ŞİANIN EBU HUREYRE’Yİ REDDİNE USULLÜ YAKLAŞIM

Ehl-i Sünnet'in hadis kaynaklarında en çok hadis nakli Ebu Hureyre kanalıyla yapılmıştır (5374 hadis). Fakat aynı zamanda en çok şaibe de bu râvi hakkında söz konusudur.

Şiilere göre Ebu Hureyre’nin şaibeli ve reddedilmiş birisi olduğuna dair birçok delillerini Ehl-i Sünnet'in büyük âlimleri de tasdik etmişlerdir. Onun reddedilmiş (merdut) olduğuna dair delillerden birisi, Resulullah'ın diliyle lanetlenmiş olan Muaviye bin Ebi Süfyan’ın, münafıkların ve ikiyüzlülerin yanında yer almasıdır. Çünkü Sıffin’de namazları Emir’ul- Müminin Ali’nin peşinde kıldığı halde, Muaviye’nin yağlı sofrasının başından da eksik olmuyordu.

Zemahşerî “Rebi’ul- Ebrar” isimli kitabında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-u Nehc’ul- Belağa” kitabında ve daha başkaları şöyle naklediyorlar: Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi [1] ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldir.”  Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur. 

Şeyh’ul- İslam Himvini “Feraid”in 37. babında, Harezmî “Menakıb”da, Taberani “Evset”te, Genci-yi Şafii “Kifayet’ut- Talip”te, İbn-i Kuteybe “el-imamet ve’s- Siyaset”in 1. cildinin 68. sayfasında, İmam Ahmed bin Hanbel “Müsned”de, Süleyman Belhi “Yenabi’ul- Meveddet”te, Ebu Ya’la “Müsned”de, Muttaki-yi Hindi “Kenz’ul- Ummal”ın 6. cildinin 157. sayfasında, Said bin Mensur “Sünen”de, Hatib-i Bağdadi “Tarih-i Bağdadi” diye meşhur olan kitabının 14. cildinin 321. sayfasında, Hafız bin Merduye “Menakıb”da, Semani “Fezail’us- Sahabe”de, İmam Fahr-i Razi “Tefsir-i Fahr-i Razi”nin 1. cildinin 111. sayfasında, Ebu’l- Kasım Hüseyin bin Muhammed (Rağib-i İsfehani) “Muhazırat’ul- Üdeba”nın 2. cildinin 113. sayfasında vs. Ebu Hureyre’nin kendisinden ve diğerlerinden Resul-u Ekrem’in şöyle buyurduğunu naklediyorlar: “Ali hak iledir ve hak da Ali’yle; Ali neredeyse hak da oradadır.”

Ebu Hureyre bu hadisi gördüğü halde sahabe Ali’yi bırakıp Muaviye’nin etrafında dönmesi düşüncesi nedeniyle Şiilerce reddedilir, merdut kabul edilir. Sonuçta bu da rivayettir.

Resulullah Kuran’dan anladığımız kadarıyla daha ziyade kişiyi değil işi övmüş olabilir. “Şu kimse haktan ayrılmaz” değil de, “haktan ayrılmayan şöyle olur” gibi. Çünkü kişinin değil, işin geleceği kestirilebilir. Hakka uygun bir işin akıbeti malumdur, ama kişilerin akıbeti meçhuldür. Kur’an’da da zulmü hedeflerken zalim işin içine girmiştir. Resulleri işleriyle övmüş olup sahabe Zeyd istisna sahabenin adını bile anmamıştır.

Hâkim-i Nişaburi “Müstedrek”in 3. cildinin 124. sayfasında, İmam Ahmed bin Hanbel “Müsned”de, Taberani “Evset”te, Şafii Fakihi İbn-i Meğazili “Menakıb”ta, Muttaki Hindi “Kenz’ul- Ummal”ın 6. cildinin 153. sayfasında, Şeyh’ul- İslam Himvini “Feraid”de, İbn-i Hacer-i Mekki “Savaik”in 74. ve 75. sayfalarında, Süleyman Belhi el-Hanefi “Yenabi’ul- Meveddet”te, Celalettin Süyuti “Tarih’ul- Hulefa”nın 116. sayfasında, İmam Ebu Abdurrahman Nesai “Hasais’ul- Aleviyye”de ve daha başka büyük âlimler Ebu Hureyre’nin kendisinden Resulullah’ın şöyle buyurduğunu naklediyorlar: “Ali Kur’an’ladır ve Kur’an da Ali iledir. Bunlar havuzun başında bana gelinceye kadar asla birbirlerinden ayrılmazlar. Ali bendendir, ben de Ali’denim. Kim ona sebbederse (kötü söz söylerse), şüphesiz bana sebbetmiştir ve kim bana sebbederse, şüphesiz Allah’a sebbetmiştir.”

Sonuçta bu da bir rivayetten öteye gitmez. Kaynaklar sahabe dönemi kadar eski değildir.

Yine rivayetlere bakılırsa Muaviye açıkça, hatta minber ve Cuma namazlarında sahabe Ali’ye, oğlu Hasan ve Hüseyin’e (r.a) lanet edilmesine seyirci olan, bütün minber ve meclislerde sahabe Ali’ye lanet edildiğini görüp susan, bununla da kalmayıp Muaviye ve benzeriyle ile oturup kalkan ve onların yaptığına sevinen bir şahıs olarak görülür. Böylece o Şiilere göre merduttur. Peki, Sünnilere göre sorun yok mudur?

Şiiler için onlarla muaşeret etmenin yanı sıra, hadisler uydurarak onlara yardımcı olan ve halkı sahabe Ali’nin aleyhine kışkırtan ve ona lanet etmeye zorlayan bir şahıs olarak kabul edilir. Fakat bu durumda Ebu Hureyre kaynaklı sahabe Ali’yi öven çok sayıda hadis var ise bu nasıl açıklanabilir?

İbn-i Ebi’l- Hadid-i Mütezili “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. cildinin 358. sayfasında ve 4. ciltte, Şeyh-i İmam Ebu Cafer İskafi’den şöyle naklediyor: “Muaviye bin Ebi Süfyan, sahabe ve tabiinden bir grubu toplayıp onlardan Hz. Ali’yi (a.s) yeren hadisler uydurmalarını ve bunları halkın arasında yaymalarını istedi. Onlar da bu işle meşgul olmaya başladılar. Ebu Hureyre, Amr bin As ve Muğeyre bin Şube, Hz. Ali’yi (a.s) yeren hadisleri uyduran kimselerdendiler.”

Olayı sayfa 359’a kadar genişçe anlattıktan sonra, aynı sayfada A’maş’tan şöyle rivayet ediyor: “Ebu Hureyre, Muaviye ile beraber Kufe camisine geldi. Halkın kendisine büyük bir ilgi gösterdiğini görünce ayağa kalktı ve (Halkın dikkatini çekmek için) iki eliyle başına vurmaya başladı. Sonra şöyle dedi: ‘Ey Irak halkı! Benim Allah ve Peygamberinin adına yalan söyleyip cehennem ateşini satın alacağımı zannediyor musunuz? Peygamberden duyduğum o şeyi benden duyun (yani duyduğumu size naklediyorum). Peygamberin şöyle buyurduğunu duydum: Her peygamberin bir haremi vardır; benim haremim de Medine’dir. Kim orada bir olay çıkarırsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah’ı şahit tutuyorum ki, Ali Medine’de olay çıkardı’.”

Böylece bu rivayetlere göre bu sözüyle, halkı sahabe Ali’ye lanet etmeye davet etti. Sorun şurada: Bu kaynaklara bakılarak buna inanılamaz. Muaviye’nin uydurma hadis yayma isteği sui zandır. Müslüman hele ki Müslüman hakkında sui zan edemez. Ku’an’da bu apaçık bir yasaktır. Muaviye’ye düşman olmakla ya da sahabe Ali’ye hayran olmakla Cennet ummak akıl karı değildir. Bu işleri Allah’a havale ederek bugün birlik halde ne yapabiliriz buna bakmalıyız. Amerika İran’ı hedeflemiştir. Irak’ta binlerce müslümanı katlettikten sonra sıra İran’a gelmiştir. Burada nasıl bir rolümüz olacak? Muaviye’leri konuşup ayrılacak mıyız, yoksa birlik mi olacağız? Bunlar vahiy değil sadece ve sadece rivayettirler.

Rivayete göre Muaviye Ebu Hureyre’nin hem de sahabe Ali’nin hilafet merkezinde kendisine böyle bir hizmette bulunduğunu duyunca, onu çağırtıp hediyeler verdi ve onu Medine’nin valisi yaptı. Yapsın, belki işler sana intikal ettiği gibi değil… Aradan geçmiş bin beş yüz yıl…

Taberi, İbn-i Esir, İbn-i Ebi’l- Hadid, Allame Semhudi, İbn-i Haldun, İbn-i Hallakan, vs. tarihçileriniz şöyle yazarlar: Muaviye bin Ebi Süfyan, hunhar ve zalim Busr bin Ertat’ı Yemenlileri ve Emir’ul- Mümininin Şiilerini katletmesi için 4. bin Şamlı savaşçıyla beraber Medine yolundan harekete geçirdi. Onlar, Medine, Mekke, Tâif, Tebale (Tehame bölgesinde bir şehir), Necran, Erhab kabilesi (Hemdan kabilelerinden biri), Sen’a ve Hazar Maveth’ta akıl almaz katliamlar yaptılar. Ben-i Haşim ve Emir’ul- Mümininin Şiilerini yaşlı-genç demeden kılıçtan geçirdiler. Hatta Peygamber-i Ekrem’in amcası Abbas’ın oğlu ve Yemen valisi Ubeydullah’ın çocuklarına bile merhamet etmeyip başlarını kestiler. Şiilere göre o melunun emriyle öldürülenlerin sayısının 30 binin üzerinde olduğu yazılıdır. Muaviye ve Ali’nin savaştıkları Müslümanlarca malumdur. Bu bir savaş olduğuna göre Muaviye yanlıları da Ali’nin askerlerinin öldürdüklerinin hesabını tutarsa nereye varılabilir?.. Bu çözüm değildir. Sırf rivayetler nedeniyle Muaviye’ye karşı olmak ibadet gibi algılanmıştır.

Şiilere göre Emevi ve onların takipçilerinin bu amelleri şaşırtıcı değildir. Çünkü onlar böyle şeyleri devamlı yapıyorlardı. Onları şaşırtan şey, Sünnilerin başının üzerinde tuttuğu Ebu Hureyre’nin de, Busr bin Ertat’la birlikte bu sefere çıkıp onun feci katliamlarını görmesi ve orada bulunmasıdır. Bu rivayete iman mı edeceksiniz şimdi?.. Hakkaniyetsizlik bakımından Abbasilerin Emevilerden ne farkı vardır?.. Ebu Hanife hangisine yaranabilmiştir?..

Özellikle Cabir bin Abdullah Ensari, Ebu Eyyub Ensari ve diğer birçok sahabelerin olduğu Medine-i Münevvere’nin savunmasız ve günahsız halkına yapılan zulümleri kendi gözleriyle görüyordu. Sahabeler korkularından ya Medine’den kaçmış veya evlere saklanmışlardı. Ebu Eyyub Ensari gibi Resulullah’ın has sahabelerinin evlerini yakıyorlardı. Ebu Hureyre, bütün bunlara ses çıkarmadığı gibi, yeri geldiğinde bu zulümlere yardımcı da oluyordu. İşte burada da Allah bilir demek lazımdır… “O bunu yapmaz” ya da “o bunu yaptı” demek sorumluluk yüklenmektir.

Yine kaynağı malum hakikati meçhul bu rivayetlere göre Medine’deki katliamlardan sonra, bu zulüm ordusu Mekke’ye doğru hareket ederken, Ebu Hureyre orada onların vekili olarak kaldı. Daha sonra Muaviye, onun bu hizmetleri ve Ebu Busr’a yaptığı yardımları karşılığında onu Medine’ye vali tayin etti.

Şiilere göre bu insan üç yıl [2] Resul-u Ekrem’in sahabesi olmasına rağmen, bu müddet zarfında nasıl oluyor da beş bin hadis nakledebiliyor? Ne yani bu kadar hadis rivayet ettiği kendi iddiası mıdır yoksa onun haberi bile olmadan uydurmalar da dâhil edilerek mi bu sayıya ulaşılmıştır? Bu durumda bunu sormak ve sorgulamak gerekir. İyisimi kesinliği olmayan şeylerin ardına düşmemek… Ayrıca onun sahabe sayılabileceği kanaatinde de değilim. Sadece çok yakın arkadaşları için ashab denilebilir.

Şiiler her iki fırkanın kabul ettiği ve Allame Semhudi “Tarih’ul- Medine”de, Ahmed bin Hanbel’in “Müsned”de, Sibt bin Cevzi’nin “Tezkire”nin 163. sayfasında ve daha başka âlimlerin Resul-u Ekrem’den naklettikleri şu meşhur hadisi sıkça hatırlatırlar: “Kim Medine halkını zulümle korkutursa, Allah da onu korkutacaktır; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun; kıyamet günü, Allah Teala, ondan hiçbir şeyi kabul etmeyecektir. Benim Medine’mi korkutana Allah’ın laneti olsun. Kim Medine halkına kötü kasıtta bulunursa, Allah Teala onu, kurşunun ateşte eridiği gibi eritecektir.”

Şiilere göre durum bu iken, Medinelileri korkutup onca zulüm yapan bir orduya nasıl katılabiliyor? Ayrıca, sahte hadisler uydurarak Resulullah’ın vasisi, hak halifesi ve pak Ehl-i Beyt’ine karşı geliyor ve insanları öyle birine sebb ettiriyor ki, ona sebb etmeyi Peygamber kendisine sebb edilmiş sayıyor. İnsafla söyleyin, Resulullah adına yalan hadis uyduran böyle birini Allah ve Resulü reddetmez mi? Durum hakikaten böyleyse elbette reddeder. Fakat iftiraya alet olursan sen ne olacaksın? Resul hakkında ayet-i  kerime “iman etmiyorlar diye neredeyse kahrolacaksın” derken, iman etmeyenlere bu kadar üzülen bir Resul üstelik bir de iman edene beddua ve lanet eder mi?..

Şiiler bu tespitlerde yalnız olmadıklarını iddia ederler; onlara göre böyle bir şeyi daha önce ilk olarak yapan ikinci halife Ömer bin Hattab’dır. İbn-i Esir gibi tarihçiler H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın (Mısır baskısı) 3. cilt 104. sayfasında ve daha başkaları şöyle naklediyorlar: “H.K 21 yılında halife Ömer Ebu Hureyr’ i Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, Halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın Kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi.

İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinin 90. sayfasında, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. cildinde şöyle yazıyorlar: “Halife, Ebu Hureyre’y e; ‘Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?’ diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinar alıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.”

Peki, Resulullah bu olayı duymadı mı ve duyduysa bir şey demedi mi ve dediyse saklıyor musunuz? Sünni ve Şiilerin şu “halife” ifadesini kullanmalarını da tasvib etmiyorum. Kur’an’daki ifade ulu’l emr’dir. Halife, “öncekinin yerine geçen” demektir. Allah’ın halifesi ya da Peygamberin halifesi uygunsuz bir anlam taşımaktadır. Sahabe Ömer’e döneminde “mü’minlerin emiri” denmiş fakat bunun mahsuru yok.

Şiilere göre bu olayı Müslim “Sahih”in 1. cildinin, 34. sayfasında nakletmiştir. Bu Sünni bir kaynaktır.

İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cilt, 360. sayfasının ilk başında şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!”

İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”ın 239. sayfasında şöyle naklediyorlar: “Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: ‘Peygamberden çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamberin adına yalan söyler ancak.) Peygamberden hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a [3] gönderirim ya da Buzinelerin [4] yanına’.”

Yine İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. cildinin 360. sayfasında (Mısır baskısı) üstadı İmam Ebu Cafer İskafi’den şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: ‘Bilin ki! İnsanların (veya yaşayanların) en yalancısı, Resulullah’ın (s.a.) adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir’.”

İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hâkim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim” diye meşhur olan kıtanın ikinci cildinin “Fezail-u Ebu Hureyre” bölümünde diyorlar ki; “Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: ‘Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah’ın adına bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Şiilere göre Ebu Hureyre’yi yalnızca kendileri reddetmiyor. Halife Ömer, mevlaları Emir’ul- Müminin, Umm’ul- Müminin Aişe, sahabe ve tabiin de onu reddetmişlerdir. Mutezilenin şeyh ve âlimleri ve Hanefilerin geneli, Ebu Hureyre’nin hadislerini kabul etmiyorlar. Senedi Ebu Hureyre’ye dayanan hadisleri batıl biliyorlar. Nevevi, Sahih-i Müslim’in şerhinde, özellikle 4. ciltte bu konuyu genişçe ele alıyor. Şiilere göre İmam-ı A’zam Ebu Hanife şöyle diyor: “Resulullah’ın sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

Burada İmam-ı Azam’dan kaynak neden verilmemiştir? İmam-ı Azam’ı kendi eseri olmadığından demesinden değil, demesini diyenden yola çıkılmalı ve ona dedirten kaynak verilmeliydi. Yani kim hangi kaynakta demiş onun böyle dediğini?..

Şiilerin eleştirdiği Ebu Hureyre, ikinci halife Ömer’in kırbaçladığı, Beyt’ul- mal hırsızı ve yalancı diye nitelendirdiği rivayet edilen kişidir. Ama o rivayet edilen kişidir sonuçta ve onun rivayetleri de aynı itibardadır. Rivayetçiler biraz daha dikkatli olsalar zaten sahabe Ömer’e halife değil emir el müminin ya da ulu’l emr derler.

Şiilere göre ümm’ül- müminin Aişe, sahabe, tabiin, imam A’zam Ebu Hanife, Mutezilenin şeyh ve âlimleri onu eleştirmiş ve reddetmiş olup, dünya malı ve makamına ulaşmak için, Resulullah’ın adına sahte hadis uyduran ve onları sahih hadisle karıştıran böyle sahtekârların her hadisine güvenilmez. Bu yüzden Resulullah şöyle buyurmuştur: “Benden size bir söz naklettiklerinde, onu Allah’ın kitabına sunun...” 

Ebu Hureyre konusuna Şiilik kalıbıyla değil, tarafsız bir Müslüman aklıyla yaklaşılmalıdır. Onun rivayetleri bütünüyle mi Kur’an’a terstir?.. Kur’an’a uygun olanlar da mı dışlanacaktır? Bu konuda hem Şiiler hem Sünniler ortak yanılgılara sahip olamazlar mı? Bu soruların cevabını bizim size hazır getirmemiz sizin bulmanız kadar tatmin edici olmayacaktır. Zaten bulmanız da zor olmayacaktır. Sonuçta kim ne derse desin rivayetten öteye gitmeyecektir. Hakem Kur’an’dır. Kimin dediğinin değil de metnin Kur’an’a uygun olduğu bir yerde Ebu Hureyre hakkındaki iyi ya da kötü iddiaların önemi yoktur. Şiiler de Kur’an’dan başka korunması vaat edilmiş başka bir kaynağa sahip değildirler. Sonuçta her hadis rivayet edilen rivayettir. Fakat işinizi kolaylaştırmak için yine de söyleyelim: Elbette inanmakta acele etmemeniz ve usullü olmanız için kılı kırk yarıyor rivayettir iman edilmez diyoruz. Ama ateş olmayan yerden de duman çıkmıyor. Ebu Hureyre hakkında kopan bunca gürültünün boşu boşuna olmadığının en büyük göstergesi, onun rivayet ettiği hadislerin maalesef neredeyse tümünün Kur’an’daki İslam anlayışına ters olması ve dine hurafeleri sıvıştırmasıdır.

DİPNOT:  [1] — Muzeyre; Sütten yapılmış olan bir tür yemeğin ismidir. Bu yemek Muaviye’ye mahsustu. [2] — İbn-i Saad’ın “Tabakat”tında, İbn-i Hacer’in “İsabe”sinde ve Ehl-i Sünnetin diğer âlimlerinin muteber kitaplarında Ebu Hureyre’nin Hayber’in fethinde Müslüman olduğu yazılıdır. Buhari’nin rivayetine göre (Sahih-i Buhari’nin “Alamat’un- Nübüvvet’i fi’l- İslam” babında) Ebu Hureyre, Resulullah (s.a.a) ile üç yıldan fazla görüşmeye muvaffak olmamıştır. İbn-i Hacer “İsabe”de, Hâkim “Müstedrek”te, İbn-i Abdulbirr “İstiab”da ve daha başkaları şöyle naklediyorlar: “Ebu Hureyre hicri 57 yılında 78 yaşındayken Akik Vadisi’nde öldü. Cenazesini Medine’ye getirip Baki mezarlığında defnettiler.  [3] — Devs, Ebu Hureyre’nin Yemen’deki kabilesidir. [4] — Buzine, dağlarda yaşayan bir tür maymundur.                                                                                                                              

ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USLÜ 11 -  26.09.07/YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019