CÜNEYT ARKIN VE YILMAZ GÜNEY KARŞILAŞTIRMASINA CEVAP

Zahit Atam’ın 30. Ölüm Yıldönümünde Yılmaz Güney’i anmak için kaleme aldığı yazının eleştirisidir:

Yılmaz Güney 1974 yılında hapisten çıktığında ilk önce ailesini bir araya getirmiş, Kıyıköy’e yerleşmişler ve “Arkadaş”ı çekmişler; ama aslında Yılmaz Güney’in zihninde başka bir proje varmış.

Güney tehdit edilmiş. “Endişe”yi çekmeye hazırlanıyormuş. Topraksız Kürt Köylüleri üzerinden göçmen Kürt Proletaryasının filmini yapacakmış. Kafasındaki dert Ulusal Sorunla-Sınıfsal Sorunu birleştirmekmiş. Çukurova en uygun yermiş. Film için hazırlık yaparken Güney’in beklediği provokasyon siyasi imiş. Provokasyon en adi cinsinden olmuş ve en ağır cezayı almış. Yurtdışına çıkana kadar hapiste kalmış. Fransa’ya gittikten sonra ise hıncını almak ve haykırmak için “Yol” filmine Kürdistan yazısını yazmış. Bence Türk hayranlarına bunu yapmamalıydı. Haksızlık bir ırkın bir ırka haksızlığı değildir. Doğu da Batı da kendine etmiş kendi bulmuştur.

Doğu sahipsiz mi kalmıştır? Erbakan Hoca 360 adet ağır sanayi hamlesini Doğu ve Güneydoğu’da başlattığında Anadolu insanı Erbakan’ı değil başlarındaki kapitalist Kürt ağaları dinlemişti. Erbakan Hoca Doğudaki vatandaşını onların tahakkümünden kurtarmak istemiş ama bu ağaların işine gelmemişti. Bir isyan yapılacaktı ise o zaman hem de Hükümet arkalarında iken ağalara yapılmalıydı.

Batıya sahip mi çıkılmıştır? Batının iklim ve toprak şartları bile Doğudan daha elverişli iken, Doğulu iş adamları bu gibi nedenlerden dolayı kendileri bile hep Batıya yatırım yaparlarken suçlu yanlış yerde aranmamalı.  Bahane de aranmamalı. Kürt siyasetçiler Cumhurbaşkanı olduysalar ve Türkler bunu oy vererek desteklediyseler Türk ırkçısının karşısına Kürt ırkçısı olarak çıkmak ateşi artırır. Sen en sevilen aktörlerimizdensin; sen bunu yapamazsın. Halk içinde cahiller yapabilir; ama sen Yılmaz Güney’sin. Kürdistan da neyin nesidir? Biz seni bunun için mi sevdik? Kürtlerin Türk sanatçılara hayran olduğu ama Türklerin de Kürt sanatçılara hayran olduğu bir mozayikte tahrike alet olamazsın.

Cüneyt Arkın, 1970’li yılların başında kendisiyle yapılan bir röportajda “bu yıl sinemamızda kim kazanacak, bu yıl kimin yılı olacak?” sorusuna açıkça “Tabi ki Yılmaz Güney” yanıtını vermiş. Tevazuya bakınız… Arkın yoksul bir aileden geliyormuş ve ailesi topraktan geçiniyormuş. Sinemaya geçmesine babası aşağılayarak karşı çıkmış. Doktormuş ve sinemada ünlü olmak için çırpınmış. 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren ün de gelmiş. Sonrasında ise gittikçe genç kızların sevgilisi olma rolünden ergenlerin tarih/şiddet/cinsellik açlıklarını değerlendiren filmlere geçiş yapmış. Bence Cüneyt Arkın için “cinsellik açlıklarını değerlendiren “ kısmı belden aşağı vurmak olmuş. Arkın bu yönüyle kesinlikle ön plana çıkmamış, Türk Sinemasının açık saçık film furyasına asla dâhil olmamıştır. 1970’li yıllarda Türkiye radikal solculukla tanışıp sokaktaki insan da sınıfsal bir dille konuşmaya başladığında Cüneyt Arkın sınıfsal kökenlerini hatırlamış; grev ziyaretleri yapmış; Cüneyt Arkın o yıllarda solcuymuş; “Komiser Cemil”i bu yüzden oynamış. Sonrasında “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi için teklif geldiğinde kabul etmeyince tehdit edilmiş. Evine bir kibrit kutusu göndermişler, açmış, içinde iki kurşun varmış, boyun eğmiş ve filmde oynamış. İşin aslı sonradan anlaşılmış, Maraş Katliamının startı bu filmle verilmiş. Filmi yapan yönetmen sinemayı bırakmış. Kim vermiş startı? Bir taraftan bakarsan ülkücüler vermiş, diğer taraftan bakarsan solcular. Ülkemde kim isterse sağ-sol çatışmasını bence startı da o vermiştir. Ne sağcı ne de solcu  olanlar alet edilmemişler senaryoya. Siyonizm vermiş kim verecek?

1980’li yıllarda Yeşilçam tükenmeye yüz tutmuş; Cüneyt Arkın filmleri gittikçe önemsizleşmiş. Arkın parasal olarak “yaşam standardını koruma” derdine düşmüş; 1990’larda yeni yükselen milliyetçi-muhafazakâr kanat ona sahip çıkmış. Arkın para kazanmak için ideolojik çizgisini bir kez daha terk etmiş; dert artık yaşam standardını korumakmış. Ona göre belki kendisine sahip çıkmayan solcular onu terk ettiklerine göre o da pekâlâ o solcuları terk edebilir. Tutarlı bir kariyeri yokmuş ve başarı öyküsü inandırıcı değilmiş. Bence aksine Türk sinemasının Ayhan Işık’tan sonra yaşayan kralı Cüneyt Arkın’dır. Al sana kariyer. Oyunculuk ise al sana oyunculuk; Altın Portakal’ı da var. Görünüş ise ecnebileri kıskandırıcı bir yakışıklılığı da var. Kraldır; çünkü o sadece solcuları değil; bütün Türk milletini hesaba katmış en büyük hayran kitlesine sahip bir jön’dür. O Yılmaz Güney gibi sadece sol’a mal olmamıştır. Sol ve sağ siyonizmin oluşturduğu iki çatışma koludur. Buna alet olmak sinema sanatçısını büyütmez. Sağ ve sol hakkında Kemal Tahir’in dediği gibi “Biri hapşırmış ikisi burnundan düşmüş.” Bedava kahramanlıklar yapılmış hep… Kullanılan gafil kahramanlar… Siyonizme alet olmaktan uzaklaşmak insanı kötü değil, iyi insan eder.

Soruyor, “Bir insan her kritik aşamada kendi sınıfsal kökenlerini hatırlıyor ve emekçi halkları tercih ediyor, birisi ise her kritik dönemde yaşam standardı için karşı tarafa meylediyor, dolayısıyla emekçi halklar kimi tercih etsin?” Bir insan her kaşıntılı aşamada kendi sınıfsal kökenlerini şiddetle hatırlıyor ve emekçi halklarını tercih ederken kan ve gözyaşı akıtıyor, birisi ise her kritik dönemde yaşam standardı için sanki bunda Siyonizmin desiselerini fark ediyormuş gibi çatışmadan uzak duruyor ve kendisine sahip çıkan karşı tarafa meylediyor. Dolayısıyla emekçi halklar Siyonizme alet olmamayı tercih etsin. Alet olmadan emek arandığında Ahmet’ler Mehmet’lerle vuruşmayacaktır. Siyonizmin parmağının olduğunu akıbetin kardeşin kardeşi vurmasından anlayabilirsin. Tercihin milletin şuurlu birliği olsun.

Birisi para kazandıkça onu dağıtıyor; birisi ise yaşam standardını düşünüyormuş. Sana göre. Bir başkasına göre de Yılmaz Güney’in dağıttığı para tıpkı sağcılarınki gibi Türkiye’nin daha da bölünmesine hizmet ediyor olabilir ve Cüneyt Arkın’ın derdi belki de yaşam standardı değildir de bu bölünmüşlüğe ortak olmamak olabilir. Belki Cüneyt Arkın “Solcu hayranlarını” değil de “hem sağcı hem solcu hayranlarını” hayal kırıklığına uğratmak istememiş olabilir. Birisi ün kazandıkça daha kötü filmlerde oynuyormuş, birisi ün kazandıkça uluslararası filmler yapıyormuş, birisine iktidar sahip çıkıyormuş, ötekisi vatandaşlıktan çıkarılıyormuş, hem de dünyayı sarsan bir film yaptıktan sonra. ‘Halk kimi tercih etsin’miş… Hep sol bakış açısı… Kime göre daha iyi daha kötü film? Sol konulu olunca neden iyi? Maneviyatın alaya alındığı, bütün cami imamlarının cahillikle suçlanıp alaya alındığı, “cömertçe” adı altında yatak sahnelerinin Türkiye insanının adab ve ahlakına aykırı olduğu halde sahnelendiği, hak ararken haksızlık yapıldığı, siyonizme uşak olunduğu bir “sol” mu iyi? Uluslar arası filmciler senin dejenere olmuşluğunu ödüllendiriyor olmasın? Uluslar arası nere, Anadolu nere? İktidar sahip çıkıyorsa kesin kötü müdür? Hatta iktidarın kendisi bile kötü olsa… Kötü sağcı iktidarın Naim Süleymanoğlu’na sahip çıkması da Naim’i kötü mü yapar? Vatandaşlıktan çıkarılan terör suçlusu olsa bile aktör diye görmezlikten mi gelinsin? Şiirde bir Nazım Hikmet varsa bir Necip Fazıl da var. Edebiyatta bir Yaşar Kemal varsa bir Cemil Meriç de var. Sinemada bir Yılmaz Güney varsa elbette bir Cüneyt Arkın da var. Ben ne sağcı ne solcuyum ve bu hususta siyonizmin ağına düşmedim. Cüneyt Arkın’ın solcu olmaması hatta Erbakan Hükümeti iktidara yürürken Refah Partili bile olması onun sağcı olmadığını aksine yerli görüşçü olduğunu da gösterir. Nihayet İşçi Partili de oldu. Sonradan bu partiyi cuntacılıkla suçlar ondan da çekilir; Cüneyt Arkın bu. İyi niyetli bir sanatçı! Politikacı asla değil...

Yılmaz Güney açıkça safını seçmiş ve yaşamını safına göre şekillendirmiş birisiymiş. Hakkını almak için çatış, kır, dök, vur, öldür. Bunu mu demek istiyorsun? Yılmaz Güney safıyla beraber kendini yetiştirmiş. Böyle mi? Kendi meramını anlatmak için halkın içine girmiş? Solcu olarak mı? Sağcıların içine girerken de eline taş ve sopa mı almış? Halkla dayanışmayı anlatırken hep solcular mı haklıymış? Yaşayan Türkiye’yi anlatırken içinde hep solcuların yaşadığı Türkiye’yi mi? “Tarihin içindeki hayali kahramanları ve film hilelerine dayanarak müthiş tek kişilik kahramanlık hikâyelerini değil” diyor. Cüneyt Arkın sanki sırf tarih filmi yapmış gibi ve sanki tarih filmi yapmak zaten suçmuş gibi suçlanıyor? Bu suçlamayı yapan solcu arkadaş gibi insanlar Cüneyt Arkın gibileri çekemezler; aksine dışlarlar. Ama Cüneyt Arkın gibiler de kızıp Yılmaz Güney gibi “Kürdistan” bölücülüğüne kalkışmazlar. O “Çirkin Kral” ise bu da “Yakışıklı Kral”; var mı diyeceğin? Soruyor: “Kim halkın yanında saf tuttu?”Ben halkım, cevap vereyim: Seninki halkın yanında değil halkın sol yanında saf tuttu. Halk ise çatışmacıları sevmiyor. Soruyor: “Halk kimi nasıl hatırlıyor?” Cevap vereyim: Solcular bahsetmese halkın aklına bile gelmiyor. Soruyor: “Geçmişi bugün nasıl yaşatıyoruz?” Cevap basit: “Şimdiki halk sağ-sol diye eskisi gibi gaza gelmiyor. Siyonizm bile “sağ-sol” ayrımından umudunu kestiği için modası geçti diye artık “laik-antilaik” ayrımı icat etti.

Yılmaz Güney de Cüneyt Arkın da Türkiye’nin en büyük sinema sanatçılarıdırlar. Her ikisi de afişlerde bir Tamer Yiğit’in adının altında isimlerini yazdırdılar. Bir Ayhan Işık’ın kraliyet sarayında büyüdüler. Belki Türk sinemasının onlarca kralı vardır… Döneminin Ediz Hun’una kim bir şey diyebilirdi? Döneminin Murat Soydan’ına kim bir şey diyebilirdi? Ya da döneminin Fikret Hakan’ına?.. Orhan Günşiray, Kartal Tibet, İzzet Günay, Ekrem Bora, Engin Çağlar, Kadir İnanır, Tarık Akan en parlak dönemlerinde hep kraldılar. Eskiden kendisinin hayranı olduğum halde Yılmaz Güney’in “Kürdistan”cılığı beni itmiştir. Cüneyt Arkın’ın ise toplumun her kesimine kucak açması ve onu belden aşağı eleştiren bu yazar hatırlamasa bile Arkın’ın alkole savaş açması ve en önemlisi siyonizme alet olmaması onu her kesimin sanatçısı yapmıştır. Ben şiddetli sol’dan ve şiddetli sağ’dan nefret ediyorum. “Ne sağ” ve “ne de sol” diyorum; “yerli görüş” yani “Milli Görüş” diyorum… Bu ülke kapitalizmi de komünizmi de içselleştiremez. Burada Amerika da Rusya’da yok; Anadolu var. “Anadolu Kapitalistliği” ne kadar saçma oluyorsa, “Anadolu Komünistliği” de bir o kadar saçma, itici ve ecnebidir; bizim dokumuza asla uymaz.

Tarih: 29 Eylül 2014

Not: Her iki aktörle de tarafsız olmayacağım nitelikte anılarım var.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019