KUR'AN'DA DENİZİN YARILMASI MUCİZE MİDİR?

Olağanüstü bir durumdan dürüst olmayan biri bahsediyorsa bu ya yalandır yahut mübalağa... Fakat dürüst biri bahsediyorsa ancak mecaz olabilir. Kur'an'da da çok sıklıkla mecaza rastlanmaktadır; fakat Kur'an'ın bu üslubuna bihaber olanların mecazı gerçekmiş gibi değerlendirmesinin faturası bugün Yahudilerin ve Hıristiyanların muharref kitaplarıdır. Allah İsa peygambere “Rab” olduğunu yani “terbiye edici” ve “sahip” olduğunu söyleyince önce iyi niyetle “baba” gibi ifade edilmeye başlandı; niyet iyi diye o dönemdekiler sessiz kaldılar; sonra diğer dinlere karşı rekabet artınca İsa Peygambere “evlat” diyecek kadar ileri gittiler ve nihayet buna böylece iman ettiler. Denizin yarılması da aslında harikulade bir olay olmayıp bir tabiat olayıdır. Allah med-cezir'i Musa peygambere kitap gibi okutmuştur.

İbrahim peygamber döneminde kuşların alıştırıldığına tanık oluyoruz. Üç kuşu üç ayrı yerde bırakıyor; çağırınca geliyorlar. Bu belki ilk o zaman gerçekleşti. Ama bunun bir başlangıcı yani bir ilki olmalı. Bu gel-git'in de ilk olarak öğrenileceği bir dönem olmalıdır. İletişimin şimdiki gibi olmaması hasebiyle birilerinin iyi bildikleri bir bilgi başkalarınca hiç bilinmeyebilir. Gel-git de pekâlâ böyle bir bilgi olabilir. Mısırlıların o dönemde gök cisimleri, güncel ilimler ve ezoterik bilgiler konusunda iyi olmaları onları medeni yapmaz; çünkü bu ilimler fazlasıyla hurafedirler. Ezoterik bilgilerin itibarı gitgide bitmektedir ve kesinlikle bir ilim değerinde değildirler. Bu saçmalıklar hakkında fazla mesai harcayan Mısırlıların ve Firavun'un Musa peygamberin arkasından denizin yükseleceğini bilmemesi söz konusu olabilir. Eğer bunu içlerinde bilenler var idiyse bile Musa peygamberin peşine düşen grup bilmiyor olabilir. Olasılıklar artırılabilir. Ama normal bir durum aranmalıdır. Kur'an mitolojik bir kitapmış konumuna düşürülmemelidir. Bu gel-git'e biz hikmet diyoruz; siz mucize deseniz bile ölçünüz normal olmalıdır. Yaratıcı hikmeti hiç zorlanmadan gösterebilir; ama sizin mucize dediğiniz sünnetullah'a aykırı ise işte bunu göstermez. Allah'ın yarılan deniz mucizesini yapmak istememesinin sebebini (hâşâ) acziyette değil sünnetullah'a aykırı olmasında aramalıyız.

Bazı kardeşlerimiz “Eğer Allah hiç mucize yaratmaz demek istiyorsanız buna dinden bir dayanak bulamazsınız” diyebilirler. Mucize kelimesi Kur'an'da geçmez; eğer her “ayet” geçen yerlerin içini “mucize” sözcüğü ile doldurarak anlam kaydırmakla içiniz rahat ediyorsa bence etmemeli. Sizin kastettiğiniz anlamda Allah mucize yaratmaz ve buna dinden çok sayıda dayanak bulurum. Çok sayıda ayette Peygamberimizden sizin kastettiğimiz anlamda harikulade olaylar beklentisi içinde olanlar serzenişte bulunuyorlar; niye mucizesi yok diye. Hadi sizin kullandığınız “mucize” sözcüğünü kullanalım bakalım, dediğiniz sonuç çıkacak mı? “Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (mucizeler) indirilseydi ya!” De ki: “Ayetler (mucizeler) Allah katındadır. Bana gelince, ben açıkça uyaran biriyim. Hepsi bu.“ (1). Şimdi anlaşıldı mı? Bilime mümkün mertebe ters düşmemeye çalışmak yine Allah'ın kanunlarına ters düşmemeye çalışmak gibi olur; çünkü bilim basiretlileri Allah'a götürür. Gel-git olayının o dönemde biliniyor olmasını olasılık olarak görmek bilinmiyor olmasını da olasılık görmeye kapı açar. Ama her bilginin bir başlangıcı vardır ve bu bilgi bu dönemde bilinmeye başlayabilir.

"Yaşayan Kur'an" meal/tefsirinde İhsan Eliaçık, Ta-Ha suresinin 77-78. ayetlerinin dipnotunda, Kızıldeniz'de meydana gelen bu olayı şöyle yorumlar: "Kızıldeniz'i geçme olayının, bu denizin bugün Süveyş kanalı olarak bilinen kuzeybatı ucunda gerçekleştiği anlaşılıyor. Olayın yaşandığı çağlarda burası şimdiki kadar derin değildi ve bazı bakımlardan Kuzey Denizi'nin ana kıtayla Frisian adaları arasında kalan sığ bölümü gibiydi. Denizin geri çekilmesi (cezir)  hallerinde bu gibi yerlerde sığ bölgeler çıplak kalmakta ve geçici olarak geçilebilir hale gelmekte, bu durumdayken ani ve şiddetli bir deniz kapanması (med) ile bütünüyle sulara gömülmekteydi. Olayın böylesi bir anda yaşandığı anlaşılıyor. Nitekim olaylar yazılı metinlerde anlatıldığı gibi bir anda olup bitmiyor, günlerce sürebiliyordu. Keza Tevrat'ta olay “ Ve Rab bütün gece kuvvetli şark yeli ile denizi geri çevirdi ve denizi karaya çevirdi ve sular yarıldı”(2) şeklinde anlatılır. Şu halde olayda Allah'ın ayeti (mucizesi) Musa'nın asası ile denizi yarıp karşıya geçmesi değil, med-cezir olayı ile yarılıp açılmış olan denizin ortasında görünen toprak yoldan Musa'nın asası ile orayı işaret ederek karşıya geçmeleridir. Yani Musa ve taraftarları zaman zaman meydana gelen ve bilinen bir tabiat olayının (med-cezir) yardımıyla kurtulmuştur. Diğerleri de aynı olayda boğulmuşlardır. Çünkü tabiat (doğa) olayı dediğimiz şey Kuran'ın “varlığın diliyle konuşan” lisanında Allah'ın davranışıdır.” (3)

Kızıldeniz'de meydana gelen doğal bir med-cezir olayı sonucu, denizin suyunun önce çekilmesi ve daha sonra da eski seviyesine dönmesi hareketi esnasında İsrail oğullarının Kızıldeniz'den geçişi ve Firavun ordusunun denizde boğularak helaki gerçekleşmiştir.

Anlaşılan Eliaçık, Muhammed Esed'in, "Kur'an Mesajı" adlı meal-tefsirinden aynen aktararak yararlanmış... İsrail oğullarının denizden geçiş yaptığı yerin; "Kızıldeniz" olduğuna dair Kur'an ve Tevrat'ta kesin bir tanımlama olmamakla beraber tarihin çok eski olması ve ayaklarımızın yere basması gerektiği hatırda tutulacak olursa ihtimaller üzerinde durmak mitoloji yapmaya şayandır. Dün İsrail oğullarının geçişine sahne olan Kızıldeniz ise elbette bugün aynı haliyle olmadığı için Hint okyanusu ve Akdeniz arasında şilepler, vapurlar, tekneler işleyecektir. Tevrat'ta geçen mevki adlarının bugün Mısır coğrafyasındaki tam karşılıkları ve İsrail oğullarının geçişine sahne olan denizin hangi deniz olduğu belirsizdir. Kur'an-ı Kerim'de, İsrail oğullarının, denizi nereden geçtiklerine dair bir yer tarifi yoktur. Tevrat kitaplarında anlatılan tariflerden ve verilen yer isimlerinden; denizin geçildiği yerin tam ve kesin bir tespitini yapmak da mümkün değildir. İslam kaynaklarındaki eski tefsirlerin hemen tamamında âyetteki "el-yemm" kelimesi Kızıldeniz diye anlaşılmıştır. Tevrat'ın Çıkış bölümünde ise sadece "deniz" kelimesi geçer. Yine bu bölümde bazı coğrafî isimler verilmekteyse de bugün bu isimlerin nerelere tekabül ettiği kesin değildir. İlk tefsircilerden Mukatil, İsrail oğullarının geçtiği denizin, Nil nehri olduğu yorumunu yapmaktadır. "İbrânice el-Yemm, "bahr" demektir ki bu da Mısır'daki bir nehirdir... 'İsrailoğullarının bahrı (yani, Nil'i: Mısır nehrini) geçmelerini sağladık'.” (4). M. Reşîd Rızâ'da, Mukâtil'le aynı görüşte olarak Mûsâ ve yanındakilerin geçtiği, fakat Firavun ve askerlerinin boğulduğu denizin Nil nehri olması gerektiği kanaatindedir. (5).

Mevdudi'ye göre İsrail oğullarının deniz geçişi Süveyş körfezinden yani Kızıldeniz'den uzakta olan Acıgöller denilen mevkiden olmuştur: "İsrailliler Kızıldeniz'i muhtemelen şimdiki Süveyş ili ile İsmailiye arasında bir yerden geçerek yolculuklarını o zamanlar Mısır'ın hâkimiyeti altında olan yarımadanın güneyine doğru, kıyı boyunca sürdürdüler” (6).

Kur'an-ı Kerim'de bu olay şöyledir: "Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! Diye vahyettik. Derhal yarıldı, her parçası koca bir dağ gibi oldu” (7). "And olsun ki biz Musa'ya: ...(boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik” (8). Musa ve beraberindekiler gece yola çıkıp yürüyorlar. Sonra karanlıkta asasını kullanarak kuru yolu kontrol ediyor ve açık yoldan ilerlerken ardındakiler de onu takip ediyorlar. Firavunun yetişmesinden korkmadan güvenli bir şekilde yürüyorlar ve suda boğulma endişeleri kalmıyor. Kur'an'da asa bazı yerde otorite demektir içten çürür kırılır; bazı yere vurur ve toprağı eşeleyip su çıkarır; bazı yerde akıldır destek olur; bazı yerde yere vurur ve başlangıç işaretidir. Burada da kuru yeri vura vura (darb) kontrol etmeye yaramıştır.

Tüm bunları mucize olarak ve Hz. Musa'nın asa'sını vesile olarak gören ilahiyatçıların psikolojik olarak kendilerini gözden geçirmelerini ve Musa peygamberi mitolojik sopalı kahraman Mandrake'ye benzetmemelerini tavsiye ederim. Buna rağmen Mevdudi'ye göre, “Açıkça bir mucizeydi bu. Böyle iken, bunu tabii bir olay gibi yorumlamaya çalışanların görüşü bir yanılgıdan başka bir şey değildir” (9). Tabi tabiatı okuyamayan onun gibilere göre.

Tefsirlerde, denizin iki ayrı parçaya ayrıldığını ifade eden "firkın" kelimesi için; “Hani biz, sizin için denizi yarıp sizi kurtarmıştık. Deniz yarılmış, her bir tarafı kocaman bir dağ gibi olmuştu” ayet-i kerimesinde geçen "fark" ayırmak demektir; saçın ayrıldığı yere de "fark" denildiği gibi, “furkân” kelimesi de bu kökten gelir ve “furkân” hak ile batılı birbirinden ayırır (10).

Duhan suresinde “...vetrukil bahre rehven...” yani “denizi açık bırak” (11) buyruğunu ordunun boğulacağını hatırlatmak ve deniz açık iken gecikmeden geçip gitmesi için olarak anlıyorum; yani “deniz açık iken geç git” yani ”denizi kapanmadan terk et.” Cenabı Hakk'ın Musa peygamber denizin içindeyken denizi "kapamaması gibi bir emri vahyetmesi” neden söz konusu olsun? Sanki bir düğme var; sen içindeyken düğmeye basma, deniz kapanırsa sen de boğulursun, denizi açık bırak, sakın kapama yanlışlıkla... Allah ile Musa peygamber arasında böyle bir diyalog olması mümkün değil... Ama onu tabiat olayından haberdar edebilir; deniz açık iken geç, zira açık kalması sınırlı diye... Mitolojik olmaktansa rasyonel olmak evladır.

Kızıldeniz'in yarılma olayını tefsir eden Mehmed Vehbi Efendi, Razî'den etkilenmiştir (12). Fakat Sad suresindeki “neaceten” yorumundaki gibi daha başka birçok yerdeki hataları hatırlanacak olursa onun etkilenmesi normaldir.

Ayetteki “'Onlara denizin ortasında kupkuru bir yol tutuver (idrib)' ifadesini, Taberî: 'Onlara denizin ortasında kuru bir yol seçiver (ittehiz)' şeklinde yorumlamaktadır” (13). Kızıldeniz'in suları açılırken, tabandaki bataklıktan yürümenin mümkün olamayacağından dolayı Cenab-ı Hakk denizden açılan yolun kuru olmasını emretmektedir. Razî der ki, "Yolun kuru olduğunu belirterek... Kuru manasındaki "yebesan" kelimesi, "yabısen" ve "yebsen" şeklinde de okunmuştur. Bunu yâbisen şeklinde okuyan "yol" manasına almış olur. Bunun bâ'nın herekesi ile "yebesen" şeklînde okunuşuna gelince bil ki,   "yebes" ve "yabis"   aynı manaya olup, "Kupkuru yol" demektir. Bu kelimenin, bâ'nın sükûnu ile okunmasına gelince, bu da, bunun harekeli şeklinin hafifleştirilmişidir. Buna göre mana, "O yolda, su bulunması şöyle dursun, ne cıvık çamur, ne de bir ıslaklık olmasın" şeklindedir” (14).

Eğer Tevrat'a inanacaksanız, "Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat, sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler” (15) şeklindeki ifadesini mucizelerle süsleyerek tabiata aykırı şekilde alabilirsin. "Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu” (16) diyerek hayal dünyanı daha da genişletebilirsin."...Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçtiler” (17) kısmı Kur'an'a daha uygundur. Siz de abartarak bozan Yahudilerin durumuna düşmeyiniz. Tevrat'ın İşaya kitabında ise denizin yarılması ve geçilmesindeki kuru yola şöyle işaret edilmektedir: Onlar, “Denizi, engin suların derinliklerini kurutan, Fidyeyle kurtulanların geçmesi için Denizin derinliklerini yola çeviren sen değil miydin?” (18) diyerek Allah'ı değil de Musa'yı ön plana çıkarabilirler. Ama Taha suresinde denizin yarılması bahsinde bile Allah ön plandadır: Ayet 83. "Ey Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir, (dedik).”Ayet 84:” Musa: Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnut olasın, dedi.”

“Açılan geçitin tabii olarak yaş ve balçık olması gerekirken açılan bu geçitin zemininin "kuru toprak" olmasını haline gelmektedir. Görüldüğü gibi denizin yarılması ve geçiş için kuru yol olması tamamen Allah'ın emri ve mucizenin kısımları olarak gerçekleşmektedir” diyen kardeşlerimiz bilmeliler ki buradaki kuru topraktan “ıslak olmayan” değil, “suya gömülü olmayan” anlaşılmalıdır. Yani yürümene araç olacak kıvamdaki bir topraktır bu; yoksa yürünebilmesi için kupkuru ve ıslak bile olmayan bir toprak olması gerekmiyor; karşıya geçmesine aracılık yapması yeterlidir; işe yaradıktan sonra kuru ya da yaş olmasına takılmanın anlamı yok.

Mevdudi uçuyor: “Ve bu ayete göre deniz ikiye ayrılmış, kervanın geçmesi için iki kenarında duvar gibi suların yükseldiği kuru bir yol olmuştur. O halde bunun bir fırtına veya med-cezir şeklinde bir mucize sonucu meydana gelmediği apaçıktır. Çünkü su bu şekilde yükseldiğinde arasında kuru bir yol bırakan iki yüksek duvar şeklinde olamaz” (19).

"Med-cezir" tabii olayına uğrayan bir durumda suların bu "med" hareketine "çekilme" değil de “yarılma” denmesi tamamen Kur'an-ı Kerim'in edebi üslubuyla alakalıdır ve birçok ayette bu sanat dikkati çeker.

Burada asa'nın marifeti değil Allah'ın hikmeti söz konusudur. Asa'da herhangi bir mucize, harikuladelik, marifet ya da hikmet arayanların Tevrat'tan ya da İsrailiyata uğramış hadislerden nasıl etkilendikleri aşikârdır.

Şuara suresinde “O zaman Musa'ya, “asanı denize vur” diye vahyettik; deniz infilâk etti. Böylece her parça büyük ve yüksek dağ gibi oldu” (20) buyrulur. Yani deniliyor ki, o zaman Musa'dan denize doğru yolunu tutmasını ve karanlıkta kontrol ede ede ilerlemesini istedik. Deniz infilâk etti; yarıldı ve ikiye ayrıldı. Böylece iki parça kocaman dağ gibi oldu. O da ardındakilerle beraber gece oradan geçti.

Firavun ve ordusunun denizde boğulması Kur'an'da şöyle kıssa edilir: “Böylece firavun ordusuyla onları takip etti. Bunun üzerine deniz, onların üzerine öyle bir kapanışla kapandı ki onları örterek kapladı” (21). Yani diyor ki, böylece firavun ordusuyla yola koyularak peşlerinden gitti. Onlar denizin ortasından geçen yola koyulduklarını umarak takip ettiler. Fakat onlar henüz denizin ortalarındayken “med” yani yükselme gerçekleşince onların üzerine öyle bir kapanışla kapandı ki onları tamamen örterek kapladı ve onları suda boğdu. Tevrat'ın, “Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu..." (22) demesine bakmayın; etkiye bu kadar açık olmayın.

“Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; böylece firavun ve onun ordusu zulümle onları takip etti; onu boğacak düzeye erişince o zaman: “İsrailoğullarının kendisine inandığı ilâhtan başka olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben müslümanlardanım” dedi” (23). Yani diyor ki: Biz İsrailoğullarını denizi ayıran yola sürdük. Böylece firavun ve ordusu azgınlıkla, zulümle, düşmanlıkla onları takip etti. Fakat yolun daha ortalarında iken sular onu boğacak düzeye erişince firavun o zaman korkuyla, “İsrailoğullarının inandığı ilâhtan başka ilâh olmadığına ben de îmân ettim ve ben de Müslümanlardanım, teslim olanlardanım, İslâm'a girenlerdenim” dedi. Ama iş işten geçti tabi. Tevrat'ta yer alamamasına rağmen, Kur'an'ı Kerim'de deniz geçişi sonunda suların eski halini alması elbette “cezir” halini almasıdır.

İsrail oğullarının Mısır hicreti sonucu, denizin yarılma hikmetini de içeren başlarına gelen olayları anlatan kıssalarla Cenabı Hakk, Kur'an muhataplarına öğütler ve ibretler verir.

Bu mitolojik bir mucize ise bize şunu verir: Allah böyle mucizeler yapar. Bu bazen görülür. Fakat görmeden iman eden kurtulur; gördükten sonra kıymeti yok. Allah tabiat kanunlarını bu şekilde değiştirebilir.

Eğer bizim anladığımız gibi ise ders şudur: Kur'an'ın bazı ayetlerinin açıklaması yine Allah tarafından yaratılan levh-i mahfuz'dur yani tabiat. Allah'ın tabiatta neler, nasıl, nerede, ne kadar ve niçin yaptığı apaçıktır. Tabiat tartışılmaz bir kitaptır; tıpkı size bir ağaç gösterip ne olduğunu sorsam herkes gibi ağaç demeniz kadar açık. Tabiatın bu özellikleri sünnetullah'a göre işler. Musa peygamberin geçtiği yarılan deniz ne kadar Allah'a ait ise med-cezir de o kadar Allah'a aittir. Allah sünnetullah'a aykırı mucize göstermez. Onun yarattığı her şeyde hikmet ve mucize anormal olarak değil, zaten normal olarak bulunmaktadır. Allah'ın mitolojik harikaları yaratmamasının sebebi (hâşâ) aciz olması değil, adetullah'a aykırı olmasıdır.

Kur'an'da anlatılan bu tarihsel ve dini kıssanın öncelikli amacı, Muhammed peygambere karşıt olan Mekke ve Medine Yahudilerinin inançları ile yeni gelen vahiy arasında ortak nokta olduğunu hatırlatmak ve dengeli olanı göstermektir. Yani onlardan ayaklarının yere basmasını istiyor; çünkü çok abartarak mitolojik bir havaya büründürmüşlerdir. Böylece Kur'an bu kıssa yoluyla, Tevrat ve İncil'in; Muhammed peygamberin, İbrahim, Yakup, Musa ve Harun peygamberlerinin bir devamı olduğu mesajıdır. Kur'an'ın bu mesajları, geçmişte olduğu gibi günümüz Müslümanlarına verilen benzer mesaj olarak Yahudi ve Hıristiyanların durumuna düşmemek için rivayet kaynaklı uydurma hadislerin etkisinden kurtulmamızı gerekli kılmaktadır. Mekke Müslümanlarına, geçmişte Musa peygamber ve İsrail oğullarına yaptığı gibi yardımlarda bulunacağının bir mesajı verilmektedir. Ama bu yardım anormal yollardan olmayacaktır.

Kronolojik olarak Nuh, Ad, Semud, Lut, Medyen, kavimleri peygamberlerini yalanlamaları sonrasında çok az bir itaatkâr gurup Müslüman hariç inkârcı çoğunluğun helak kıssaları anlatılırken; İsrail oğullarının Mısır'dan hicret kıssasıyla Musa'ya uyan çoğunluğun kurtulmasından dersler çıkarılmalıdır. Allah kıyamete kadar her süreçte kendine inananlar için normal hikmetler, inkâr edenler için feci azablar hazırlayacaktır. Bütün bunlar mitoloji değil, sünnetullah'a uygun olursalar bize öğüt olurlar.

Güney Kore'deki Jindo adasında meydana gelen med-cezir olayı sonrası bölge halkı festival yaparak oluşan üç kilometre uzunluğunda ve kırk metre genişliğindeki yoldan kıyı ile ada arasında halen topluca gidip gelirler. Çağımızda artık bu yürüyüşü binlerce kişi festivale çevirmiş durumdadırlar. Bu levh-i mahfuz'da her şeyin olmasının bir misalidir.

Gel-git günümüzde bilinen bir gerçektir. Fakat bilinmediği yıllarda ve denizin ortasında kalındığında dehşet bir durumdur. Körfezlerde ve bunlara bitişik denizlerde genlik çok daha büyük olabilir. Gel-git dalgası kıta sahanlığının sığ sularına girince, ilerleme hızı yavaşlar ve enerji küçük bir hacimde biriktiği için gelgit yükselme ve alçalmaları büyük boyutlara ulaşabilir. Bilinen en büyük gelgit Kanada'daki Fundy Körfezi içinde oluşur. Burada 21 metre gibi oldukça yüksek kabarmalar gözlenmiştir. İşte bu kabarmanın adı Kur'an'da “...ket tavdil azîm...” yani “azametli yüce dağ” benzetmesiyle ifade edilmiş olabilir. Fundy Körfezi'nde denizin altı saatlik yükselişi sırasında kara 100 milyar ton suyla dolar. Bu miktar dünyadaki tüm nehirlerin toplam su miktarına yakındır. Deniz ikiye ayrılır ve insanlar denizin içinden karşıya geçerler. Musa peygamberin kıssasında denizin ortadan ikiye ayrılması hadisesinin diğer bir benzeri Güney Kore'de de yaşanmaktadır. Güney Kore'deki Jindo adası dünyanın en şaşırtıcı doğal olaylarından birisine tanıklık eder. Denizde yaşanan med-cezir sırasında deniz iki taraftan çekilir ve kara ortaya çıkar. Ortaya çıkan kara 28 kilometre uzunluğu ve 40 metre eniyle aynen Musa peygamberin denizi ortadan ikiye yardığı olayı hatırlatır. Her med-cezir tarihinde adada geleneksel bir festival düzenlenir. Güney Koreliler festivale adaya akın ederler. Milyonlarca insan denizin çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan bu yoldan adaya yürümek için burada toplanırlar.

Ancak Güney Koreliler de cahilce bir mitolojinin kurbanı olduklarından bu olayın med-cezir olduğuna inanmıyorlar. Efsaneye göre Jindo Adasında yaşayan köylüler sık sık kaplanların saldırılarına uğruyorlarmış. Günün birinde kaplanlar bütün köyü kuşatınca köyde yaşayanlar can havliyle adanın komşusu olan Modo adasına yüzmüşler. Bu arada köyün en yaşlı kişisi olan bir kadın yüzme bilmediği için Modo Adasına gidememiş. Sahile kadar yürüyen bu kadın adaya geçemeyeceğini anlayınca Tanrıya dua etmiş. Duası kabul olan bu kadın için o gün denizden bu yol açılmış. Yüzme bilmeyen yaşlı kadın bu yoldan yürüyerek karşı adaya ulaşmış ve kaplanlardan kurtulmuş. O günden bu yana bu efsane için adada toplanan Koreliler aynı yolu yürüyerek geçerek Tanrıya dua ediyorlar (24).

Bu yorum bir iddia değil, bizim usule uygun olmaya gayretli bir okumamızdır. Allah basiretimizi açsın ve bize her ayetini rızasına uygun şekilde okumayı nasib buyursun...

Dipnotlar:
1. Ankebut, 50
2. Çıkış; 14/1–31
3. İhsan Eliaçık, Yaşayan Kur'an, c.II, S. 276.
4. Mukâtil bin Süleyman, Tefsîr-i Kebir, c.II, s.51-52.
5. D.İB. Kur'an yolu Türkçe meal tefsir, C.II, s.579.
6. Mevdudi, Tefhimu'l Kur'an Tefsiri, c.II, s. 88.
7. Şuara, 63.
8. Taha, 77.
9. Mevdudi, A.g.e, c. IV, s.31.
10. İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'an, c.II, s./81.
11. Duhan, 24.
12. Mehmed Vehbi, Hülasat'ül Beyân, c.IX-X, s.3908.
13. Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, c.II, s. 634.
14. Tefsir-i Kebir, Fahruddin Er-Râzi, c.XVI, s. 6.
15. Tevrat/Çıkış14/16.
16. Tevrat/Çıkış14/29.
17. Tevrat/Çıkış15/19.
18. Tevrat/Yaşeya51/10.
19. Mevdudi, A.g.e, c.III, s.261.
20. Şuara, 63.
21. Taha, 78.
22. Tevrat/Çıkış14/28-30.
23. Yunus, 90.
24. Günümüzde Jindo Denizi Gel-git Festivali organizatörleri bu durumu Guiness Rekorlar Kitabı na kaydettirmeyi amaçlıyorlar.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019