MÜ’MİNLERİ RAVİLERİN VE MÜCTEHİDLERİN İPİ DEĞİL, ANCAK ALLAH’IN İPİ BİRLEŞTİRİR! 

Bazı hadis karşıtı olan hadisçilerin Kur’an’ın tamamlanmadığını iddia ettiğine dair sözleri dikkate şayandır. Hadisçilerde böyle bir iddiaya şahsen rastladım. Ayet apaçık olarak ‘tamamlandığını’ söyledikten sonra bu iddia edilemez. Hadislerin Kur’an’ı açıklayıcı niteliğinden söz edenlere maalesef ben de rastlıyorum. Hangisi daha kötü Allah bilir. Kur’an’da bile ‘apaçık’ denildiği halde onu hadisle açıklamaya kalkmak mı, ‘tamamlandı’ denildiği halde hadisle tamamlamaya kalkmak mı?..


            Kur’an’ın muhkem ayetini zaten anlıyoruz. Müteşabih olanları ise ince eleyip sık dokumadan Allah’a havale ediyoruz. Böylece Kur’an’ın anası denilen muhkemler ışığında teşbihin ne olup olmayacağı konusunda kanaat sahibi olduğumuzdan ifrat ve tefrite kaçmadan mutedil bir yol izliyor ve Allah’a havale ediyoruz. Fakat tamamlanmadığını iddia edenler varsa onları ikna etmenin zor olduğu kanaatindeyim. Çünkü bu konuya diğeri kadar gelenek karışmamış olup insan ya derhal inanır ya da ancak hidayet edilirse inanır. Aksi takdirde dünya bir araya gelse kabul ettiremez.


            Kur’an – ı Kerim’de, “Allah’tan başka kanun koruyucu mu arayayım? O ki size kitabı detaylı olarak indirmiştir. Kendilerine kitap vermiş olduklarımız onun Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. O halde kuşkulananlardan olma.” (6:114) buyrulduğu halde, hatta devamındaki ayette, “Rabbinin kelimeleri doğruluk ve adaletle tamamlanmıştır. Onun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O işitendir, bilendir.” (6:115) buyrulduğu halde neymiş noksan olan?... Aslında cevabı bu ayetin devamında buluyoruz: “Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan sapıtırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.” (6:116).


            Apaçık olarak görüldüğü üzere Kur’an’ı noksan addeden bunu tamamlamak iddiasıyla Allah’tan başka kanun koyucuları işe karıştırırlar. Oysaki O detaylı bir Kitap vermiş olup, bu nedenle başkasına ihtiyaç duymuyoruz. Üstelik tastamam olan bu Kitap doğruluk ve adaletle tamamlanmıştır. Hem tamamdır hem de hak; daha ne istiyorsunuz?.. Zira bu Kitabın dışındakiler zandan kurtulamazlar…


            Hadis karşıtlarının bazıları Buhari’yi Peygamber’in bir numaralı düşmanı addederler; zira iftira ve hakaretlerle dolu bir kitabı Peygamberin vefatından iki yüz yıl sonra yazmış olduğu düşüncesine sahiptirler.


            Bu hadisçiler Buhari’ye belki ‘dikkatsiz’ diyebilirlerdi; fakat ‘bir numaralı düşman’ ifadesi – ne bileyim, buna inanmak bile istemiyorum. Bir yanda aşırı ifadeler, diğer yanda da çok güzel ifadeler içeren bir kitabın sahibine belki ancak ‘araştırmacı’ demek daha doğrudur. Araştırmalarında hoş olan ya da olmayan pek çok hadisin bulunması tabiidir. O halde bu bir rehber değil sadece bir inceleme kitabı – en iyimser bir ifadeyle eğrisi doğrusuyla ilmi bir kitap olabilir.


            Gelenekçiler hata yaptıklarında nedense pek fark edilmiyor, fark ettirilmiyor ve üzerinde durulmaktan imtina ediliyor. Fakat bir hadis karşıtı o aşırı ifadelerden birini kullanmış olsa derhal sapık damgası yiyor. Onlar kullanınca bir hikmeti oluyor, diğer taraf kullanınca nikmeti… Kimse kendini gözden geçirmeye taraf olmuyor…


            Bakara süresinde buzağıyla ilgili bir kıssa var. Yahudiler Kur’an gibi detaylı ve her şeyi açıklayan Tevrat’ı aldılar. Yüca Allah buyurdu: “Nitekim, en güzel biçimde tamamlanmış, her şeyin detaylı açıklaması, hidayet ve rahmet olarak Musa’ya Kitabı verdik ki Rabbiyle kavuşmaya inansınlar.” (6:154). Bir başka yerde de yine mealen şöyle buyruluyor: “Her şeyin detaylı açıklaması ve öğüt olarak her ne varsa Musa için levhalara yazdık: Bu öğütlere sıkı sarıl, halkına da söyle Ona en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların son durağını size göstereceğim.” (7:145).


            Fakat Allah’ın sözleriyle yetinmeyip gereksiz pek çok soru sordular. Gereksiz soruların cevaplarını Tevrat’ta bulamayınca uydurmaya başladılar. Nihayet uydurma rivayetçilikle Mişna (söz) ve Gamara (pratik) denilen dini rivayetler ürettiler. İşte pek çok Müslüman da bunlara benzeyerek Resulullah’ın (a.s.) vefatından sonra binlerce yalanı Peygambere yakıştırdılar. Bu uydurma dini kuralları tıpkı Yahudiler gibi Hadis (söz) ve Sünnet (pratik) olarak adlandırdılar. Zaten başka türlü müslümanlara bunları giydirmeleri mümkün değildi.


            Mademki Allah teala gereksiz detaylardan ve sorumluluk alanımızın dışından hoşlanmıyor bunları hayatımızdan çıkarırsak o zaman Kur’an’ın apaçıklığını da daha iyi anlarız! Mesela Kur’an “Adem ve eşi...” diyor ve hiçbir yerde eşinin adı geçmiyor. Şu halde bu adın ne olduğu önemli değildir ve sorumlu da değilizdir. Tevrat ve hadisler Havva deseler de bunu bilip bilmemek bize uhrevi dünyada katkı sağlamaz. Asıl olan sorumluluk alanımızdır…


            Sorumluluk alanımızın dışındaki konuların kapalı olmasından dolayı Kur’an’a “kapalı” damgası vuramayız. Öyle bir şey bulun ki hem sorumlu olalım hem de Kur’an buna kapalı olsun; işte imkansız olan budur!


            Zaten Kur’an derse sorumlu oluyoruz… Üstelik Kur’an açarak demektedir… O halde?.. Allah buyurdu: “Musa toplumuna dedi ki: ‘Allah size, bir buzağı boğazlamanızı emrediyor.’ Dediler ki: ‘Sen bizimle alay mı ediyorsun?’ Dedi ki: ’Cahillerden biri olmaktan Allah’a sığınırım’.” (2:67).


            “Şöyle konuştular: ‘Çağır Rabbine bizim için, açıklasın bize neymiş o ?’ Cevap verdi: ‘O diyor ki, bahsettiğim ne yaşlıdır ne de körpe. İkisinin arası bir buzağıdır.’ Hadi size emredileni yapın!” (2:68).


            “Şöyle dediler: ‘Çağır Rabbine bizim için, neymiş onun rengi açıklasın bize.’ Cevap verdi:’O diyor ki – bahsettiğim sarı renkli parlak bir buzağıdır; seyredenlere mutluluk verir.” (2:69).


            “Şöyle dediler: ‘Dua et Rabbine, açıklasın bize neymiş o! Çünkü bu buzağı bizim gözümüzde başkalarıyla karıştı. Ve biz, Allah dilerse, doğruya ve güzele elbette kılavuzlanacağız’.” (2:70).


            Bu olay bize şu ayet – i kerime’yi hatırlattı:  “Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur’an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah Gafurdur, Halimdir.” (5:101).


            Fıkhi soruların sorulması daha ziyade Peygamber sonrasına ait olduğu ve içtihat kapısı açık olduğu için mahzursuz görebiliriz. Fakat çok gereksiz fıkıh soruları kişiyi şeytanın maskarası yapmaktadır. Gereksiz konulara Kur’an - ı Kerim temas etmemiş olup zaten Müslümana yakışan da budur. Uyurken hangi tarafa yatacağız? Helaya önce hangi adımla girilir? Abdest alırken parmaklardan mı dirseklerden mi yıkamaya başlamalıyız? Sakalımızı ne kadar uzatacağız? Tırnaklarımızı hangi gün ve hangi sırayla keseceğiz? Yemekleri hangi elimizle yiyeceğiz? Hangi sebze ve meyveleri yemek daha sevaptır? Camide dünya kelamı konuşulur mu? Hangi saf daha sevap?

 
            Saçma soruların cevapları Kur’an’da yer almayınca Peygamberin ağzından üretilmeye başlandı. Çelişkiler ve hurafeler Müslümanları mezhep mezhep böldüler. Münafıklara gün doğdu ve yüz binlerce hadis ürettiler. Sünniler sünnetle ilgisi kalmayacak kadar ileri gittiler, Şiiler onları da geçtiler.


            Şu ayeti hatırladık: “Böylece her Peygambere insanlardan ve cinlerden olan şeytanları düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözleri vahyederler. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Onlara ve ettikleri iftiralara aldırma.” (6:112).


            Allah’ın kelimeleri tastamam ve mükemmel olduğu halde, Allah unutkan olmadığı halde, Allah kelime sıkıntısı çekmediği halde, Kur’an ile yetinmeyenlerin durumu Kur’an’da beyan edildiği halde, dinini grup grup parçalayanlar dışlandığı halde, Peygamber Kur’an’ı bir kenara bırakanlardan şikayetçi olacağı halde neden hala kendimize gelmiyoruz?..


            Mademki Allah teala, şüpheli rivayetlere uyanların saptığını söylüyor, “Böylece her peygambere insanlardan ve cinlerden olan şeytanları düşman kıldık. Aldatmak içi birbirlerine yaldızlı sözleri vahyederler...” (6:112) buyuruyor iken, neden şüpheli rivayetlere inanıyor ve önümüzü onlarla görmeye çalışıyoruz?


            Mademki Allah unutkan değildir, “Biz (melekler) ancak Rabbinin emriyle ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve ikisi arasında ne varsa Ona aittir. Rabbin unutkan değildir.” (19:64) buyuruyor, neden tavrımız sanki (haşa!) Allah unutmuş da biz telafi edecekmişiz gibiyiz?.


            Mademki Allah kelime sıkıntısı çekmiyor, “De ki: ‘rabbimin sözleri için okyanus mürekkep olsa ve hatta bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden okyanus tükenir.” (18:109) buyruluyor, neden bazı meseleleri ve Kur’an’ı açıklamak için kelimeler üretiyor ve katıyoruz?..


            Mademki Kur’an’la yetinmeyenler ve onu başka kitaplarla değiştirmek isteyenler hakkında, “Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar, ‘Bundan başka bir Kur’an getir, yahut onu değiştir!’ derler. De ki ‘Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben yalnız bana vahyedilene uyarım. Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.” (10:15) buyruluyor iken, neden durumumuzu onların durumuna benzetip Kur’an’ın yetmeyeceğini – yetersizliğini düşünüyor, hatta tevile kalkışıyor, hatta daha da ileri giderek işi neshe kadar vardırabiliyoruz?


            Mademki dinde ihtilaf ederek gruplaşanların Peygamberden ilişkisiz oldukları beyan ediliyor, “Dinlerini parçalara ayırıp grup grup olanlarla senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır; sonra onlara durumlarını haber verecektir” (6:159) buyruluyor, neden bundan ders almıyor ve bizler de ihtilaflı gruplar halinde gittikçe bölünüyoruz?


            Mademki Allah elçisinin (a.s.) ahiretteki tek şikayeti, ümmetinin Kur’an’dan uzaklaşması hakkında olacaktır – hadisten uzaklaşması hakkında değil, “Peygamber de dedi ki: ”Ey Rabbim, kavmim bu Kur’an’ı bir kenara itip bıraktılar.” (25:30) buyruluyor, o halde anlamak için hidayetten başka neye ihtiyaç var?..

 

            Mü’minleri rivayetler ve ictihadlar değil, ancak Allah’ın ipi olan Kur’an birleştirir...

 

                                    ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ(8) 2006   YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019