BAKÜ'DEKİ “İLMİHALLERİN İÇERİĞİ HAKKINDA” İSİMLİ YAZIYA CEVAP

BAKÜ'DEKİ “İLMİHALLERİN İÇERİĞİ HAKKINDA” İSİMLİ YAZIYA CEVAP

"Mealden tefsirden din öğrenilmez" derseniz dinimizi zanna ve din dışı kaynaklara başvurmuş olursunuz. Nisa 59'da "...herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Peygambere götürün..." buyrulur; "Tahtavi'ye götürün" değil. O gün diri olan Kur'an bugün işlevsiz değildir.

Ahmed Tahtavi'nin "Kur'an-ı kerimdeki Allah'ın ipine sarılın ifadesindeki ipten maksat, cemaattır. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir..." şeklindeki ifadesi şu nedenle doğru olamaz: Çünkü tek kişi olsun, çift kişi olsun ya da cemaat olsun bunlar “ip” değil, “ipi tutacak olanlar”dır. Cemaat ip değil, ipe yapışması gerekendir. Zaten cemaat olmak da tefrikayı çözmüyor; herkes kendi cemaatinin çıkarlarına hizmet ediyor. Ama herkes Allah'ın ipi olan Kuran-ı Kerim'e yapışsa işte o zaman herkes sadece aynı amaçta değil aynı zamanda aynı ölçülerde bir araya gelebilir.

Fıkıh âlimleri bile mesela Mihne/Haşeviye olayları hatırlanırsa en önemsiz meselelerde kan dökmüş ve gitgide en önemli meselelerde ayrı düşmüş oldukları halde nasıl olur da "Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer" denilebilir? Fıkıh âlimlerinin yolu “kusurlu akıllar”ının ya da kendi zanlarının yoludur; “kusursuz dinimiz”i bağlamaz. Ama Allah'ın ipi olan Kur'an'a ters düşmedikçe ortada bir değer varsa değerlendirilebilir.

Resulullah Efendimizin ve ashabının yolu “İslam”dır; kurtuluş sonradan icad olan ehl-i sünnet vel cemaat fırkası değil; fırkalaşmayı önleyen güzelim İslam dini'dir. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhepte toplanmıştır ama bu mezhepler bile geçmişte birbirlerini küfürle itham etmişlerdir. Mademki “Allah indinde din İslam'dır” o halde reformasyon yoluyla yeni tabirlere ve icatlara ihtiyaç yoktur.

Muhammed Hadimi'nin ifadesi bizi Kur'an'a davet eden bütün ayetleri tarihe gömer. “Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür” dersek farkına bile varmadan mezheplerimizi Hıristiyanlar gibi birer “din” haline getiririz. Muhkem ayetler apaçıktır ve müteşabihat da muhkemata tabidir. Hadisten hüküm çıkarmak zaten dinimizin tamamlanmasından sonra söz konusu olmuştur. Aslında bu fıkıh anlayışı da dinimizin tamamlanmasından sonra söz konusudur. Din ise daha Peygamberin sağlığında tamam olmuştur: “...Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim”... (1).

“Mezhebimizin bir hükmü, âyet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur” dersek bu “ip”le alakamız kalmaz. “Bunları da ancak müctehid âlimler anlar” dersek din “tarih” olur ve muhaddisler de müfessirler de dışlanır. Her dışlama bir tefrikadır.

“Bir işte anlaşamazsanız bu işin hükmünü, Allah ve Resulünden anlayın” (2) şeklindeki ayet meali yanlıştır ama daha büyük yanlış buradan çıkan anlamdır. “Buradaki Anlayın emri müctehid âlimler içindir” diyor. Yahu o zamanlar daha müctehidlik mi vardı?

Sonra da “Allahü teâlâ, âlimlere sorulmasının gerektiğini bildiriyor” dedikten sonra bir ayeti daha yanlış meallendiriyor: “Bilmiyorsanız âlimlere sorun” (3). Hayır, o zamanlar sonradan biçimlenen haldeki “âlimlik müessesesi” henüz kurulmamıştı. Kur'an'da “Ehle ez zikri” diyor. Rabbimiz Kur'an' a çok defa “Zikr” der; “Zikri biz indirdik” örneği gibi. Burada zikir ehli demek Kur'an ehli demektir; ondaki ayetleri Allah'ın açıkladığı gibi okuyup bilen ve yaşayanlardır.

Daha sonra aktardığı  (Deylemi) hadisi son derece zayıf bir senetle imzalı olduğu ve pek çok âlimin uydurma dediği bir hadistir. “Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda cihada verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibi” olamaz; çünkü cihad da Allah'a yapılan bir ibadettir (kulluktur). “Cihad sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında, denize nispetle bir damla su gibi” olamaz; çünkü cihaddan maksat zaten emr-i maruf ve nehy-i anilmünker'in ta kendisidir. Âlimler bundaki çelişkileri eleştirmişlerdir; ama maalesef eleştiren bu kitapların çoğu hala Arapçadır. Eleştirilenler Türkçe olduğu için sadece onlar hakkında fikir edinilmiştir.

“İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve öğretmektir” ifadesi İbni Abdilberr'i bağlar. Hadisçilerde değişir bu. Tefsircilerde de değişir. Kelamcılarda da değişir. Fıkıhçılarda da değişir. Tasavvufçularda da değişir. “Her şeyin dayandığı direk vardır. Dinin temel direği, fıkıh ilmidir” demiş Beyheki. Hadiste de "Namaz dinin direğidir, kim onu terk ederse dinini yıkmıştır" (4) denilir. Fıkıhta değil ya da hadiste değil gerçekte nedir dinin direği? Madem çadırın direğini devirsen çadır da devrilir; fıkıh bilmeyene ya da namaz kılmayana kâfir denmediğine göre hangi şey devrilince kâfir denilir? Söyleyeyim: Kur'an'da öldükten sonra kesin olarak bağışlanmayacağı apaçık bildirilen tek suç şirk'tir. Şirkte olanı ne fıkıh kurtarır ne de namaz... Al sana dinin direği: Sahih bir iman... Yeter mi? Hayır. Sadece direkten çadır olmaz.

Hanefi mezhebinde namaz kılmayan kişi dövülür; Hanbelî, Şafi ve Maliki mezheplerinde ise öldürülür. Hanbelî, Şafi ve Maliki olanların Hanefi'ye göre adam öldürme fiilini işleyip en büyük günaha girdiklerini söylemelerine diğer üçü sessiz mi kalıyor sanıyorsunuz? Ya da bu üçünün Hanefileri sırf dövdükleri ve öldürmedikleri için Allah'ın bir hükmünü inkâr edip uygulamamakla zalim olarak suçlamadıklarını mı sanıyorsunuz? Hani 4 hak (mezheb) vardı? Allah dinini yalnız bu mezhep imamlarının anlayacağı şekilde mi indirdi ki insanların sadece hak olduğu söylenen bu 4 mezhebe uymaları bir zorunluluk olsun? Allah dinini ancak bu 4 kişi anlasın diye indirdiyse Kur'an'da niye birçok defa “Ey insanlar...” diye insanlara doğrudan hitap etmiştir?

En meşhur hadisçi Buhari'nin koskoca Hanefi'yi eleştirmesi ve “güvenilmez” ilan etmesi hadisçilerin bile bazı mezhepçileri beğenmediğinin en dikkat çekici örneğidir. Bugünkü Hanefi mezhebini bile bize Ebu Hanife'yi öldüren iktidarın yönetimi altında aktardılar. Öyle ki Hanefi mezhebinin Ebu Hanife'den sonra iki numaralı kişisi kabul edilen Ebu Yusuf, Ebu Hanife'yi öldüren iktidarın resmi fetva makamı olmuştu. Ebu Yusuf'u dini konularda otorite olarak ön plana çıkartan iktidarın mensuplarının, hocasının katilleri oldukları halde ideolojik ve çarpık olmadan kalabilmesi mümkün müdür? Ebu Hanife “reyci” tanıtıldığı halde bugünkü Hanefi mezhebinin “hadisçi” olması; bugünkü “Hanefi” mezhebinin Ebu Hanife'nin görüşlerinden saptırıldığının da önemli bir delilidir.

“Ölü hayvanın derisi” Hanefi'ye göre haram, Maliki'ye göre helal, Şafii'ye göre haram, Hanbelî'ye göre helaldir. Bu mu 4 hak?

“Namaz içinde unutarak konuşmak” Hanefi'ye göre namazı bozar, Maliki'ye göre bozmaz, Hanbelî'ye göre bozar, Şafii'ye göre bozmaz. Bu mu 4 hak?

“Namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinin haram olduğu mesafe” Hanefi'ye göre 40 kulaç, Maliki'ye göre 1 kulaç, Şafii'ye göre 3 kulaç, Hanbelî'ye göre 3 kulaçtır. Bu mu 4 hak?

“Abdestin sünnetlerinin sayısı” Hanefi'ye göre 18, Maliki'ye göre 8, Şafii'ye göre 30, Hanbelî'ye göre 20'dir. Bu mu 4 hak?

“Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı” bile Hanefi'ye göre 7, Maliki'ye göre 4, Şafii'ye göre 5, Hanbelî'ye göre 6'dır. Bu mu 4 hak?

Ne zaman anlayacağız hakkın 1 olduğunu ve onun da İslam olduğunu?

Aklımı kullanamam deyip bahane arayanlar istedikleri zaman mangalda kül bırakmıyorlar. Aslında tuttukları yanlış yolu bile korkup kullanmadıkları bu akılla tutuyorlar. Ama ayet uyarıyor: “...Aslında insan kendi aleyhine iyi bir gözetmendir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.” (5).

Bizden hatırlatması:“Dinlerini parça parça edip hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.” (6).

Sıkıldığım için yazının devamını eleştirel değerlendirmeye tabi tutmayacağım. Anlayana bu kadar da yeter...        

DİPNOTLAR: 1. (Maide:3), 2. (Nisa: 59), 3. (Nahl: 43), 4. (Acluni, Keşfu'l Hafa, II/31), 5. (Kıyamet:14,15), 6. (Enam:159).


                                    07.03.2013/YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.