Aşk-ı Vuslat

- Madde aleminin güneşi doğduğunda Mânâ alemininin güneşi batar.

    Gündüzler torbaya girdi. Bize geceler lazım şimdi dostum. Süssüz, parıltısız, alelade geceler. Aşkın da hakikatın de gerçek tadı, gerçek duygusu ancak gecelerle doğar. İlmek ilmek işler yüreğinize. Nakış nakış dokunur ruhunuza en derin çizgilerle... Giriş cümlemden anlaşılacağı üzere bu gece bambaşka bir aşkı anlatmaya çalışacağım parmaklarımın yettiğince. 

Aşkın ne olduğunu kitaplardan, abartıyla işlenmiş filmlerden öğrenmeye çalışıyoruz. Ve hatta öyle bir hale gelenler var ki aşkı ancak bir bedende varolmuşçaşına kabul etmişler. Oysa hakikat öyle mi? Asıl hakikat, çok derininde ve sana şah damarından da yakın ey insanoğlu! O, sana gerçeği gör diye akıl ve yürek vermiş ama sen nefsinle - gönlün arasında ki savaşı veremdiğin için madde alemine dalmışsın. Sen o rüyalarda ne ararsın yabancı!?  Dünyanın gerçek tadını mı? Ya da uğruna fikrimizi, benliğimizi verdiğimiz gerçek mutluluğu arayışa mı düştün? Asıl mutluluk yalnız O'na anlatmakla, gece ile seher vaktini yalnız O'na adamakla kavuşulacak bir şey. Her şeyi biliyoruz ama hiçbir şey bilmiyoruz. Sana lazım olan tek şey sonsuz inanış, ibadet ve sevgidir. Aşkın hakikatinde yanmayı göze alamıyorsa insan, aşığım dememeli ! İnsanlar aşık aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köleyi buluyor ama aşkı bulamıyor! " Aşkı kalemler yazmaz ki okuyasın!" 

 "Aşk anlatılmaz ki duyasın!" Kendinden, nefsinden, madde aleminden vazgeçtiğin gün hakikate ermiş olursun. Bulamıyorum deme! Yeterince vakit ayırmadığına, emek vermediğine yan. İblis, sağımızda, solumuzda, önümüzde ve arkamızda olmaya and içmiş! "And olsun ki kıyamet gününe kadar onları saptıracağım."  İşte bu yüzden dua ederken ellerimiz Sema'ya bakar ve secde ederken alnımız yere değer. Çünkü Rabb'in ancak avuçlarının baktığı sonsuz gökte ve duada iken yere inen çehrende ve secde eden alnındadır. Sen sadece O'na güven, O'na inan ve kendini bırak, kendinden geç. Çünkü Şems yıllar boyu yılmadan aradı Mevlâna'sını! Kefaret olarak başını verdi Rabb'ine hiç şüphe etmeden. Kendini Rabb'ine bıraktı ve esas sırrına; aşkına kavuştu. Aşkı bulmuşlara hemen inanma! Yanıp kül olmadan aşık olunmaz. 

"Sema et Mevlâna'm." dedi Şems. Mevlana'yı tutuşturan 'tennure' idi vesselam. Mezarı temsil eden siyah hırkasından çıkıp, kefeni olan tennureyle ve mezar taşını simgeleyen sikkesiyle başladı Sema'ya Mevlâna. Ölümü ilmek ilmek işlemek istedi her zerresine. O'na doğrulmak ancak bu dünyadan soyutlanmakla hissedilebilirdi. Sema'ya başlayınca ebedi ruhuna erişiyorsun, ey kul! "Ölmeden önce ölünmeli" dedi Mevlâna. Ve ölümü hissedebilmek için tabutlarda sabahlardı Şems-i Tebrizi. Mevlâna, Hakk'a ulaşmanın zerre heyecanını yaşıyordu, bir eli yukarıda bir eli aşağıda, dönerken etrafında. Gökten düşen rahmetleri halka, hatta mezarlarından çıkmışlara dağıtıyordu büyük bir şevk ile. O cennetin zerresini görüyordu kapalı gözlerinin ardından. 

Bir ney sesi çalındı Mevlâna'nın kulağına! O, döndüğü bu  aşk çemberinde hakikati ve ölümü hatırladı daima. Onun da yanma şekli böyleydi işte. Biri tabutlarda sabahlıyor, biri saatlerce Sema ediyor.

Ey aşk, sen ne büyük nimetsin seni anlayanlara ve hakikatine erişmişlere Ya Hû! 

"Hamdım-piştim-yandım." diyor Mevlâna. Sorsanız, hayatını bu üç kelime ile özetliyor. Onu pişiren Şems'in tasavvuf ve Allah aşkıydı; yakan da yine Şems'in güneş gibi eritici bakışları ve keskin diliydi. 

Kelime deryasında boğulmakla Arif olunur mu hiç!? Oluk oluk hasretle yoğrulacak gönlün; korkuyla süzülecek yaşlar gözlerinden; gönlün 'ben' olmaktan çıkıp göklere eriştiği vakit hakikatin yolunda sırra erişiyorsun demektir. Yanmaya cesaretin yoksa aşk kapısından girme ey dost! Kendinden geçmediğin sürece hamsın. Ölmeden önce ölmezsen aşığım demeyeceksin. Aşkı süslü laflarla kirletme!..

   Velhasıl kelâm, bugün ne kadar ham olduğumu anladım. İlmimi ve imanımı manidarlaştırmak için söz aldım gönlümden. Aşkı aşıklara değil, kendime sormayı öğrendim. Kalemim değil, bendim kelimeleri tutuşturacak olan. Ah, bir ben var bende olmayan... 

Bana gerekli olan şey; zikreden dil, şükreden kalp, sonsuz ahlak ve edep! İlimsiz bir vücut, susuz şehre benzer. Beylik laflar edip ben bilirim dememeli insan; daha kendini bilmiyorken! 

Aşk, kapı kapı dolaşmakla bulunmaz ki... Onu, önce sen gönül evine misafir etmelisin. Her şey insanoğluna feda iken, insanoğlu kendine cefa olmuştur. Yırt perdeni, çık kozadan! Yahu cenneti isteyen çok, arzulayan yok. Niçin herhangi bir şeye sahip olmaya çalışasın ki, her şey zaten seninken ? Ancak büyük bir acı ya da büyük bir sevinç senin hakikatini açığa çıkarabilir. İşte böyle bir an da ya güneşin altında Sema et ya da çarmıhını taşı.

İnsanlar ihtiras dolu şehvetli arzularına 'aşk' ismini veriyorlar. Sevgiyi, sahiplenmek görüyorlar. Oysa aşk kendi içindedir, bunu bir türlü anlamıyorlar. 
 
Rabb'in senden çok şey istemiyor. Sadece emanetçi oldugun şu dünyada her şeye vakit ayırdığın gibi sonsuz yaşayacağın yer için fedakarlık ver kendine diyor. Samimi bir gönül, korku ve aşktan yaşların süzüldüğü bir çift göz sana sonsuz cennetin kapını aralayacak.

İnsanoğlu erişince maksûda, mutlaka yüzünü döner mahbûba. Ah insanlar; her şeyi bulup kendini bulamayanlar...

  - İlhamımı gönlüme doğrultan şiirler:

https://www.youtube.com/watch?v=aDtZ0n4uwtM

https://www.youtube.com/watch?v=0dRRMYCk5kM

meltemdemirm.blogspot.com.tr

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BEN GELDİM Yaşam 14.04.2020
Tarihin İlk Cinsiyet Değiştirme Ameliyatı, ilk Transeksüel E. W. Tarih 27.08.2017
Zarafetin Ve Mutluluğun Kadını Genel 18.08.2017
Şeref Yoksunu Darbeci Politika 17.07.2016
Adına Yazdıklarım Anı 04.04.2016
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Eşek Arılarına Ders Edebiyat 07.08.2020
PEMBE GERÇEK AŞK MEKTUBU Edebiyat 05.08.2020
ADAM OLMAK (MASAL) Edebiyat 06.07.2020
ÇAĞIN GARİP DRAMI Edebiyat 25.05.2020
Ev Edebiyat 19.05.2020

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Haluk Halit GÖKBULUT 12.02.2016

Eline duyguna sağlık ileride daha da iyi yazacasın yürü güzel kızım

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.