HADİS UYDURANLAR VE UYDURANA UYANLAR

 

Eğer Nebiullah hadislerin ezberlenmesini isteseydi, sahabe yani Nebiye en yakın olanlar; Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr, Zeyd bin Sabit, Selman el Farisi gibiler on binlerce hadis naklederlerdi. Oysa bu sahabelerin söylediği iddia edilen sözler çok azdır. Ebu Hureyre’nin söylediği iddia edilen hadislerin üçte ya da dörtte biri bile dört büyük ulu’l emir ve diğer önemli sahabelerin hepsinin söylediğinin toplamını geçer.

Sahabe kelimesini, sadece Nebiullah’ın çok yakın çevresi için kullananlar da olmuştur. On İki İmam’ın masum ilan edilmesinde Şiilerin hatasını çok iyi tespit eden Sunniler, ne yazık ki münafıkların da içinde bulunduğu belirtilen bir nesli toptan tartışılmaz ilan ederek, bu konuda Şiiler’den daha büyük bir hataya düşmüşlerdir.

Ebu Hureyre’nin Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir şey bilinmez. Düşününüz, kendi anlattıkları… Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashab-ı Suffe’den olduğu bilinir. Müslim’in Ebu Hureyre’nin sırf karın tokluğuna Peygamberle beraber olduğu anlatılır (1). İbn Hazm, Baki bin Mahled’in Müsned’inde Ebu Hureyre’ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari bunlardan 446’sını kitabına almıştır.

Ebu Hureyre yalancılıkla suçlansa bile, suçlayan bir tek Hz. Ömer değildir (2). Hz. Aişe’nin de onu defalarca suçladığını Ebu Hureyre’ye sahip çıkan hadis kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe Ebu Hureyre’ye: “Sen Peygamber’den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun!” dediğinde ona adabsızca şu cevabı verir: “Ayna ve sürme seni Peygamberle ilgilenmekten uzak tuttu” (3).

Sahabe Ali şöyle demiştir: “Yaşayanlar arasında Allah Resulu’na en fazla yalan isnad eden Ebu Hureyre’dir” (4). Yine sahabe Ali onun “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Resulullah’tan bahsettiğini duyunca: “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” demiştir. İbn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın” sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız.”

Sahabe Ömer’in ve daha sonra sahabeAli’nin şehadetinden sonra hurafeye yol açılmış ve o kötü Emeviler dönemi Ebu Hureyre’nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre’ye El Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara karşılık İbni Kesir’in “el Bidaye ve’n Nihaye” isimli eserindeki şu hadisler Ebu Hureyre’nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir: Ebu Hureyre rivayet eder ki: “Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla!”

Ebu Hureyre’den yine şu hadis rivayet edilmiştir: “Allah’ın Resulu şunu derken duydum: ‘Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye’.”

Ebu Hureyre kimdir ki, Allah’ın Resulü’nün en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Allah’ın Resulü ile az görüşmesine rağmen nakledebilsin? Örneğin şu garip hadisi ele alın: Ebu Hureyre Peygamberin kendisine şunu dediğini nakleder: “Ölüm meleği Musa’ya gönderildi. Musa’nın yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: ‘Beni ölmek istemeyen birisine gönderdin’. Allah Musa’nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: ‘Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!’ Melek: ‘Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?’ Allah: ‘Sonra, ölüm’ dedi.”

Ne yazık ki Ebu Hureyre’yi kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı İslam’a fatura edip zarar veriyorlar; diğer taraftan Ebu Hureyre’yi kırmamak için Musa Resul'ü Allah’ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden asabi bir insan olarak gösteriyorlar. Bir meleğe bir Peygamberin tokat atmasına gerçekten de inanabilir misiniz? Melekler kafalarına göre bir yerlere giderler mi? Melekler Allah’ın buyruklarıyla hareket dışında hareket ederler mi? Melek ile Peygamber dövüşür mü? Bu sorulara hadislere iman edenler cevap bulsunlar.

Ebu Hureyre’ye birçok sahabe muhalefet etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre’nin “Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün” hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (5).

Ebu Hureyre’nin geleneksel İslam için önemini, bu yapının en ateşli savunucularından ve ülkemizde en çok satan gelenekçi İslamcıların kitaplarından “Saadeti Ebediye-Tam İlmihal” kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır: “Ebu Hureyre’yi inkâr eden şeriatın yarısını inkâr eder, çünkü hükümlerin çıktığı hadislerin yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir.” Yuh artık…

Özellikle Yahudilikten İslam’a geçenler, Yahudilikteki birçok hikâyeyi, uydurmayı hadis adı altında İslam’a kasıtlı ya da kasıtsız taşıdılar. Bunu İslam’ın saflığını bozmak için yaptıkları görüşü hâkimdir. İbni Haldun, “Mukaddime” adlı eserinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: “Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap, ne de ilim ehlinden değillerdi. Onlara hâkim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın esrarı, kâinatın durumu v.b. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan yararlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek davranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.”

Kab el Ahbar, Yahudi uydurmalarını dinimize en çok sokan kişidir. Resulullah'ın vefatından sonra sahabe Ebubekir veya Sahabe Ömer dönemlerinden birinde İslam’a girdiği söylenir. İsrailiyatla ilgili bitmek tükenmek bilmeyen hikâyeleri nedeniyle devrinde ilgi odağı haline gelmiştir. Peygambere iftira ederek söylenen hadislerin birinde “İsrailoğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur” denir. Bu hadisi Abdullah bin Amr’ın naklettiği söylenir. Tirmizi, Ebu Davud, Buhari bu hadise yer vermiştir. Abdullah bin Amr ise Kab el Ahbar’ın talebelerindendir. Uyduracakları binlerce İsrailiyattan önce bu hadisi uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina etmişlerdir. Kab el Ahbar bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis nakil etmekle kalmamış Ebu Hureyre, Abdullah bin Amr, İbni Ömer, İbni Abbas gibi şahıslara da ders vererek uydurmaların yayılması için bu şahısları da kullanmıştır. Ebu Hureyre’ye karşı çıkan sahabe Ömer, aynı tavrı Kab el Ahbar’a da göstermiş ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Sahabe Ömer’in öldürülmesine kadar fikriyatını yaymakta güçlük çeken Kab, sahabe Ömer’in vefatıyla bu konuda rahatlamıştır. Kab’ın tüm bu hareketlerini anlatan Mahmud Ebu Reyye, Kab’ın Hz. Ömer’in öldürülmesinde parmağı olduğunu söyleyerek şu izahları yapar: “Hz. Ömer’in bu dahi Yahudiyi akıllıca ve ısrarlı bir şekilde izlemesi ve ileride de göreceğimiz üzere bir takım çirkin emellerinin farkına varmasına rağmen sonunda o dehasının gücüyle Hz. Ömer’in uyanık ve iyi niyetli oluşuna galebe çalmış, gizli ve açık tuzağını kurmaya devam etmiştir. İş Hz. Ömer’in katledilmesine kadar varmıştır. Elde varolan verilerin hepsi bu olayın gizli bir cemiyetçe tertiplenmiş olduğunu göstermektedir. Büyük deha Kab’ın da üyelerinden biri olduğu bu cemiyetin başkanı Hürmüzan’dı. Malum olduğu üzere Hürmüzan Huzistan’ın kralıydı ve Medine’ye esir olarak getirilmişti. Hz. Ömer’i katletme görevi ise Ebu Lülüe’ye verilmişti” (6).

Mahmud Ebu Reyye’nin İbni Kesir’den alıntılarla anlattığı bu ihtimal de sonuçta bir rivayettir. Fakat sahabe Ömer’in hadisten men ettiği ve ihtimal dahi olsa sahabe Ömer’in ölümünde parmağı olan bir kişiden ve onun ders verdiği Ebu Hureyre, Abdullah bin Ömer, İbni Ömer ve diğer şahıslardan hadis nakli ne kadar sağlıklıdır? Nakle ve akla ne kadar uygundur? Tüm bu şahıslardan İsrailiyatı ve diğer hadisleri nakil edenlerin bu konudaki titizliği güvenilir midir? Bu şahıslarda yanılan hadisçilerin, diğer şahıslarda yanılmadıklarından ne kadar emin olabiliriz? Apaçık Kuran dururken ve Kuran tek başına yeterliyken hala bu hadislerden medet ummak dine karşı zulüm değil midir?

Ebu Hureyre’ye destek veren Muaviye, Kab’a da destek vermiş ve ona kıssa anlatmasını emretmiştir (7).

Şu rivayetlere bakınız… “Bir adam Kab’la karşılaştı. Kendisine selam vererek dua etti. Kab ona “Kimlerdensin?” diye sordu. Adam “Şamlılardanım” diye cevap verdi. O zaman Kab şöyle dedi “Belki de sen Şamlıların arasından çıkacak ve hesaba ve azaba uğratılmayacak yetmiş bin askerden birisin”.” (8).

“Kab dedi ki: Allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; “Senin bir bölümüne dokunacağım.” Dağlar Ona koşuştu. Kaya aşındı. Allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu” (9).

“Hesap için diriltilme ve hesap, Beytul Makdis’ten olacaktır. Beytül Maktis’te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır” (10).  

Kab’ın ardından Vehb İbni Münebbih gelir. Kendisi birçok sahabeye atıfla hadis nakletmiş olup, Ebu Hureyre, İbni Ömer, İbni Abbas da kendisinden hadis nakletmişlerdir. Ahmed Emin şöyle der: “Sıret kitapları, en eski ve en güvenilir olanları da dâhil hurafe ve İsrailiyattan arınmış değildirler. Tam aksine bunların kronolojik sırada en önce gelenleri İsrailiyatla en fazla doldurulmuş olanlarıdır.”

İlk ve en güvenilir kaynak sayılan İbni İshak’a bakalım: Bu zatın esas kaynaklarından biri de Yahudilikten İslam’a geçen Vehb İbni Münebbih’tir. İbni İshak’ın ayrıca Hıristiyan ve Mecusi kaynaklardan da büyük ölçüde yararlandığı bilinmektedir (11).

İşte Vehb’den bir nakil: “Arşı dört melek omuzları üzerinde taşırlar. Her birinin dört yüzü vardır: Öküz yüzü, aslan yüzü, kartal yüzü ve insan yüzü. Her birinin dört kanadı vardır. Bunların ikisi yüzünü kaplar ve arşa bakıp yanıvermesini engeller. Onun azameti gökleri ve yerleri kaplamıştır” (12).

Reşid Rıza, Kab ve Vehb ikilisinin dine zararlarını ve uydurmalarını şöyle anlatır: “İsrailiyat rivayet eden ve Müslümanları kandırıp aldatanların en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış, tekvin, peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet ve ahiret meseleleriyle ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki üzerinde bu ikisinin imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasında Tevrat ve diğer semavi kitaplara dayandırdıklarını iddia ettikleri nakiller bu kitaplarla çeliştiğinden dolayı, birçoklarının yalan oluşu hususunda kesin hükme vardık. Kuşkusuz önceki âlimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira onlar Ehli Kitabın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahudinin rivayetlerinin çoğu İsrailiyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer sahalarda yazılmış kitapları bulandırmışlardır. Bunlar sayesinde İslam düşmanı mülhidler, İslam’ın da diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia etmişlerdir” (13).

Dinimize sokulan uydurmaların kaynaklarından biri nasıl Yahudi kaynaklı İsrailiyat ise, diğeri de Hıristiyan kaynaklı Mesihiyyattır. Mesihiyyat kaynaklı uydurucuların en önemlileri Temim ed Dari ve İbni Cureyc’dir. Deccaliyet, şeytan, ölüm meleği, cesas, cennet ve cehenneme dair izahlar, İsa Resul hakkında uydurmalar Mesihiyyattan dinimize devşirilen meşhur uydurmaların başında gelir. Mesihiyyat kaynaklı uydurmalardan misaller verelim:

“Allah Resulü halkı topladıktan sonra şöyle dedi: ‘Allah’a yemin ederim ki sizi korkutmak veya bir şeye teşvik etmek için toplamadım. Sizi şunun için topladım: Temim ed Dari bir Hıristiyandı. Sonra gelip bana biat ederek Müslüman oldu ve bana şunu anlattı: ‘O iğrenç cüzzamlı otuz kişiyle bir deniz gemisine binmiş, yolda bir ay dalgalarla boğuştuktan sonra denizin ortasında bir adaya ulaşmışlar. Güneşin battığı yerde yer alan bu adaya girdiklerinde kendileri kıldan önü arkası ayırt edilemeyen bir hayvan karşılayıp şöyle demiş: ‘Ben Cesase’yim’. Sonra onlara manastırdaki bir adamı görmelerini önermiş. Temim ve arkadaşları manastıra girdiklerinde yaratılışça daha önce hiç görmedikleri kadar iri ve topuklarından boynuna kadar her yeri demirle bağlı bir adam görmüşler. Adam, onların hikâyesini ve Arap olduklarını öğrenince kendilerine birçok soru sormuş. Temim ve arkadaşları da onu cevaplıyorlarmış. Sonunda: ‘Bana ümmilerin Peygamberinden haber verin ne yaptı?’ demiş. Bunlar da ‘Mekke’den çıkıp Medine’ye yerleşti’ demişler. O ‘Araplar onunla savaştı mı?’ diye sorduğunda ‘Evet’ demişler. O zaman o ‘Peygamber onlara nasıl bir muamelede bulundu?’ diye sormuş. Bunlar da ‘Karşısında bulunan Arapları hezimete uğratarak, kendisine itaat etmelerini sağladı’ cevabını vermişler. O zaman demiş ki: ‘Size kendimden bahsedeyim, ben Mesih’im, bana izin verilme zamanı yaklaştı. Çıktığımda kırk günde yeryüzünü dolaşıp, Mekke ve Medine dışında kırk gece içinde uğramadık köy bırakmayacağım. O iki şehirse bana haram kılınmıştır. Onlardan birine girmek istediğimde elinde kılıç olan bir melek beni karşılar ve bana engel olur.’ Bunları zikrettikten sonra Peygamberimiz asasını minbere vurarak şöyle dedi: ‘İşte Medine, işte Medine, işte Medine’.” (14).

Bu hadis Müslim, Ebu Davud, İbni Mace gibi Sunni düşüncenin tartışılmadan inanılan eserlerinde geçiyor. Okuduğunuz bu hadisi Müslim’de geçtiği için reddeden kâfir oluyor, kabul eden ise sünnete, hadise, Peygambere bağlı kişi oluyor... Bu durumda Kur’an’ın belirleyiciliği neci olyor?..

“Şeytan her insanı doğarken yaralar. Ancak Meryem oğlu İsa’yı yaralayamamış, yaralamak için gittiğinde onun örtüsüne vurmuştur” (15). Bu hadis mesihiyyatla ilgili bir başka hadistir. Hadisle İsa Resul yüceltilirken, Resulullah'ın da içinde olduğu diğer insanlar şeytan tarafından yaralanmış ilan edilirler. Bu hadisten sonra Resulullah'ın, kalbindeki şeytanın darbesinden kurtulmak için melekler tarafından beş defa ameliyat edilip kalbindeki siyah pıhtının çıkarıldığına dair yakışıksız hadisler de Buhari ve Hanbel tarafından nakledilir. Yine de ısrarla savunulan şudur: “Hadisleri inkâr eden Peygamberi inkâr eder…”

Hadis uyduranlara dikkat etmek için öncelikle uyduranlara uyanlara dikkat etmek gerekir. Çünkü ilk muhatabımız daha ziyade onlardır. Bu gafiller daha ziyade tahsilli sefillerdir…

KAYNAKLAR: 1. (Fezailus Sahabe’deki 159. Bölüm’ünde). 2. (Ez Zehebi – Tezkiretu’l-Huffaz ve Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34). 3. (Zehebi, Siyeru Âlemin Nubela 2. cilt, sayfa 435). 4. (İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360). 5. (Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi). 6. (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 171). 7. (İbni Hacer, İsabe 5/323). 8. (İbni Asakir-Tarih-1/57). 9. (Mahmud Ebu Reye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, 185). 10. (Mahmud Ebu Reye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, 185). 11. (Ahmed Emin, Duhaul İslam, 2. cilt, sayfa 311). 12. (Malti-Kitab et Tenbih, sayfa 99). 13. (Reşid Rıza, Mecelletül Menar). 14. (Müslim-Fiten 119/Ebu Davud-K. Melahım 15 İbni Mace-K. Fiten 33). 15. (Buhari-K. Bedul Halk 11- Hanbel 2/523).

 

          ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USLÜ  17 / 30.12.2009/ YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019