SÜNNET KUR’AN’DA BAŞKA, GELENEKÇİLERDE BAŞKA

Sünnet günümüzde kelime olarak tarz, metot, yol, tavır, toplulukların devam eden davranışları manasında kullanılır. Sünnet kelimesi Kur’an’da ise tek geçerli sünnetin Allah’ın sünneti olduğu ve Allah’ın sünnetinde değişiklik olmayacağı şeklinde kullanılır. Fakat bu Arabın terminolojik tarihinde sonradan günümüzdeki tanımını almıştır. Kur'an'da sünnet denilince ne anlaşılıyorsa, 1500 yıl önce ne anlaşıldığı ortaya çıkacaktır. Sözcükler bugün ne anlama geliyorsa dün de o anlamda idi diye bir şey yoktur... Önemli olan da zaten o zamanlardaki anlamıdır. Mesela "hıyar" sözcüğü "hayırlı" demek olduğu halde ve hatta bir hadiste sahabe adı olarak geçtiği halde zamanımızda artık bu anlamda kullanılmamaktadır. Sünnet sözcüğünün de kaderi böyledir. En ama en eski 1250 yıllık bir anlam değişikliği tarihi vardır. Derken anlamı değişince anlamamız da değişmiştir!

“Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın. Allah’ın sünnetinde dönüşüm de bulamazsın” (1).  

“Daha önceden gelip geçenler hakkında Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın” (2).

Kur’an’da sünnet kavramı bu şekilde kullanılırken, geleneksel İslam anlayışında sünnet Peygamberin fiillerini anlatmak için kullanılır hale getirilerek farklı tanımlandırılmıştır. Bu yeni "tanım reformu" ise "sünnet"in bundan sonra reformistlerin istedikleri şekilde bilinmesine neden olacaktı…

Resul’e iftiralarla dolu olan hadislere yaptığımız her eleştiriyi okurken hadis kelimesi yerine sünnet kelimesini de koyabilirsiniz. Çünkü nihayet sünnet üçe ayrılacak kadar sünnettin asli anlamından uzaklaşıldı. Fiil halinde sünnet, sözlü sünnet ve sessiz kalarak gerçekleşen sünnet... Birincisi Peygamberin davranışını, ikincisi Peygamberin sözlerini, üçüncüsü ise Peygamberin yapılışını görüp de yasaklamadığı davranışları belirtir. Aslında sünnetle kastettikleri hadislerdir. Hadisler Peygamberin söylediği sözler, sünnet ise yaptığı fiiller manasında kullanıldığı halde aynı kapıya çıkarırlar. Oysa sünnet olduğu iddia edilen Kuran’ın dışındaki tüm davranışları bize ulaştıran tek kaynak dinin tamamlanmasından (Maide süresi) 250 yıl sonraları sergilenen hadis kitaplarıdır. Peygamberin söylediği her hadis de sözlü sünnet sayıldığı için hadis yerine sünnet, sünnet yerine hadis kelimelerini koyduğumuzda aynı şeyleri anlarız. Artık iş iyice çorbaya dönmüştür. Çok sayıda ilahiyatçı gibi mesela Dr. Subhi es Salih de şöyle der: “Hadisçilerce, bilhassa müteahhirin hadisçilerce hadis ve sünnetin biri diğerinin yerinde kullanılan iki kelime olduğu kabul edilmiştir” (3).

Kur’an’da tanımlanan din tarifinde mezhepçilik yoktur. Demek ki dine eklenen mezhepsizlik değil, mezhepçiliktir. Fakat buna alıştırıldığınız için gerçeklere yabancılaşmış durumdasınız. Mezheplerde de sünnet anlayışı başka başkadır. Dördüne de "hak" dedikleri halde birinin farz dediğine diğeri sünnet diyebilmektedir. Bu çelişkidir. Demek ki hak olan İslam’dan başka herhangi bir istikamet değildir. "Hakka uygun dört mezheb" ya da "hakka hizmet eden dört mezheb" bile diyemiyorlar da “hak mezheb” diyorlar… Hak, İslam’dır! Gerisini abartmayalım...

Allah 6 bin küsur Kur’an ayetinin sadece bir tanesinde bile sünnet diye bu reformcuların anlattığı şekilde bir kavram tarif etmemiştir. Bu o zamanlarda da kullanılan bir sözcük idiyse tek bir tanecik bile neden yoktur? Kur’an’da, bugün kullanılan manasıyla hiç alakası olmayan şekilde “hadis” ve “sünnet” kelimelerinin geçmesi mezhepçi reformistlerin Kur’an’a uygun  olmayan daha pek çok kavramı uydurduklarını gösterir.

Sünnet diye uydurulanların bazıları Resulullah’a iftira olarak uydurulmuş sözler, bazıları Resulullah’ın kavminin adetleri veya şahsi tercihlerinden dolayı işlediği yani dinle alakası olmayan sadece dünyevi ve sıradan olan fiillerdir. İklimsel, yöresel ya da geleneksel şartlara göre cübbe giymek, kabak yemek, yer sofrasında yemek yemek gibi daha pek çok misal verilebilir… Bunlar gayr-i Müslim Arapların olağan davranış tarzlarıdır. Kur’an’la alakasız bu fiillerde ilaveler dinin malı addedilince, din ise sadece Kur'an'dan müteşekkil olduğuna göre elbette Kur’an’a ilavedir (4). Tüm bu hareketler Kur’an’a yeterince güvenmemenin ya da teslim olmamanın acınası neticeleridir. Müslüman teslim olandır. Neye teslim olan? Elbette sadece Kur’an’dan gelene… Papaz da Allah’a teslim olduğunu söyler; haham da. Mesele Kur’an’a teslimiyettir; Kur’an dışında adı her ne olursa olsun başka şeylere değil... Furkan süresinin 30. ayetinde Peygamberimiz Kur’an’ı terk edenleri Allah’a şikâyet etmektedir. Kendi uydurdukları sünnetlere uymada sevapları da uydurdular. Onlar zannilere iman ediyorlar ve imanileri zannediyorlar… Dinsizlik tüccarları kotarıyorlar. İslam dünyasının hemen her yerindeki Kuran dışı reform edilmiş dinciliği besleyenler, uluslararası İslam düşmanı ecnebi mihraklar olup, finansmanlık da onlara aittir.

Hadis uydurmanın pek çok sebeplerinden biri de Kur’an’ın dışında ikinci bir kaynak türetmektir.  Bu hadislerin en meşhuru Resulullah’ın veda hutbesinde söylediği hadistir. Fakat aynı hadisin üç ayrı şekilde nakledilmesi en doğru hadis olması beklenen veda hutbesine bile ne kadar güvenilemeyeceğini göstermektedir. Söylenenlere göre yüz bin kişinin dinlediği bir hutbede hadisler bu kadar değişebiliyorsa, bir tek kişiden o da insan zinciriyle gelen diğer hadisleri siz hesab edin:

“Size bir emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ki Allah’ın gökten yere uzanmış ipidir. Ona yapıştığınız takdirde asla sapmazsınız”,

 “Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve sünnetim”,

“Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve ehl-i-beyt’im (ev ahalim).”

İşine hangisi geliyorsa seç beğen… Bu üç hadisten en az ikisinin yanlış olduğu zaten bellidir. Ehl-i sünnetçilik ikincisini, Şiicilik üçüncüsünü kabul ettiği hadislerin üç formu işte böyledir. En doğru olması gereken, en çok kişinin şahit olduğu, sözlü sünnet (!) olan veda hutbesinde bile böylesine hatalar olabiliyorsa gerisini düşünün…

“Allah size kitabı detaylı bir şekilde indirmişken O’ndan başka hakem mi arayayım?” (5).

Resulullah bir hadisinde şöyle buyurmaktadır deyip bir de Arapça verdi mi misyon tamamdır: نَضَّرَ اللَّهُ عَبْدًا سَمِعَ مَقَالَتِي فَوَعَاهَا ثُمَّ بَلَّغَهَا عَنِّي فَرُبَّ حَامِلِ فِقْهٍ غَيْرِ فَقِيهٍ وَرُبَّ حَامِلِ فِقْهٍ إِلَى مَنْ هُوَ أَفْقَهُ مِنْهُ

“Benim sözümü, işitip onu kavrayan ve gereğini yerine getirenin Allah yüzünü nurlandırsın. Fakih olmadığı halde fıkhı taşıyan niceleri vardır. Kendinden daha fakih olana fıkhı ulaştıran nice fıkıh taşıyıcıları vardır” (6). Bu hadisin hadis ve fıkıhlı gelenekçi dönemde çıktığı ne kadar bellidir değil mi?

Gelenekçiler kendi kaynaklarında “Resulullah’ın elçilerinden birisi vasıtasıyla valilerine yazılar gönderdiği halde valilerinden hiçbirinin aklında Resul’ün mektubunu ulaştıran elçinin bir kişi olmasından dolayı Resul’ün emrini infaz etmeyi terk etmek gibi bir düşünce geçmiyordu” diyerek akıldan geçenleri okuma hünerlerinin sergilenmesine de şaşırmayacak kadar uçmuşlardı.

KAYNAKLAR:

1. (Fatr Suresi: 43).

2. (Ahzab Suresi: 62).

3. (Hadis İlimleri ve Hadis İstilahları, sayfa 1).

4. (Bakınız, Hakka: 44).

5. (Enam Suresi: 114).

6. (İbni Mace,Mukaddime, 232; Ahmed b. Hanbel, Bakî Müs. Mukessirîn, 12871, Müs. Medineyyîn, 16153; Daremi, Mukaddimeh, 230.)

                          ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ  20 / 31.12.2009/ YÜKSEL YILMAZ

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020