CİN SANDIĞINIZ GİBİ BİR ŞEY DEĞİL-2

Kur’an’da kendileri görülse de kimlikleri açıkça belli olmayan kişiler için kullanılışına örnekler verelim:

Sebe; 12 – 14: “Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan  rüzgârı boyun eğdirdik; erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş görmekte olan bir kısım cinler de vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık. Ona dilediği şekilde kaleler/mihraplar, heykeller/manzara resimleri/güzel motifler, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. ‘Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.’ Kullarımdan şükretmekte olanlar azdır. Böylece onun ölümünü gerçekleştirdiğimiz zaman, ölümünü, onlara asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı (Süleyman’ın öldüğünü) bilmiş olsalardı böylesine aşağılayıcı bir azap içinde kalıp yaşamazlardı.”

 

Neml; 39: “Cinlerden İfrit: ‘Sen makamından kalkmadan önce, ben onu sana getiririm, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim’ dedi.”

Bu âyetlerde Süleyman Peygamberin emrinde çalışan, ona zoraki hizmet eden cinn’lerden bahsedilir. Belli ki bunlar hünerli zanaatkâr kimselerdir. Süleyman peygamberin emrine verilen bu cinlerin kim olduklarını anlamak için eldeki tarihî bilgiler değerlendirilmelidir. Süleyman peygamber Yakup peygamberin soyundan gelen bir Beniisrail peygamberi, Davut peygamberin oğlu ve İsrail’in hükümdarı idi (M.Ö. 10. yüzyıl ortaları). Süleyman peygamber hakkındaki bilgilerin neredeyse tamamı, Ana Britannica ansiklopedisinin de belirttiği gibi (Cilt: 28, s: 434), Eski Ahit’ten kaynaklandığı için, bu bilgileri Tevrat’ın 1. Krallar ve 11. Tarihler bölümlerinden almak uygundur. 11. Tarihler, bölümünün 11. Bab’ını aynen aktarmayı uygun buluyoruz: 
 
“(1)Ve Süleyman Rabbin ismine bir ev ve kendi krallığı için bir ev yapmaya niyet etti. (2)Ve Süleyman yük taşıyan yetmiş bin adam ve dağlarda taş kesen seksen bin adam ve onların üzerinde iş başı olan üç bin altı yüz adam saydı. (3)Ve Süleyman Sur kralı Huram’a gönderip dedi: “Babam Davud’a yaptığın gibi ve içinde oturmak için kendisine ev yapsın diye ona erz ağaç1arı gönderdiğin gibi, bana da öyle yap. (4)İste, ben Allah’a tahsis edeyim ve onun önünde hoş kokulu buhur yakayım diye, Allah’ım Rabbin ismine  bir  ev yapacağım ve o daimi huzur ekmeği  için ve sabah akşam, Sebtlerde  ve aybaşlarında ve Allahı’mız Rabbin belli bayramlarında yakılan takdimeler için olacaktır. Bunlar İsrail üzerine ebedi kanundur. (5)Ve yapmak üzere olduğum ev büyüktür, çünkü Allah’ımız bütün ilahlardan büyüktür. (6)Ve kimin kudreti var ki, ona bir ev yapsın? Çünkü gök ve göklerin göğü onu alamaz. Ve ben kimim ki, ona bir ev yapayım? Ancak onun önünde buhur yakmak için yapıyorum. (7)Ve şimdi, babam Davud’un hazırlamış olduğu Yahuda’da ve Yeruşalim’de yanımda bulunan hünerli adamlarla beraber olmak üzere bana bir adam gönder, altın ve gümüş ve tunç ve demir ve erguvani ve kırmızı ve lacivert işlerinde hünerli olsun ve her türlü oyma işlerini oyabilsin. (8)Ve bana Libnan’dan erz ağacı ve servi ve sandal ağacı gönder: çünkü  bilirim ki, senin  kulların Libnan’dan kereste kesmeği bilirler. (9)Ve iste, bana bol kereste hazırlasınlar diye kullarım senin kullarınla beraber olacaklar: çünkü yapacağım ev büyük ve şaşılacak bir şey olacaktır. (10)Ve iste, senin kullarına, kereste kesenlere, yirmi bin ölçek dövülmüş buğday ve yirmi bin ölçek arpa ve yirmi bin bata şarap ve yirmi bin bat zeytinyağı veririm. (11)Ve Sur kralı Huram, Süleyman’a gönderdiği yazı ile cevap verdi: Rab kavmini sevdiği için seni onların üzerine kral etti. (12)Ve Huram dedi: Rab için bir ev ve kendi krallığı  için bir ev yapacak olan basiret ve anlayış sahibi akıllı bir oğlu kral Davud’a veren, Göğü ve yeri yaratan Rab, İsrail’in Allah’ı mübarek olsun. (13)Ve iste, senin hünerli adamlarınla ve baban efendim Davud’un hünerli adamları ile beraber  kendisine bir yer verilsin diye, hüner ve anlayış sahibi bir adamı, benim Huram Babayı gönderdim. (14)Dan kızlarından bir kadının oğludur ve babası Surlu bir adamdı; altın, ve gümüş, tunç, demir, taç ve kereste, erguvani, lacivert ve ince keten ve kırmızı işlemede ve her çeşit oyma işinde ve her çeşit icatta hünerlidir. (15) Ve efendimin söylemiş olduğu buğdayı ve arpayı, zeytinyağını ve şarabi kullarına göndersin; (16)Ve sana lazım olduğu kadar Libnan’dan kereste keseriz ve onu sallarla denizden Yafa’ya kadar sana getiririz ve sen onu Yerüşalim’e çıkarırsın. (17)Ve Süleyman, babası Davud’un İsrail diyarında olan bütün garipleri saydığı sayıdan sonra onları saydı ve yüz elli üç bin altı yüz kişi bulundular. (18)Ve onlardan yük taşıyan yetmiş bin ve dağlarda taş kesen seksen bin ve kavmi işletmek için işbaşı olarak üç bin altı yüz kişi koydu.”

Yukarıdaki bilgilere göre, Süleyman peygamberin hizmetinde bulunanlar halk kültüründeki cinler değil, Süleyman peygamberin babası Davut peygamberin hünerli zanaatkâr adamları ve onlara ustabaşılık yapan Sur kralının gönderdiği  Hurram Baba ile emrindeki hünerli kişilerdir. Yani burada da görmekteyiz ki Cinn sözcüğü, başka ülkelerden getirilmiş hünerli zanaatkâr yabancı işçiler için kullanılmıştır.

Peygamberimizi dinleyen cinler:  

Ahkâf; 29 – 32 ve Cinn; 1 – 14’te üç ile on arası oldukları bildirilen cinn’ler, tüm tefsirlerde ve tarih kitaplarında ittifakla belirtildiği gibi, Nusaybin’den veya Yesrib’ten (Medine’den), kimliklerini açığa vurmadan peygamberimizin yanına gizlice gelip Kur’an dinleyen ve imana gelen, sonra da kavimlerini uyarmak için geri dönen Nusaybin’li veya Yesrib’li (Medineli) Yahudilerdir. “Cinn Gecesi Hadisi” olarak şöhret bulmuş olan bir rivayete göre de bu cinn’ler, peygamberimizle birlikte ateş yakmışlar, yemek yemişler ve peygamberimiz de cinn’lerin izlerini başkalarına göstermiştir.

Burada cinn’lerin bahsettiği cinn’ler de söz konusudur. Cinn suresine ait bu ayetler, peygamberimizi dinleyen cinlerin memleketlerine dönüp kavimlerine anlattıklarının, Rabbimiz tarafından peygamberimize gayb haberi olarak bildirilmesidir. Dolayısıyla ayetlerdeki konuşmalar cinlerin konuşmalarıdır. Dikkat edilirse bu konuşmalar esnasında 6. ayette konuşan cinn, kendilerini insan olarak niteleyip başkalarına “cinn” demektedir.

“İns” sözcüğünün; “tanınıp, bilinen”, “cinn” sözcüğünün de; “tanınmayan, yabancı olan” anlamlarını yerine koyduğumuzda, ayet gayet anlaşılır şekilde şöyle çevrilebilir: “… İnsten (bizim tanıyıp bildiklerimizden) bazı kimseler, cinnden (tanımadığımız yabancılardan) bazı kimselere sığınırlardı” (Cinn; 6).

Bu ayette Nusaybin’li veya Yesrib’li (Medine’li) Yahudilerin sözünü ettiği cinnler, peygamberimiz aleyhinde propaganda yapmak için Nusaybin’e veya Yesrib’e (Medine’ye) gelmiş Mekkeli ajanlar olabilir.

Cinn konusu kapsamı içerisinde, hassas ve Kur’an’ı doğru anlamak için çok önemli bulduğumuz bir nokta da; “ins” ve “cinn” sözcüklerinin bir arada “cinn-ins” takım yani kalıp halinde kullanılışıdır. Bu kullanılış genellikle “insanlar ve cinler” olarak çevrilmektedir. Hâlbuki bu tarz kalıp ifadelerde sözcüklerin anlamı farklılaşarak zenginleşmektedir. Mağrib (batı) ve meşrik (doğu) sözcükleri, “batı-doğu” şeklinde söylendiklerinde anlam sadece iki yönü ifade etmeyip tüm yönleri içine alır. Örnek olarak Müzzemmil suresinin 9. ayetindeki “Rabbulmeşrigı velmağribi (doğunun batının Rabbi)” ifadesi sadece doğu ile batıyı anlatmayıp tüm yönleri ve mekânları ifade etmektedir. Yani “Allah her yerin Rabbidir” demektir. (Bu sözcüklerle ilgili diğer örnekler için bakınız: Nur: 35, Bakara: 115, 142, 177, Şuara: 28, Rahman: 17.)

Dünya-ahiret sözcükleri beraber söylendikleri zaman “her yerde ve her zaman” anlamını ifade eder. (Bakınız; Bakara: 217, 220, Âl-i Imran: 22, 45, 56, Nisa: 134, Tövbe: 69, 74, Yunus: 64, Yusuf: 101, Hacc: 14, Nur; 14, 19, 23 ve Ahzab: 57.)

Yaş-kuru sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman “ her ne varsa, her şey” anlamını içerir. Örneğin En’âm suresinin 59. ayetindeki “… Yaş ve kuru hiçbir şey yok ki, apaçık bir kitapta bulunmasın” ifadesi sadece yaşı ve kuruyu ifade etmeyip “her ne varsa canlı-cansız hepsini” ifade eder. 

Sabah-akşam sözcükleri de Kur’an’da farklı ifadelerle sıkça yer almakta ve “daima, her zaman” anlamına gelmektedir. (Bakınız; A’râf: 205, Ra’d: 15, Nur: 36, Mümin: 46, 55, En’âm: 52, Kehf: 28, Meryem: 11, 62, Fetih: 9, Furkan: 5, Ahzab: 42, İnsan: 25, Âl-i Imran: 41.)

Türkçede sağ-sol sözcükleriyle oluşturulan “sağda-solda” kalıbı; “her yerde” anlamına gelir. İleri-geri sözcüklerinden oluşturulan “ileri geri konuşma, söz söyleme” kalıbı; “yersiz, yakışıksız konuşma, söz söyleme” anlamına gelir. Sabah, akşam sözcükleriyle “sabah-akşam” kalıbı aynı Arapçadaki gibi “daima, her zaman” anlamına gelir. Japoncada doğu ve batı sözcüklerinden oluşturulan “doğu-batı” kalıbı ile kuzey ve güney sözcüklerinden oluşan “kuzey-güney” kalıbı; “bütün ülke, Japonya” anlamına gelir. İyi ve kötü sözcüklerinden oluşturulan “iyi-kötü” kalıbı; “doğadaki denge” anlamına gelir. Çok sayıda dilde gelmek ve gitmek sözcüklerinden oluşturulan “geliş-gidiş” kalıbı; “dolaşmak” anlamına gelir. Konumuz olan “ins-cinn” kalıbında da durum aynıdır. “Cinn” ve “ins” sözcüklerinin her birinin anlamını yukarıda açıkladık. Bu sözcüklerin birlikte oluşturdukları kalıp “gördüğünüz, görmediğiniz; bildiğiniz, bilmediğiniz; tanıdığınız, tanımadığınız yani herkes” anlamına gelir.

Bu düşüncenin Kur’an’a uygun olması ama diğer düşüncenin mitolojik olması tercih için yeterlidir. Her türlü saçma sapan uydurmalar (hurafeler) akla da nakle de (Kur’an) aykırıdır. İslam’dan şüpheye bile–hafazanallah-neden olucudur. Akla aykırı olan her şey gün gelir sorgulanır. Hiç kimsenin dine iftira atma ve katma hakkı yoktur. Ütopyatik ve mitolojik varlıklara inanma kâfirlerin payıdır. Onlardan etkilendiğimiz ölçüde küfre gireriz. Gayr-i müslimin bozuk inancı müslimin doğru inancına tecavüz etmiş ve buna izin verenlerin hakkına batıl karışmıştır. 

Bütün bunlara rağmen insanoğlu çok dikkatli olmadığı, olamadığı ya da psikolojisinin sarsıldığı zamanlarda illüzyona, halüsinasyona yahut birtakım varlıkları görmek gibi psikolojik rahatsızlıklara maruz kalabilir. Cinlerin Âdemoğlu olduğuna inanmayıp psikolojisini hurafeye göre hazırlayanlar elbette bir şeyler görebilirler; zaten her insan hayal dünyasını kendi isteği gibi oluşturma özelliğine sahiptir. Akıl devreden fazlasıyla çıkınca hayal dünyasında canlandırdıkları görünmeye başlayabilir. Fakat bunun ona görünürken sağlıklı insanlar tarafından görünmemesi ve onun gördüğü hayali canlıların görünen eşyaya zarar verememesi aslında var gibi göründüklerinin ama gerçekte var olmadıklarının açıklamasıdır. Sadece psikolojik rahatsızlık çekenlerin görüntüsü elbette hakikat olamaz. 

Mademki ‘cinn’ sözcüğü Kur’an’da birçok anlama geliyor Hıristiyanlıkta ve oradan girdiği hadislerimizde neden sadece bir anlama geliyor? Bu düşündürücü değil midir? Hıristiyanlıkta ve hadislerimizde ‘cinn’ ateşten yaratılmış cincilere, çarpılanlara ve peygamberlere görünen insanın şeklini alabilen ilginç varlıklardır. Bu Kur’an’a tam olarak terstir.

Biz bütün bunları söylerken çevrenizde duyduklarınız ve hatta şahit olduklarını iddia edenler yüzünden bize katılmayabilirsiniz. Ama sizin iddianızın üzerine üzerine ısrarla gidilse bir hurafe olduğunu anlamamak imkânsızdır. Peygamber döneminde mü’minler cinleri doğru tanımlıyorlardı; sonradan özellikle Hıristiyanlardan mesiyyat yoluyla gelen uydurma hadisler din anlayışımızın içine karışınca algı değişti. Papazlar gibi cinlerin varlığını algılar olduk. Oysa Kur’an’ın bununla alakası yoktur. Şu halde biz ‘cin yoktur’ demiyoruz; ama ‘cin vardır ama Hıristiyanların ve uydurma hadislerin değil Kur’an’ın dediği şekilde vardır’ diyoruz. Ve bizi ilgilendiren bu dönemin değil, o dönemin Müslümanının ‘cin’i nasıl algıladığıdır. Bu konudaki bizim inancımız din ve cin üzerinden istismarın da önüne geçer. Buna o kadar takılmayın; çünkü daha kötüsü şu: Cin sözcüğü gibi daha nice sözcüğün bin beş yüz yıllık süreçte anlamı değişmiştir ve bugünkü sözcüklerle yola çıktıkları için o günkü mesajı anlayamayan ilahiyatçıların gafilce peşindeyiz. Bizden uyarması…


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020