ZAMANIN TARİHİ -5

İslam dünyasındaki tercümeler ve felsefî-bilimsel birikim Hıristiyan dünyası tarafından değerlendirilmeseydi Orta Çağ karanlığı Hıristiyanlar için hala devam edebilirdi. 12. ve 13. yüzyıllarda kilise her ne kadar direndiyse de bugüne benzer üniversite temelleri atıldı. Batı dünyasında Thomas Aquinas (1225-1274) İslam medeniyeti üzerinden tanıştığı Aristoteles’in felsefesini ve bilimini Katolikleştirdi. Aristoteles’in, Dünya’yı evrenin merkezi kabul eden görüşü ve birçok fikri Katolik Kilisesi’ni cezp etti. Derler ki: “At üstündeki adama “Atın kaç dişi var?” diye sorsanız atın ağzını açıp dişlerini sayacağına evine gidip Aristoteles’in kitabına bakardı.” Aquinas canlıları belirli ve değişmez sayıda gördüğü için evrimsel teorinin oluşumunu uzun yıllar engelledi. Aristoteles felsefesi Katolik Kilisesinin himayesine girince dine dönüştü. Aquinas’ın hocası ve Dominik tarikatı mensubu Albertus Magnus’un (1200-1280) doğal tarihle ilgili kitabı kendinden önceki Hıristiyan medeniyetinin ve asrının en ciddi biyoloji kitabıydı (1). Galenos’tan, Hippokrates’ten, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi İslam düşünürlerinden yararlanmasını bildi. Aristoteles’in o kadar çok etkisindeydi ki kendi gözlemleri bile az görünüyordu.

Doğa bilimlerine metodolojisiyle katkıda bulunan Roger Bacon (1214-1293) temele matematiği yerleştirerek soyut akılla beraber gözlemden ve deneyden de yararlanan birleşik bir bilimin gerektiğini savundu (2). Bacon, modern bilimlerin gelişmesini sağlayan bu metodolojinin Batı medeniyetine yerleşmesinde öncülük etti. O da etkisinde olduğu İslam düşünürleri gibi bu dünyadaki şeyleri bilmekle dinin daha iyi anlaşılacağını savundu. Ona göre matematik ve gözlem daha dindar olmanın bir aracıydı (3).

Kiliseyle çekişen siyasi otoriteler başarılı olunca Katolik Kilisesi gücünü yitirdi. Martin Luther ve John Calvin’in başlattıkları 16. yüzyıldaki Protestan hareketi de birçok Katolik Hıristiyanın Kilisesi’nden kopmasına neden oldu. Fizik bilimi Kilisenin kontrol ettiği paradigmayı delince paradigmal (sistematik) gelişim ve değişimde astronomi kadar büyük rolü oldu. Daha sonra bu değişim tüm doğa bilimlerini ve biyolojiyi etkileyecekti.  Yunanlıların ve İslam düşünürlerinin gözlemleri, aslında çok az gözlemi olan Kopernik’e (1473-1543) yeni bir evren modeli konusunda ilham oldu. Kopernik’in 16. yüzyılın başında (1514) Güneş merkezli kuramına Kilise başta karşı önemli bir tepki vermediyse de daha sonra 1616’da bu kitabın okunması yasaklandı (4).

Kopernik kitabında, Dünyanın değil Güneşin merkez olduğu ve Dünyanın Güneşin etrafında döndüğü aksiyomları kabul edilirse, evrendeki gök cisimlerinin hareketlerinin daha iyi anlaşılacağını söyledi (5). Kopernik’in bu iddiası, Aristoteles’in fikirlerini resmi görüş olarak kabul eden Kilise’nin felsefî ve bilimsel anlayışına aykırı olduğu halde Kopernik’e susan Kilise asıl tepkiyi Galile’ye (1564-1642) gösterdi. Birçok kitapta dine karşı her ne kadar ‘Kopernik’in evren görüşü ve Darwin’in Evrim Teorisi örnek verilse bile ‘din’den kasıt Katolik Kilisesidir. Bütün Hıristiyanlar bu çatışmanın tarafı olmadıkları halde üzerine alınıp kaleme sarılarak bu kavgaya dâhil olan Müslümanlar bile olmuştur. Oysaki Kopernik, Kepler, Galile her ne kadar dinin karşı cephesi olarak gösterilseler de aslında inançlı Hıristiyanlardı. 16. ve 17. yüzyıllarda gelişen bilimi yönlendiren bilim felsefesinde matematiksel modelle gözlem kesinlikle uyumlu olmalıydı. Kepler (1571-1630) bu bilim anlayışının öncülerindendi. Kepler, Tycho Brahe’nin (1546-1601) gözlem verilerinden faydalanarak yeni gözlemler yaptı. Kendi kuramıyla Mars’ın yörüngesinin arasındaki 8 dakikalık hata üzerine altı yıllık bir çalışma yaptı ve yörüngenin elips olduğunu bularak, daha önceki kuramında yörüngeleri dairesel kabul etmesini düzeltti (6). Kopernik tarafından ortaya konan evren tablosundaki bazı yanlışlar düzeltilmiş oldu ve evrendeki oluşumları açıklayan kuram güçlendi. Kepler, Tanrı’nın lütfu sonucunda insanın, anlayabileceği yegâne evrende yaratıldığını söyler; bu evren matematiksel bir evrendir (7). “Matematiksel kesinlik” eskiden beri felsefecileri büyülemiştir. Bilimler felsefeden ayrılırken yanlarına matematiği de almışlardır.

Kilise hem dindar Kopernik’in kitabını yasakladı hem de 69 yaşındaki dindar Galile’yi engizisyon mahkemesinde yargıladı. Kutsal Ana Kilisesi’ne bağlı olacak kadar dindar olan bu insanın iki kızının da rahibe olması başka nasıl izah edilebilir? Onun derdi Kiliseye zarar vermek değil onu kurtarmakı (8). “Matematik Tanrı’nın, evreni yazdığı dildir” diyen Galile, Tanrı’nın yarattığı evrenin de Tanrı’nın bir kitabı olduğunu ve Tanrı’nın kitapları arasında çelişki olamayacağını vurguluyordu. Fakat dindar Galile’ye ateistler kadar bile sahip çıkılmadı. Müslümanlar bilime sıcak baktıkları için Galile’ye de sıcak baktılar. Galile, Aristoteles’in felsefe ve biliminin otorite konumunu bozdu, Aristoteles ve Ptolemaious’un (Batlamyus) Dünya merkezli evren modelini yıktı, Aristoteles’in ağır cisimlerin hafif olanlardan hızlı düştüğü gibi yanlış birçok fikrini de yaptığı deney ve gözlemlerle çürüttü (9).

Kilise ve Aristoteles’in görüşlerinin bilim üzerindeki hegemonyasının kırılıp yeni görüşlere kapı açılması biyoloji açısından önemlidir. Ayrıca böyle bir süreçle nicel deney biyolojide de önem kazanmıştır. Biyoloji tarihi açısından önemli bir yere sahip olan ve kan dolaşımını bulan William Harvey (1578-1657) nicel deney olmasa başarılı sonuçlar elde edebilir miydi? Aynı dönemde Santoria (1561-1636) da fizyolojik gözlemler yaparken terazi, ısıölçer ve nemölçer kullanmıştı. Harvey, kalbin yarım saatte aort’a pompaladığı kanın organizma içindeki toplam kan miktarından fazla olduğunu hesapladı. Harvey, Galile’nin ‘ölçülebilineni ölçmek, ölçülemeyeni ölçülür kılmak’ prensibini, biyolojiye ciddi olarak ilk uygulayan kişidir (10). Kendisi, Bacon ve Galile’nin matematiksel ve deneyci yaklaşımıyla Aristoteles’in gayeci yaklaşımını birleştirdi (11). Zıt metodolojiler olarak gösterilen bu yaklaşımların sentezinin mümkün olduğunu gösterdi.

17. yüzyılın felsefecilerinden Francis Bacon’un (1561-1626) savunduğu metot da doğa bilimlerini etkiledi. Newton ve Darwin, yeniçağ pozitivizminin babası sayılan Bacon’ın metodolojisinden etkilendiklerini itiraf ettiler. O kurtuluşu Yunan felsefesinin etkisinden kurtulmakta ve tümevarım metodunda bulmuştu. Bilimsel açıklamaların “gayesel” değil, “nedensel” açıklamalar olduğunu söyleyerek ön kabulsüzlüğünü gösterdi; Metafizik ile bilimi ayırmaya çalışarak deneylerde karşımıza çıkan kurama aykırı örneklerin dikkate alınarak kuramların düzeltilmesi gerektiğini vurguladı.

Descartes’a (1596-1650) göre doğruyu keşfetmenin yolu “matematik”tir. Aklı doğru yönetmenin kuralları en fazla matematikte bulunur (12). Descartes’ın sisteminde geometri, en zor ispatlara ulaşabilmek için başvurulacak en güvenli yoldur (13). Descartes Tanrı’nın varlığını kanıtlamada matematiksel yöntemini kullandığı gibi, (14) doğa bilimlerinde de onun yönteminin temeli matematiktir.

Bacon gibi Descartes da bilimsel araştırmalarda gayesel nedenlerin araştırılmasına gerek olmadığını söylemiştir. (15) Gayesel nedenlerin bilimden dışlanmasının dine karşı değil, tam tersine Tanrı’nın evrendeki gayelerini bilme iddiasının bir kibir ve Tanrı’ya karşı hürmetsizlik olduğunu söylemiştir. O, evrendeki gayeselliği inkâr etmemekle birlikte bilimsel araştırmaların sadece sonuçları nedenlerle açıklaması gerektiğini, nedenleri sonuçla açıklamaya çalışmamasını söyleyerek gayesel yaklaşımı kullanılmasına karşı çıkmıştır.

Descartes gibi ‘mekanik evren görüşü’nün yaygınlaşmasında etkin birçok kişi, Tanrı’ya inanır ve mekanist yaklaşım dine zıt değildir. Descartes, ‘Tanrı’nın Doğası’nda değişim olmamasını evrendeki doğa kanunlarının işlemesinin (mekanizm) garantisi olarak görerek Tanrı’nın evrenin varlığını sürekli olarak muhafaza ettiğini savunur. (16) Onun bu görüşü, Tanrı’yı sadece evrensel oluşumları başlatmakla sınırlı (deizm) görmediğini gösterir.

Gayesel yaklaşımda sonuçların gerçekleştirilmesi için nedenler işletilir. Örneğin evin oluşması için tuğlaların üst üste konduğunu söylemek gayeciliktir olup tuğlaların üst üste konması süreciyle evin yapımını anlatmak mekanik açıklamalardır. Gayecilikte ‘niçin’ sorulur. “Niçin tuğlalar birleşir?” Mekanistikte ise ‘ne’ ve ‘nasıl’ sorulur. Tuğlaların nasıl birleştiği ya da ‘ne’lere yol açtığı mekanist açıklamayla anlatılır. Mekanist açıklamayı benimseyen ilkçağın atomcularına benzer ateistler de teistler de vardır. Gayeci açıklamayı yaygın olarak kullanan çok sayıda teist olduğu gibi, biyolojide gayeci açıklamadan kaçınmanın zorluğu karşısında birçok ateist biyolog da gayeci terminolojiyi kullanır. Sonuç, mekanik veya gayesel süreci gerçekleştiren bilinçli bir ‘Güç’ün (Tanrı’nın) varlığının kabul edilip edilmemesine gelir.

Teist ile ateist arasındaki karşıtlık, ‘bilinçli müdahale’ ile ‘tesadüf’ karşıtlığında aranır. Farklılığı ‘mekanist yaklaşım ile gayesellik’ karşıtlığında arayanlar kendilerini boş tartışmaların içinde bulurlar ve içinden çıkamazlar. Teistler evreni, Tanrı’nın mahlûku olarak gördükleri için, evrendeki sebeplerin bilinçli olarak bir sonuç için çalıştırıldığını kabul ederler. Yapacağı evin tasarımı zihninde olan birinin, zihninde tuğlaları üst üste yerleştirmesi gibi. Kısacası teist, evrenin ve canlıların Tanrı’nın planına (gayesel nedene) göre yaratıldığını kabul ettiği için gayesellik esastır. Fakat bilim adamı olan teist, bilimde de gayeci olmak zorunda değildir. Çünkü teist mekanizmi reddetmeden evrendeki mekanizmin arkasında Tanrısal bilincin olduğunu kabul eder. Özellikle biyolojide gayeci açıklamalarla mekanik açıklamalar iç içedir. Bir teistin mekanist açıklamalardan rahatsızlık duyması için hiçbir neden yoktur. Üstelik mekanist açıklamalarla elde edilecek veriler, canlıların bilinçli bir tasarımın ürünü olduğunu ortaya koymak için lazım olmaktadır. Ama bir teist evrenin veya canlıların tesadüfen oluştuğu iddiasını asla kabul edemez.

Her teist değil ama bazı teistler, Tanrı’nın iradesini kabul ettiği için, Tanrı’nın mekanik süreçleri takip etmeden bir anda sonucu (gayeyi) yaratmasını mümkün görebilir. Rastlanması çok zor olmakla birlikte bir teist, evrendeki mekanik işleyişi reddetse bile evrendeki bilinçli yaratılışı kabul etmiş olduğundan evrendeki gayeselliği reddedemez. Sebep sonuç ilişkisinden dolayı teistler tamamen ya da büyük ölçüde hiç olmazsa kısmen mekanist yaklaşımı kabul ederler. Enteresandır ki evrendeki tüm oluşumları maddenin çeşitli birleşimlerinin sonucu ve bilinçli bir müdahale olmaksızın oluşmuş gibi gören materyalist-ateistler, her ne kadar biyoloji alanında gayesel terminolojiyi kullansalar bile kendilerini mekanist yaklaşımı kabule mahkûm görmüşlerdir. Mekanist yaklaşımın dışına çıkmak, maddenin ve doğa kanunlarının dışına çıkmaktır ve varlık anlayışlarında madde dışı hiçbir cevhere yer vermeyen materyalist- ateistler açısından imkânsızdır. Teistlerin çoğu, gayenin, mekanik süreçlerle oluştuğunu kabul ettikleri için mekanist yaklaşımı kabul etmeleri mümkünken; ateistlerin, gayeci yaklaşımı bir terminoloji olarak kullanmanın ötesinde kabul etmeleri mümkün değildir. Ateistlerin biyolojinin gereklerinden dolayı gayeci terminolojiyi kullanınca Ernst Mayr gibi ‘teleonomi’,(17) Ayala gibi ‘doğal gayecilik’ kavramlarını kullanarak (18) farklılıklarını gösterme çabaları başka türlü izah edilemez.

DİPNOTLAR: (1. İmparator II. Frederik’in, Dominiken tarikatından Thomas Cantimpratensis’in ve Vincentius Bellovacensis’in biyolojiyle ilgili çalışmaları Albertus Magnus’un çalışmalarının çapına yetişemez (Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 79-80). (2. Bryan Maage, Felsefenin Öyküsü, s. 58). (3. John Hedley Brooke, Science and Religion, Cambridge University Press, Cambridge (1991), s. 58-59). (4. James T. Cushing, Fizikte Felsefî Kavramlar, çev: B. Özgür Sarıoğlu, Sabancı Üniversitesi, İstanbul (2003), s. 91-92). (5. Nicolaus Copernicus, Gökcisimlerinin Dönüşleri Üzerine, çev: Saffet Babür, Yapı ve Kredi Yayınları, İstanbul (2002), s. 8-9.) (6. James T. Cushing, Fizikte Felsefî Kavramlar, s. 100-101). (7. Alfred W. Crosby, The Measure of Reality, Cambridge University Press,Cambridge (1998), s. 126). (8. Hall Hellman, Büyük Çekişmeler, çev: Füsun Baytok, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, İstanbul (2001), s. 6-10). (9. James T. Cushing, Fizikte Felsefî Kavramlar, s. 111-115). (10. Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 117). (11. John D. Barrow-Frank J. Tipler, The Anthropic Cosmological Principle, Oxford University Press, Oxford (1996), s. 52-53). (12. Rene Descartes, Aklın Yönetimi İçin Kurallar, çev: Müntekim Ökmen,Sosyal Yayınları, İstanbul (1999), s. 20-24). (13. Rene Descartes, Metod Üzerine Konuşma, çev: K.Sahir Sel, Sosyal Yayınları, İstanbul (1984), s. 22). (14. Rene Descartes, Meditasyonlar, çev: Aziz Yardımlı, İdea Yayınları, İstanbul (1996), s.154-168). (15. Rene Descartes, Meditasyonlar, s. 169-176). (16. Rene Descartes, Metod Üzerine Konuşma, s. 44). (16. Rene Descartes, Metod Üzerine Konuşma, s. 44). (17. Ernst Mayr, Toward a New Philosophy of Biology, s. 45). (18. Francisco J. Ayala, Teleological Explanations, s. 497-504).


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Yalıtım (İnşaat) Bilim / Teknik 09.09.2019
TEORİ Ve İNANÇ FARKI - 8 Bilim / Teknik 14.07.2019
FARKI BİLMEK ve FARKI FARKETMEK FARKI -7 Bilim / Teknik 16.05.2019
ALGI ve VERGİ FARKI - 6(Bir tanım, bir soru, bir tez ya da teori) Bilim / Teknik 10.05.2019
Ölümü yenebilir miyiz? Bilim / Teknik 03.05.2019