ÜMMETİN İTTİFAKI RAHMETTİR

Ayet, "Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin" (Hucurat 10) dese bile ihtilafın rahmet olduğu söylenir. Derken peşine “çilik” gelen gruplarla ihtilaf yapar. Mezhepler İslam’ın yerini, tarikatlar ve her cemaat fırka-i naciye’nin yerini tutar. Bu hiziplerin kanaat önderleri bayramlarda bile birbirlerini ziyaret edemeyecek kadar ego’larına yenildiler. Mezhebin dinin yerini tuttu. Çünkü mezhebi olmayan yahut dört mezhebin dışında olan sapık ilan edildi. Gerçi Osmanlı barıştırana kadar bu dört mezhep de Haşeviye mevzuları yaşanırken birbirlerini küfürle ve zındık olmakla itham ediyorlardı ya neyse…

"Toptan Allah'ın ipine (Kuran’a) sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın; düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar" (Ali İmran 103). Bu hizipleri bu ayette nereye oturtabilirsiniz?

"Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve rüzgârınız (gücünüz) devletiniz elden gider. Sabırlı olun (Allah’ın size öğrettiği değerlere sarılmaya devam edin) Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir" (Enfal 46).

Dünya Müslümanları arasında Ehl-i sünnet ve Şii kavgalarını nasıl yüzyılımıza kadar daim ettiler? Maide süresinin 2. ayetinin sonu şöyledir: “...İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.”

Suriye’de Şiilerle Sünniler birbirlerini ele geçirdiklerinde “Hıristiyanım” diyen kurtuluyor. Sünni mezhepteki Müslüman ile Şii mezhepteki Müslüman birbirlerinin camisine gitmiyorlar. Fıkıh kilisede bile olsa namazı kılabileceğine cevaz verirken diğerinin camisine veremiyor.

Kuran’ın yaklaşık 2000 ayeti kıssalardan ibarettir. Yüce Allah bu kıssalarda nebilerin adlarını verir. Sahabeden sadece Zeyd’in adı geçer. Neden? Kişiye değil işe bakar da ondan. Kişiye bakarsanız gruplaşırsınız…

"Ümmetimin ihtilafı rahmettir" diyen Elbani, her ne kadar bu rivayete, “sahih değil” dese de böyle bir rivayet vardır ve din görevlileri arasında meşhurdur. Kuran’da gördüğümüz bazı kelimelerde çok anlamlılık vardır. Kelime ve kavramlar kullanıldıkları yere göre anlam kazanırlar. Buna “vücuh” (çok anlamlı) diyoruz. Bu önemlidir.

"O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin ihtilaflı (değişik) olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır" (Rum 22). Bu ayette ihtilaf kelimesi olumsuz olarak kullanılmıyor.

Fatır süresinde “ihtilaf” kelimesi “muhtelif” olarak başka kalıpta geçiyor. "Görmüyor musun ki, Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü (muhtelif) ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı (birbirinden farklı) çeşitli renklerde yollar (katmanlar) var, simsiyah taşlar da var" (Fatır 27).

Eğer “ihtilaf” tan maksat ümmetin değişik renklerde olması olduğunda Hücürat 13’ de geçer: "Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden (hücre)yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır" (Hücürat 13).

Hadis hiçbir yerde bu manada kullanılmadığından 30 civarındaki ayetle çelişmektedir. İslam sadece itikadda tevhid dini değildir. Mesela güzel ahlakta da tevhid dinidir. İhtilaftan kastedileni amel-i mezhepler olarak görenler ameli mezheblerde karşı tarafın yanlış olduğunu pek dillendirmezler ve itikadi mezhebler de kendilerini doğru kabul ederler. Pek çok mealde bu “küfür” ya da “kâfir” sözcüğüne “inkâr” manası verilse bile aslında bu “örtmek” anlamına gelir.

"De ki: «sizler mi daha iyi bileceksiniz, yoksa Allah mı? Allah'ın şahitlik ettiği bir gerçeği bilerek gizleyenlerden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir" (Bakara 140).

Müslümanlar hizipleştikçe algılamalar daha çok farklılaşacaktır. “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” rivayetini hadis-i şerif olarak karşımıza çıkaranlar bunu mezheplere ve müçtehitlere atfederek derler ki, “mücdehid, içtihadında hata ederse 1, isabet ederse 10 sevab alır.”

"Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir" (Rum 32).

Her grup Müşrikler kendisinin doğru olduğuna inandığından dolayı halinden memnundur. İleride öyle bir hal alır ki beddua hatta mülaane bile cevaz bulur.

Beddua sözcüğü Farsça "kötü" anlamına gelen “bed” ile, Arapça "dileme" anlamına gelen “dua” sözcüklerinin birleşimidir. Bedduayı reddeden hadislere üç örnek verelim:

Hz. Cabir (ra) anlatıyor: İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki:

"Mümin ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayâsızdır" (Tirmizî).

Semüre İbnu Cündüb (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki:

"Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın" (Ebu Davud, Tirmizî).

Ebu'd-Derda (ra) anlatıyor: "Resulullah (as) buyurdular ki: "Laneti çok yapanlar kıyamet günü şehit de olamazlar" (Müslim, Ebu Davud).

Lanetçi müminin şehit olamaması Nevevî tarafından üç ayrı manada izah edilmiştir (Kütüb-i Sitte).

Lanet, "beid" anlamında olup Allah’ın merhametinden uzak olma, kovma, reddetme, berbat manalarına gelen Arapça isimdir. "Gerçek şu ki, Allah hakikati inkar edenler lanet etmiş ( rahmetinden kovmuş) ve onlar için yakıcı bir ateş hazırlamıştır" (Ahzab 64).

Beddua değil, “mülaane” ettiğini söyleyenler bilmeliler ki mülaane, bedduadan da beterdir. Mülaane, karşılıklı lanetleşmeye verilen addır ki Kuran da hanımının zina ettiğini iddia eden kişi ile bunu kabul etmeyen hanımı arasında hâkim huzurunda ağır bir yemin karşılığı lanetleşmeleri olarak geçer (Nur 4-7. ayetlerde). Kur'an'daki lanetler kötü vasıflara sahip kimselere yönelik olup, Kur'an şahıslardan ziyade vasıfları muhatap alır.

Yüce Yaratıcı peygamberin sadık dostlarını Kuranda şöyle medh ederken, "Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler" (Fetih 29) Müslümanlar kendi aralarında hangi hakla nankörlere karşı yumuşak ama müminlere karşı sert ve haşindirler? Medineli ensar Mekkeli muhacirle hizipleşti mi? Hayır.

Allah bizden beddua değil dua yapmamızı öğretiyor ve şöyle diyor: "Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla" (İbrahim 41) derken “inananlar” birbirlerine beddua edemezler. Beddua ayrılık ve hizipleşme doğurur. Siz Kuran’ın ne dediğine bakın. Kuran bir zan ya da rivayet değildir; Kuran muhaddislerin rivayeti gibi ya da müçtehidlerin içtihadı gibi değildir. Kuran Peygamberimize vahyolunan ve muhafaza edilmiş ilahi bir rehber olarak bize gelendir.

2015/YÜKSEL YILMAZ

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019