KURAN’DA ZEYD MÜŞKÜLÜ

Zeyd meselesi bazıları için müşküldür.  Rivayetlerle kafamızı çok karıştırmazsak yalın akıl problem yaşamayacaktır. Aslında her şey çok açıktır. Önyargısız, sade, doğal, evrensel, iştiyaklı, meraklı, özgür ve açık bir akıl kesinlikle sorun yaşamayacaktır.

“Allâh'ın ni'met verdiği; senin de kendisine ni'met ver(ip hürriyete kavuştur)duğun kimseye: "Eşini yanında tut, Allah'tan kork" diyordun, fakat Allâh'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan çekiniyordun; oysa asıl çekinmene lâyık olan Allâh idi. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki (bundan böyle) evlatlıkları, kadınlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususunda mü'minlere bir güçlük olmasın. Allah’ın buyruğu (her zaman) yerine getirilmiştir.” (1).

Sormak gerekir: Peygamber küçüklüğünden beri beraber yaşadığı Zeyneb’in güzelliğini yıllar sonra kapı ağzında mı görüp fark etti? Sadece rivayetlerden bile yola çıkılsa zaten Zeyneb’i, Zeyd’e isteyen de Resulullahın bizzat kendisi değil midir? İleride Peygamberimizin Zeyneb’le evleneceğini Allah teala Kuran’ın herhangi bir yerinde vahyetmemiş iken Peygamberimiz Allah’ın açığa vuracağı bu gaybi bilgiyi nereden bildi? Oysa İsa dahi olsa bir insanın nefsinde ne olduğunu bilmeyeceğini Kuran bize haber veriyor. (2).

Konuyla alakalı olarak İbn Kesir’e bakacak olursak ilgili rivayette geçtiği üzere “Allah Resulü onu Zeyd’le evlendirmezden önce, Zeyneb’in kendi eşleri arasında olacağını çok iyi biliyordu”  ise neden yine aynı rivayette geçtiği üzere “Zeyd eşinden şikâyet etmek üzere Peygambere gelince, Resulullah ona Allah’tan kork ve eşine sahip ol” dedi? Allah Teâlâ, Resulüne nerede buyurdu: “Ben, seni onunla evlendireceğimi haber vermiştim. Sen ise Allah’ın açığa vuracağı şeyi de içinde saklıyorsun” diye? Suddi’den de bu şekilde söylediği rivayet edilir. Peki, ayette bununla ilgili en ufak bir esame var mıdır?

İbn Cerir Taberi de sanki çok şey katıyormuş gibi bu konuda şöyle diyor: “Zeyneb’in Peygamberle evlendirilmesini isteyen Allah Azze ve Celle idi”.

Tarihi kayıtlarda da görebileceğimiz gibi o günkü Mekkeli Arapların geleneklerine göre bir baba evlatlığının boşadığı eşiyle evlenemezdi. Görünürde Resulullahın korktuğu şey geleneksel olarak toplumun çirkin gördüğü bir şeyi Allah’ın emriyle bizzat gerçekleştirmekle karşı karşıya kalma durumuydu. Vahyi gayri metluv delaletine gelecek olursak ayette şöyle bir ibare geçer: “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun...”

Peygamberimizin ileride olacak olan böyle bir hadiseyi bildiğini Allah ikrar ediyor ve diyor ki; “Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyorsun.” Peygamberin nefsindekini ve bu bilgiyi Kuran’ın herhangi bir yerinde daha önce vahyedilmiş olarak da bulamayacağına göre bu bilgiyi nereden buldu? Resulullah bir kâhin değildir ve rivayete göre kâhine gidip onu tasdik edenin kâfir olacağını da söylemektedir. (3).

Buradan çıkan en büyük ders kişiden kişiye değişse de şudur: Malumunuz İslamiyet yedi kıt’aya yayılmıştır. Fakat dinin girdiği çeşitli uluslardaki kültür dinden etkilenirken din de kültürden etkilenmiş ve “din kültürü” doğmuştur. Takva olanlar dinin kültürünü etkilemesine izin vermişlerdir; olmayanlar ise kültürün dine müdahalesine pirim vermişlerdir. Takva olanlar “Madem dinim buna izin vermiyor bundan böyle falcılık benim için bitmiştir”; “…kan davası benim için bitmiştir”; “…kadınlı erkekli ortamlarda sarhoş olup kahkahalar atmak benim için bitmiştir”; “…insan karşısında yerlere kadar eğilerek saygı göstermek benim için bitmiştir”; “…ağaçlara çaput bağlayarak medet ummak benim için bitmiştir”; “…domuz eti yemek benim için bitmiştir”; “…evliyayla rabıtalaşmak benim için bitmiştir” diyeceklerdir. Takva olmayanlar ise kültürlerinde var olan o vaz geçemedikleri adetleri ictihad yoluyla dine sokacaklar ve diyeceklerdir ki: “Madem isabet edince 2 etmeyince bile 1 sevab almama dinim izin veriyor zina yapacağıma mut’a nikâhı yapabilirim”; “…fazla para vereceğime kırkta bir zekât verebilirim”; “…yetişemezsem sorun yok namazımı kaza yapabilirim”; “…orucumu bozsam bile Ramazandan sonra 61 gün tutarak telafi edebilirim”; “…cehenneme girdikten sonra tekrar cennete girebilirim”; “…kabirdeki soruların cevaplarını şimdiden ezberleyebilirim”; “…camileri süsleyerek saray gibi yapabilirim…”

Adetlere göre evlatlığıyla evlenemezken dinin ruhsatıyla artık (evlatlığıyla) evlenebilmesi, bu adette olduğu gibi muhalif olan her âdeti dini hükümlerin yıkabileceğini göstermektedir. Bu çok önemlidir! Bazı adetler bazı kültürlerde dine muhalif olmadığı için sakıncasız olabilir. Fakat ayete ters olduğu takdirde nice az ya da çok sakıncalı hatta sakıncasız adetleri ortadan kaldırmak “teslimiyet” ifadesidir. Böylece “sınanmamız” makam, cinsiyet, kavmiyet, inanç gibi zaafımızın çok olabildiği konularda olduğu gibi kültürel alanda da söz konusudur. Bugün dinimize kültürümüzü sokarsak, ilerde kültürümüz dinimiz olmaya dönüşür! Nitekim gerek Yahudilerde ve Nasranîlerde ve gerekse daha öncesinde ve sahabe sonrası saltanatçı din anlayışımızda böyle olmuştur. Emeviler dine hanedancılığı, neshedici rivayetçiliği ve Peygamberimizin torununun kanını sokmuşlardır; Abbasiler dine rivayete karşı tepki rivayetini ve İmam-ı Azamın kanını sokmuşlardır; Farisiler dine mut’a nikâhını sokmuşlardır; Hindistanlılar dine rabıtayı, tesbihi, Kuran’da olmayan tipte zikri ve tarikatı sokmuşlardır; Türkler dine payidarlık için halife-i ruhi zemin’i, Fatih’in kundaktaki günahsız kardeşini öldürebilmesinin fetvasını sokmuşlardır. Türkler Yavuz’un halifeliğiyle birlikte Arab dünyasına da egemen olunca onları da Türk ulemayla etkilemişlerdir. Mekke ve Medine’deki o sahih İslam inancı dünyanın çeşitli ülkelerinde Kuran’ın kulpuna sıkıca yapışan ve aklını iyi işleten basiretli mümtaz kimselerde varlığını sürdürmektedir.  Evlatlığın boşandığı eşinin üvey babaya helal olması özellikle o dönem için çok önemlidir. Her mesele kendi dönemindeki durum ve şartlarla dikkate alınmalıdır. Hatta tavsiyeyle bile değil bizzat uygulamayla gösterilecek kadar ihtiyaç söz konudur; o denli ki Peygamber bile bundan çekinmiş ve Allah tarafından çekindiği için uyarılmıştır.

Bazı Sünni müfessirler uydurulan bu efsanede peygamberin makamına bir leke gelmesin diye Peygamberin de diğer insanlar gibi bir beşer olduğu için âşık olabileceğini, aşık olmakta fıtri ve doğal bir eğilim olduğunu ve hiçbir insanın bu durumdan müstesna olmadığını, dolayısıyla peygamberin de aşık olmasının gayet doğal bir durum olduğunu ve Allah’ın bu aşkı böylece hallettiğini söylemesi içler acısıdır. Bu olaylara böyle duygusal açıdan bakılamaz. Bazı Şii âlimlerin meseleyi korunmasız rivayetlerle halletmeye kalması da üzücüdür. Bu meseleye dönemsel, ilkesel ve sosyal açıdan bakılmalıdır.

Buradan çıkan ders şudur: Vurgulanan şey dinin olumsuz geleneği nasıl altüst ettiğidir. Bu örnekte din bir geleneği ortadan kaldırırken her toplum dine aykırı olan geleneklerini ortadan kaldırarak bu olayı örnek almalıdırlar. Yani “bu durum” sadece bu durumun ifadesi değildir. Herkes geleneğini gözden geçirmeli ve varsa Kuran’a aykırı gelenekleri ortadan kaldırmalıdır. Tıpkı burada olduğu gibi. Bu ayet gelmiş ve bu gelenek sona ermiştir. Kurana aykırı görülen başka her gelenek böyle sona ermelidir. Nitekim bu durum da vahyin geleneğe egemen olduğunu gösterir ver sadece bir Zeyd olayı değildir. Asıl olan vahiydir ve bizim beşer kaynaklı geleneklerimizden daha önemlidir. Bu ayette bir geleneğin nasıl tepe takla olduğunu görüyoruz. Doğan kız çocuğunu diri diri gömülmesi geleneği de yasaklanmıştır. Recm gibi vahşi gelenekler yerine asıl olanın caydırıcılılık olduğu fikri yerleşmiştir. Mesela bizim bazı yörelerimizde çaput bağlama geleneği Allah’tan başkasından medet umulamayacağı için kaldırılması gereken bir gelenektir; çünkü Kuran’ın hükümlerine aykırıdır. Ama dini bayramlar dargınların barışmasına ve sıla-i rahmin artmasına neden olacağından Kuran’a da aykırı değildir ve pekâlâ varlığını sürdürebilirler. Asıl olan Kuran’a uygunluk ve iyi sonuç almaktır. Kısacası ayet gelenekten önemlidir. Bu evlilik sıradan bir evlilik olmayıp bilakis cahiliye geleneklerinden bir âdetin kırılması için bir mukaddimedir. Cahiliyet döneminde eşraftan olan çok önemli bir kızın, yüce insani şahsiyet sahibi de olsa bir köleyle evlenmesi söz konusu bile değildi. Nitekim gerçekleşen bu evlilikten kısa bir süre sonra eşler arası uyumsuzluklar baş göstermiş ve iş boşanmayla sonuçlanmış. Her ne kadar Peygamber evliliğin bitmesine karşı da çıksa bu evlilik boşanmayla son bulmuş. Burada bir anda sahipsiz kalan Zeynep’e nikâhlanıp sahip çıkması için en uygun kişi Allah’ın kendi elçisidir.

Bu müşkül meselelerde dikkatli olunmalı, küfre ya da şirke girilmemelidir. Unutmayalım ki hurafeler içinde en kötüsü de “şirk”tir. Çünkü şirkin affı yoktur. Şirk itikad bozukluğudur. Şirk İslam’dan başkasında olmaktır. Şirk halindeki insanın amellerindeki samimiyetin kıymeti yoktur. Şirk halindeki ateşperestin, putperestin, yahudinin, hıristiyanın ya da müslümanın akıbette farkı yoktur. Allah’a ait herhangi bir sıfatı kula ve kula ait herhangi bir sıfatı Allah’a yakıştıran şirktedir. Allah şirkte olanı affetmeyeceğini vaad etmiştir ve Allah vaadini asla bozmaz.

KAYNAKLAR:

1. Ahzab: 37,

2. Maide: 116

3. Resailu’s Selefiyye, Şevkani, s.13

                                                                                               13.04.2012/YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020