ALLAH’A ORTAK ARAYIŞLARI

Kuran sayfalarının dışında kendisinden söz edilen İsa Mesih diye birisi hiçbir zaman var olmamıştır. Hıristiyanlığın gerçek kurucusu Yahudi asıllı İsa değil, Anadolulu pagan Tyanalı Apollonius'tur. Bu iddia ilk kez İS 217-220 yılları arasında Doğu Roma İmparatoru Domitian'ın bilge eşi İmparatoriçe Julia Domna'nın imparatorluk arşivindeki belgeleri vererek Flavius Philostratus adlı ünlü bir yazara hazırlattığı kitapta ortaya atılmıştı. Kitapta, Tyanalı Apollonius'un yardımcısı Ninovalı Damis'e emanet ettiği yazılarıyla, gezi notlarıyla, mektupları ve belgeleriyle açıklanmıştı. Anlaşıldı ki İsa ile aynı tarihte doğmuş olan bu kişi çeşitli mucizelerinden söz edilen bir şifacı ve büyü üstadı idi. Kitapta, Apollonius'un yaşadığı dönemde ve Flavius'un günlerinde 'insan suretindeki tanrı' adıyla tanındığı dahi vurgulanmıştı.

Apollonius'un yaşamı ve eserleri M.S. 325 yılında İmparator Konstantin tarafından toplanan 1. Ekümenik Konsil'de alınan gizli bir kararla intihal (plagiarisma) yoluyla İsa Mesih'e atfedilmiş ve Anadolu Ermiş Kilise tarafından adı ve eserleri ortadan kaldırılarak tarihten silinmişti.16. yüzyılda başlayan Reform Hareketi sırasında Apollonius'un yaşamı ve eserleri özelikle Arap bilim adamları tarafından yeniden Batı dünyasına tanıtılınca adı tekrar gündeme gelmişti. Apollonius'un Arapların arasında yaşadığı ve burada Balinius adıyla tanındığı özelikle ünlü matematikçi Razi ve kimyanın kurucusu kabul edilen İbn-i Hayyan tarafından yazılmıştı. Kilise bütün bu yayınlara karşı Apollonius'un çok tehlikeli bir gizli ilimler üstadı olduğunu ve İsa'dan üstün olmadığını söylemekle yetinmişti. 20. yüzyıla gelindiğinde yaklaşık 300 kadar kitap yayınlamış ve bunlarda da Apollonius'un Hıristiyanlığın gerçek kurucusu olduğu belirtilmişti. 1954'te ABD'de Alice Weston imzalı kitap bu tartışmayı daha da alevlendirmiş ve İncil araştırmalarında tartışılmaz gerçeklik olarak kabul edilen İncil metinlerinin aslında tamamen ilk dönem kilise babaları tarafından uydurulduğu ve İsa'nın 'sanal' bir roman kahramanından daha fazla bir anlam ve öneminin olamayacağı bilimsel ve arkeolojik bulgularla önce akademik çevrelerde daha sonra da basında tartışılmaya başlanmıştı. Tamam, İsa vardı ama Peygamber olarak vardı ve o salih bir mümin idi.

Tarihte çok az kitap yüzyıllarca sürecek tartışmaların kaynağı oldu. Flavius Philostratus'un yazdığı ya da Damis'in tuttuğu notlardan ve İmparatoriçe Julia Domna'ya iletilen belgelerden derlediği 'Tyanalı Apollonius'un Yaşamı' işte böyle bir tartışmanın odağı idi. Tyanalı pagan Apollonius'un yaşamı ile Yahudi asıllı İsa Mesih'in yaşamı neredeyse birebir çakışmaktadır. Flavius'un yazdığına göre, Apollonius günümüzün takvimiyle hesaplanınca, M.Ö.4. yılda Tyana kentinde doğmuştu. Tyana, 1. yüzyılda Kapadokya'daki en ünlü ve gelişmiş pagan yerleşim alanlarından belki de birincisiydi. Batısında Galatia (Konya ve çevresi), doğusunda Armenia, güneyde Kilikya, kuzeyde Pontus ile komşuydu. Günümüzde Niğde'nin Kemerhisar ilçesi olan Tyana, Kilikya Boğazı denilen bir geçitte Pozantı'ya (Podandus) ve oradan da Tarsus ve Adana'ya bağlıydı. Bu iki kentte o dönemde en az Edessa (Urfa) ve Carrhae (Harran) kadar gelişmiş ve uygarlaşmış kentlerdi. Carrhae, Harran'ın 1. yüzyıldaki adı idi. Kapadokyalılar o yıllarda olduğu gibi 10.  yüzyılda da gözü kara, kaba, dik kafalı ama cesur olarak anılıyorlardı. Hatta 10. yüzyılda saray geleneğinde Kapadokyalı demek kabadayı demek anlamına geliyordu. Apollonius'un doğum tarihi ile İsa'nın doğum tarihi belki de aynıdır. Katolik Kilisesi ile diğer kiliseler arasında bu konuda da sorun yaşanmaktadır.

Flavius'un kitabına göre Ataları Tyana'nın kurucularından olan Apollonius çok varlıklı ve kültürlü bir ailenin çocuğu imiş. İyi bir eğitim ve öğrenim görmüştü. 16 yaşında ailesinin isteği üzerine o dönemde eğitim merkezi sayılan Tarsus'a gitmiş ve buradaki Pisagorcu/Apollo'ya bağlı kişilerle tanışmış ve onların öğrencisi olmuş. Aynı yıllarda daha genç olan Aziz Paul da Tarsus'ta eğitim ve öğrenim görüyormuş. Biri Yahudi Farisi mezhebinin öğretilerine göre, diğeri de Roma İmparatorluğu'nun asli dinsel sistematiği olan Paganizm'e göre eğitilmişler. Aziz Paul da Tarsus'un yerlisi zengin bir ailenin iyi eğitim görmüş bir çocuğu idi. İkisi de tüm yaşamları boyunca İsa'yı hiç görmemiş ve tanımamışlar.

Aziz Paul ileriki yaşlarında başlangıçta çok karşı olduğu İsa Mesih olayını yaymayı üslenmiş ve dört Evangelist'in Gospeller'ini vaaz etmeye başlamış. Dördüncü Gospel'in yazarı John -ki aslında bunu onun yazdığı da kesin değildir- İsa'nın Lazarus adlı bir genci 'öldükten sonra dirilttiğini' yazmış. Bu Lazarus ve diğer sözde dirilenler daha sonra tekrar ölmüşler ve bu kez yanlarında İsa olmadığı için bir daha dirilmek şansını elde edememişler. Garip olan John'un son Evangelist olması ve Gospeli'ni İsa'nın ölümünden 60 yıl kadar sonra (M.S. yaklaşık 27-29 yılları) yazmış olmasıdır. Claude-Carrierre'nin de belirttiği gibi ilk Gospel'in yazarı Matthew, İsa'nın yanında hep yer almış, her zaman onunla ve ona yakın olmuştu ama kendi Gospeli'nde, böylesine inanılmaz bir olaydan tek satır dahi söz etmemiş. Katolik Kilisesi Apollonius'u karalamak için onun 'cinlerle' uğraşan, şifa getirmek amacıyla 'cinleri' kovan bir büyücü olduğunu yüzyıllardır yinelemiş. Katolik Kilisesi'ne göre Pagan Apollonius, 'cinlerle' konuştuğunu ve onları yönlendirdiğini öne sürmüş bir sahte şifacıdır. O dönemde 'Cin' ilmi (Demonology) ile sadece Paganlar uğraşıyorlardı. Yahudilerde böyle bir uygulama ve inanç yoktu. 'Cin Kovma' (Exorcism) Paganlara özgü bir 'Şifa' yöntemidir. 1. yüzyılda bu dalda da en ünlü kişi Apollonius idi. Şaşırtıcı olan tamamen Paganlara ait olan bu uygulamanın tıpkısı günümüzün Katolik Kilisesi'nde 'resmen' vardır ve rastlantıya bakın ki yüzyıllardır Kilise'ye bağlı sofu Katolik Papazlar, Kilise'nin gizli bölümlerinde 'cin kovmakla' meşguldüler. Katolik Kilisesi'nde resmen 'Cin Kovma - Cin Çıkarma' dairesi (Athenaeum Pontificium Regina Apostolorum) bile vardır. Burada deneyimli papazlar tıpkı pagan Apollonius'un yaptığı gibi ruhsal bunalımlar geçirmekte olan hastalarını zapt etmiş olan cinleri (demos) çıkartmakta ya da kovmaktadırlar. Apollonius bunu Hindistan'da, Mısır'da ve Askelipos'ta öğrendiği yöntemle 'Doğa' adına yapmıştı. Katolik papazlar, Konstantin'in emriyle 'Devlet Tanrısı' yapılmış olan İsa Mesih ve 'O'nun olduğu söylenen Kutsal Kitap İncil adına yapmaktadırlar. Papazlar neyin adına yaparlarsa yapsınlar sonuç olarak pagan pratiğinin Katolik Kilisesi tarafından gasp edilerek kendisine mal edildiği gerçeğini değiştiremez.

3.yüzyılda yaşamış filozoflardan Apoleis ve ünlü Lactantius'un hocası Amobius, Apollonius'un, Musa ve Zerdüşt gibi bir kişi olduğunu yazmışlar. Hakikaten de İncil'in Yeni Ahit bölümünde anlatılanların neredeyse tamamını Apollonius 'DA' yapmış. Apollonius'un doğumunda da 'mucize' vardır. Apollonius'un doğumunda onun yeryüzüne Apollo'nun oğlu olarak gönderildiği söylenmiş ve Philostratus da bunu nakletmiş. Yazar bunun o dönemin kâhinlerinin söylediklerini 'Oracle'lardan kaynaklandığını belirtmiş. Apollonius 'DA' tıpkı İsa Mesih gibi mabedleri ve tapınakları dolaşmış ve buradaki 'çarpık ve yoz' dinsel öğretileri eleştirmiş. İsa, Yahudi sinagoglarını, Apollonius ise pagan tapınaklarını gezmiş ve eleştirmiş. Apollonius 'DA' tıpkı İsa gibi, faizci ve rüşvetçi tefecilerle tartışarak onların insanlara zulüm ve acı getirdiklerini söylemiş ve onların kentlerden ve de özellikle mabedlerden çıkartılmalarını istemiş. İncil'de İsa'nın sinagogun avlusundaki tefecilerin para masalarını nasıl devirdiği anlatılır. Apollonius her gittiği kentte bu kişilerle tartışmış. Tıpkı İsa Mesih gibi, Apollonius 'DA' (Deus Absconditus) insanlara kötü huylarından ve uygulamalarından vazgeçerlerse kendilerine yeni bir yaşam verileceğini müjdelemiş. İsa bu yeni ve ölümsüz yaşamın kendisinden geleceğini ya söylemiş ya da Kilise babaları onun ağzından söylemişler. Apollonius ise bunun Pagan Tanrıları tarafından verileceğini öne sürmüş. İsa Mesih gibi, Apollonius da yeryüzünün tüm insanlar için olduğunu, hiçbir zalimin veya tiranın yeryüzüne el koyamayacağını, insanları köleleştiremeyeceğini vaaz etmiş ve insanları zalimlere karşı çıkmaya çağırmış. Fakat İsa Apollonius gibi bu çağrısının arkasında durmamış ve gösterdiği cesaretsizlik nedeniyle Yahudilerin umutla bekledikleri 'Mesih' olabilme şansını yitirmiş. Apollonius ise zindanda bile çağrısını yinelemekten çekinmemiş. İsa Mesih gibi Apollonius 'DA' konuştuğu zaman Peygamber ya da W.C. Frend'in deyimiyle bir 'Yasayapıcı' (Lawgiver) gibi konuşmuş ve söylediklerinin uygulanmasını yanlışların düzeltilmesini, hatalardan dönülmesini sağlamak istemiş. İsa'nın vaaz ettikleri, muhtemelen 10-15 kişi tarafından hayata geçirilmiş, Apollonius'un sözleri ise tüm Pagan dünyasında yankılanarak hayata geçirilmiş. Bunların hayata geçirilmesinde krallar, imparatorlar, Apollonius'un işaret ettiği yanlışların ve hataların düzeltilmesinde onun sözünü dinleyerek özel emirler ve fermanlar yayınlamışlar. Örneğin bir Pagan geleneği olan 'kurban' edilmesinin yanlış olduğunu ilk kez Apollonius tarafından dile getirilmiş.

İncil'in Yeni Ahit bölümünde İsa Mesih'e atfedilen mucizeler dâhil birçok özellik 'intihal' izlemini vermekte olup çoğu İsa'nın ağzından çıkmamış sözlerdir. İsa Mesih tarafından yapılmış işler ve mucizeler değildir. İsa nasıl ki babasız doğarak 'Baba Tanrı'nın Oğlu' yapıldı ise bu fikir İncil'de en az 1000 yıl önce Hindistan'da ve Mısır'da uygulanan bir gelenekti. Ölü Deniz'de bulunan 'Oumran' belgelerinde İsa'nın da kuvvetli ihtimalle esinlenmiş olduğu Esseneler, İÖ 200 yıllarından beri 'Seherin/Şafak'ın Oğlu/Oğulları' (bene ha-shahar) ile 'Işığın Oğulları' ayırımını yapıyorlardı. Geleneğe göre Esseneler'in belletici öğretmeni (maskil) henüz belirli olgunluğa gelerek 'Işığın Oğlu' olmamış genç tilmizlere 'Seher'in Oğulları, burada öğreneceklerimizi tam olarak uygularsanız yeniden yaşam yoluna dönersiniz' diyerek onları uyarırdı (and returned to the path of life). Gerçekte İncil'de kendini gizleyen ve gözlere gözükmeden İncil'in sayfalarında dolaşan 'Deus Absconditus' (invisible God), göze görünerek bu sayfalarda 'dolaştırılmış' olan İsa Mesih değil, doğrudan doğruya Apollonius'tur.

Kuranda yüzlerce "ayet" kelimesi geçtiği halde onu çıkarlarına ya da yaşantısına uygun olarak anlamak isteyenler bu sözcük yerine "mucize" kelimesini ikame ettiler. Ayetle karşılanamayan neydi de Kuran’da mucize kavramı geçmediği halde ille de dine bunu kattılar? İncil’in ya da Tevrat’ın düştüğü bugünkü durumuna hiç olmazsa algısal olarak biz de düşelim diye mi? Kuran kesinlikle bozulamaz; ama elbette bozuk algılanabilir…

İnsanların sevdikleri insanı abartması zaafıdır. “Şeyh uçmaz, mürid uçurur” ifadesi bu zaaftan ileri gelir. Peygamberimiz mucizeler uydurularak örnek alınamayacak kadar melekleştirilerek örnek bir insan olarak alınmaktan çıkarılmıştır. Ama ayet bunun aksini bildiriyor:"Gerçek şu ki, Allah'ı ve Ahiret Günü'nü (korku ve umutla bekleyen) ve O'nu her daim anan kimseler için Allah'ın Elçisi güzel bir örnek teşkil eder” (33/21). Siyer kitaplarında bu ayetteki gibi örnek olabilecek bir peygamberle karşılaşmıyoruz.

Suyuti’nin “Hasais’ul Kübra” denen eserinde 3.000 tane mucizeden bahsedilir. Milyonlarca hadisle iftira edilen ve sürekli mucize gösteren bir peygamber oluşturulmuştur. Çünkü Müslümanlar, Arap Yarımadasının kuzeyine doğru gidince Hıristiyan kültürüyle yani Zerdüşt kültürüyle karşılaştılar. Onlar mucizelerle dolu bir peygamberi Müslümanlara anlatınca onlar da onlara bir yarışın içine girdiler. Müslümanların abartmaları böyle iyi niyetten kaynaklansa bile Kuran’ın dışına çıkıldı.

Peygamberimiz sütannesi Halime’nin yanındayken Cebrail gelmiş, bebeğin karnını kesip yarmış, içinden kan pıhtısı çıkmış. Bu kan pıhtısı ilerde peygamber olacak olan bebekteki şeytanın iğvası imiş. İğva, aşırı gitmek, azdırmak, baştan çıkarmak, günaha girmek demektir. Kalbini çıkarmış ve zemzem suyuyla yıkamış. Sonra da dikerek kalbini yerine koymuş. Bu ameliyatı miraç hadisesinden önce de yapmış. Bu anlatımlardan anlaşılıyor ki Peygamber olmadan önce de mucizeler gösteren bir peygamber imiş. Bunlar zevkle anlatılırken peygamberimize yapılan kötülükler belki akla bile gelmemişti. Hıristiyanlarda çocuğa günah izafe edilirken bizim dinimizde asla edilmez. Çünkü Hıristiyanlıkta çocuk günahkâr doğar, vaftiz suyuyla yıkanır ve affedilir. Buradan bile bellidir ki bu hadis Müslümanların kafasına mesiyyat yani Hıristiyanlık eliyle girmiştir. Meşhur bir hadisimizde bile “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar…” denilir. Yani günahsızdır. Sorumluluk buluğ çağından sonra başlar. Öyleyse nasıl oluyor da övgü makamında daha 5 yaşındayken peygamberimize günah izafe ediliyor? Günah denen şey kalpteki kan pıhtısı olur mu? Zerdüştlerin gazına gelince bunlar olmuş. Anlamını saptırdıkları ayette “Biz sadrını aç(ıp ferahlat) madık mı ve üzerinden yükü kaldırmadık mı? O yük ki senin belini bükmüştü” (94/1-3) deniyor. Sıkıntıda derin bir nefes alınca göğsünüz şişer ve genişler… Sonra da derin bir nefes verir rahatlarsınız ya… Bunun edebi bir ifadesi ameliyat haline getirilmiş…

İnşirah süresinde de anlatılan kalbin ferahlatılması yani inşirahtır. Sürenin adı bile inşirah yani “ferahlama” süresidir. Kalbin yarılıp temizlenip, dikilip, tekrar yerine konması ise operasyon olup bambaşka bir şeydir. Bu edebi anlamı bu hale getirmek iftiradır; karikatürize etmedir. Ayetteki kalbin ferahlaması (şerhu sadr), hadisteki ise kalbin yarılmasıdır (şakku sadr). Ne alaka?..

"De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, 'Sizin ilâh'ınız ancak bir tek ilâhtır" diye vahyolunuyor..." (18/110)

“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün...” (5/13)

Kuran bozulmadı; zira onun koruyucusu Allah’tır. Kuran’a lafız olarak ilave yapılamadı ama hüküm yönünden ilaveler maalesef yapıldı. Sana düşen uyanık olmaktır. Mucizelerle mitolojik bir havaya sokularak akıldan ve gerçeklerden uzaklaşılmak isteniyor.

Hurafe kitapları okuduğunuzda onunla ilgili 40 yaşından önce pek çok mucize ile karşılaşırsınız. Öyle anlatımlar vardır ki Peygamber, Peygamber olmadan bile önce Peygamber olmuş gibi bir durum söz konusudur. Mesela Bahira olayında zaten Peygamber olacağını biliyormuş gibi anlatılır. Bahira, Ebu Talibe “Ey Ebu Talib, bu peygamber olacak, bunu Şam'a götürme, Mekke’ye geri dön” demiş. Ebu Talib de geri dönmüş. Doğacağı zaman Kisra’nın sarayı çökmüş, binlerce yıl yanan ateş sönmüş. Melekler saf saf dizilip Amine anamızın evini tavaf etmişler. Kuş şeklinde melek gelip Amine anamızın sırtını sıvazlamış. Sündüs adında bir döşek hava üzere döşenmiş. Doğduğunda "ümmetim ümmetim" diye dudaklarından sözcükler dökülmüş. Rahat peygamberlik etsin diye başı üzere bir bulut ona daima gölge etmiş. İşte Bahira gibi biri elinden tutup “Bu çocuk Peygamber olacak” demiş. Birkaç kâhin gelmiş onlar da “bu, peygamber olacak” demişler. Bunu Peygamberimiz çocukken duymuş. Diğer yanda “...Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin...” (42/52) ve“Sen, bu Kitab'ın sana vahyolunacağını ummuyordun...” (28/86) gibi ayetler akla geliyor.

Müsteşriklerin yani batılı oryantalist bilim adamlarının en çok kullandıkları kıssa bu Bahira kıssasıdır. Bizimkiler de “Bakın Bahira bile Peygamberimizin Peygamberliğini anlattı” deyip gururlanınca müsteşrikler de “Muhammed, peygamber değildi, Bahira’dan öğrendi geldi Peygamberlik iddiasında bulundu” dediler. Bizim belki iyi niyetli ahmakların böyle şeyleri kitaplarına doldurmalarını gayr-i muslimler elbette kullanırlar. Bizim bu olayı övgümüz adamlarda Peygamberimizin Peygamberliğini iptal olarak kullanmayı doğurdu. Bu malzemeyi onlara biz verdik.

Süheyli, hicreti anlattığı kitabında diyor ki: “Peygamber, hicrette Medine’ye giderken susadı. Elinde su taşıyan bir kadından su istedi. Kadın su vermedi. Peygamberimiz bir işaret etti; kadın taş oldu. Hacılar o taşlaşmış kadını bu yolda hala ziyaret ediyorlar” diyor. Bunu Züheyli, Peygamberimizin ne kadar yetenekli olduğunu anlatmak için naklediyor. Ama rahmet Peygamberini harcıyor, haberi yok. Suçu sadece su vermemek olan bir kadını Peygamberimiz taşlaştırır mı? Üzerine işkembe koyanı ve salâtını engelleyen Ebu Cehil’in boğazını sıkan Ubey b. Helef’i niye taş etmedi de tek suçu su vermeyen zavallı bir kadını taş etti? O kötü bir örnek asla olamaz. “Gerçek şu ki, Allah'ı ve Ahiret Gününü (korku ve umutla bekleyen) ve Onu daima anan kimseler için Allah'ın elçisi güzel bir örnek teşkil eder” (33/21).

Yine hicret esnasında Peygamberimizi takip eden Süraka, acaba doğru iş yapıp yapmadığını anlamak için “neam” (evet), “la” (hayır), bir de ‘boş’ yazan üç fal oklarından her çekilişte hayır olan “la” oku çıkıyormuş. Fal oku bile Peygamberimizin takip edilmesinin ne kadar kötü olduğunu anlatıyormuş. Bunu da mucize deyip fal oklarından mucize ürettiler. "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz” (5/90).

"Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz". (17/59)

Allah, öncekilerin mucizeleri yalanlamış olmalarının Peygamberimizi mucize ile göndermesine mani olduğunu söylediği halde yüzlerce mucizeden bahsediliyor. Onun temiz hayatı ve akıllı uygulamaları uydurmaların altında ezdirildi. Evliya, şeyh, kutup dediklerini uçurdukları gibi Peygamberimizi de uçurmak istediler. Uçan ve kaçan kişi örnek olamayacağına göre Peygamberimizi hem de hadislerle örnek olmaktan bile çıkardılar.

SONUÇ: İsa peygamber nasıl abartılarak ama Allah’a şefkatli ifadelerle ortak edildiyse, Muhammed peygamberi de ortaklığa yeltendiler. Bu şirk en eski peygamberler dönemlerinden beri hep var ola gelmiştir. ‘Peygamberin sözleri’ gibi ışıltılı ve iddialı ama zanni ifadelerle ayetlere ters düştüler. Oysa onlar ‘peygamberin söylediği rivayet edilen rivayetler’ olmaktan başkası değillerdi. Aklını işleten Müslümanlar asla Hıristiyanlaştırılamaz; Yahudileştirilemez; müşrik olamazlar.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020