi yapıldığını söylüyordu ama mevcut hükümet yine de geçmiş hükümetleri aratmıyordu. İlhan’ın "Bir Millet Uyanıyor" fikri, milletin 1938 yılından beri uyutulduğunu söylüyordu. Aslında söz konusu tarihin içine İnönü dönemi de giriyordu. Bu anlamda İlhan Atatürk hariç liderlerin topunu bir kefeye koymuştu. Her nedense CHP’lilerin Ulusalcı olduklarını söyleyen lideri Kılıçdaroğlu bunu sindirebilmişti.  Refahyol döneminde cemaatine zarar gelmesin diye cuntacılardan yana olan Fethullah Gülen, AK Parti’nin güvenli döneminde ulusalcı yapıyı, "kemiksiz ve kimliksiz, iğreti, suni ve hedefsiz manipülatif bir yapı" olarak değerlendirdi ve bu dalganın aşılacağını söyledi. Arslan Bulut ise cevaben çok sert bir makale yazmıştı. Makalesinde Türkiye'nin ekonomik, askeri ve kültürel yapısının yok edildiğini söylüyordu ama aynı Bulut uzun yıllardır haykırarak “haftada 13 ton saf altın vergi ve faiz yoluyla İsviçre bankalarına gidiyor” diyen Erbakan’ı demek ki hiç duymamıştı. Yok edilen askeri yapı eşi başörtülü diye ordudan atılan subayların sona ermesi miydi? Askerin aynı zamanda Müslüman olabilmesi miydi? Askerin solcu olmak zorunda kalmaması mıydı? Kültürümüz solun kaderine mi terk edilmeliydi? Sanat solun tekelinde mi olmalıydı?

Arslan Bulut, Fethullah Gülen'i açıklamasından dolayı Kuva-yı Milliye aleyhine yazılar yazmış Said Molla'ya benzetti ama eminim Fethullah Gülen bundan şeref duymuştur. Papalığın Mesih ve İncil'i duyurmayı hedefleyen kurtarıcı misyonunu Gülen'in gönüllü olarak üstlendiğini ve ‘dinler arası diyalog’ faaliyetlerini bu yüzden başlattığını ifade eden Bulut apaçık bir haksızlık yapmaktadır. Fethullah Gülen Hıristiyanlığı duyurma değil aksine İslamın etkisiyle söndürme derdinde olabilir. Hiçbir Fethullahçı Hıristiyan olmuş mudur? Fakat Gülen cemaatinin Zaman gazetesi yeni Müslüman olan Hıristiyanların boy boy haberlerini ön sayfada duyurmakta ve bazen manşetten vermektedir. Maalesef İslamcı geçinen bazı çevreler de bu hususta suizan içindedirler. Arslan Bulut’un, Gülen'in Türkiye'de oluşan sivil direnci çözmekle görevlendirildiği iddiası paranoya mıdır? Yani Gülen casus mudur? Gülen'in de siyonizm düşmanı Erbakan karşıtlığı beni hep düşündürmüştür ya neyse...

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi’nin, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a 2008 yılında verdiği terör brifinginde, ulusalcılık akımını "aşırı sağ faaliyetler”den birisi olarak raporuna koyması şaşırtıcıdır. Ulusalcılar herhalde şaşkınlık içinde “Biz solcular mı aşırı sağcıyız?” diye kendi kendilerine sormuş olmalıdırlar. Raporda “ülkenin bağımsızlığının yitirildiği ve AB sürecinde ülke egemenliğinin yok edildiği gibi söylemlerle geniş halk kitlelerinin kışkırtılmak istendiği” ifadesi ise yerindedir. Seçilmiş bir Hükümeti sindireceksin. Sen seçilirsen ben de mi senin yaptığın gibi siyasetini engelleyip ya da hiç sayıp meydanlara dökülmeliyim? Bunu sonu gelir mi? İşte kamplaşma nedenleri…

PKK lideri Abdullah Öcalan bile İmralı Adası görüşmelerinde CHP ve MHP ulusalcılığını Hitler milliyetçiliğinin aynısı olarak görmüştür. Bu zaten onun can simididir. Onlar Kürtçülüğü tahrik edecek her ipe yapışıyorlar. Siz Ulusalcılar “Türk” dediğiniz için değil ama “Türk” deyiş şeklinizden dolayı zarar veriyorsunuz. Anayasaya göre Kürt vatandaşının da Türk sayıldığı henüz Kürt vatandaşlarımızın çoğu tarafından sindirilmiş değildir. Bunu dikkate alarak kullandığımız cümleler konusunda hassas olmalıyız.

Ulusalcılık kavramı ölçülendirilmelidir. Bundan önce ise gözden geçirilmelidir. Birilerine “başın kel” diyen bu insanlar hiç olmazsa şapka takmalıdırlar ki kendi kelleri görünmesin. Şu halde şu’cu bu’cu olmak yerine doğal kişiliğimizle siyaset üstü olabiliriz. Sağcıların da solcuların da yığınla zulümleri ve çelişkileri varken bu sınıflardan birine tıkılmak zorunda değiliz. Bunları aşabiliriz.

13 Ağustos 2013


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HUKUKUN EKONOMİYE AÇTIĞI GÜVENLİ LİMAN Ekonomi 06.07.2019
ÇOKLU BİRİM İŞLETME (ÇOBİ) ÖNERİM Ekonomi 05.06.2019
2019 YILI EKONOMİK BEKLENTİLER Ekonomi 11.03.2019
TOPRAK KAYBI VE YENİ ASKERLİK SİSTEMİ Ekonomi 09.03.2019
Tanzim Satışlar Sınırlı Süreli Olacakmış... Ekonomi 01.03.2019