HADİS KUR’AN’I TAMAMLAMAZ!

Sünni ve Şii mezheplerinde ne hadis kitaplarının ne de içlerindeki doğru ve yanlışların sayısı belli değildir. Bir muhaddise göre sahih olan diğerine göre zayıf veya uydurma olabilmektedir. Her mezhep kendi kriterlerine göre bu rivayetlere sarılarak, yine kendi kriterlerine göre bunları şerh etmekte ve doğruluk sınıflamasına tabi tutmaktadır. Ridde olaylarında Hz. Ebu Bekr’i (r.a) ifrat derecesinde abartmışlardır. Alici dünyada da Nusayrilerin Hz. Ali’yi (r.a.) nasıl abarttıklarını hatırlayın…

            Sünni mezhepten olduğunu iddia edenler genellikle Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Nesai ve Ebu Davud olmak üzere öncelikle bu kitaplara güvenmektedirler. Bu kitaplardaki seçilme hadisler Kütüb-i Sitte adı verilen bir kitapta toplanmışlardır. Bu kitabın hariç bıraktığı hadisler içinde dehşet verici iticilikte olanlar vardır. Aslında bu kitap da sütten çıkmış gibi değildir; ama nispeten tercihe şayandır.

            Hadis karşıtları bu kitaplar için çok daha sert bakış açısıyla derler ki: “Bu altı kitaba ilaveten İbn-i Hanbel, Muvatta ve Darimi en güvendikleri kitaplar olup bunları Kur’an-ı Kerim’e ortak koşarlar. Sünni din adamları Buhari’de Kur’an ile çelişen hadisleri Kur’an’a tercih etmekte tereddüt etmezler. Öyle ki Hanefi mezhebinin âlimleri, hadis ile Kur’an çeliştiğinde hadisin Kur’an’ı iptal edebileceğine dair iddiada bulunmuşlar ve bunu bir mezhep görüşü olarak topluma dikte etmişlerdir. Örneğin onlara göre 2.180 ayeti ve 4.24 ayetinin son bölümü hadis tarafından iptal (nesh) edilmiştir. Diğer mezhepler de söz konusu ayetlerin hükmünü reddetmekle birlikte bu reddedişin sebebi olarak hadisleri gösterme cesaretini bulamamışlardır.”

            Ben bu hadis karşıtlarının doğru söyleyip söylemediklerinden emin olabilmek için kaynaklara baktım. Gördüm ki doğru söylüyorlar. Getirdikleri deliller mevcut. Fakat yine de genelleme yapmamak gerekir. Sünni camiada görüşleri birbirine öylesine uzak imamlar var ki Şii camiadakilerin bir kısmı bile o kadar uzak değildirler. Bu ayrıca değerlendirilmesi gereken bir çelişkidir. Fakat ben neden onlar kadar sert bir hadis karşıtı değilim? Aslında aynı ölçülere sahibiz… Belki de geleneğin etkisinden tam olarak kurtulamadım. Fakat hadise iman edenlere uzak olduğumu biliyor ve bu konuda da Allah’a sığınıyorum… Şimdiki araştırma ve düşüncelerime göre doğru hadislerin de olabileceğine istinaden temkinli davrandığımı düşünüyorum…

            Mesela Tirmizi’nin, ”Kur’an’dan başka hidayet kaynağı arayan sapıtmıştır” hadisini (Tirmizi 2906) nasıl bir kenara atabilirim? Ya da hemen hemen her hadis kitabında yer alan, mütevatir olduğu söylenen özellikle birkaç hadis var ki onları nasıl dikkate almam? Saçma hadisler gibi akıl dolu hadislerin de var olduğu muhakkaktır. Mesela şu meşhur, ”Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi dini ne olursa olsun herkesi olumlu etkileyecek, vicdan ve merhamet dolu duygusal bir hadistir. Bunları dikkate almadan uyduruk hadisleri dikkate alırsak hadisleri şirk addederiz. Şirk hadisler yok mudur? Yoktur demiyorum, ama ayıklanabilir ve iman etmeden dikkate alınabilirler. Aslında ayıklamadan daha kolay olan yol, usullü hareket etmektir. Metni Kur’an’a uymuyorsa terk et, uyuyorsa zihninin bir köşesinde dursun. Ama hayat düsturun ayetler olsun…

            Nice saçma ve sapık hadisleri ‘Peygamber (a.s.) demiş’  diyerek ya da buna inanarak ahirette Allah’a hesap vereceğine, ‘çünkü şu ayete uymuyor’ diyerek hesap vermek daha kolay ve akıllıcadır. Bilmediğim şeyin ardına düşmem deyip temkinli olabiliriz. Şirke girmek çok kolay iştir. Hadise göre değil ama Kur’an’a göre en kötü ve affedilmeyecek tek şey şirktir ve cezası ebedidir. Fakat hadisi baz almayanların hiç olmazsa bu alanda şirk sorunu olmaz.

            Bir de şu meseleyi teğet geçmeliyiz: İslam’ın diğer bir kaynağı ve ölçüsü olarak bildirilen icma kelimesinin ve türevlerinin Kur’an’daki geçişi de onu kutsayan anlayışı gaybi olarak mahkûm eden bir anlam ve bağlam sergiler. Uyduruk icmalara da dikkat etmeliyiz. İcama-ı ümmet olan bir hükümden ümmetin bile haberi yokken, ne derece ya da kime göre icma?

            Allah’tan başkaları için kullanıldığında icma ve türevlerinin sürekli olumsuz bir anlam taşıması rastlantı mıdır? (20.60; 70.18;104:2; 3.173; 3.157; 10.58; 43.32; 26.38; 12.15; 10.71; 20.64;17.88; 22.73; 54.45; 28.78; 7.48; 26.39; 26.56; 54.44 vs). Bunu ayrıca değerlendiriniz…

            Hadis kelimesi Resulullah’la (a.s.) alakalı olarak Kur’an’da da geçer. Sünnilerin ve Şiilerin hadis konusundaki iddialarını tersler bir biçimde geçmesi hadis karşıtlarının diline dolanmıştır. Hadis kelimesini Peygamberimizin sözleri olarak kullanan iki ayetin işareti çok önemlidir. Malum ve kesindir ki Allah geleceği de bilendir. Allah ayet-i kerimede hadis kelimesini Sünnilerin ve Şiilerin iddia ettiği gibi dini öğretiler için değil, Peygamberin kişisel sözleri için kullanır. Şu iki yerde Allah teala hadis kelimesini olumsuz bir bağlamda kullanır. Buna gaybi tecelli diyenler de vardır. Fakat o kadar da acımasız olmamak gerekir. Zira sözcükler masumdurlar. Biz gelelim ayet meallerine:

            “Ey inananlar, yemeğe çağırılmadan Peygamberin evlerine girmeyiniz… Yemeği yiyince dağılın; bir hadise dalmayın…” (33.53).

            “Peygamber, eşlerinden birine gizli bir hadis söylemişti; fakat eşi o sözü ifşa edince Allah da onun bu davranışını Peygambere bildirdi” (66:3).

            Bir de hadisin nakledilmiş halini hesaba katın… Hz. Aişe kaynaklı denilen hadisler bile kaynağı Hz. Aişe’nin (r.anha) vefatından takriben 200 yıl sonraya ait kaynaklardır ki bunlar da tartışılabilirler… Bu konu titizlik gerektirir. Bunlar bizi Kur’an’dan uzaklaştıran bir konu haline gelmeden önce biz bunlardan uzaklaşmalıyız. Zira Kur’an’ın bütününün ne kadar fevkindeyiz? Kur’an’ı tümüyle bilirsek her gerekli sorunun cevabını orada bulabiliriz! Peygamber Efendimizin (a.s.) cinsel hayatını müstehcen ifadelerle ve palavralarla abartarak nakleden hadislerin yer aldığı kitaplar maalesef Müslümanlarca kutsal kabul edilmekte, fakat Müslüman olmayanlar bu hadisleri İslam’a sataşmaya malzeme etmektedirler. Böylece İslam karşıtlarına gün doğmaktadır…

            Bütün bunlar bize mealen şu ayet-i kerimeyi hatırlatıyor:

            “Halktan öyle kimseler var ki bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu küçük düşürmek için boş sözleri izlerler. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır” (31,6).

            Kur’an, Hazreti Peygambere iftira edenlerin ve Kur’an’ın tamam ve detaylı olduğuna inanmayanların aslında ahirete kesinlikle inanmadığını bildirir (6.112–116). Bu nedenle apaçık ve çok kolay olan Kur’an’ı anlamazlar ve onun zor ve kapalı olduğunu iddia ederler. Kur’an bizi sorumlu kıldığı konularda açık, magazine kapalıdır. Ayrıca Kur’an’a göre, Allah’ın hükmüne, insanların hükmünü ortak koşan putperestler, Kur’an’ı anlayamazlar. Böylece bu iddiaları aslında gerçek mümin olmadıkları içindir. Ayet mealen şöyledir:

            “Kur’an okuduğun zaman seninle, ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. Kalplerine onu anlamalarına engel olacak kabuklar, kulaklarına da ağırlık koyarız. Rabbini yalnız Kur’an’da andığın zaman arkalarını dönüp kaçarlar” (17:45,46).

            Bazısı şunu da sorabilir: Uydurmaların Buhari’lerin hadislerinin aralarına karıştırılmadığı ne malum?

            Bu soruyla karşılaştığımda sanki ben uydurma hadislere değil de Buhari’lere karşı imişim gibi sandıklarını düşünüyorum. Benim Buhari’yle kan davam yok… Düşmanı da değilim… Allah’ın kitabı olan Kur’an’a muhalif şeyleri o kişinin kitabında bulduysam onu mevzu ederim. Sorun bulanda mıdır bulunanda mı? Bu onun şahsıyla değil, Kur’an’a sarkmasıyla ilgilidir. Dine uygunsuz bir şeyin kimden geldiğine bakamayız. Kişisel saygı ve hatır için dinden taviz veremeyiz. Kur’an bizim şerefimizdir. Gönül isterdi ki bin küsur yıldır Buhari’de mevcut olan bu şeyler olmasaydı da o zamandan bu zamana kadar milyonlarca Müslüman yanıltılmasaydı… Biz bu delilleri Buhari’de buluyoruz. Bunlar bin yıllık bir tartışmadır. Eğer sizin bunlarsız Buhari’leriniz varsa, bunların bulunmadığını daha eski kaynak ve delillerle ispatlayabiliyorsanız konuşabiliriz. Şu halde sizinle ne konuşalım?..

            “Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca dünyada depremler olur” (İbn-i Kesir,2/29;50/1).

            “Liderler mutlaka Kureyş kabilesinden seçilmelidir” (Buhari 3.129.183;4/121;86/31).

            “Sol elinizle yemeyiniz, içmeyiniz; çünkü şeytan sol eliyle içer” (Hanbel 2.8.33).

            “Peygamber, Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı” (Buhari 59/11;76/47;Hanbel 6/57;4/367).

            “Peygamber otuz erkeğin cinsel gücüne sahip idi” (Buhari) vs.

            Bunları mı tartışacağız?.. Tut ki tartıştık; ne kazanacağız?.. Zaman tartışılacak şeylerle değil, paylaşılacak şeylerle vakit geçirme zamanıdır! Allah’ın razı olduğu itikat elde edilmeden amelde takva olmak ne işe yarar? Bir haham ya da papaz da itikadında samimi olabilir. Fakat ya itikadın sağlamlığı ne olacak?.. Gerçek bir takvada, itikat ve amel sağlamlığı birbirinden ayrılamaz…

            Allah kelamında mealen buyrulur:

            “(De ki:) ‘Ancak Allah’tan bir duyuruyu ve mesajı iletirim’. Artık kim Allah’a ve elçisine karşı gelirse içinde ebedi kalacağı cehennem ateşini hak eder” (72.23).

            Kur’an’a uymayan birtakım rivayet ve içtihatlara itaat etmek, Allah’a ve Resulüne itaat etmek demek değildir.

            Gelenekçilerin en büyük gaflarından biri de sahabeden sonraki süreci dikkate almamalarıdır. Emevi, Abbasi, Endülüs Emevileri, Selçuklu, Osmanlı dönemleri Resulullah’ın ve sahabesinin döneminden daha fazla ölçü oluşturmaktadır. Çünkü bu dönemler içtihatların ve rivayetlerin maalesef ayetlerden daha fazla öne çıktığı dönemlerdir. Fakat Peygamber dönemi bize örnek teşkil etmesi açısından neden öncelikli olmasın? O dönemi yansıtan en iyi kaynak da elbette ki Kur’an-ı Mübin’dir.

            Kur’an akıl sahiplerine hitap eder, sezgicilere değil. Sezgiciler kafalarına göre ilham alıp dursunlar bakalım; rehberleri Kur’an olmadıkça kendilerini sorgulama cesareti bile bulamayacaklardır. Şayet sorgularsalar kafaları karışacaktır. Cemaat oldukları için yaptıklarından zevk alsalar bile, sorularla yüzleşince bocalayacaklardır. Bizim gibi kafası karışık olmayanlar da amelleri daha ihlâslı yapmaya çalışmalı ve buna destek bulabilmek için cemaat şuuruna sahip olmalıdırlar. Dini bir cemaatleşme ibadetlere zevk (ihlâs) katar. İslamiyet yalnız bir şekilde hakkıyla yaşanmaz. Müslümanlar müşavereyle iş görürler ve toplumun dışına uzlete çekilmezler. Zaman bilinçli mücahede zamanıdır. 

Unutmayalım ki, hadis Kur’an’ı tamamlamaz. Kur’an tamdır, yeterlidir ve din Kur’an’dadır. 

                   ASRIN İDRAKİNE GÖRE HADİS USULÜ(4)/23.03.2006 / YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019