SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!

Bizler “kolay gelsin”, “Allah rahatlık versin”, “tatlı rüyalar” diye diye ataletli dertsizler olarak yetiştirildik. Hepimizin derdi kendimize ait. Başkasının derdine üzülen, belki dua bile eden ama yerine nebatat gibi mıhlanan biyolojik varlıklarız. Çoğumuz başkasının yükünü taşıyan bir katır ya da sabahın en erken saatlerinde gözlerini açan bir horoz yahut fedakârlıkla dikkati çeken bir köpek kadar bile olamıyoruz. Çoğumuzun çoluk çocuğu bahçemizdeki köpeğimiz kadar bile bize sadık değildir…

Kim yaptı bunu? Bizi bu hale kim getirdi? Bunun hesabını nasıl verecekler? Bu iğrenç mirası biz de neslimize taşıyacak mıyız? İnsan olmakta kemale ermiş miyiz? Kamil insan olmayan herkes sadece bir insansıdır… Şempanzeyi hayvan yapan postüründen ziyade ruhsallığıdır.

Toplumun içinden sıyrılabildiğimiz ölçüde şahsiyetizdir. Adaletsizliğe, yanlışlılığa, kötülüğe, zararlılığa yani haksızlığa bulaşmadığımız ölçüde gerekli, masum, adil, doğru, iyi, faydalı yani haklıyızdır. Ayağı kayıp uçurumdan aşağı düşerken, bir dala tutunup aşağıya sarkan bir adamı fark eden canlılar içinde ancak insanoğlu onu “kurtarma sorumluluğu”nu üstlenir. Kurtarmasını ona vazife kılan bir aklı ve dini vardır. Zinacı sorumsuz biri bir müslime musallat olduğunda inancı onu bundan uzaklaştırır. Onu bundan men eden bir dini vardır. Mesele Yusuf gibi elbiseyi arkadan yırttırmaktır... Bir insanı öldürmeyi merhametle karşılayıp vicdanıyla reddeden bir mü’min bu terbiyeyi dininden alır. Kimsenin görmediği bir yerde günah işleme veya hırsızlık yapma ve yakalanmama imkânına sahip olan biri Allah’ın gördüğünü bilme, ahirete iman bilinci ve ahirette hesap verme endişesiyle kaçınır.

Sosyopsikolojik ve psikososyolojik gözlemlerime göre toplum ussal açıdan iki kısımdır: Kendi aklını kullananların oluşturduğu kisve, başkasının aklını kullananların oluşturduğu kisve. Birincisi geleneği etkilerken ikincisi gelenekten etkilenir. Birincisi iradelidir; ikincisi iradesiz. Birincisi bilir; ikincisi bilgilenir. Birincisi modern insan gibi mavi kaptaki suyun mavi olmadığı halde öyle göründüğünü ama renksiz olduğunu bilir; zavallı ikincisi ilkel kabileler gibi içinde bulunduğu kabın rengini alır. Birincisi inanırken bilinçli inanır ve inanmazken bilinçli reddeder; ikincisi körü körüne inanır.  Birincisi akla güvenir; ikincisi ise keşfe…

Buyurun bir fizi-gruplama yapalım:

Sıradandır sıradan yaşar: Gömük avam. Yeryüzünde hiçbir izleri kalmaz. Hayvanat ve nebatat gibi yaşayıp silinip giderler. Topluma katkıları olmaz. Aksine kalabalık ederler. Tükettikleri oksijenin bile karşılığını vermezler. Yaşantıları nebatat ve hayvanattan çok da farklı değildir. Bilinçsizce hayattadırlar.

Sıradandır sıradan yaşamaz: Ukala cahiller. Hem bilmezler hem de bilgiçtirler. Sıradan olmadıklarını kanıtlamak için kendilerini yırtarlar. Hırsla popüler ve zengin olmaya çalışırlar. Toplumu beğenmeyerek kendilerini enaniyetle soyutlarlar. Havas havası estirmeye çalışırlarken yine de cahillikleriyle avam oldukları anlaşılır.

Sıradan değildir sıradan yaşar: Erdem sahipleri. Toplumdan kopmazlar. Bir öğüt olarak yaşarlar. Bilgelikleri onları daha çok tevazu sahibi yapmıştır. Gözleri yükseklerde değil, yerdedir. Doğal davranırlar. Zihinsel olgunlukları nedeniyle avama da havasa da hitab edebilirler. Son derece sabırlı ve şefkatlidirler.

Sıradan değildir sıradan yaşamaz: Şımarık aristokratlar. Bunlar gördükleri yoğun eğitimin olumsuz bir sonucu olarak topluma tepeden bakan ve toplumdan kopuk olarak şatolarda, saraylarda ya da villalarda yaşayan kibirli zenginler ve yüksek mevki sahipleridir. Bilgilendikçe şımarmış, kendi geçmişini bile unutmuş ve şımardıkça da sevimsizleşmiştirler.

Şimdi biz halkın arasında çelişkileri sergileyerek doğru bilinen yanlışları, yanlış bilinen doğruları günışığına çıkarıyor, hakka karışan batılları da ayıklıyoruz. Diyoruz ki biz Türkler İmam-ı Azam gibi güzide bir şahsiyeti hapse atan Emeviler, bununla yetinmeyip ona işkence yaparak öldüren Abbasiler döneminde Müslim olduk. Ona bile kıyan bu hanedancı ve saltanatçı devletler döneminde biz Türkler ne kadar sağlıklı bir İslam bilgisi almış olabiliriz? Mesela bir Hz. Ömer döneminde Müslüman olsaydık çok daha sağlıklı bir din telakkimiz olurdu. Bu bir kilit noktadır ve üzerinde durulması gerekir. Bundan sonraki kilit nokta Emevi ve Abbasi gelenekçiliğinin alabildiğine bulaştığı ve halifeliğin bize geçmesiyle de bu bulaşığı bizim dünyaya bulaştırdığımız Sultan Yavuz dönemidir. Öyle ya halife sen olunca yetkini ve etkini Mekke ve Medine içine bile nüfus ettirebilirsin. Yine de özellikle Suud’lu Araplar itikaden bizim kadar abandone olmamışlardır. Bu iki mübarek kentten uzaklaştıkça inançlar kültürel etki altında kalmaktadır.

Maide süresinin beyanına rağmen sanki din tamamlanmamış gibi mütemadiyen dine bir şeyler katanlar bunun hesabını ahirette vermek üzere oraya intikal ettiler. “Allah Müslümanları şirkten korusun” diye dua edeceğim ama biz korunmadıktan sonra O niye korusun ki? Kitabında buyurmuş işte… Defaatle ve apaçık örneklerle aklını işletip sana korunmanı söylemiş… Şemsiye sana gelmez… O kırılasıca bacaklarını kıpırdatıp sen altına gireceksin… Bir postekeye mıhlanıp evliyalık taslayanların işi kolay dostum. Zor olan Seyyid Cemaleddin olmak, Abduh olmak, Hasan el Benna olmak, Seyyid Kutup, Ali Şeraiti, Malcolm X olmak… Zor olan ardında dul bir eş ve yetim çocuklar bırakmak… Zor olan tehdit altında da olsa istikametten ayrılmamak… Zor olan merminin soğukluğunu alnının çatısında, şakağında, göğüs kemiğinde hissetmek… Kırbaçın ya da copun darbesini ete buta yemek… Seyyid Kutup gibi demir parmaklıklar arkasından hür tembellere bakmak… Ali Şeriati gibi tam ailesine kavuşacakken münafık Müslümanlar tarafından İngiliz gâvuruna ispiyonlanarak İngiltere’de bir otel odasında şehid edilmek… Zor olan şerefsiz (Kur’an’sız) bir toplumun içinde namusu, şerefi, haysiyeti ve takvayı korumak… Tembellik, zaman kaybetmek, yan gelip yatmak çok kolay… Lafa gelince mangalda kül bırakmamak çok kolay…

Çok sevdiğim Dr. Ali Şeraiti’nin “Biz ve İkbal” isimli kitabının girişinde tek sayfadaki tek cümlesi onun örnek ve mümtaz dinamizmini çok güzel özetler: “Sizi rahatsız etmeye geldim.”(*)

Dipnot: * Fecr Yayınları, 1. baskı, Ankara 2007, “Ma ve İkbal”

                                                                                                                 27.07.2010 / YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020