SAHİH DENİLEN RİVAYETE SAHİH DİYEN SAHİH OLMAYABİLİR!

Gelenekçilerin en büyük önyargılarından biri yeni olsun olmasın yeni duydukları şeyi reformik bulmaları ve reddetmeleridir. Oysaki burada mesele, dinin değil, müslümanın sorgulanmasıdır. Maide süresi'ndeki 'Allah'ın tamamladığı din' ile gelenekçilerin yüzleri kızarmadan tamamladığı din aynı din olamayacağına göre - ki gelenekçileri iyi niyetli bile olsalar bu tutum kurtarır mı bilemiyorum - bunun adı İslam'dan başka bir şey olsa gerek...


            Mesela bunlar türbe ziyaretlerinde ölüden medet umarken ya da çaput bağlarken aşırıya kaçıyorlar. Bunlar hakkındakilere bazı alimler "küfür" derken, bazıları küfre niyet etmedikleri ve aynı amentüye sahip oldukları iddiasıyla küfürde olmadıkları hususunda emindirler. Oysaki bunun hükmünü Allah verir; biz ise bu tutumun çok ama çok tehlikeli olduğu bilinciyle hareket eder, bunu böyle ifşa eder ve vaz geçirmeye çalışırız. İtici ve dışlayıcı bir yargılamanın da iyi sonuç vermeyeceği muhakkaktır. Allah indinde olanı Kur’an’da bildirmediyse ancak kendisi bilir. Cahiller Allah'ın indinde olanı Onun adına söyleme cürretinde bulunabilecek kadar cesur olurlar. Günümüzdeki insanları yanlış tutumlarından dolayı şirkle suçlayıp dışlarken, Resulullah'ın karşısında olan müşriklerle aynı kefeye koymamalıyız. Resul (a.s.), kendisine iman eden kötü tutumlu birine 'müşrik' demiş midir?.. Yoksa nasihati mi tercih etmiştir? Bu kişi Nebi’nin kendisiyle yüzleşse aşk heyecanından bayılacak kadar samimi bir kimse olarak o dönemdeki münafıklardan nasıl farklı addedilmez? Elbette zaten din de bir nasihattir; fakat yine elbette ki bundan ibaret de değildir. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak içindir. Sana inanmayan acaba Resul'e de inanmazdı mı sanıyorsun?..Gelenekçilerin bu tutumunda sorunlu hadislerin ve hadislere usulsüz yaklaşımın büyük rolü vardır.


            Kur'an - ı Kerim, Allah elçisine düşman olanların yalanlar uydurarak bunları elçiye yakıştıracaklarını haber vermekte ve bu yalancılara cevap olarak Kur'an'ın detaylı ve yeterli olduğunu bildirmektedir (6:112-113). Kur'an bu yalanları "akval" (sözler), "ahbar" (haberler), "hikam" (hikmetler) ya da Arapçanın o zengin kelime hazinesinden herhangi bir isimle değil, "hadis" olarak adlandırır. Doğrusu bu dikkat çekicidir. 12:111.ayette neden hadis kelimesi geçiyor?: “... Bu uydurma bir hadis değildir…” Hadis karşıtlarının sandığı gibi Allah’ın ‘hadis’in kelimesini bile sevmediğini düşünmüyorum.


            Kesin olarak emin olabileceğimiz tek kaynak Kur'an - ı Kerim'dir! Allah hadislerin değil, Kur'an'ın korunmasını garantilemiştir: “Hiç kuşkusuz o zikri biz indirdik, biz; her hal ve şartta O'nu muhakkak koruyacak olan da biziz...” buyruğundan da anlıyoruz ki, kesinlikle emin olabileceğimiz tek kaynak olan Kur'an'a iman ediyoruz. İman edilecek olanın da zaten şüphesiz olması icabeder. Bazıları her ne kadar Kur'an'ın Resul'e indirilene kadar korunduğunu ve daha sonra insanların koruduğunu söyleseler de diyoruz ki:


            1. Ona ancak temiz olan ellerin (Cibril) el sürebileceğini yani ona bozulmadan intikal ettiğini biz başka bir ayetten zaten biliyoruz.


            2. Fakat az önce zikredilen ayette koruma apaçık bir şekilde "indirdik" ifadesinden sonra kullanılmaktadır. O halde indirildikten sonar da korunacağı ifade edilmiştir. Allah, Onu indirmiş ve koruyacak olandır.


            Mushaf ve mealler tartışılabilirler; ama mesaj yani Kur'an tartışılamaz... Bizim sorumlu olduğumuz fakat kapalı olan tek bir ayet bulunamaz. Kur'an'daki abdestin ayaklara meshinin ne şekilde olduğunu tartışanlara diyoruz ki; "Ayakların meshinde amaç nedir? Temizliği değil mi? O halde onu temizleyecek olan ne ise onu anla..." Makasıt ve sorumluluğumuz dikkate alınır ve Kur'an'daki mesajlara tamamen vakıf olursak, apaçık kitap bize kapalı gelmez. Zira bir ayeti ancak başka bir ayet açıklayabilir; açık olan Kur'an'dır ve o açıklama şayet Kur'an'ın bilmediğimiz bir kısmında olursa bu bizim sorunumuzdur... Cımbızla seçilen bir ayet bazan kapalı gibi gelebilir. Fakat önceki ve sonraki ayetlere bakınca ve Kur’an’ın geneli dikkate alınırsa hiç de kapalı olmadığı görülecektir. Geneline vakıf olmayanlar elbette tefsirlerden (karşılaştırmalı ve dikkatli olmak şartıyla) yararlanabilirler.


            Resulullah'ı (a.s.) kibirliymiş gibi yansıtan hadislerin Resulullah tarafından söylenmiş olabileceğine inanmıyorun. Mesela: “Hesap günü tüm Peygamberler korku içinde canlarının derdinde iken, sadece ben ümmetimi düşüneceğim” (Buhari 97/36) hadisi ile yine mesela “Ben Ademoğullarının efendisiyim” (Hanbel 1/5; 5/540, 388) hadisindeki ifadeyi Resulullah gibi mütevazi birinin söyleyeceğine de inanmıyorum. Aksine, “Allah'ın elçileri arasında ayrım yapmayınız. Ben Yunus Peygamberden bile üstün değilim” (Buhari 65/4,5; Hanbel 1/205,242,440; 2/405,468) şeklinde ifade edilen bu hadise de inanmıyorum. Bilsem ki Resul diyor elbette inanırım; ama bu rivayet ciddi görünmüyor. “Allah'ın elçileri arasında ayrım yapmayın” kısmı Kur'an'a uyuyor. Fakat buna rağmen kendisinin ayrım yaparak kendisini başka bir Nebi ile mukayese etmesi, Yunus'u (a.s.) kendisinden üstün bularak ayrım yapması; hatta ifadede “... Yunus peygamberden bile...” derken "bile" sözcüğüyle - ki bu sözcük Yunus peygamberi küçültücüdür - hep Kur'an'ın ruhuna aykırıdır... “... Yunus'tan bile...” gerisini siz düşünün artık... Bu durumda ciddi kaynak sanılan bir kitaptaki bu hadise de itibar edilemez. Zira Resulullah (a.s.) böyle bir söz söylemiş olamaz... Ayrıca Türkçeleştirmede sorun olup olmadığının da farkında olmalı ve orijinal kaynağına bakmalıyız...


            Gelenekçiler 'yanlış da olsa' hadislere teslim olma eğilimindedirler. 'Vardır bir hikmeti' anlayışıyla hareket ederler ve karşı çıkmaya korkarlar. Oysaki karşı çıkılan (haşa!) Peygamberin sözü değil, ravinin sözüdür. Zira ravinin sözü Kur'an ahlakına aykırı ise bu söz Peygamberi bağlamaz. Körü körüne teslimiyet müslümana yakışmaz. Allah'ın vaadi kendi sözünün korunmasına dairdir. Peygamber hakkındaki rivayetleri koruyacağına dair vaadi yoktur.


            Hadislere karşı çıkanları temkinli olarak karşı çıkanlardan ayırmak gerekir. Biz ne tüm hadisleri reddediyor ne de tüm hadisleri kabul ediyoruz; fakat Kur'an'dan başka da iman ettiğimiz tek bir kaynak yoktur! Biz Kur'an'ı ölçü alarak red ya da kabul ediyoruz. Gelenekçiler tümünü kabul ederlerken adeta çamurlu su içmektedirler. Yalancıların rivayetlerini de iyi niyetle kabul etmiş olurlar. Şu onların hiç umrunda bile değil midir?: Adamın biri mübarek Peygamberin hakkında hadis uyduruyor ve o da onun tezgahına düşerek şeytanı memnun ediyor? Uydurmacı da böylece amacına ulaşıyor. O da böylece aval aval kullanılıyor. Bu onun vicdanını hiç sızlatmıyor mu? Böylece uydurukçunun sözünü Resul'ün sözü gibi tutmuş oluyor ve üstelik bir de şereflendiriyor. Yetmemiş gibi o söze bir de "şerif" diyor. Aklıyla da mı çelişmiyor? Aklını ve vicdanını devreye sokmalı...

            Tamamen hadislerin reddi de yanlıştır; zira Resulullah'ın (a.s.) - ki Kur'an'a tam olarak uygun ise - söylemiş olduğu bir sözü ihtimal de olsa reddetmek söz konusudur. "Ya dediyse..." kapısı da açık tutulmalıdır. Fakat Kur’an’a tam olarak uyan bir hadisi zaten her müslüman kabul etmekte ve böyle bir sorun söz konusu olmamaktadır. Zaten bu kaos içinde reddetmen de geçersiz bir mazerete benzemiyor...


            Allah niyetini bilmektedir. Sen zahire bak... Kur'an'a uygun olmayanın gözünün yaşına bakma. Yani kabul etme! Reddet! Çekinme! Kınayan kınasın... Esas duruşunu bozma...

 

            Bu nedenle bu iki ihtimalin ortasında mutedil olmaya çalışmalıyız. Kur'an'ın terazisine koyarak hadisin doğruluğu hakkında bir fikrimiz olabilir. Metni Kur'an'a uyuyorsa doğru olabilir; uymuyorsa zaten kesin yanlıştır. Neden "doğru olabilir" derken, "kesin" demiyoruz? Çünkü metni Kur'an'a uygun olan bir hadisin uydurulması da mümkündür ve bu da bize rivayet yoluyla gelmektedir. Sonuç olarak itikatta tek ölçümüz Kur'an'dır! Bu nedenle başka herhangi bir kitap bizim için ihtimal dahilindedir ve iman kitabı değildir. Hadis, fıkıh, kelam, tefsir, siyer ve saire ilmi bakımdan değerlendirilebilirler; fakat itikadi bakımdan asla...


            Bu ölçü bizim için böyle olduğu gibi birçok eski ulema için de böyleydi. Buhari'lerin babası, dedesi, hocası Buhari'nin hadis toplamasını beklemediler. Kur'an'a göre "iman" etiler ve hem Kur'an'a hem de tevatürle gelen sünnete göre "amel" ettiler. Hadisler bize, Kur'an'ın söylemediği çok önemli olan hangi mesajı veriyorlar? Düşününüz; hem sorumlu olacağız, hem de Kur'an'da değil de ancak hadiste bulmamız mümkün olacak... Bu imkansızdır!.. Kur'an ancak gerekli olandan söz etmiş ve hatta detaylara girmiştir. Ayet-i kerime'de şöyle buyrulur: “Onların tarihinde, bilinç sahipleri için bir ders vardır. Bu uydurma bir söz (hadis) değil; fakat kendisinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin detaylı açıklaması ve inananlar için bir hidayet ve rahmettir.” (12:111).


            Burada geçen “...her şeyin detaylı açıklaması...”  ifadesi birçok ayette vurgulanmıştır. O halde daha ne istiyorsunuz?.. Bu detay sorunlu olduğumuz mesajlarla ilgilidir. Mesela ayette, “... Adem'in eşi...”  ifadesi defalarca geçtiği halde Adem'in eşinin adının ne olduğu bile hiç bir yerde geçmemektedir. Bu durum ayetin kapalı olduğunu göstermez. Çünkü Adem'in eşinin adının ne olduğunu bilmekten sorumlu tutulmuş değiliz!.. Biz ismin ne olduğuna değil, mesajın ne olduğuna bakmalıyız... Bakalım hele Allah bizden ne istiyor?.. Zeyd hariç adına övgüler yağdırdığımız hiçbir sahabenin adı Kur’an’da geçmez. Neden? Çünkü Kur’an mesaj ve icraat kitabıdır; magazin değildir...


            Şu da sorulabilir: Eğer hadis kutsal bir kaynak ise neden Allah hadisleri korumayı garanti altına almamıştır? Neden Peygamber vahiy katiplerini oluşturdu da hadis katiplerini oluşturmadı? Sahabe neden oluşturmadı? Sonrakiler daha mı iyi düşündüler? Haşa, biz Kur'an'da tek bir ayetten şüphecik bile duymuyoruz. Fakat hadisler için de böyle söyleyemeyeceğimize göre neden kutsal sayıyoruz? Kaç tane hadis kitabı vardır ve kaçı doğru, kaçı uydurmadır? Bu problem bile çözülmüş değildir...


            Üstelik bir düşünsenize sahih diyen rivayetin kendisi de uydurma olabilir.. Mesela Buhari hakkında onun doğruluğu konusunda maksatlı uydurmalar yapılabilir ki - içindeki Kur'an'a aykırı rivayetler şeytanın amacına hizmet etsin... Mesela Buhari abartılabilir... En itibarlı kabul edilen muhaddislerin, mesela Buhari'nin kitabı bile takriben Peygamberden iki yüz yıl sonra yazıldı. O halde ne kadar emin olabilirsiniz? Zira itikad en hassas ve önemli şeydir... Siz bu günün teknolojisiyle bile iki yüz – iki yüz elli yıl öncesini ne kadar sağlıklı araştırabilirsiniz? Buhari hakkındaki hadislere de fazla itibar edilemez. Çünkü hakkında söylenenler çok çeşitlidir. Bu durumda biz Buhari'nin kişiliği konusunda bile tam bir fikir sahibi olma imkanına sahip değiliz. Kim olduğunu bilmediklerimizin ne söylediklerine bakmaktan başka çare yoktur. Ne söylediğine bakınca da şaşmaz ölçü olan Kur'an'ı baz almak en akıllıca yoldur. Buhari'nin hadislerinde kabul edilebilir olmayan çok sayıda rivayet vardır. Peygamberin işkenceciliğinden cinsel düşkünlüğüne kadar adeta Ona hakaretler bile vardır... En iyimser bir ifadeyle bunların Buhari'nin kitabına sokulduğu söylense bile, en eski Buhari kitaplarında da rastlanmasına ne denilebilir, siz düşünün?.. Bırakın Buhari’yi, hadislerinin çoğunda ravi zincirinin en başında bulunan Ebu Hureyre bile alimlerce temize çıkarılabilmiş değildir, tartışmalıdır.

 

            Resul'ün dünyaya bildirdiği tek kitap Kur'an'dır. Allah'ın: “Sor: 'Kimin tanıklığı büyüktür? 'De ki: 'Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Sizi ve ulaştığı herkezi uyarmak için bana bu Kur'an verildi. Allah'tan başka ilah olduğuna mı tanıklık ediyorsunuz?’ ‘Ben böyle tanıklık etmem’ de ve ardından şunu da söyle: 'O bir tek ilah, ben sizin ortak koştuğunuz şeyden uzağım.” (6:19).

 

                      ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ (7)/NİSAN 2006    YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019