ATI KANDIRANDAN HADİS ALMAYANA KANMA

 

Peygamberimizin hadis yazımını yasaklama şeklindeki tavrı vefatından sonra dört halife döneminde de devam etti. Yani dört halife, doğruluğunu kendilerinin bildikleri birçok Peygamber sözünün yazımına Peygamber’in vefatından hemen sonra bu sözler zihinlerde henüz tazeyken izin vermediler. İzin verildiğini iddia edenlere "Hani, bu dönemde yazılı olan kitap nerede?” diye sorarsanız hiçbir şey gösteremeyeceklerdir.

Harevi şöyle der: "Ne sahabe (Peygamber'i görenler) ne de tabiyun (Peygamber’i görmeyen ama sahabe görenler) hadisleri yazmıyorlardı. Ama söz olarak aktarıyorlardı. Basit yazılı bir kaç metnin dışında bunun bir istisnası yoktur. İlmin kaybolup, ulemanın ölüp gitmesinden korkulunca, ömer bin Abdülaziz, Ebu Bekr el Hazm'a bir mektupla hadisleri araştırıp, yazmasını emretti.” Yeni halife Yezid bin Abdülmelik ise Ömer bin Abdülaziz ölünce Ebu Bekr el Hazm'ı ve onunla çalışanları bu görevden aldı. Sonra Halife Hişam, ez Zuhri hadislerini ilk toplayan kişi olarak kabul edilir. Mahmud Ebu Reyye tüm bu gelişmeleri ayrıntılarıyla anlatırken baskı ortamına da değinir: "Hadislerin toplanmasıyla emrolunan tabiyun bunu ancak baskı altında kabul etmişlerdir. Zira yaşanan tarz ve Sahabe'nin hadisleri toplamaması, onları böyle bir şeye girişme hususunda oldukça sıkıntıya sokuyordu.”

Oysa gelenekçi İslam'ın hadisçileri, Emevi Dönemi'ni bile düzenli bir tasnif dönemi olarak kabul etmezler. Mevcut yazmalarda hadis, fıkıh, şiir, haber gibi farklı farklı konular, doğruluk derecesi irdelenmeden karışık bir şekilde yazılmıştır. Gazali, Peygamber'den sonraki ikinci kuşağın hadis yazımını kötü gördüğünü ve kendileri gibi sonrakilerin de ancak hadisleri ezberlemelerini söylediklerini nakleder (1).

Hadislerin ayrı ayrı ele alınıp bu konuda müstakil eserlerin verildiği ilk dönem Abbasiler dönemidir. Hicri ikinci asrın sonlarında elimize geçen bu tarzdaki tek çalışma Maliki mezhebinin kurucusu Malik'in Muvatta'sıdır. İbni Ferhun, ed dibae el Muzehheb kitabı sayfa 25'te Malik'in Muvatta'da on bine yakın hadis topladığını, bu hadisleri gözden geçirip her sene içinden ayıkladığını, sonunda çok az kaldığını, biraz daha yaşasa hepsini atabileceğini anlatır. Daha sonra Hanbelî mezhebinin imamı İbni Hanbel'in Müsned'i gelir. Hicri 241 yılında vefat eden Hanbel'in kitabında da, Muvatta'da da sahih, zayıf ayırımları yapılmadan, o günlerde sürüklenen rivayet akımının içindeki her şey, ciddi bir ayırım gözetilmeden hadis kitaplarına girer.

Buhari'den önce hadisleri doğruluk derecelerine göre ayırma çabası dahi olmamıştır. Sahih ve zayıf şeklindeki hadis ayırım çabası bile ancak Buhari ile başlar. Meşhur hadisçilerden Buhari hicri 256'da, Müslim hicri 261'de, Tirmizi hicri 279'da, Ebu Davud hicri 275'de, Nesei hicri 303 yılında, İbni Mace hicri 273'de vefat etmişlerdir. Şiilerin hadis kitapları ise farklıdır ve Sunniler de, Şiiler de birbirlerinin hadis kitaplarını geçerli kabul etmezler. Şiilerin hadis kitaplarının oluşumu daha da ileri tarihlere rastlar. Meşhur Şii hadisçilerinden Kulani hicri 329'da, Babuvay hicri 381'de, Cafer Muhammed Tusi hicri 411'de, El Murtaza hicri 436'da vefat etmiştir.

Başta Hanefilik olmak üzere Sunni mezhepler halen sayısal olarak ülkemizde çoğunluğu oluşturur ve zaten halife olan padişahlarca da hep kollanmıştı. Bu mezhep, merkezi yönetimin politikaları sonucu kollanırken karşıt fikirler ise despotça bastırılmıştır. Tarihsel süreçte hadislerin dinin kaynağı ilan edilmelerine, Mutezile ve Harici gibi grupların ve de birçok âlimin karşı çıktığını görürüz. Fakat baskıcı Sunni yönetimlerin egemenliğinde karşıt fikirlerin eserleri tahrif ve yok edilmiş, kalanların çoğu dilimize bile çevrilmemiştir. Böylece biz bildiklerimiz çerçevesinde inanıp yönlendiriliyoruz. Acımak mı lazım bilmem ama karşı çıkanlar “Bunları daha evvel kimse akıl edemedi mi? İlk siz mi bunları akıl ettiniz?” diye sorduklarında içimizden düşünceli düşünceli diyoruz ki: “Ah kardeşim, nerden başlasak da anlayabilsen?”

Sahabelerden ilk dört ulu’l emir isteselerdi Peygamberin en azından birkaç yüz veya birkaç bin hadisini toplayıp bir kitap yapabilirlerdi. Hem de çok az yanlışlarla… Bunu akıl mı edemediler? Elbette gereksiz hatta sakıncalı gördüler de ondan…  Onlar doğru olan hadisleri bile toplamayıp ve insanların Kuran dışına taşmasını önlediler. Oysa ünlü hadisçi Darekutni’nin ifadesine göre: “Yalan hadisler arasında sağlam hadis, siyah öküzün derisindeki tek tük beyaz kıl kadardır.”

Sahabe Ebubekir Peygamberimizin vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın, haramını haram görün” (2).

Belki döneminde daha çok söz konusu olduğu için sahabe Ömer bu konuda sahabe Ebubekir’den çok daha sert davranmıştır. Sahabe Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi (3).

Sahabe Ömer çok değerli bir tespitle; Museviler’in dinlerini yozlaştırmalarında Tevrat dışında Mişna adlı kitapları dini kaynak edinişlerini görmüş hadislerin bu Mişnaların durumuna döneceğini anlamıştır. Buna karşı hem diliyle, hem eliyle mücadele etmiş ve bu mişnaları yakmıştır. Sahabe Ömer’in yaktırdığı Mişnalardaki doğru hadis oranı tahminimizce bugünkü en doğru kabul edilen Buhari’den de, Müslim’den de çok daha yüksektir. Çünkü Peygamberi görenler o dönemde hayattadırlar ve o dönem şahitliğin en kolay dönemidir. Düşün ki ileride olacak siyasi ayrılıklar ve kargaşalar bile henüz yaşanmamıştır. Hadisler Ömer döneminde çoğaldığı için halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: “Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişna’sıdır bunlar” (4).

En çok kendisinden hadis nakledilen Ebu Hureyre ve Kab gibi kişilere karşı sahabe Ömer’in hadis nakillerinden dolayı şiddetli tepki ve tehditleri, bu konudaki tavır ve çabası dikkate şayandır. Sahabe Ömer Irak’a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız” (5).

Sahabe Ömer şöyle der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmam”, diğer bir rivayette “Allah’ın Kitabı’nı asla başka bir şeyle değiştirmem”, başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem” der (6).

Sahabe Ömer’in bu tavrının benzerini ulu’l emr olunca sahabe Osman da hadis nakil rekortmeni olan başta Ebu Hureyre ve Kab’a karşı koyarak devam ettirmiştir. Mesela sahabe Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir (7).

Bu konuda İbni Abbas ve Abdullah bin Mesud adlı meşhurları görelim:

“Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı” cevabını verdi” (8).
  

İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur” (9).

“Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bun-dan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim” (10).

Sahabe Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, âlimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir” (11).

“Bir gün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi?” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?” diye sordum. Resullullah dedi ki: “Kurtuluş Kuran’dadır. Çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür. O, Allah’ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır” (12).

Hadisçilerin hadis nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek hususunda ne kadar titiz oldukları şu hikâyeyle anlatılır: “Meşhur bir hadisçi, kendisinden hadis naklettiği bir kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat etmiş. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görmüş. Atı kandıran insanları da kandırabilir diye onun naklettiği hadisi almamış.”

Hadislerin nakilcilerinin önemli kısmı hadis kitapları toplandığında vefat etmişti. Geri kalanların çoğu ise İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını tespit etmek özellikle o dönemin ulaşım şartları düşünülürse mümkün değildir. Ziyaret mümkün bile olsaydı, kısa ziyaretler bir insanın ne kadar doğru sözlü olduğunu tespit için elbette yetersizdir. Ayrıca diğer ravileri de ata nasıl yiyecek veriyor diye takip etmek imkânsızdır.

Sahabe Ömer’in Ebu Hureyre’yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Sahabe Ömer Ebu Hureyre’ye hitaben: “Seni Bahreyn’e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn’in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de, senin için versinler diye mi geldin?” der (13).

Ebu Hureyre’nin bizzat kendisinin aktardığı bir hadiste ise sahabe Ömer ona şöyle demiştir: “Ey Allah’ın ve Kitabının düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?” (14).

Ebu Hureyre sahabe Ömer’in kendisine çıkışmalarını böyle anlattığı halde hadisçiler Ebu Hureyre’yi birinci dereceden güvenilir kabul edip, en çok hadisi ondan naklederler. Bir de cerh ve tadil ilmiyle güvenilmeyen hiçbir kimseden hadis nakletmediklerini söylerler. Sahabe Ömer’in “Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı” ilan ettiği şahsı en güvenilirler arasında kabul eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne kadar titizlikle yapıldığı ortadadır.

Sonuç olarak atı kandırandan hadis almamış diye öyle kolayca teslim olma.

“Onların çoğu zandan başka bir şeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki zan gerçek namına bir şey ifade etmez.” (15).

KAYNAKLAR:

1.  (Gazali, İhyayı Ulumiddin, 1. cilt, sayfa: 79).  2.  (Zehebi, Tezkiratu’l Huffaz: 1/3, Buhari 1.cilt)., 3.  (İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu: 1/64-65). 4.  (İbni Sad/Tabakat: 5/140). 5.  (Ahmed İbni Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63). 6.  (El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat, 3/206). 7.  (Tahzıru’l Havas: 10b.). 8.  (Buhari, K. Fezailu’l Kuran: 16; Müslim, K. Fezailus Sahabe: 30, 31 Ebu Davud, K. Fiten: 1, Tırmizi, K. Fiten: 43). 9.   (İbn Abdül Berr, Camiul Beyani’l İlm: 1/63–68). 10.  (Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27). 11.  (İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm). 12.  (Sünen-i Tırmizi, Darimi). 13.  (Zehebi, Siyer). 14.  (İbni Sa’d, Tabakat, 4. cilt, sayfa: 59). 15.  (Yunus suresi: 36).

                      ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USLÜ  24 / 31.12.2009/ YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019