EL-VEDA HUTBESİNİN HAKİKATİ

“Ey İnsanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, bu seneden sonra sizinle burada belki de bir daha hiç buluşamayacağım.”
(Burada geçen belki de sözünden bellidir ki Peygamber vaktinin dolduğunu hissedebilir ama gelecekle alakalı olan bu gaybtan emin değildir).

“İnsanlar!
Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.”
(Dikkat derseniz güvenlik sadece müminler için söz konusu değildir).

“Ashabım!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayasınız.”
(Ashabın cennetle müjdelendiğini söyleyenler bu uyarıyı dikkate almalıdırlar, hitab ashabadır).

“Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup doğrudan işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.” (Burada bulunmayanlar denilerek daha iyi anlayacak ve muhafaza edecek olanlar ashab olmayabilirler. Demek ki o zamanda orada olanlar imtiyazlı değiller.)

“Ashabım!
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyeden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmüttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.”
(Cahiliyyeden kalma denilen faizin bugünkü temsilcileri o halde niçin aydın geçinmektedirler?)

“Ashabım!
Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmüttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.”
(Kan davaları bizzat Allah Resulü tarafından bin küsur yıl önce kaldırıldığı halde dindar geçinen Anadolulular neden bunu muhafaza etmektedirler?)

“İnsanlar!
Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hâkimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz, bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.”
(Şu diye işaret edilmesinden belli ki bu topraklar Medine’dir ve hakikaten oradaki yaşantı dünyanın her yerinden daha farklı ve daha feyizlidir.)

“İnsanlar!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te'dib edebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.”
(Alın size kadın hakları… Fakat aydın geçinen bağnazlar onları bir obje olarak kullanabilmekte ve namuslarından edinilen vergilendirilmiş kazancı kutsal sayabilmektedirler.)

“Mü'minler!
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kur'an'dır.”
(Bu yeterli görülmeyip başka birkaç varyasyonunda Kur’an’dan başka şeyler de ilave edilmiştir. Mesela başka bir çeşidi iki emanet bırakmak şeklindedir. Daha başkaları da var.)

“Mü'minler!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz helal değildir. Meğerki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.”
(Şahidiz ki burada geçen ‘iyi belleyiniz’ sözüne hakikaten de çok ihtiyacımız varmış…)

“Ashabım!
Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.”
(Şu ölçünün müthişliğine bakınız.)

“İnsanlar!
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.”
(Bu hutbede beni tek düşündüren yer burasıdır. Çünkü Peygamber beddua etmez, kâfirlere karşı bile şefkatlidir ve müşrik olarak ölmedikçe tövbe kapısı kapanmaz.)

“İnsanlar!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şehadet ederiz" cevabını verdiler.”
(Yorum yok…)

“Bunun üzerine Hz.Muhammed (sav):
Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! dedi.”
(Yorum yok…)

Veda hutbesinin çok çeşitli versiyonları mevcuttur. Hatta buradaki her paragraf, hatta ve hatta her satır farklı bir kaynağa ait olarak birleştirilip bu kompozisyon oluşturulmuştur. Fakat yine de bazı dersler alınabilir. Mesela tüm insanlığa ayrı, Müslümanlara genel olarak ayrı ve ashabına özel olarak ayrı hitap etmesinden bellidir ki, ashabının konumu farklıdır. “Mü’minler!” derken ashabı içindedir ama “Ashabım!” derken her mü’min içinde değildir. Ashab en yakın arkadaşlarıdır. Demek ki onu her gören mü’min ashabı değildir. Ashabı olmak onunla herkesten çok samimi arkadaşlık kurmaya bağlıdır. Ashab onun sırdaşıdır. Peygamber ashabına açacağı her konuyu onu her gören müslümana açardı mı sanıyorsunuz? Onu her gören Müslümanı sahabe kabul eden görüş delilsizdir.

Bugün sen o dönemdekilerin bir kısmından daha dikkatli ve samimi olabilir orada bulunmadığı halde doğrudan işitenden daha iyi anlayıp tatbik edebilirsin. Bir hadis “ümmetimin başı mı daha hayırlı sonu mu bilinmez” derken, başka bir hadiste o dönem Müslümanlarına “ashabımla didişmeyin” denilirken, bir başkası zina etmek için Peygamberden müsaade istemeye üç defa ardı ardına gelirken-ki sen bile böyle bir şeyi Peygambere rica etmeye hayâ edersin- nasıl olur da onu her gören müslümana ashab dersin?

Onu kırk yılın başında bir gören bir Müslüman onu arayıp sormaya gelince Peygamberin en yakın arkadaşlarına (ashaba) rastlarsa sorar, “Resulullah’ı ziyarete geldim, kendisini gördün mü nerede?” diye. O ashabtır çünkü, o bilir. O az önce onunladır belki… Dün onunlaydı… En geç önceki gün onu görmüştür…      

Bu hutbeli hadis çok çeşitli olup kiminde bırakılan emanet ikidir (Kur’an ve Sünnet), kiminde tektir (Kur’an-ı Kerim). Hatta üçe çıkaranlar bile vardır: Kur’an, Sünnet dedikten sonra Fırka-i Naciye diye Sünniler ya da Ehl-i Beyt’le sonlandıran Aleviler. Bir yayınevi tefsir kitapları satacaksa reklâmında bu hadisi tek emanet olarak ‘sadece Kur’an’ diyerek kayda alıyor; şayet hadis külliyatı satacaksa yanına bir de ‘sünnet’i iliştiriyor. Maddi çıkara göre de bu değişebiliyor. Veda hutbesi hadisleri, farklı kaynaklardan bir araya getirilerek yani montajlanmış paragraflardan oluşmakta olup bu popüler şekliyle herhangi bir kaynakta yer almaz.                               

Not: İtalikler yorumdur.                                                                                                         

                                                  2008/YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020