SİZE TANIMLANANA GÖRE ANLARSINIZ

Aişe validemiz çok iyi bir hadis tenkitçisidir. Sahabe arasında Kur'an'a vukufiyetiyle tanınmış olup, birçok müslüman ondan ilmen istifade etmiştir. Peygamberin en yakınında bulunan birisi olarak da Peygambere atfedilen yalan haberlere şiddetle tepki göstermiştir. Mesela vahiy meleği olan Cebrail'in vahyi Resulullah'a ulaştırması Kur'an'ın birçok ayetiyle sabittir (2/97; 16/102; 26/192; 81/19; 53/4–10). Bütün bu ayetlere rağmen haber-i ahad olarak gelen rivayetlerde, Resul'e yaklaşıp sıkanın Allah olduğuna dair garip hadisler vardır. Bu hadisler mütevatir olan Kur'an ayetleriyle çelişmektedir. Vahiyle ilgili olan bu iddia Hz. Aişe'nin tepkisine neden olmuştur. Mesela "Sığır eti hastalıklıdır” hadisini rivayet edenler,  “Allah-u Teala dişi ve erkek olarak sekiz eş yarattı. Koyundan ve keçiden iki eş... Deveden ve sığırdan iki eş yarattı” (En'am, 144; ayrıca En'am, 142 ve Hac, 36) buyruğundan ne kadar haberdardırlar? Aişe validemiz bu gibi hadislere tepkilidir: "Yakınlarının kendisine ağlaması sebebiyle ölü azab duyar" hadisini işittiğinde Aişe validemiz hadisi reddeder ve Peygamber'in böyle bir şey söylemediğine yemin ederek bunun yersiz olduğunu isbat sadedinde "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” (En'am, 164) mealindeki ilahi beyana dikkati çeker.

Kadının yüzünü örtmesi Kur'an'da teferruatlı bir biçimde anlatılmamıştır. Ancak rivayetlerde yüzün örtülmesine dair haberler mevcuttur. Bu rivayetler sened bakımından zayıf, metin bakımından ise şazdır; dolayısıyla bu tür rivayetler delil olarak ileri sürülemez. Fakat maalesef ileri sürenlerin sayısı az değildir.

Erkek ve kadın Allah katında eşit sorumluluk sahibidirler (3/95), bunun hilafını iddia edenler ise Kur'an'ın muhkem hükümlerini çiğnerler. Kadının idareciliği hususunda da Kur'an ayetlerini dikkate almayanlar hata içindeler. Kadının yöneticiliği hususunda Kur'an'da konu edilen Süleyman kıssası'nı hatırlayın. Süleyman nebinin, Sebe Melikesini İslam'a davet etmişti. Sebe Melikesi saltanat sahibiydi (27/33). Melike, kavmiyle beraber İslam'ı kabul etmesine rağmen iktidarını bırakmamıştı (27/44). Bu kadın Semud kavmini deveyi öldürmeye ve peygamberleri Salih'ten uzaklaşmaya çağıran erkeklerden daha şereflidir. Tarihte ve günümüzde tüm erkek liderlerin tüm kadın liderlerden daha başarılı olduklarını kimse iddia edemez.

Resulullah döneminde mü'min kadın ve erkeklerin mescidde ayrı saflarda beraber namaz kıldıkları siyerin bize aktardığı önemli bilgiler arasında yer alır. Peygamberin vefatını müteakip kadının toplum içinde konumunun zayıflamasına paralel olarak kadınlar mescidlerden uzak tutulmuşlardır. Fıkıhçıların ve hadisçilerin de desteğiyle kadının bu durumunu meşrulaştırmak amacıyla kadının yerinin evinin en ücra köşesi olduğu şeklindeki anlayış dini bir kisveye büründürülerek takva diye piyasaya satışa sunulmuştur. Bu hadisler doğruysa Resulullah hayatı boyunca kadınların beş vakit namazda mescidde bulunmalarına niçin izin vermiştir ve hulefa-i raşidun niçin aynı sünneti devam ettirmişlerdir? Bu tür hadisler senedi itibarıyla sika ravilere ters düştüğü için "şaz" olup, meşhur bir sünnete muhalefeti sebebiyle de merduddur.

Deccal olayı üç dine mensup olan insanlar tarafından benimsenmiştir. Maalesef bir kısım Müslümanlar bu konuda Hıristiyan ve Yahudilerle aynı hatayı üstlenmişlerdir. "Deccal" ile ilgili rivayetlerin bazıları vehimlerden oluşan kanaatlerdir. İslam itikadına girmiş olan bu inanç diğer dinlerin ve yabancı kültürlerin sonucu oluşturulmuştur.

Kalem Suresi'nin 42. ve 43. ayetlerinde geçen "baldırların açılması" kavramı, Buhari’de bile bulabileceğiniz korkunç bir hata ile saptırılmaktadır. Bu kavram Araplara has bir deyim olup manası "insanın çaba ve şiddete tahammül gerektiren bir işe koyulacağı zaman" anlamına gelir. Oysa sonradan çıkan bazı rivayetlere göre, Allah'ın kıyamet gününde insanları onların görebilecekleri bir şekilde görünmesi olayından bahsetmekte, hatta bu hadisi kurtarmak için Kadı lyaz'ın yaptığı bir şerhte Allah melek suretinde gözükmektedir. Mutezile, M. Abduh, H. Benna, M. Gazali aklı bir kenara atmamışlar ve bu konuya şuurla bakmışlardır.

Kur'an'da konuyla ilgili geçen ayetler yanlış anlaşılmış olup, bu da yetmemiş gibi bu yanlış anlamayı uydurma hadislerle desteklemişlerdir. Özellikle insanın iradesini yok sayan Cebr anlayışının oluşmasına hadisler kaynaklık etmiştir. İnsanlar doğmadan önce şaki mi, yoksa said mi olacaklarına (cennetlik mi, yoksa cehennemlik mi) çeşitli tariklerle gelen rivayetler Kur'an ayetlerine ters düşmektedirler (Taha, 15; Necm, 39–41;İsra, 14). Cebr inancına sahip olanlar kısaca şöyle derler: "Sizler kendisinden hiç bir kurtuluş imkânı bulunmayan sabık bir ilmin mahkûmusunuz ve herhangi bir dahlinizin bulunmadığı bir yere sürülüyorsunuz; öyleyse gayretlerinizi ne kadar seferber ederseniz edin. Sizin için çizilmiş olan çizgiden ne yaparsanız yapın çıkamayacaksınız..."

A'raf Suresi, 186. ayetini hatırlayınız: “Allah kimi saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Allah böylelerini azgınlıkları içerisinde bocalar halde bırakır.” Bazıları ayetin yalnızca birinci cümlesi üzerinde durmakta olup, ikinci cümlesini unutmaktadırlar. Neticede insanın Allah'ın iradesi sonucu saptığı sonucu çıkarılır. Bu büyük bir yanlıştır. Zira ayetin devamında Allah'ın insana saptırması insanın azgınlığı neticesi vuku bulmuştur. Yani azgınlaşmış ki bocalar hale gelmiştir. Başka ayetlerde de konuyla ilgili daha geniş açıklamalar yer almıştır (Meryem, 75–76; En'am, 149; Secde, 13).

Bir başka hadis “Allah'ın ilk yarattığı ilk şey kalemdir. Ona der ki yaz. Kalem: "Ne yazayım?" der. Allah da "kıyamet kopuncaya dek olacak her şeyi yaz” der.", Muhammed el-Feki'ye göre bu hadisin senedinde hadis uydurmakla itham olunan münkerü'l-hadis olan kişiler mevcuttur. Bundan da önemlisi hadisin gaybi boyutunun bulunmasıdır. Gayb ise ancak Allah'ın tasarrufundadır ve hal böyle olunca Kur'an'a göre gayp haberleri yine Kur'an' la sınırlı olduğundan Resulullah'a atfedilen böyle bir hadisin kabul edilmesi yanlıştır.

“Hadis ve sünnet aynı şeyler mi, yoksa farklı şeyler mi? Sahabe kimdir? Mütevatir ve ahad haber nedir?” gibi sorularının cevapları farklı farklı olursa hadis kritikleri de elbette farklı olacaktır. Bütün bunlarda önemli olan Kur'an üzerinde müslümanların uzlaşma sağlamalarıdır. Fıkıhçıların, kelamcıların, müfessirlerin, ekonomistlerin, hadisçilerin en büyük eksikliği Kur'ani öğretiye gereği gibi eğilmemeleridir. Merak etmeyin Kur’an açıklansın diye değil, açıklama olarak inmiştir. Mesaja vakıf değilseniz başlangıçta tefsir çalışmalarıyla –usule uymak şartıyla– yola çıkabilirsiniz. Muhammed Esed'in dediğine katılıyoruz: "Kur'an'ın hiç bir bölümü saf bir tarihsel bakış açısıyla ele alınmamalıdır. Yani Kur'an'ın tarihsel şartlara ve olaylara yaptığı bütün atıflar -hem peygamber zamanındaki, hem de önceki olaylar- bizzat bir amaç olarak görülmeyip, beşeri şartların bir açıklaması olarak değerlendirilmelidir" (1). Aksi düşünüş; Kur'an'ı, asırlar önce gelip işlevini yerine getirmiş bir tarih kitabı konumuna indirger. Kur'an'ın 1400 küsur yıl önce Arap toplumuna indirilmiş olması ve indirildiği toplumun, Mevdudi'nin deyimiyle "yerel unsurlarım" (2) kullanmış olması, onun bugün de anlaşılabilir, yaşanabilir olduğu gerçeği ile çelişmez.

Apaçık olanın tanımlanmasında sorun yaşamamız gerekir. Tanımlamalarımız anlamalarımızın ürünüdür. Anlamalarımız ise anlatanlarının tanımlamalarının ürünü… Çoğumuz dini duyarak öğrendiğimiz için kaynaklardan uzağız. Kaynaklardan uzak olanların delil bulmada sorunları olur. Delilsiz yaşayanlar zanla yaşarlar. Peygamberin sünnetini hadislerle, tefsirleri ayetlerle, kudsi hadisleri vahiyle, Peygamberimizi her gören müslümanı sahabeyle, sahih olanı mütevatirle, müslümanı mü’minle karıştırma sorunu alabildiğince yaygındır. Mademki nasıl tanımlanıyorsa öyle anlıyoruz, o halde önce işe buradan başlamalı… Doğru tanımı bulamadıkça doğru anlamamışızdır. Eğri cetvelden doğru çizginin çıkmaması cetvel anormal olduğu için normaldir.                                             

 

Kaynakça:

1. Kelime, Sayı 10, s. 46.

2. Mevdudi, Tefhimu'l-Kur'an, c. 1, s. 31.

 

            ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ / 10 /2006/YÜKSEL YILMAZ

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019