ALİM ALLAH’TIR

Gerçeğin buharlaştığı, hakka batılın karıştığı, doğrunun eğrildiği; rotasız, pusulasız, haritasız, rehbersiz, reçetesiz, istikametsiz, amaçsız, hedefsiz, ölçüsüz, delilsiz, hikmetsiz bir zaman ve mekânda biri haykırarak diyor ki: “Ben bir haberciyim, haberiniz olsun Allah vardır ve birdir. Ondan başkasına kulluk etmeyiniz. O benzersizdir. O evvelsiz ve sonrasızdır. Doğurmamış ve doğurulmamıştır…” Böylece bütün bunları öğretmiyor, bunlardan haberdar ediyor. İlim Allah’tan gelirken Allah alim olmuş oluyor ve nakilci ise sadece haberdar ettiğinden dolayı resul olmuş oluyor…

            Hal böyle olduğu halde Yahudilik ve Hıristiyanlık birer müessese haline geldiklerinden dolayı ‘din adamı’ndan söz eder. ‘Adamın dini’ var iken ve din aslında ‘adam dini’ iken, ‘dinin adamı’ türeterek ‘din adamı’ der… Tamamı haber olan bir dine kanaat, zan, fikir, zikir ne bulursa katarak ilmileştirir ve zamanla ilim adamları türer; Allah’tan başka alimler… Kur’an’daki alim Kur’ani gerçeği ‘bilen’dir. Resul de bilendir. Hakikati bilen herkesin adı alimdir ve bilmenin kaynağı Allah’tır.

            Bazıları bizim bu ifadelerimize karşı, “Böyle demekle Peygamberi bir postacı yapmış olmuyor musunuz?” diye sorduklarında anlayamadıklarını nasıl da ele veriyorlar. Yahu postacı mektupta olanın ne yazdığını bilmez, fakat biz Resulullah’ın yazılandan haberdar olduğunu ve haberdar ettiğini söylüyoruz… Ne alaka?..

            ‘Haber’ ile ‘ilim’ ve ‘bu zamandaki âlim’ ile ‘Kur’an’daki alim’ karıştırılmasın diye daha da basite indirgeyerek örnekler veriyoruz bu defa: Mesela diyoruz ki, siz bir okula öğretmen olarak tayin olsanız… Deseler ki, “Şu kişi okul müdürüdür, adı Ahmet. Şu kişiler yardımcılarıdır, isimleri Mehmet, Hasan Hüseyin ve başka da yoktur. Şu kişi hademe Niyazi, bu kişi Memur Murat... Şurası öğretmenler odası, burası müdürün, orası kütüphane vs.” Kimin kim ve ne olduğu konusundaki bu bilgilendirme ilmi değildir; sadece haberdar etmedir ve ilmi olan dershanede okutulan diksiminanttır, trigonometridir, hesaplardır… İlim teorilerin ve tartışmaların olduğu yerde vardır ve ispatlanabilir bir karaktere sahiptir. Ayrıca ilim branşlaşır ve herkesin harcı değildir. Sadece mensubunu sorumlu kılar. Haber ise basittir ve herkesin anlayabileceği açıklıktadır. Böylece her akıl sahibini mes’ul tutar. Zaten Kur’an, açıklansın diye değil, bir açıklama olarak “apaçık indirilmiştir”. Sonra da apaçık olana maalesef ‘sır’ eklerler. Sırlar eklendikçe mistikleştirmenin oranı da artar. Hatasız evliyalar tahayyüllerden tahakkuklara erişir. Tasavvuf da bir ilim adını alır ki aslında bir haberdir ve hem de Hindistan’dan taşınan yalan haberdir. Sırlı ilim quantum’dur, asal sayıların denklemidir, H2O’da yanan ve yakanın bir araya gelmesidir. Nitekim ilimdeki sır önce teorilerle kucaklanır sonra da ispatla ve derken sır olmaktan çıkarak herkesin olur.

            Durum böyle olunca ‘İslam âlimi’ ifadesinin bir kez daha gözden geçirilmesi gerekir. Elbette ki buna öncelikle âlim müsveddeleri itiraz edecektir. Ellerinden kariyerlerini almak nefislerine zor gelecektir. Din profesörü, din doçenti, din doktoru, şeyhu’l İslam, müctehid, fakih, molla, şeyh denilen bu adamlar Resulullah ile karşılaşsalar Allah’ın habercisi (a.s), onlara biçilen bu payeyi verir miydi dersiniz?.. Hele bir de ücretsiz verilmesi gereken bu haberlerden, hele bu hayat pahalılığında astronomik ücretler kazanılıyorsa neden sana hak versin?.. Böyle biri gerçekle yüzleşmek ister mi?..

            Kesinlikle Kur’an’daki âlim tanımı ile günümüzdeki âlim tanımı aynı değildir. Şu kerim ayeti, “İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez” şeklinde çevirenler günümüz âlimlerini göz önüne getirerek böyle çeviriyorlar. Oysaki o dönemi göz önüne getiren şöyle diyecektir. “Bu örnekleri halk için veririz ve onları bilen kimselerden başkası düşünüp anlamaz” (29/43). Zaten devamındaki ayetten bilenlerin inananlar olduğunu anlıyoruz: “Allah gökleri ve yeri belli bir amaç için yarattı. Bunda inananlar için bir kanıt vardır.” (29/44). “İnananlar” deniliyor…

            Böylece anlaşılır ki, bilen iman edendir. Âlim iman edenin adıdır. Ama günümüzde ateist birine de âlim ya da ilim ehli denebiliyor. Günümüzde bir diyanetçi ateist de olsa prof ise âlim sayılıyor. Ateist bir ilahiyatçı olan Turan Dursun bize göre ‘bilen’ ya da ‘âlim’ değildir; “ama o dönemi dikkate alırsanız” ne bilendir, ne de âlimdir… Fakat ölçüyü Kur’an’dan değil de içinde bulunduğumuz şu karmaşadan alırsak reformist gelenekçilere göre akademisyen herkes gibi o da âlimdir. Demek ki günümüzdeki tanımlama Diyanet sahasında bile Kur’ani değildir.

            “…Kulları içinde ise Allah'tan ancak âlim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'…” (35/28) şeklinde meal edilen ayet, işi Allah’a vardırarak ‘bilen’ der. Aman Allah’ım, bizim tam tersimize Edip Yüksel sahabeyi ilahiyat fakültelerinde nereye oturturdu bilemiyorum ama bu ayeti şöyle çevirmiştir: “…Bundan dolayıdır ki kulları arasında Allah'ı gereği gibi sayanlar bilim adamlarıdır...” Yahu ne alaka? Kur’an akademisyenlerin yol göstericisi, din akademisyenlerin yolu değildir ki. Kur’an akıl sahiplerine hitap eder, sadece akademisyenlere değil… Dünyanın en önde gelen bilimcilerinden ateist Steven Hawking’e bilim adamı diyemeyecek miyiz yani? Ama Kur’an’daki âlim tanımıyla değerlendirecek olursak buna rağmen cahildir; çünkü Allah’ın açıkça anlattıklarını ‘bilen’ değildir. Ayrıca zikredilen ayette, mealen ‘korku’ geçtiği için belirtelim: Allah korkulacak bir mercii değil, sığınılacak bir mercidir. Allah zalimleri azapla korkutur ve korkunç olan cehennemdir; Allah’ın zatı yani kendisi değil. ‘Yahşa’ sözcüğü Allah’la ilişkilendirildiğinde böyle anlamak gerekir. Gelenekçilerin ‘havf’ anlayışı gibi değil…

            Bu yazıyı okuyan riyakâr bir ilahiyatçının kendini iyi hissetmeyeceğini biliyorum. Kendisi bir bilim adamı olabilir; fıkıh, tefsir, hadis, kelam tipik birer bilim kabul edilebilirler. Bu da ehlini bilim adamı yapabilir. Fakat ilim Kur’an’da olandır ve âlim ondaki mesajlardan haberdar olandır… Bu durumda resuller beşeriyet içindeki en büyük âlimlerdir. Allah ise tüm ilimlerin yaratıcısı olduğundan Âlim olarak da benzersizdir; subhandır…

                                                                             07 Eylül 2009/YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019