HADİSLER HADİSLERİ İMHA EDİYOR

Peygamber’in baldırların örtülmesini hem emrettiğine dair hem de baldırlarının gözüktüğünü söyleyip öbür hadisi yargılayan hadis vardır. Hem midye, karides yenemeyeceğini söyleyen Hanefi mezhebinin bir izahı vardır hem de diğer mezheplerin denizden ne çıkarsa yenebileceğini söyleyen hadisi vardır. Hem ipeğin haram olduğuna, altının giyilemeyeceğine dair hadisler vardır he de aksine Peygamber’in yanında sahabelerin ipek giydiğini, Peygamber’in bir ara altın yüzük taktığını söyleyen hadisler vardır. Hem haremlik selamlığı savunan, kadının sesinin duyulamayacağını söyleyen hadisler hem de sahabelerin erkek, kadın aynı yerde abdest aldığını, karşılıklı sohbetlerinin olduğunu anlatan hepsi sahih adı altında bulunan hadisler vardır.

Peygamberin söylemesi mümkün olan bir sözün başına “Peygamber emretti ki”, “Peygamber buyurdu ki” şeklindeki ifadeyle dahi emre ve iftiraya dönüştürebilmektedir. Allah’ın serbest bıraktığı bir konudaki tavrını sonradan dinselleştirip, serbest alanın dinsel alana dönüştürülmesi ancak hadis yorumu uydurmacılığı yoluyla gerçekleştirilebilir. Allah’ın Kur’an’da kıyafet hakkında detay vermemesi serbestiyeti gösterir. Bu serbest konuda tabiatıyla Resul, yöresinin ve ikliminin kıyafetleri olan entariyi, cübbeyi kullanmıştır. Fakat bu kıyafeti putperestler de, İslam düşmanları da herkes gelenek gereği giymekteydiler. Yani Resul’ün bu konudaki tavrı bir dinsel uygulama ya da bir sevap değil, Allah’ın serbest bıraktığı konudaki bir tercihtir. Zaten İslam düşmanlarının da aynı şeyi yapmasından bellidir ki bunun dinle değil, gelenekle alakası vardır. İşte Kur’an’a uygun düşen bir hadis bakınız ne der:

“Bilin ki; Kur’an’dan başka bir şey eken, ektiğini biçerken belalara uğrar. Artık siz de O’nu ekin, O’na uyun. Rabbinize O’nu delil edin, nefislerinize O’nu öğütçü yapın. Kendi reyleriniz O’na uymazsa reylerinizi (yorumlarınızı, seçiminizi) töhmetleyin, dilekleriniz O’na aykırıysa dileklerinize hıyanette bulunun” (1).

Kuran’ın hükümleriyle örtüşen yukarıdaki hadisi Peygamberin söylediğini kabul etmek de zandır. Yani bu hadisler Ku’ran’la örtüştükleri halde, onları Peygamberin söylediği %100 değildir ve iman kesinlik ister ve de kesinlik matematikte % 100’le ifade edilir. Gelenekçilerin uydurmalarla dolu kitaplarını yine kendi naklettikleri hadislere yargılatıp, bu çelişkilerini gözler önüne sergilemiş oluyoruz. Din eşittir %100 Kuran. Bundan gayrısı ise zandır ve bu zanda gerçekle yalanın ayrılamaz bir şekilde birbirine geçmişliği vardır. Ey Müslüman senin o kadar uyanık ve becerikli bir Peygamberin var ki, hadislere gerek olsaydı, endişelenme; o yazdırır, toplatır, sağlama almak için elinden geleni yapar; belki de bunun için Allah’a yakarır ve belki de Allah duasını kabul ederdi. Fakat Kur’an’ın bu durumu bu duaya bile gerek bırakmamıştır çok şükür…

“Bile bile gerçekle yalanı karıştırmayın.” (2).

Hadis kitaplarının yazımına kadar olan süreçte ne bir sahabe, ne de sahabeyi gören bir kimse yaşıyordu. Resulden bu kitapların yazımına kadar 67 nesil geçmişti ve bir hadis nakledilirken, bu hadisi nakleden bu 67 kişiyle naklederdi. Bu yöntem Buhari ile geç bir zamanda sistemli bir şekilde başladı ve hadisler, hadisin kimden geldiği hiç bilinmeden nakledildi. Buhari'nin hicri 200’lü yıllarda yaşadığı düşünülürse Buhari'den önce olmayan bir metoda göre hadislerin nakil zincirlerinin akılda tutulması da olanaksızdır.

Hadis rivayetini aynı şekilde eleştiren Kasım Ahmed "Hadis ve İslam” kitabında şu iki zinciri örnek gösterir:

A). _1. Peygamberimiz, 2. ömer İbni Hattab, 3. İbni Vakkas, 4. İbni İbrahim et Taimi, 5. Yahya İbni Said el Ensari, 6. Sufyan, 7. Abdullah İbni Zübeyir, 8. Buhari.

B). _1. Peygamberimiz, 2. Aişe, 3. Urvan İbni Zübeyir, 4. İbni Shiab, 5. Ukail, 6. El Baith, 7. Yahya İbni Bukheir, 8. Buhari.


    Bu hadisler nakil edildiğinde Resulullah’tan sonraki halkadan, sonrakinden sonraki bile vefat etmişti. Yani hadisçilerin hadis nakil eden şahısların doğru sözlü olup olmadıklarını tetkik edecekleri şahıslar bile hayatta değillerdi. Bu yüzden önyargıyla, tüm sahabeyi doğru sözlü bile kabul etseniz, sahabeden sonraki nesillerden de epey bir kısmı, hadis kitapları yazıldığında vefat ettiğinden, doğru sözlü olup olmadıklarının kontrolü imkân dışıdır. Bu yüzden hadis yazarlarının cerh ve tadil ilmi dedikleri çaba için mezardakilerden öğrenilmesi gerekir. Herhalde siz bunun mümkün olduğunu söyleyecek kadar hurafeci, körü körüneci, aşırı gelenekçi değilsiniz değil mi?

Hadis kitaplarının yazıldığı yıllarda artık Müslümanlar çok geniş bir coğrafyaya dağılmış bulunduklarından ne yaşayan kimselerin doğru sözlü olup olmadıklarını anlamak ve ne de hepsine deve üstünde ulaşmak mümkün değildir. Ulaşılanların da zaten doğru sözlü olduğunun anlaşılması imkânsız olup, zaten bunlar hep kısa ziyaretlerdir.

Hem de nakledenleriyle birlikte yüz binlerce hadisi ezbere bilirken ayet mi bilmiyordu ki bu kadar çelişkiden habersizdi? Bir de bunlar arasından en doğruyu bulacak öyle mi? Hadis zincirinde hiç görmediği, kendileri daha doğduğunda ölmüş olanlar vardır, ama olsun, ruhani olan hadis imamı keşfiyle onların da doğru sözlü olduğunu bilir öyle mi? Emrinde özel helikopteri olan bir kişinin bile ziyaretle bitiremeyeceği kişileri aynı hadis imamı deve üstünde ziyaret ederek bitirecek öyle mi?

İşin kötüsü uydurmaların başka şeylere değil, dine karıştırılmak istenmesidir. Bu esbab-ı nuzul hadisleri yoluyla gerçekleştirilmek istenmiştir. Yani bir ayetin inme sebebinin hadisler yoluyla açılanması… Mademki Kur’an yeterli, detaylı, açık ve din adına her hükmü kapsayan kitabımızdı, peki bu da nereden çıktı? Kur’an kendini kendisiyle açıklar. Kur’an'ın tüm ayetlerini karşımıza alırsak, sorumlu olduğumuz her konuyu apaçık buluruz. İçinde on binlercesi yalan olan hadislerle Kur’an'ı gibi hem çok hassas, hem çok ciddi, hem çok muhafazalı ve hem çok açık bir kitabı şartlanmış şekilde değerlendirmeye kalkmak, Kur’an'a güvensizliktir.

“Onların sana verdiği her örneğe karşın biz sana gerçeği ve en güzel yorumu veririz.” (3).

Allah en güzel yorumu kendisinin verdiğini söylemekte olup, Kur’an'da “yorum” diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça orijinali ‘tefsir’dir. Günümüzde Kur’an ayetlerinin iniş sebebi hadisleri diye anılan hadisler maalesef tefsir isimli kitapların malzemesi olmuştur. Zanlarla kesin olan açıklanılmaya yeltenilmiştir. Allah'ın dini, insanların yazdığı tefsir kitapları olmaksızın tastamamdır.

Üstelik esbabı nuzul hadisleri arasında yalan hadisler diğer hadislere nispeten daha çok sayıdadır. Bu alanda tefsir kitapları, sahih ya da zayıf endişesi bile olmadan, hatta eski Musevi hikâyeleri (İsrailiyyat) olduğu açıkça belli olan hadislerle doldurulmuştur. Aynı ayetin iniş sebebi için bakıyorsunuz “bir kavle göre şöyledir”, “diğer kavle göre böyledir”, “bir başka kavle göre ise şudur” gibi birbiriyle alakasız hikâyelerle anlatılması bu sahadaki uydurmaların çokluğunu çokluğundandır. Müsned'in yazarı İbni Hanbel bile: “Esbabı nuzul konusunda tek bir doğru hadis yoktur” der.

Mezheplerdeki uydurmaların ve akıl dışı izahların çokluğunu hatırladığımızda bunun korkunçluğu ortaya çıkar. Mezhepçi yaklaşımla Kur’an tefsiri yapanlar, Kur’an'ı mezheplere uygun düşürme gayretiyle açıklamaya çalışmış ve Kur’an'ın metninden kopup iyice uzaklaşmışlardır. Kur’an'ı şahsi fikirlerine uydurmak için engin bir malzeme oluşturdular.

Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinin ‘giriş’ bölümünde kendisinin resmi otoriteyle yaptığı bir antlaşma vardır. Bu antlaşmanın 5. maddesinde tefsirin Ehli Sünnet fikrine ve Hanefi mezhebine uygun hazırlanacağı kabul edilir. Prof. Dr. Mehmet Aydın'ın ifadesine göre ‘ideolojik tefsir’ yani mezhepçi tefsir anlayışı Elmalılı'nın daha ilk sayfalarında ortaya çıkmaktadır. Allah'ın onay vermediği bir mezhebe zihinlerini ipotek edenlerin yapacağı tefsir ne kadar isabetli olabilir? Hadisi dinin kaynağı kabul edenlerin, Kur’an'ı Kur’an dışı uydurma kutsallarıyla açıklama çabaları, Kuran tefsirlerini Kuran'la alakasız bir noktaya getirmekten başka bir işe yaramamıştır. Mesela Kur’an’da Resulullah’la ilgili olarak geçen “onun konuşması ancak vahiyledir” ya da “ona itaat edin” yahut da “o size neyi veriyorsa alın” gibi ayetleri hadislere itaatle bir görmüşlerdir. Böylece ravileri Peygamberin yerine oturtup onlara itaat etmiş oldular. Oysaki onun konuşması ayetleri hatırlattığı için vahiyledir; oysaki ona itaat ya sağlığında dinlemekle ya da vefatından sonra Kur’an’a uymakla mümkündür; oysaki onun verdiği Kur’an’daki hükümlerin dışındakiler değildi…

Kâşif Ahmed Şehzade, Allah’a ve elçiye itaatten kastın; Allah’ın elçisiyle gönderdiği mesaj olan Kur’an’a uymak olduğunu, Kur’an’da aktarıldığı gibi Peygamberimizin bizim için örnek olduğunu, Peygamberimize dair bilgiler için tek geçerli ve yeterli kaynağın Kur’an olduğunu söyler. Şehzade, Mümtehine suresinin 4. ayetini örnek göstererek şöyle der: “Aşağıdaki ayet, Hz. İbrahim’in örneğini geleneklerin ve ona atfedilen sözlerin arasından seçeceğimizi mi söylüyor? Hayır, bu ayet öyle söylemiyor. Ayette anlatılmak istenen Hz. İbrahim’in davranışının, tavrının Kur’an’da açıklanan şeklinin inananlar için örnek olduğu ve inananların onun örneğinde olduğu gibi hareket etmeleri gerektiğidir” (4).

Eğer Peygamberimizi örnek almaktan kastın; hadislere ve Peygamberin kavminin geleneklerine uymak olduğu söylenirse; o zaman İbrahim Peygamberi örnek almamızı söyleyen ayete göre, İbrahim Peygamberin kavminin geleneklerini öğrenip İbrahim Peygamberin hadislerini de bulmamız gerekmektedir. Peygamberimizin de, İbrahim Peygamberin de davranış şekilleri Kur’an’da anlatılır ve örnek almamız istenen bu davranışlardır.

“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır.” (5).

Uydurma çabaları daha Resul hayattayken başlamıştır. O hayattayken buna engel olmuş, hep Kur’an’ı öne sürmüş, herkesi Allah’ın ipi olan Kur’an’a çağırmıştır. Hatta şu ayete de bakın ki gelenekçilerin durumuna düşme tehlikesini o bile geçirmiştir:

“Onlar neredeyse sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi.” (6).

Kur’an Allah’ın kitabıdır, fakat insanlar onu elçinin sözü olarak duydular. Allah ise “Allah ve elçisinden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ültimatom” olarak beyan etti. Buna rağmen düşünüp araştırmayan ve körü körüne geleneğe teslim olanlar birbirini reddeden hadisleri bile Yüce Kur’an’ın önüne koydular. Onlara hadislerin birbirini reddetmesi ve Kur’an’ın hem apaçık hem de korunmuş olması bile yetmiyorsa zalim olurlar ve Allah zalimlere hidayet vermeyeceği için bir türlü laf anlatamazsın…

KAYNAKLAR:

1. (Nehcü’l Belağa, sayfa: 55), 2. (Bakara suresi: 42), 3.  (Furkan Suresi: 33), 4. (Kâşif Ahmed Şehzade, The Authority of Quran), 5. (Mümtehine Suresi: 4), 6. (İsra Suresi: 73).

               ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ  25 / 31.12.2009/ YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019