HADİSLER DİNİN KAYNAĞI DEĞİLDİRLER

Müslim sahih olan her hadisi kitabına almadığını söyler (1). Müslim'in mantığına göre hadisler dinin kaynağı olduğu halde kendisinin her sahih hadisi kitabına almaması kendisiyle ve hele hele sahih hadisleri dinin kaynağı kabul eden mantıkla çelişkidir. Yani onun bu mantığına göre dinimiz eksik olur. Müslim'in atladığı bir hadisi, başka birinin atlamadığının garantisi de yoktur. Hadisleri dinin kaynağı kabul eden Buhari 600 bin hadis bilip 6000–7000 tanesini yani % 1'ini kitabında yazmıştır. Geriye kalan % 99'u ise güvenilir olmadıklarına kanaat getirip kitabına almamıştır. Yani pirinçlerdeki taşları değil, kumsaldaki pirinçleri ayıklamış… İşin saçmalığı eğer hadisler dinin kaynağı olsaydı din tamamen Buhari'nin insafına ve ayıklama becerisine kalmış olacaktı. Bu adam bir Peygamber ya da vahiy meleği de olmadığı halde hak bir din nasıl Buhari’nin kaderine teslim edilir? Eğer hadisler gerekli olsaydı, atılan % 99'luk kısımda, gözden kaçmış tek bir tanecik bile gerekli bir hadisin olmaması imkânsız olmayacağına göre, hadisleri dinin kaynağı kabul eden zihniyete bakarsak dinimiz asla düzeltilemeyecek şekilde eksik olacaktı. Bu mantığa göre, Buhari ölmüş olduğu için ve günümüzde bize ulaştırmadığı % 99'luk kesimi bildiği iddiasında bulunan herhangi bir kimse olmadığına göre gelenekçilerin dinlerinin bu kısmı yok mu olmuştur?

Buhari 600.000 hadis biliyor olabilir mi? Nakil zincirinin sağlamlığını anlamak için her hadise 2 saat ayırdığını düşünsek bile bu süre çocukluğu ömrünü ikiye katlar. Hele bir de bazen bir hadisin zincirinin sağlamlığını anlamak için günlerce seyahat ettiği iddiasını düşünürsek, Buhari'nin bildiği tüm hadislerin doğruluğunu test etmesi binlerce yıl yaşasa bile imkânsızdır.

Kur’an başı sonu belli bir kaynaktır. Hadislerin içine çok uydurma girmesinin en büyük sebeplerinden biri de zaten hadislerin başı ve sonunun belirsiz bir kaynak oluşudur. Allah'ın bu lütfu sayesinde eksiksiz, tastamam bir dinin mensuplarıyız. Kasıtlı ya da değil bizi eksik, belirsiz ve çelişkili bir dine mensupmuşuz gibi gösterenlere rağmen iyi ki hem de Kur’an’da Allah dinin tamamlandığını söylemiştir. Sadece bu ayet bile olmasaydı nice taviz ve fitne kapıları daha da çok açılabilirdi ve biz bile dayanacak bir güç bulamayabilirdik. Dinimizin doğruluğundan şüphe duyan ateistlerin bu hadislerin iftira ya da uydurma olduklarını duyduklarında nasıl sıkıştıklarını biliyor musunuz? Ateistlerin kitaplarına baktıklarında şunu görüyorsunuz: Daha ziyade bu tür hadisleri ideallerine malzeme yapmaktadırlar ve Kur’an’a daha az temas etmekle beraber uyduruk hadislerce bozuk yorumlanmış tefsirlerden ve yanlış meallerden (çevirilerden) yola çıkmaktadırlar. Yani kolay kolay Kur’an’dan bulamadıkları için kolayca hadisleri kullanıyorlar. Kur’an’da da bulduklarını gösterebilmek için ise direkt yanlış meal ve yanlış tefsirlere sarılıyorlar. Fakat orijinaliyle alakasız olarak…

Resulullah’ın yanında olanlar onun söylediklerini en çok bilenlerdi. Sonra onların ölümüyle hadisleri bilenlerin sayısı elbette ki azaldı. Peki, neden o zaman bizler Emevi dönemindeki hadislerin bu dönemdekilerden daha kabarık olduğunu görüyoruz? Neden zaman geçtikçe hadis sayısı artıyor? Aksine şahitler vefat ettikçe azalması gerekirdi. Çünkü şüpheler arttıkça hadisler ayıklanıp azalacaktı. Bazı hadis bilginlerinin iddiasına göre 2 milyon hadis vardır. En doğru hadis kitabı olarak gösterilen Buhari'nin kitabındaki hadisleri 600 bin hadis arasından, Müslim'in 300 bin, Ebu Davut’un 500 bin, Malik Muvatta'sını 100 bin hadisten, İbni Hanbel ise Müsned'ini 750 bin hadisten seçtiği söylenir.  Resulullah’ın aşağı yukarı 23 yıl Resul’lük yaptığını düşünürsek: 23x365=8395 gün demektir ki, toplam 2 milyon hadis olduğu söylendiğine göre Resul’lük yaptığı her gün başına 200'den fazla hadis düşer. Herhangi bir kişiye bir yıl önce en çok beraber vakit geçirdiği kişinin yakınlarının söylediklerini nakletmesini isteseniz bile başarı söz konusu olamayacak, aksine başarısızlık ispatlanacaktır. Resul’ün vefatından 200 yıl sonra araştırıldığını da hesaba katarsanız daha da imkânsızlaşacaktır… Tüm bu hadis kitabı yazarlarının tüm bu hadisleri ezbere bildikleri ve kendilerince en doğru gördükleri hadisleri seçtikleri söylenir. Hadisçilerin kaç hadis bildiklerini söyleyebilmeleri için tüm hadisleri bir yere yazıp saymaları gerekirdi. Zaten ezbere 600 bin hadis bilmek de inandırıcı değil… O zaman adama sorarlar: 600 bin hadis bilecek kadar hafızan iyiydi de içindeki binlerce çelişkiyi yakalayamayacak kadar mı zeki değildi? Bu da çelişki…

Hadisleri hem metin, hem nakil zincirleriyle ezberleyeceksin… Yüzlerce yıllık süreç söz konusu olacak… Dağ, tepe, çöl arasında, kulaktan kulağa seyahat edecek... Kasıtlı uydurulma sebepleri de mevcut olacak… Tüm hadis nakilcilerinin iyi niyetli olduğunu bile varsaysak sonucun şaibesizliği ne kadar istese de elinde olamayacaktır.

Buhari başta olmak üzere birçok hadisçi, hadisin manasının muhafaza edilmesinin yeterli olduğunu, asıl metinin ezberlenmesinin şart olmadığını kabul etmişlerdir. Böylece hadislerin içine birçok kimsenin “şu manada” deyip kendi görüşünü sokması son derece mümkündür. Her nakilci, hadisin metnini tam olarak akılda tutabilecek bir hafızaya sahip olamayacağından aklında kaldığı kadarını nakledecek, bu da dilden dile anlam kaymalarına sebep olacaktır. Tüm bu sakıncalara rağmen Şafii, Buhari vs. gibi kaynaklar ne gariptir ki mana ile rivayeti yeterli görmüşlerdir.

Resulullah’ın en geniş topluluğa konuştuğu anın Veda Hutbesi olduğunu ve burada yüz binden fazla kişi olduğunu tüm hadisçiler kabul eder. Yüz binden fazla kişinin şahit olduğu bu hutbenin ayrı ayrı metinlerde çok farklı farklı olması, mana ile hadis naklinin, hadis uydurmacılığının, en sağlam hadis olması beklenen veda hutbesinde bile nasıl tahrifat yaptığını gösterir. Veda hutbesine bile veda edeceksek gerisini ne edelim?

Mana ile hadis nakli olabilir denilince, hadisin başını sonunu duymamak da önemli mana kaymaları yapmıştır. Ebu Hureyre'den "Uğursuzluk üç şeyde olur: Ev, kadın ve at” diye Resulullah’a hadis nispet ettiğini duyan Hz. Aişe, "Allah'a yemin ederim ki Allah'ın elçisi bunu asla söylememiştir. O ancak şunu söylemiştir: Cahiliye ehli şöyle derlerdi: Uğursuzluk şu üç şeyde olur; ev, kadın ve at.” Görüldüğü gibi Hz. Aişe'ye nispet edilen ve Ebu Hureyre'ye yapılan bu itiraz; mana ile hadis rivayeti mümkündür deyip de başını, sonunu, durum ve şartları nakletmeden yapılan hadislerin yol açtığı felaketlere tam bir örnektir. Cahiliyyenin dediği bir şey, Resulullah’ın dediği olarak nasıl karıştırılır?..

Buhari'nin birçok hadisi Müslim'e göre yanlış, Müslim'in birçok hadisi de Buhari'ye göre yanlıştır. Ebu Hanife, Şafi, Malik ve Hanbel'in hadislere bakışı ve değerlendirişinde sahih, zayıf, hasen gibi ayrımlar yoktur. Ebu Hanife, önemsemediği için hadis bilgisinin zayıflığı ve hadisi de bir kenara bırakıp kendi görüşünü, reyi ön plana çıkarması yüzünden hadis imamlarınca eleştirilmiş ve Buhari tarafından güvenilmez bir kişi olarak ilan edilmiştir. Rahmet olsun sana ey Ebu Hanife!..

Sahabe kelimesi maalesef Resulullah’la hiç konuşmasa hatta uzaktan dahi olsa Müslüman olarak onu gören herkes için kullanılır. Yine maalesef Buhari'nin yaptığı bu tanım genel kabul görmüştür. Meşhur hadis kitaplarında, cerh ve tadil adı altında hadisi duyulan kişilerin doğru sözlülüğü, hafızası, inancı sorgulanır. Hadis nakil edenler hakkındaki görüşler o kadar farklılık kazanmıştır ki, tek bir nakilci bazılarına göre müminlerin emiri, bazılarına göre ise insanların en yalancısı olarak nitelenebilmiştir. İkrime, Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok muteber bir nakilci iken, Müslim'e göre yalancıdır. Geleneksel İslam'ın en meşhur hadis kitabının yazarı Buhari, geleneksel İslam'ın en büyük mezhebinin başı Ebu Hanife'yi gayrisika yani güvenilmez ilan edip, ondan tek bir hadis dahi nakletmemesi düşündürücüdür. Ama düşünen için düşündürücüdür. Nasıl oluyor da en güvenilir hadisçiye göre en güvenilir mezhebin imamı güvenilmez olabiliyor ve buna rağmen geleneksel İslam'ın taklitçi zihniyetine göre bunlar en güvenilir hatta en mübarek iki kişidir. Cerh ve tadildeki, yani hadis rivayet edenlerin güvenilirliği hakkındaki tartışmalarda çelişkili izahlar hadislerdeki çelişkiler kadar çoktur. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin meşhur Fıkhu’l Ekber’ini şerh eden Aliyyu’l Kari’nin şerhinde geçtiğine göre gelenekçilerin gavs-ı azamı (!) Abdulkadir-i Geylani tüm Hanefileri iman ve ameli ayırmaları sebebiyle küfürde görmesine kadar usullü olanlar ve reformistler kalın bir çizgiyle ayrılmışlardır. Siz ne taraftasınız? İmam-ı Azam mı, Gavs-ı Azam (!) mı? Yoksa şu “her ikisi de” deyip saçmaladığının farkında bile olmayanlardan mısınız?

Hadis adı altında sahabe isimleri geçince sahabeden duyulan söz sanılıp, sahabe olduğu söylenen kişinin kim olduğuna ya da gerçekten de demiş mi dememiş mi olduğuna bile bakılmadan doğru kabul edilir. Kur’an'ın hiçbir yerinde Resul’ü her görene Müslüman da olsa güvenileceğine dair bir izah yoktur. Aksine Resul’ün etrafındaki "Müslümanım” diyenlerin birçoğu Kur’an'da eleştirilir ve münafıkların, Müslümanların arasına girdiği Kur’an'da belirtilir. Tevbe suresinin 101. ayetinde Resul’ün dönemindeki ikiyüzlülerin hepsini kendisinin bile bilmediği münafıkları hadis imamları nasıl bilmişlerdir? Resul’ün hayattayken bilemediği söylenilen kişileri, bu mezhep imamları, bu kişiler öldükten 200 yıl sonra mı bilmişlerdir? Resul’ün vefatından hemen sonra en güvenilir sahabelerin bile tartışmaları, hatta sahabelerin bir kısmının diğerleriyle savaşarak kanlarını ve canlarını helal saymaları, birbirlerini kâfirlikle ithamları her sahabe olduğunu söyleyene güvenilemeyeceğini gösterir. Sahabeyi toptan doğru kabul etme hatasına da düşülmüştür. Eğer tümünün sahabe olduğunun yanlışlığı ya da tümünün güvenilir olduğu iddiasının yanlışlığı idrak edilirse bütün hadis mantığı çöker. “Peygamber o zaman Kuran’la hadis karışmasın diye hadis yazdırmadı, artık Kur’an’la karışma tehlikesi olmadığından hadis kitapları yazıyoruz” diyenler, sahabeden de iyice uzaklaşıldığını ve doğrudan bir kaynağın olmadığını dikkate almamaktadırlar. Hadisler dinin bir kaynağı olacak derecede kıymettar iseler nasıl olur da yazılmak yoluyla muhafaza edilmezler?

Hadislerin tümü Kur’an’a aykırı değildir. En başta hadislere yaklaşım ve hadislere inanç biçimimiz Kur’an’a aykırıdır. Kur’an’a uygun hadislerin varlığının da farkındayız. Zaten bütünüyle aykırı olsaydı ümmetin yanıltılması bu kadar kolay ve kalıcı olmazdı.

“Ey insanlar ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; Kur’an’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kuran’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.” (2).

“Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. Bazı şeyleri de unutmaksızın size rahmet olması için hatırlatmamıştır, onları da araştırmayın.” (3).

“Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.” (4).

Bu hadislere göre Kur’an’ın belirttiklerinin dışında haram yoktur. Müzik dinlemek, resim yapmak, erkeklerin ipek giymesi ve altın yüzük takması bu ölçüde nasıl haram olabiliyor? Öte yandan Peygamber Kur’an belirtmediği halde geleceği nasıl oluyor da biliyor:

“Benden sonrası 30 yıl hilafet, ondan sonrası Melikiyet’tir…” (5).

    Gerçekten de ‘dört ulu’l emir’ dönemi (Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali) 30 yıl sürmüştür. Belli ki önce bu 30 yıl sürmüş bu hadis daha sonra uydurulmuştur. Bu hadisin Emevileri sevmeyen Ali taraftarlarınca uydurulduğu bellidir. Fakat Ehli Sünnet’e göre Buhari’nin tek hadisini inkâr eden kâfir olur. Neden sonraki meliklerin idare ve kontrolünde oluşturulan mezheplere ve yazılan hadis kitaplarına sanki Allah kelamıymış gibi inanalım?

 

KAYNAKLAR:

1. (Müslim, 1. cilt, sayfa: 28).

2. (İbn-i Hişam, Siret 4 sayfa: 332). 

3. (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403).

4. (Ebu Davud K. Etime 39/Tırmizi K. Libas 6 İbni Mace K. Etime 60/ El-Müracaat sayfa 20).

5. (Sahihi Buhari).

 

                       ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USLÜ  23 / 31.12.2009/ YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019