TEVATÜR SAHİH MİDİR?

Lafzî mütevatire örnek olmak üzere klasik hadis usûlünde gösterilebilen en sağlam hadis “men kezebe…” hadisidir. Hadisçilerden bazılarına göre bu hadisi rivayet eden sahabe sayısı 40, bazılarına göre 62, kimine göre 100’den fazla, Nevevi’nin dediğine göre ise 200’den fazladır. Zeynuddin el-Iraki’ye göre bu rivayetlerin çoğu mutlak olarak yalan (kizb) hakkında olup, bu lafızla rivayet eden sahabenin sayısı 70 küsurdur (1).

Bu hadisi 70 küsur sahabenin nakletmiş olması tevatür için yeterli midir? Mütevatirin ravi sayısının ‘bir beldeye sığmayacak kadar çok ve sayılamaz olması’ şartını koşanlara göre, bu hadisin mütevatir olması mümkün değildir. Şu halde bu hadisin mütevatir olduğu görüşü, sadece bazılarınca kabul edilebilir, ama bazılarınca asla kabulü mümkün olmayan bir iddiadan öteye gitmez. Demek ki bu hadis, herkesin üzerinde ittifak ettiği bir örnek değildir.

Ayrıca tevatürde bu sayının her tabakada aynı olması veya azalmayıp, artması gerekir. Bu hadisin ise sadece ilk tabakasından söz edilmiş, daha sonraki nesillerde bu hadisin ravilerinin 70 küsur veya daha fazla olduğu ortaya konmamıştır. Dolayısıyla bu husus ortaya konmadan, bizim bu hadisin mütevatir olduğunu ileri sürmemiz ilmen doğru olamaz. Bu yetmiş küsur sahabenin rivayeti dışında kalan ve genel olarak Resulullah’a yalan isnad etmeyi yasaklayan rivayetleri bir arada değerlendirmek de sonucu pek değiştirmeyecektir. Zira el-Iraki’nin dediği gibi, bunların ifade şekli farklıdır ve bu sebeple lafzî bir tevatürden söz edilemez.

Bütün bunların hepsinden önemlisi, mütevatir olduğu iddia edilen bu hadislerin teker teker birer isnad ile bize ulaşmamasıdır. Bu hadislerin her birinin birer isnad ile nakledilmiş olması, isnadlardaki ravilerin de teker teker cerh ve ta’dilinin yapılabileceği anlamına gelir. Bu nokta uzun asırlar boyunca hadis usûlünde sanki kasten gözden kaçırılmış ve isnadı, isnadında ravileri olan ve bu ravilerin cerh ve ta’dile tabi tutulması da mümkün olan hadisler, gayet rahat bir şekilde mütevatir olarak yutturulmuştur. Üstelik bütün bunlar yapılırken, Ehl-i Hadis ciddi bir çelişki içine düştüğünün de farkına ya varamamış ya da varmazlıktan gelmiştir. Zira klasik hadis usûlünde ittifakla kabul edildiğine göre mütevatir yakini yani kesin bilgi ifade eder ve bu yüzden aslında isnad ilminin dışında kalır. Yine bu yüzden Babanzade’nin ifadesiyle “Tevatür için sened aranmaz” (2).

Bu husus apaçık olduğu halde, başlangıçtan bugüne hadis ulemasının ve hadis ilmiyle uğraşanların veya bu konuda söz söyleyenlerin, nasıl olup da “men kezebe…” hadisi dâhil, kitaplarda isnadlarla nakledildiklerini görüp durdukları hadislerin mütevatir olduklarını iddia edebilmişlerdir? Bizi hayrette bırakan bu gaflete âlimlerin düşebilmeleridir. Hatta birtakım hadis, tefsir, fıkıh v.b. kaynaklarından derleyip topladıkları, hepsi de birer isnad ile rivayet edilmiş olan bazı hadisleri bir kitapta toplayıp, bunların mütevatir olduğunu iddia eden es-Suyuti ve el-Kettani gibi İslam âlimlerinin bunu yapmalarından anlaşılıyor ki bunların âlimliği abartılmıştır (3).

Kesin bilgi ifade etmesi beklenilen mütevâtirin tanımına dikkatlice bakılacak olursa, bu beklentiye mukabil, ortada birtakım muğlâk ve müphem noktaların bulunduğu, bunun ise birtakım ihtilaflara yol açtığı da görülecektir. Bu noktaların başında, kaç kişinin haberinin mütevâtir sayılacağı meselesi gelmektedir.

Bir-iki kişinin haberinin mütevâtir sayılamayacağını tespit (!) edebilen bazı İslam âlimlerimiz, üç kişinin durumunu sükûtla geçiştirdikten sonra, sırayla bize şu rakamları vermektedirler:

4 kişinin haberi mütevâtirdir (zina şahitliği için gerekli şahit sayısına kıyasla), 4 kişinin haberi mütevâtir olamaz. 5 kişinin haberinde ise kararsızım (el-Bakıllâni), 5 kişinin haberi mütevatir için yeterlidir (Liân’a kıyasla), 7 kişinin haberi mütevâtirdir, 10 kişinin haberi mütevâtirdir (el-Bakara, 196′ya kıyasla), 12 kişinin haberi mütevâtirdir (İsrailoğullarının nakiplerinin sayısı 12 olduğu için), 20 kişinin haberi mütevâtirdir (el-Enfal, 65′e kıyasla), 40 kişinin haberi mütevâtirdir (En hayırlı askeri birlik kırk kişilik olanıdır, hadisine (!) kıyasla), 50 kişinin haberi mütevâtirdir (Kasâme’ye kıyasla), 70 kişinin haberi mütevâtirdir (Allah’ın kelamını işitmeleri için Hz. Musa’nın kavminden 70 kişiyi seçmiş olmasına kıyasla), 310 kişinin haberi mütevatirdir (Talut’un ve Bedir’e katılanların sayısına kıyasla), 1400 kişinin haberi mütevâtirdir (Rıdvan bey’atına katılanların sayısına kıyasla), 1500 kişinin haberi mütevâtirdir (Rıdvan bey’atına katılanların sayısına kıyasla), Bunların hepsi yanlıştır, sözünü etmeğe bile değmez iddialardır (4).

Biz de bu son görüşe katılıyoruz. Zira mütevâtirin genel kabul gören tanımında, bu konuda herhangi bir sayı belirlenmiş olmayıp sadece “yalan üzerine ittifak etmeleri pratikte mümkün olmayan kalabalık bir grup”tan söz edilmiştir. Âlimlerin verdikleri bu sayılara gelince, bunlardan bazılarının tevatür için yeterli olamayacağı gayet açıktır. 4, 5, 7, 10, 12, 20, 40 hatta 50 ve 70 sayılarının “yalan üzere ittifak etmesi mümkün olmayan kalabalık” nitelemesine giremeyeceğini sıradan insanlar da bilir. Buna rağmen bu sayıların hem de âlim sıfatını hâiz kimseler tarafından mütevâtir için yeterli sayı olarak nasıl sunulabilmesi komik değil ama gülünçtür. 1400–1500 sayılarının ciddiye alınabilir ama bu konuda muayyen bir sayının olmaması söz konusudur. Fakat bu kesinlikle 4, 5, 7 v.b. gibi az sayıdaki ravilerin rivayetinin mütevâtir olabileceği anlamına da gelmez. Ulemâ bir yana aklı başında herhangi bir kimse bile, konuyla hiç ilgisi olmayan ayetlerde geçen bazı sayıları, sırf ayetlerde geçiyor diye, tevatür için gerekli veya yeterli sayı olarak sunmayı düşünmez. Çünkü bu ayetlerdeki sayılar veya şu veya bu savaşa katılanlar sayıları, mütevâtir haberlerin kaç kişi ile sabit olabileceğini bildirmek için zikredilmemiş, bilakis çoğu bir tesadüf sonucudur.

Ulemânın bu sayılar konusundaki basiretsiz tavrı, hadislerin ve hadis ilminin kendilerine emanet edildiği bu insanların içerisinde, bu derece sığ zihniyetlilerin de bulunduğunu gösteriyor. Böylesi ilim dışı tavırları sergileyebilen ve geçmişte âlim diye görüşleri ciddiye (!) alınabilenlerin, hadisler konusunda yapacakları çalışmaların ve verecekleri hükümlerin ne kadar sağlıklı olacağı da siz hesabedin…

El-Kettâni, es-Suyûti’nin (ö. 911/1505) on sahabinin rivayet ettiği hadisi mütevâtir saydığını, üstelik bunun Ehl-i Hadis’in görüşü olduğunu söylediğini ileri sürer (5).

On kişinin rivayetleriyle tevatürün sabit olabileceğini (!) iddia eden birinin, mütevâtir hadisleri tespit yolunda ulaştığı sonuçlara güvenebilir misiniz?

Ulemâ içerisinde tevatür için belli bir sayı belirlemenin gerekli olmadığını savunanlar da olmuştur: “Önemli olan bir konuda insanda kesin bilginin oluşmasıdır; dolayısıyla bir şeyi kalabalık bir grup bile nakletse, kesin bilgi oluşmadıkça bu kalabalık grubun haberi mütevâtir olamaz; ama az sayıda insandan oluşan bir grup bile nakletse, bizde kesin bilgi oluşabiliyorsa, onların haberi mütevâtir olur” (6).

Önemli olan bizde kesin bilginin oluşması ise, buna dayanarak az sayıda insandan oluşan bir grubun (meselâ 4, 5, 7, 12, 20, 30, 40, 50 gibi) verdiği haberin de mütevâtir olabileceğini iddia etmek, pek isabetli görünmemektedir. Çünkü bu sayıda insanın yalan üzere ittifak etmeleri imkânsız değildir. Aslında mütevâtirde namazın kılınış şekli, vakitleri, ezan, haccın yapılış şekli gibi- uygulamalar olup, daha ilk tabakada -yani Hz. Peygamber döneminden hemen sonra- bile binlerce, on binlerce sahabe tarafından sonraki nesle intikal etmiş, ondan sonra sayıları giderek artan her nesil bu uygulamaları kendisinden sonraki nesle aynıyla aktarmışlardır. İşte mütevâtir budur.

Bu bakımdan az sayıda insanın verdikleri habere mütevatir denilebileceği iddiası bir zorlamadır. Bazı ulemânın, anlattığımız gerçek mütevâtir şeklinde bize ulaşan hiçbir hadisin olmadığını söylemesi ise bizi haklı çıkarır. el-Kettânî, İbn Hıbbân’ın (ö.354/965) ve el-Hâris’in (b. Muhammed (ö.282/295) bu anlamda gerçek hiçbir mütevatir hadis bulunmadığını savunduklarını, en-Nevevî (ö.671/1272) ile İbnu’s-Salah’ın (ö.643 /l245) ise son derece nadir olduğunu ileri sürdüklerini kaydetmektedir (7).

İbn Hıbban ve el-Hâris gibilerinin mütevâtir olan hiçbir hadis yoktur iddiasına karşı, İbnu’s-Salâh “men kezebe…. “Her kim bana yalan isnad ederse …” hadisini 60 sahabi rivayet ettiği gerekçesiyle; el-Iraki mestlere meshetme hadisini 60′dan fazla sahabi rivayet ettiği gerekçesiyle; namazda ellerin kaldırılmasına dair hadisi 50′ye yakın sahabi rivayet ettiği gerekçesiyle; cinsel organına dokunan erkeğin abdest alması gerektiğine dair hadis 60′dan fazla sahabi tarafından rivayet edildiği gerekçesiyle; ateşte kızartılmış et yemekten dolayı abdest almak gerektiğine -keza gerekmediğine- dâir rivayeti de aynı şekilde mütevatir olarak takdim eder (8).  

Gerek İbn Hıbbân’ın ve en-Nevevî’nin, mütevâtirin son derece nâdir olduğuna dair iddialarını, gerek hiç mütevâtir bulunmadığı iddiasını reddeden İbn Hacer (ö.852/1448), her iki iddianın da hadislerin geliş yollarının çokluğunu, ravilerin -yalan üzere ittifaklarını imkânsız kılan- özelliklerini bilmemekten kaynaklandığını ileri sürerek, şarkta ve garpta ellerde dolaşan ve müelliflerine aidiyetinde şüphe bulunmayan hadis kaynaklarının müştereken rivayet ettikleri hadisleri mütevatire örnek olarak zikretmekte, bu gibi mütevâtir hadislerin meşhur eserlerde bol miktarda mevcut olduğunu söylemektedir (9).  

Daha sonra gelen es-Suyuti (ö. 911/1505) İbn Hacer’i körü körüne desteklemiş; bilahare kendisi de bu konuda “Benzerini benden başkasının yazmadığı bir eser” deyip gururlanarak kendini methetmeyi (!) ihmal etmediği bir eser -el-Ezhâru’l-Mutenasira- yazmış ve 20, 27, 30, 50 ve 70 sahabeden geldiğini ve lafzî mütevatir olduğunu söylediği birtakım rivayetleri bu eserinde zikretmiştir (10).

Aynı şekilde es-Sehavî de İbn Hacer’in ve başkalarının mütevâtir olduğunu söylediği hadisleri -şefaat, havz, rü’yetullah, imamların Kureyş’ten olması gerektiği, hurma kütüğünün inlemesi, deve ağıllarında namaz kılınmasını yasaklayan hadisler, Mehdi, İsrâ, Deccal, ayın yarılması, abdestte ayakların yıkanması ve benzerlerini körü körüne zikretmekte, kendisinin de aynı kanaatte olduğunu ifade etmektedir (11).

Ve maalesef koskoca İbn Teymiyye’nin de “el-F’urkân beyne’l-Hakkı ve’l Batıl” eserinde, Haricîlerle savaşılmasını emreden hadislerin mütevatir olduğunu ileri sürdüğü kaydedilmektedir (12).

Hadis kaynaklarımızda pek çok mütevatir hadis bulunduğunu iddia eden birçok İslam âliminin görüşleri sadece birer iddiadan ibaret olup, her iddia ise mutlaka gerçekleri yansıtacaktır diye bir kaide yoktur. Nitekim mütevatir olduğu iddia edilen bu hadislerin üstelik manevî değil lafzî mütevatir olduğu da -yukarıda görüldüğü üzere- iddia edilmişse bile; başka âlimlerin bu iddiayı kabul etmedikleri ve mütevâtire örnek verilen hadislerin lafzî değil manevî mütevâtir oldukları ortadadır. Lafzî mütevatir olduğu söylenen pek çok hadis, incelenirse manevi tevatür olarak ortaya çıkar (13).  

Mütevâlir hadisin belli bir ravi veya isnadları olmadığı için, ne ravilerinin ne de isnadlarının tedkiki mümkün değildir. Bu nedenle mütevatir hadis, hadis ilminin kapsamı dışında bırakılmıştır. Zira hadis ilminin temel amacı hadislerin hangisinin sahih hangisinin sakîm (çürük) olduğunu tespit etmektir. Mütevâtirin doğruluğunda şüphe olmadığı için, herhangi bir incelemeye -ki zaten mütevâtirin ne ravileri ne isnadları bellidir- gerek kalmamaktadır. Kaynaklarda yer alıp, mütevatir olduğu ileri sürülen hadislere bu açıdan bakılınca, 10, 20, 50, 70 hatta 100 kanaldan da gelseler, bunların hepsinin hem isnadları hem de isnadlarda yer alan belli ravileri olduğu kolaylıkla görülecektir. Ortada birtakım raviler ve ravilerin oluşturduğu isnadlar söz konusu olunca, artık bu ravilerin cerh ve ta’dili ile bu isnadların muttasıl veya munkatı olup olmadıklarının tedkikinin zarureti de kendiliğinden ortaya çıkar. Bu şekilde gerek raviler gerek isnadı açısından tedkiki mümkün olanlar ‘ahâd’ hadislerdir.

Mütevatir hadis, muayyen bir ravisi/ravileri ve isnadı/isnadları olmayan ve kitlesel olarak nesilden nesile aktarılan haberlerdir. Şayet hadis/hadisler bize râviler ve isnadlar aracılığıyla geliyorsa, artık o rivayetlerin mütevâtir olması mümkün olmaz. Genellikle -İbn Hacer’in de yaptığı gibi- herhangi bir hadisin pek çok kanaldan gelmesine ve pek çok hadisçinin bu hadisi rivayet etmiş olmasına aldanılarak, bu kadar çok kanaldan gelen bir hadisin mütevatir olması gerektiği yanılgısına düşülmektedir.

Mütevatir olduğu iddia edilen hadislerin toplandığı en geniş eserlerin başında el-Kettâni’nin Nazmu’l-Mııtenâsir’i gelir: Bu eserde mütevatir olacak gösterilen hadislerden 3. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 16’dır. 4. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 9’dur. 7. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 10’dur. 11. ve 12. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 10’dur. 13. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 8’dir. 19. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 7’dir. 44. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 9’dur. 45. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 8’dir. 49. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 9’dur. 54. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 4’tür. 57. hadisin sahabe tabakasındaki ravi adedi 6’dır ve bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Şimdi burada sorulması gereken şudur: 16, 10, 9, 7, 6 ve nihayet 4 kişinin yalan üzere ittifak etmeleri mantıken imkânsız mıdır? İmkânsız değildir. Yahu buna bari mütevatir deme…

Şu halde bırakınız sahihin tevatür olup olmadığını da, tevatür sahih midir? Siz önce bunu kurtarın…

KAYNAKLAR:

1. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, I. 103). 2. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, I. 104). 3. (Mütevâtir hadisleri topladığını iddia eden birkaç eserden biri olan, el-Kettânî’nin Nazmu’l-Mutenâsir mine’l-Hadisi’l-Mutevâtir (Beyrut, 1980) adlı eserine bakınız). 4. (el-Kettani. Nazmu’l-Mütenasir. S. 9-10). 5.  (el-Kettani. Nazmu’l-Mütenasir. S. 10). 6. (el-Kettani. Nazmu’l-Mütenasir. S. 10). 7. (El-Kettani. Nazmu’l-Mütenasir. S.11). 8. (El-Kettani. Nazmu’l-Mütenasir. S. 11). 9. (İbn Hacer, Nıızhetu’n-Nazar (Dâru Mısr,?; neşreden: el-Mektebetu’l-İlmiyye Medine), s. 23). 10. (El-Kettani, a.g.e., s. 11-12). 11. (El-Kettani, a.g.e., s. 12-13). 12. (El-Kettani, a.g.e., s. 13). 13. (El-Kettani, a.g.e., s. 14).

               ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ  26 / 31.12.2009/ YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019