ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ

İmâm-ı Muhammed Birgivî’nin (Usûl-i Hadîs) kitâbını Dâvüd-i Karsî, şerh etmişdir. Bunu da, Harputlu Yûsüf Efendi, şerh etmiş, İstanbul’da basılmıştır. Bunun 91.sayfasından başlayarak, diyor ki: “Herhangi bir hadîsi haber verirken, bilerek yalan söylemiş olduğu bilinen bir kimsenin haber verdiği hadîs-i şerîflerin hepsine “mevdû’ hadîs ” veyâ “müfterî hadîs” denir. Çünkü haber verdiği hadîslerin hepsinin de, uydurma, iftirâ olmak ihtimâli vardır.”

Usûl-i hadîste yalanı yakalanan kimse, tevbe etse ve sâlih olsa da, bildirdiği bütün hadîsler mevdû’durlar. Bunu, İmâm-ı Süyûtî’nin Tedrîb kitâbı bile bildirmekte ve hadîs araştırmacılarının çoğu söylemektedir. Bid’at fırkalarındakiler, müslümanları doğru yoldan ayırmak için, zındıklar da müslümanları aldatmak için hadîsler uydurdular. Tekke şeyhlerinden de ibâdete tergîb ve günâhlardan terhîb için hadîs uyduranlar oldu. Oysa iyi niyetli de olsa hadîs uydurmak harâmdır.

Sa’lebî, Vâhidî, Zimahşerî, Beydâvî ve Ebüssü’ûd tefsîrlerinde, sûrelerin kıymetlerini anlatan, öven hadîslerin mevdû’ oldukları söyleniliyor. Fâtiha, En’âm, Kehf, Yasîn, Duhân, Mülk, Zilzâl, Nasr, Kâfirûn, İhlâs ve Kul e’ûzü sûrelerini öven hadîslerin sahîh oldukları söylense de tartışmaya açıktırlar. Bu tefsîrlerin sâhibleri, mevdû’ denilen hadîsleri, sahîh, hasen ve olsa olsa za’îf bildikleri için veyâ güvendikleri hadîsçilerden, böyle olarak aldıkları için yâhut mevdû’ olduklarını kabûl etmedikleri için yazmışlardır. Çünkü hadîslerin sahîh olup olmadıkları zann-ı gâlib ile anlaşılır. Kesin olarak bilinemez.

Hadîsçilerin çoğunun sahîh dediği çok hadîsler vardır ki, bu fennin başka âlimleri, bunlara sahîh dememişlerdir. Birçoğu da, bunların sahîh olup olmadığını anlayamamışlardır. Çünkü bir hadîsin sahîh olmadığını anlamak çok güç olabilmektedir. Ancak zan ile anlaşılır. Kesin olarak anlaşılamaz. Bir hadîsin uydurma olduğunu kesin olarak anlamak için, bunu haber verenlerden birinin, “bunu ben uydurdum” demesi lâzımdır. Yahut bana haber verdi dediği kimsenin, bu doğmadan önce ölmüş olduğu bilinmelidir. Yahut hadîs denilen sözün, İslâmiyete ve akla, hesâba ve tecrübeye uymaması ve te’vîl kabûl etmemesi ile uydurma olduğu anlaşılır. Bunları hadîs araştırmacıları daha iyi anlarlar. Fakat çoğu önyargısız bir aklın fark edip ekarte edebileceği kadar ortadadır. Yeter ki Kur’an’a vakıf olunsun… Bu araştırmacılar da bunları anlamakta yanılabilirler. Bunun içindir ki, Ebülferec İbn-ül Cevzînin (Mevdû’ât) kitâbındaki mevdû’ dediği hadîslerin çoğuna, sahîh, hasen ve za’îf diyen hadîsçiler olmuştur. İmâm-ı Zehebî diyor ki, “İbn-ül-Cevzî’nin Mevdû’ât kitâbındaki yazılı hadîslerin çoğu, sağlam, güzel hadîsler olarak görülseler de dikkatli olunmalıdır.” Bu bilgiler İmâm-ı Nevevî’nin “Takrîb” kitâbında, İmâm-ı Süyûtî’nin “Tedrîb” kitâbında ve Şeyhu’l-İslâm İbn-i Hacer-i Askalânî’nin “Nuhbe” kitâbında tahsissiz olarak mevcuttur. Bu yüzden tüm hadis kitapları dikkatli ve teslim olmadan okunmalıdırlar. Teslim olabileceğiniz tek kitap var: Kur’an- Şerif!.. Hatta meal ve tefsir bile değil…

Hadis adı altında söylenen sözlerin birçoğunu Kuran ve akıl reddetmektedir. Bunun yanında dine kaynak gibi gösterilen bu hadisleri yargılayıp, bunların yanlışlığını ortaya koyacak hadisler de mevcuttur. Hadisleri hadislere yargılatırken amacımız bir kısım hadisleri reddedip, kendi kafamıza uyanları toplamak değildir. Zira bu gibi gayretler Kuran’ı yetersiz bulmanın uzantılarıdırlar. Hadisleri dini kaynak diye uyduranların yorum ve görmezlikten gelerek ve birçok ayrı anlamlı hadisten kafalarına uyanı seçme yoluyla kendi uydurdukları hadislerle bile çeliştiklerine şahit oluyoruz. Sünni ve Şii İslam’ın hadis kitapları yazmaları bile kendi kabul ettikleri hadislerde anlatılan, Peygamberin hadis yazımını yasaklayan tavrıyla çelişmektedir: “Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (*) . Başka bir hadis de şöyledir: “Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve ‘Yazdığınız şey nedir?’ dedi. ‘Senden işittiğimiz hadisler’ dedik. Hz. Peygamber: ‘Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar’.” (1)                       

Birileri Allah’a iftira olarak başka kitapları göstererek, “Bu da Allah katındandır” derlerse ne diyeceğiz? Biz Kuran’ın Allah sözü olduğunu ancak Kuran’ı inceleyip, Kuran’ın içerdiklerini değerlendirip iddia edebiliriz. Allah’ın mesajının doğruluğunu tartışmak bizzat mesajın kendisiyle alakalıdır. Aynı mantıkla, hadisleri incelersek Allah’ın dininin kaynağı olmaya layık olup olmadıklarını görürüz. Nasıl Kuran’ın dinin kaynağı olup olmadığı bizzat Kuran’ın irdelenmesiyle tartışılabilirse, hadislerin dinin kaynağı olup olmadığı mevzusu da hadislerin irdelenmesiyle karara bağlanabilir. Nitekim Kur’an’ı okuyor ve âşık oluyoruz. Fakat şunları okuyunca da ya üzülüyor ya ciddiye almıyoruz.

“Allah kendisini yaratmayı isteyince atı koşturdu ve onu koşturup terletti. Sonra kendisini bu terden yarattı” veya “Allah melekleri iki kolunun ve göğsünün kıllarından yarattı” veya “Allah’ın gözleri hastalandı, melekler Allah’ı ziyarete geldi” veya “Allah’ı rüyada gördüm. Uzun saçlı güzel bir genç suretindeydi. Yeşil bir elbise giymiş, altın nalınları vardı” gibi şirk yüklü hadislere iman etmenin sorumluluğu ebedi hayata malolabilir. (2).

Kur’an ise hem de Ortaçağ gibi hayallerin egemen olduğu bir dünyada akla davet eden tek kaynak olarak meydandadır: “Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı elbette içinde birçok çelişkiler bulacaklardı.” (3).

Kuran ile çelişen hadislerin olması, hadislerin Allah katından olmaması sebebiyle olup, dinin kaynağı olamayacağının ispatıdır. Şu sorulabilir: Nasıl olur da Allah’a ait olmayan tamamen beşeri bir rivayet Allah’a ait buyruklarla aynı statüde değerlendirilip iman edilebilecek kadar ilahi bir statüye yükseltilebilir? İlahi statüye yükseltilen aslında Peygamberin sözü de değil, Buhari gibi beşeriyettir. Buhari yaşamasaydı din noksan mı olacaktı? Maide süresinde Allah dinini tamamladığını beyan ederken Buhari yaşıyor muydu?..  İşin ilginç bir yanı da Buhari hadislerini 600.000 hadisten 6.000 küsur kadar seçtiğini söylüyormuş. Yani, 594.000 küsuru (% 99’u) kendisine göre uydurma olan bir yığın içerisinden…

“Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.” (4). Kur’an’dan sorguya çekiliyor olduğumuza göre sizce ne yapmamız gerekir?..

Şafi, Rasulullah’ın haram kıldığı bir şeyin de Allah’ın izniyle kıyamete kadar haram olduğunu kabul eder. Zira ona göre sünnet de sonuçta vahiydir. (5). Peki, Tahrim süresinin 1. ayetini ne yapacağız? Hatırlayın: “Ey Peygamber; eşlerinin hoşnudluğunu gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi kendine nasıl haram kılabilirsin? Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.” (6). Allah mağfiret edici (Gafur) olduğunu hatırlatıyor çünkü beşeri bir hata yapılmıştır. Demek ki Şafi ile Kur’an arasında bir tercih yapmak durumundayız. Ayrıca Hakka süresinin 44. ayetini de hatırlayın. Yine ayrıca Kur’an’dan başka bir kitabı çağrıştıracak “vahyi gayri metlüv” tezi de sağlam bir delile dayanmamaktadır. “Vahyi gayri metlüv yoktur sözünün ilmi bir dayanağı olmadığını” ileri süren müslümanlara, en büyük kanıt Kur’an’dır. Öyle İmam Şafi’nin dediği gibi “dininden, aklından, ilminden razı olduğumuz” ama kimliğini bile bilmediğimiz kişilerin sözlerine istinad ederek, Kuranla çelişen bir görüş ortaya koymanın ilmî tarafı olmadığı kanaatindeyiz. Fakat yine aynı İmam Şafii ilk defa, “Kitap” kelimesinin Kur’an’a, “Hikmet” kelimesinin sünnete karşılık geldiği, bu nedenle, sünnetin de Kur’an gibi bir vahiy olduğu tezini öne sürerek, maalesef Kur’an dışı vahiy algılamasının teorik temellerini atmıştı.

Abdurrahman İbnü’l Cevzi de tefsirinde, Peygamberin hevasından konuşmadığı şeyin Kur’an olduğunu belirtmiştir. Kadı Beyzavî, Hazin ve Zemahşerî gibi müfessirler de burada sözkonusu edilenin Kur’an vahyi olması gerektiğine dikkat çekmişlerdir. (7). Peygamberin hevasından konuşmadığı şeyin hadis olduğunu düşünmek çok saçmadır. Zira bu ayet indiğinde ortalıkta hadis toplamak diye bir şey de yoktu. Beyzavî, 15/9. ayetin tefsirinde zikr’in Kur’an olduğu görüşünü çok aydınlatıcı bir şekilde işlemektedir. (8). Hazin, İbni Abbas ve Nesefî tefsirlerinde de zikr’in Kur’an olduğu açıklanmaktadır. (9). Hazin ve Beyzavî, Allah’ın zikr’i tahrifden, ilave ve eksiltmeden, tağyir ve tebdilden korumayı vadettiği izahını getirmektedirler. (10).

Kâbe’nin kıble yapılması ise 2/142–144 ayetleriyle sabittir. Zaten 144. ayette Rasulullah’ın, Kâbe’nin kıble olmasını arzu etmekte olduğu bildirilmektedir. Bunu ayetteki “Biz senin yüzünü göğe doğru çevirmekte olduğunu görüyoruz…” ifadesinden anlıyoruz. Bu ifade O’nun, Rabbinden bu doğrultuda bir emir beklediğini gösterir. Burada dikkati çeken kıblenin değiştirilmesinin vahyi hafî ile değil, vahyi celî (Kur’an) ile gerçekleşmesidir.

Genel tarife göre, manası Allah Teala’ya, lafzı Hz. Peygamber’e ait olan ve “Rasulullah’ın Rabbinden rivayet ettiği hadiste…” gibi sened kaydıyla rivayet edilen sözlere hadis-i kudsî veya ilahi ve Rabbani hadis denmektedir. (11).  Aslında kudsi hadisler konusu dikkatlice incelenirse, bunların bir kısmının Kur’an’daki ayetlerin meali olduğu, diğer bazılarının da, ya Kitab’ı mukaddesten uyarlanmış sözler yahut da sufilerin vahdet-i vücut felsefelerine kaynaklık eden uydurmalar olduğu zanni galibi hâsıldır. Nitekim “Ben gizli bir hazine idim, bilinmiyordum, bilinmek istedim, mahlûkatı yarattım…” kudsî hadisi de bunun en açık örneğidir. Ulema bu hadisin aslının olmadığını ortaya koymuştur. (12).

Kudsi hadis denen vahyin neden Kur’an’a alınmadığı, “zikir” adı altında Kuranla özdeş tutulan kudsi ve diğer hadisleri Allah’ın neden koruma vaadinde bulunmadığı ve vahiy kapsamına alınmadığı vs. hep cevapsız sorulardır. Nasıl olur da Allah Rasulü kendisine gelen vahiy sözlerini normal bir şeymiş gibi geçiştirir ve bunların Allah’tan gelen özel haberler (vahiy) olduğunu vurgulamaz? Bunun yanı sıra üstelik kendi sözlerini (hadisleri) yazmaktan sahabeyi de menetmekte idi. En azından kudsi hadislerin yazımı için çok özel bir itina göstermesi gerekmez miydi? Böyle olsaydı bugün bunu tartışır mıydık? Resul bize rehber olarak emanetini üstlendiğimiz Kitabı en güzel şekilde yaşayıp naklederek görevini yaptı. Hz. Peygamberden yüz sene sonra derlenmeye başlayan hadislerin zayıfı, sahihi, uydurması, kudsisi hepsi birbirine karışmış, eldeki hadis kitaplarındaki hadisler tamamen, hadis ulemasının kendi geliştirdikleri sağlamlık-zayıflık tasnifine tabi tutulmuşlardır. Bu hadis külliyatından kudsi olanını, olmayanını ayırmak hemen hemen imkânsız bir durumdadır. Kudsi hadis, mesela Allah’ın sözünün altında Buhari imzası demek olacağından kesinlikle hazmedilemez…

DİPNOT:

*    (Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11)

1.   El Hatib, Takyid 33).

2.   (Hadis Müdafası İbni Kuteybe sayfa 66 – 67).

3.   (Nisa Sûresi: 82)

4.   (Zuhruf: 44)

5.   (İmam Şafi. el-Ümm, Darül Maarif, Beyrut, C.5, s. 127)

6.   (Tahrim: 1)

7.   (Abdurrahman ibnul Cevzi, Zadul Mesir fi llmit-Tefsir. 1987, C.8, s.63)

8.   (Mecmuatun Minet Tefasir, C.3, s.550)

9.   (Mecmuatun Minet Tefasir, C.3, s.550)

10. (Mecmuatun Minet Tefasir, C.3, s.550)

11. (Subhi Salih. Hadis İlimleri ve Istılahları, Ank–1973, s.8–9)

12. (el-Aclunî. Keşful Hafa. 1352 (H.) Beyrut, C.2. s.132)

                                                                         2006/YÜKSEL YILMAZ

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019