İNANCA DÖNÜŞEN HIRİSTİYAN MASALI

Sadettin Teksoy reyting için Sırların Efendisi programında, Hz. İsa'nın kanının döküldüğü kutsal kâsenin Ayasofya'da sekizinci taşın altında olduğunu söylediğinde Aytunç Altındal “Kâse diye bir şey var mı ki Ayasofya'da olsun” demişti. İnanmaya hazır insanların duygularıyla oynamak bu kadar kolay mıydı? Oysaki ona göre Hıristiyanlık tarihini sarsacak bir iddia ile ortaya çıkıyordu. Bu durumda Hıristiyan dünyası için bile gülünç duruma düşen Müslüman bir araştırmacı ile karşı karşıyayız.

Dab Brown'ın “Da Vinci'nin Şifresi” kitabı tamamen uydurma olduğunu, aslında Da Vinci'nin Şifresi İstanbul'da Ayasofya'da ve sekizinci taşın altında olduğunu, Hz. İsa'nın gerildiği çarmığın bir parçası olduğunu, Hz. Musa'nın asasının da Ayasofya'daki sekizinci taşın altında olduğunu, hatta hızını alamayıp Hz. İsa'nın kanının döküldüğü kutsal kâsenin de aynı taşın altında olduğunu iddia ediyordu. Bundan başka Musa'nın asasının Topkapı Sarayı'nda sergilendiğini, İsrail'de Musa'nın yedi farklı asasının daha olduğunu, ama denizleri yaran gerçek asanın sekizinci taşın altında olduğunu söylüyor ve kanıtlı olduğunu bile iddia ediyordu. Fakat “kaldıralım şu taşın altına bir bakalım kanıta” deyince, her nedense taşın kaldırılamayacağını ve kanıtların bilimsel verildiğini söylüyordu. Yani göremiyorsunuz ve televizyonun karşısında asabınız bozuluyor. Neye göre tarihin bir bölümünün sırlarla dolu olduğunu hiç sormayın. Beraberindeki tarihçileri de sakın sormayın. Hem kaldırıp göremeyeceksiniz hem de bilimsel olacak… Hak ile Batıl iki denizdir ve Musa denizi yararak bunu ayırmış (furkan), ama onunla mücadele edenler bu ayrımı yapamayarak kaotik dünyalarında boğulup gitmişlerdir. Furkan, her nebinin ve her ilahi kitabın ortak özelliğidir.

Şu halde Musa'nın asasıyla denizleri falan yarması tamamen efsanedir. Tarihsel olarak verilen ama olup olmadığı belli olmayan bir tek olay İmparator Constantin’in, 325 yılında 1.Ekümeni konsülünü toplaması ve Hıristiyanlığın diğer dinlerin arasında bir din olarak kabul edilmesidir. O sıralar Constantin henüz Hıristiyan bile değildi. Bu arada Constantin'in annesi Alleyna, Kudus'e giderek Afrodit mabedinde ne hikmetse yaklaşık İsa'nın ölümünden 323 yıl sonra birdenbire çarmığa gerildiği haçın bir parçasını buluyor. Bunun bir kısmını İstanbul'a getiriyor ve bir kısmını da Kudüs Kilisesi'ne bırakıyor… Tabi amaç Hıristiyanlığı güçlendirmek.

Ayasofya 362 yılında İmparator Constantin'ın oğlu Contantinus döneminde yapılmış olup o zamanki adı “Büyük Kilise”dir. Düz ağaçtan bir kilise olup sonra yanmıştır. İlk yapılışından 90 sene sonra Deodius döneminde yeniden yapılarak Ayasofya adını almıştır. 532 senesinde İstanbul'da Nika isyanı çıkınca Ayasofya tamamen yakılmış ve yıkılmıştır. Jüstinyen yeniden yaptırmış ve 562 yılında inşaat bittiğinde Ayasofya'nın şu anda gördüğümüz hali ortaya çıkmıştır.

Kutsal kâse masalının iki ayrı hikâyesi vardır. İkisi de uyduruk olduğu için onlara hiç girmeyeyim. Araştırmalara göre 12. yüzyılda Guyot (Kyot) diye bir şair İspanya Toledo'da Farsça eski bir kitap buluyor. Latince “Flegitanis” (Farsçası Felekdane) adını verdiği bu kitap astroloji ve büyüyle ilgilidir. Kitabın Gnostik Hıristiyanlar olan Sabiilerden (Urfa Harran) geldiği ortaya çıkıyor. İsa'yı tanımıyorlar ve onlar için bir önemi de yok. Bu kitapta ilk defa kutsal kâse hikâyesi anlatılıyor. 931 yılında ölen Müslüman gizli ilimci İbn-ul Massarra tarafından İspanya'ya getirildiği ortaya çıkıyor. Kitapta kutsal kâse diye bir prensibin varlığından bahsediliyor. Yani ilk kilise kadın cinsel organına göre yapılmış. Bir kapı vardır, dar (döl yatağı) ve uzun bir koridor vardır; sonra açılır (yumurtalıklar) ve nihayet bitiş noktasında da bebek İsa vardır (rahim). O yüzden kiliseye girildiğinde tekrardan ana rahmine dönülmüş olur. Kutsal kâse de tamamen dişil prensibin kâinatta oynadığı rolün dikkate alınması gerektiği mesajıdır. Yani kutsal kâse diye gözle görülen elle tutulan bir şey yoktur ve sadece bir prensibin anlatım şeklidir.

İspanya'da Kutsak Kâse Manastırı vardır. 11, 12 ve 13'üncü yüzyıllarda kutsal kâseye inananlar önce Fransa'da, sonra İspanya ve İtalya'da; Albigen, Cathare ve Beguin diye bilinen Hıristiyanlar vardı. Katolik kilisesi 2.5 milyon üyesi olan bu insanlara karşı Haçlı Seferi düzenleyerek tamamını yakmış ve katletmişti (13.yüzyıl). Kaçarak kurtulanlar İspanya'ya sığınarak Kutsal Kâse Manastırı’nı kurdular (17'inci yüzyıl). Tüm bunlar tarihçilerin inceleme sonuçlarıdır.

Kutsal kâse Hermetik ilimlerin dişil prensibi göstren bir sembolüdür. Dişil prensip Sofia'dır. O yüzden “dişil” prensip Aya Sofia'da” deniliyor. Aya “Azize” demektir. İsa'dan sonra 325 yılında İmparator Constantin tarafından toplanan 1.Ekümeni konsülünde Sofia Logos “eril” prensip olarak tercüme edilmiş ve kilisenin sadece erkeklerden kurulu olmasıyla beraber “dişil” prensip gözden kaybedilmiştir. Bu Logos da İsa Mesih olarak ilan edilmiştir. İsa'nın kendisine ait bir sözü yoktur. Dördüncü İncil'de (Yohanna İncili), Aya Sophia'nın adı “Sofia Logos” yapılıyor. Bunlar işin tarihi kanıt bölümü olup neticede Ayasofya'da kâse falan yoktur. Ayasofya'da sekizinci taşın altında kâse olsaydı zaten Bizanslılar onu çıkarırlardı. Bu sonuçları bir kenara atarak sırf Sadettin Teksoy “kutsal kâse şu taşın altındadır” dedi diye inanmak tarih bilimine aykırıdır.

İnanca göre çarmıha gerilip ölen kişi İsa olmadığına göre onun kanı nasıl alınabilir? Her dinin içine masallar sokulmaya çalışılmıştır. Mesela Buda'nın annesi prensestir; bir incir ağacının altında uyurken bembeyaz dev gibi bir fil geliyor ve uyuduğu sırda onu döllüyor. Buda beyaz filin annesini döllemesi sonucu dünyaya geliyor. Bu döllemede kadın ölmüyor bile. İnsanlar iyi eğitilseler irrasyonel olanı bu kadar merak edip inanmazlar.

Geçmişte hak olan dinleri bozanlar da işte bu şekilde ilginçlik taslayarak zan katanlar ve dikkatsiz toplumun bunlara körü körüne inanmalarıdır. Bağnazlar yobazları koyun sürüsü gibi kullandıkça aklını kullananlar daha çalışkan ve cesur olmalıdırlar.

                                                         YÜKSEL YILMAZ    

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019