İRADENİN KİMYASI

Hayatı‎n avuçları‎ içerisinde olan bizlere üfleyen bir iradeye direnişimiz müşkülümüz olmuş‏… Bu sonsuz iradenin geleceği yazması yok, bilmesi var. Böylece sen ey beş‏eri irade, kadere mahpussun… Fakat öyle bir mahpus ki, hücrende dilediğin gibi oturur, yatar ve yürürsün… İster asi olursun, ister tabi, hatta mahcup... Ancak ister ilahi ister sonsuz olarak tanımlayabileceğin bu külli iradenin bir cüzü değil seninki… Sonsuzun cüzü olmaz. Böylece irade külli ve cüz’i diye ikiye ayrılamaz.    Lakin ilahi ve beşeri diye kategorize edilebilirler.

Yağmura maruz kalanın ıslanması kaderidir. Sığınabilirsen bir yere ne ala… Lakin bir de o yağmuru yağdıran bir irade vardır ki o cüz’ün takdiri (kaderi) değil…

Tövbem irademle, günahım da öyle… Ve ihmalim… İrademle cennete ya da cehenneme atılan adımlarım… Nasıl ki yemeyi ve içmeyi iradem nedeniyle ihmal etmezken, ihmale uğrayan ibadetim de irademle… Vay bana…

İradenin katılmadığı günah yok… Katil bile olsa adam bilmeyerek, vicdan azabı onu paklar. Kastetmektir irade yahut affetmektir yahut da havale etmek ahirete… Böylece sevabın da günahın da ön şartıdır bilinç… Demek ki kimse bilmeyerek cennete ya da cehenneme gitmez. Yine demek oluyor ki cennet de cehennem de hep hak edenindir. Mazeret gerçek olunca merhamete uğrar. Merhamet onu tutup kucaklar. Kucaklayıcı bir iradeyi dışlayıcılık ne amansız bir zulümdür. Sonsuzu dışlayan hiçlik bir sivilce gibi pisliğini toplar. Fakat onun adı hiçlik de olsa o vardır. Hiçlik olarak vardır, mutasavvıf onu adından dolayı ve gölgesiz olduğu için yok sanır. Mademki bir halk edici vardır, halk edilen ne kadar aciz, ne kadar kudretsiz, ne kadar muhtaç olsa da bu haliyle yani bir hiç olarak vardır. Halk edilenin reddi halk edenin de reddidir. O halde hiçlik vardır ve onun adı “hiçlik” konulmuştur. Mesela bizim kudretimiz bir hiçlik değildir de nedir?.. Hiçliğimize “kudretimiz” de deriz biz…

Bizler Yaratıcıyla mukayese edilemeyecek halde hiçliğiz. Ama yok değiliz, hiç olarak varız. Çünkü var edici bizi var ettiğini bildirmiştir. O yalan söylemez.           

O halde kuşatılmış acizler olan bizler takdirin kölesiyiz. Takdir beslenmeyi, uyumayı, solumayı, ölmeyi emreder ve biz bu emre ister istemez uyarız. Yemek de ölmek de takdirimiz olunca birinden kaçsak diğerine yakalanırız. Böylece kader bizi kapsamıştır. Asıl olan takdirinin kölesi olduğumuz gibi takdir edenin kulu da olabilmektir. Böylesine sonsuz bir kudrete bilinçle kul olabilmek en büyük şereftir. Her şeyimizi borçlu olduğumuz sonsuz kudret sahibine asi olmak ve bu acziyetimize rağmen yeryüzünde böbürlenerek gezmek ise en büyük şerefsizliktir. Diğer şerefsizlikler de bu asilikten doğarlar.

Hiçlerin kurdukları ya da yönettikleri makam ve mevkiler de oyun ve oyalamacadan ibaret olan dünyanın oyuncaklarıdırlar. Erdeme ulaşamayan başarısız ve yaşlı çoluk çocuklar varsınlar bunlarla oyalansınlar. Emir olup demiri de kesseler hakikat bu dünyanın ve dünyadakilerin hiçliği ve geçiciliğidir. Avam ya da havas olsun akıllı adam hiçe ve geçiciye yatırım yapmaz…

                               2006 / YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019